Yayım tarihi:

Devamı var:Fatih Devri Osmanlı-Akkoyunlu İlişkileri

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Papa III. Calixtus’un (1455-1458) elçisi Fransisken rahibi Lodovico da Bologna, Trabzon ve Gürcistan’dan sonra 1459’da Diyarbakır’a da uğrayarak Akkoyunlu hükümdarını “Büyük Türk” Fatih’e karşı kurulacak ittifaka katılmaya davet etmiş ve bu teklifi müsbet karşılayan Uzun Hasan da kendi adına Avrupa’ya bir elçi göndermişti. Rahip Lodovico ve Trabzon ve Gürcistan elçileri ile birlikte hareket eden bu Akkoyunlu elçisi, Alman İmparatoru III. Friederich’e, Osmanlı sultanına karşı savaş için Uzun Hasan’ın “elli bin” kişilik bir kuvvet hazırlayacağını bildirmiş ve 1460 yılının Aralık ayında Roma’ya vardığında da, yeni Papa II. Pius’a (1458-1464), Hristiyan devletlerin Osmanlılar aleyhine batıda aynı anda savaşa girişmeleri şartı ile Uzun Hasan’ın da doğuda harkete geçeceğini vaadetmişti.

Bu suretle Hristiyan devletler arasındaki birliğe girmeyi kabul eden Uzun Hasan, yine Trabzon-Rum İmparatoru David’in (1458-1461) ricası üzerine, 1459’da yeğeni Murad Bey’i İstanbul’a göndererek kendisine cizye vermeyi kabul eden Trabzon İmparatorluğu’nun 1453’ten beri Osmanlı hazinesine her yıl ödemekle mükellef olduğu ve miktarı 1458’de iki bin dukadan üç bin dukaya çıkarılmış olan verginin affedilmesini istemişti. Ayrıca, vaktiyle Yıldırım Bâyezid’in Osmanlı topraklarına saldırmaması karşılığında Kara Yülük Osman Bey’e vaat etmiş olduğu fakat Timur’un ölümünden sonra gönderilmeyen sarık, seccade ve eyer takımı gibi hediyelerin toptan verilmesini istemişti. Hatta Akkoyunlu hükümdarı daha da ileriye giderek elçisi ile, karısı Despina Teodora’ya çeyiz (cihaz) olarak verilmiş olan Kapadokya, yani Kayseri ve havalisinin kendisine teslimini talep etmişti. Ancak bu aşırı istekler karşısında Fatih’in cevabı: “Haydi siz rahatça gidiniz, ben gelecek sene kendim gelip, padişahınızın benden istediği şeyleri beraber getireceğim ve borcumu ödeyeceğim”, demekten ibaret olmuştu .

Ebu Bekr-i Tihrânî’nin Kitâb-ı Diyârbekriyye adlı eserinde de belirtildiği gibi, Uzun Hasan, Fatih Mehmed’e gönderdiği elçiden olumsuz cevabı alır almaz, Osmanlı himayesinde bulunan Koyulhisar’ı zaptetmişti . Koyulhisar aslında zannedildiği gibi doğrudan doğruya Osmanlılar’a ait bir kale olmayıp, ancak stratejik ve küçük bir emaretin merkezi idi. İstanbul’dan Erzurum’a giden yol üzerinde, aynı zamanda kuzey Anadolu’ya ve Trabzon’a inen yolun da bir kilidi mesabesinde bulunuyordu. Uzun Hasan, Koyulhisar’ı ele geçirmekle tecâvüzkâr tavrının ilk tezâhürünü ortaya koymuş oluyordu. Fatih Sultan Mehmed, bu hadise üzerine Uzun Hasan’a bir elçi göndermiş ve barış istemişti. Ancak, Uzun Hasan’dan bu kaleyi almak için yapılan girişimler sonuçsuz kalmıştı .
Uzun Hasan’ın bu saldırgan hareketlerine karşılık, Fatih, Şarabdâr Hamza Beyi Koyulhisar üzerine göndermişti. Ancak, Hamza Bey bu kalenin fethini başaramayıp, kuvvetleriyle çevredeki köy ve kasabaları yağmalayıp geri dönmüştür. Hamza Bey’in bu hareketi üzerine Karamanoğulları’na yardım maksadıyla adamlarını gönderen Uzun Hasan, bilhassa Tokat’ta büyük ölçüde yağma, tahrip ve mezâlim yaptırmıştır .

Fatih Sultan Mehmed, bu defa kendisi büyük bir ordu ile asıl hedef Trabzon olmak üzere harekete geçmiştir. Ancak o, Uzun Hasan’ın tecavüzlerinin artması üzerine Trabzon üzerine yapacağı seferde kendisini arkadan vurabilecek Akkoyunlu Devleti’ni etkisiz hale getirmek için Sivas’a doğru yönelmiştir. Akkoyunlular’ın bir süre önce elde ettiği Koyulhisar’ı üç günlük bir çarpışmadan sonra fethetmiştir. Bu arada Uzun Hasan’ın amcazâdesi Hurşit Bey’in kuvvetleri ile Gedik Ahmed Paşa idaresindeki kuvvetler arasında bir çarpışma olmuşsa da Hurşit Bey’in kuvvetleri savaşı kaybetmişlerdir .

Fatih Sultan Mehmed ise, Trabzon işini bir tarafa bırakarak, Uzun Hasan ile çarpışmak üzere Erzincan üzerine yürümüş ve Yassı-çimen denilen yerde ordugâh kurmuştu. Bu şekilde Osmanlı padişahının Uzun Hasan’a hücuma hazırlandığı sırada, Uzun Hasan tarafından gönderilen bir elçilik heyeti, Osmanlı ordugâhına geldi. Bunların arasında Uzun Hasan’ın annesi Sare Hatun ve Çemişgezek Beyi Hasan da vardı. Fatih Sultan Mehmed’in çok değer verdiği ve Ana diye hitap ettiği Sare Hatun’un ricaları ve Mahmud Paşa’nın da iltimâsı üzerine Osmanlı memleketlerine ve onların himayeleri altındaki yerlere tecavüz etmemek ve Trabzon-Rum İmparatorluğu’na yardımda bulunmamak şartıyla onlarla bir anlaşma yapıldı. Fatih, bu anlaşmadan sonra kuzeye doğru dönerek Trabzon üzerine yürümüş ve 15 Ağustos 1461 tarihinde Trabzon’u sulhen fethetmiştir. Ailesi dolayısıyla vâris olduğu için Trabzon hazinesinin bir kısmı da Uzun Hasan Bey’e gönderilmiştir .

Fatih’in Trabzon seferi sırasında Uzun Hasan’a güveni olmadığını ve sefer sırasında onu hareketsiz bırakabilmek için gönderdiği elçileri âdeta rehin gibi yanında alıkoyduğunu biliyoruz. “Uzun Hasan Bey rikâb-ı devletin hizmetine gelüb sevâb-ı gazâdan ve avâtıf-ı husrevânemden behremend olmadı. Vâlidesi mutemedleri ile rikâb-ı kâm-yâbın yanınca bile olsunlar” diyerek, Uzun Hasan’a gönderdiği mektupta; “egerçi ki zimmeti hizmetinize lâzım olan zümre-i guzâta rehber ve hemrâh olmak ve muavenet icab eden mahallerde bezl-i müzâheretiniz vukû bulmak vâcibât-ı dîn ü devletten idi. Zâhir budur ki mevâni-i ârızî hasebiyle ol mâna müte’azzir olmuşdur” deyip, annesi ile elçilerin Trabzon alındıktan sonra iade edileceklerini bildirmişti .

Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasında ilk çatışma, 1461 yılında Osmanlı padişahının Trabzon seferi sırasında görülmektedir. Uzun Hasan bir baskınla ele geçirdiği Koyulhisar’ı muhafaza edemediği gibi, Fatih Sultan Mehmed’in 1461 yılında Amasra ve Sinop’u da zaptederek Yassı-çimen mevkiine kadar ilerlemesine engel olamamıştır. Uzun Hasan, Fatih’in bu başarıları karşısında, annesi Sare Hatun ile Çemişgezek Beyi Hasan’ı Osmanlı ordugâhına göndererek barış istemek zorunda kalmıştı. Osmanlı padişahına elçi olarak gönderdiği annesinin Fatih’in sefer sonuna kadar yanında alıkoymasına razı olmak ve eşinin memleketi ve müttefiki olan Trabzon’un Osmanlılar eline geçmesine uzaktan seyretmek durumunda kalmıştı. Fatih Sultan Mehmed ile Uzun Hasan arasındaki mücadelenin birinci safhası, 1461’de Trabzon-Rum İmparatorluğu’nun ortadan kaldırılması ile Fatih lehine sonuçlanmış oluyordu .
Bununla beraber Uzun Hasan, Anadolu’ya hakim olmak hususunda, Osmanlı padişahı ile mücadeleden aslâ vazgeçmiş değildir. Ancak o, zaman için fırsat kollamakta, henüz kâfi derecede ilerlemiş bulunmayan hazırlıklarını tamamlamak için kesin hesaplaşmayı geleceğe ertelemek durumunda kalmıştı. Osmanlılar Anadolu’ya doğru devamlı surette genişliyorlardı. Bu durumda iki devletin çatışması için vesile teşkil edecek fırsatlar nasıl olsa çıkacaktı. Birkaç yıl sonra Karamanoğulları Beyliği hadisesi ortaya çıkmıştır. Trabzon’u Osmanlılar’a kaptıran Uzun Hasan’ın, bu defa da Karaman arazisini kendi nüfuz sahası telakki etmesi üzerine mücadelenin uzun süren ikinci safhası başlamıştır. Karamanoğulları da Osmanlılar’a karşı sürdürdükleri mücadelede bir taraftan diğer Anadolu beylikleri, Balkan devletleri, Venedik Cumhuriyeti, Papalık ve Haçlı kuvvetleriyle yaptıkları ittifaklardan arzuladıkları neticeyi alamamışlardı. Bu defa Karamanoğulları, Doğu Anadolu’da kurulup büyümekte olan Akkoyunlular ile Osmanlılar’a karşı ittifak olmak için girişimlerde bulunuyorlardı.
Osmanlılar’a karşı en büyük hasım olup, Çelebi Sultan Mehmed’in (1412-1421) damadı olan Karamanoğlu İbrahim Bey (1424-1463) otuz dokuz yıl hükümdarlık ettikten sonra vefât etmiş, tahtını veliahdı ve büyük oğlu İshak Bey’e bırakmıştı. Karamanoğlu İbrahim’in Çelebi Mehmed’in kızından doğmuş olan ikinci oğlu Pir Ahmed Bey ile diğer kardeşleri, üvey kardeşleri İshak Bey’in hükümdarlığına karşı çıktılar. İshak Bey muhalefete geçen kardeşlerine karşı koyamayınca Silifke taraflarına çekilmiş ve Pir Ahmed Bey, Konya ve havalisinde Karamanoğulları’nın hükümdarı olmuştu. İçel taraflarına çekilen İshak Bey önce Memlûklar’dan yardım istemiş ve netice alamayınca, kendisi bizzat Suriye yolu ile Akkoyunlu Uzun Hasan Bey’in yanına gitmiştir. Akkoyunlu Uzun Hasan’dan aldığı yardım kuvvetleriyle gelerek, Karaman beyliğini tekrar ele geçirdiğinden, bu defa da Pir Ahmed Bey Osmanlılar’a müracaat eylemişti. Pîr Ahmed Bey, Karaman ilinden bazı yerleri terketmek şartıyla Sultan II. Mehmed’in himayesini istemiştir .

Karamanoğulları arasındaki bu taht kavgaları, Karamanoğulları ülkesi için iki büyük komşusu olan Osmanlılar ve Akkoyunlular’ı kendi arasında bir nüfuz mücadelesine sürüklemişti. Jeopolitik mevkii bakımından Karaman, Anadolu hakimiyeti için son derece önemli bir bölgedir. Bu itibarla ne Fatih Sultan Mehmed’in, ne de Uzun Hasan’ın orada olup bitenlere bigâne kalması mümkün değildi. Kaldı ki, Karamanoğulları Uzun Hasan’ın eski bir müttefiki idi. Ayrıca Uzun Hasan’ın doğuda Karakoyunlular gibi kudretli bir düşmana karşı koyabilmesi için Karaman’ı nüfuzu altında bulundurmak suretiyle gerisini emniyet altına alması gayet tabiî idi . Görüldüğü üzere gerek Osmanlılar, gerekse Akkoyunlular her ikisi de Karamanoğulları ülkesi üzerine İbrahim Bey’in vefâtı ile başlayan süreçte, yoğun bir nüfuz ve hakimiyet mücadelesine girmişlerdi.
Osmanlı hükümeti, Pir Ahmed Bey’e yardıma karar verdi. Pir Ahmed, Antalya sancakbeyi Köse Hamza Bey kuvvetlerinin yardımıyla Karaman’a girmeyi başarmıştı. Ermenek ve Dağpazarı muharebesinde mağlup olan İshak Bey, yine Silifke’ye çekildi. Ailesi ile oğlunu orada bırakarak kendisine yardım temin etmek üzere Diyarbakır’a Uzun Hasan’ın yanına gitti. Pir Ahmed Bey, bu defa ana-baba bir olan kardeşi Kasım Bey ile uğraşmak durumunda kaldı. Bu iç olayları bertaraf ettikten sonra, tekrar Osmanlı’ya vermiş olduğu yerleri almak için Uzun Hasan’dan yardım gördü ve Osmanlılar’a karşı mücadeleye girdi. Karamanoğlu Pir Ahmed, 1469’da bir “Ehl-i Salip” halinde Fatih Sultan Mehmed’e karşı mücadeleye başlamış olan Venedik, Papa, Napoli, Macar, Arnavutluk ve Rodos şövalyeleri harekâtından yaralanmak istemiştir .
Venedik Cumhuriyeti senatosu 2 Aralık 1463’de Fatih Sultan Mehmed’e yani Osmanlılar’a karşı Akkoyunlular ve Anadolu’daki diğer beylikler ile ittifak yapılması kararını almıştır. Venedik yönetimi 1464’ten sonra Akkoyunlu sarayına bazı heyetler göndermişti. Venedik 1463-1479 yılları arasında Osmanlılar ile on altı yıl sürecek olan savaşı da başlatmış oluyordu. Venedik Cumhuriyeti, oysa yıllarca Osmanlı Devleti’nin kendilerine sağladıkları ticarî imtiyazlardan yararlanmışlardı.

Akkoyunlular, bir yandan Osmanlılar’a karşı kurulan ittifaklarda yer alırken bir yandan da onlarla doğrudan doğruya çatışmalara girdiler. Akkoyunlular tarafından bakıldığında, Fatih Sultan Mehmed, Asya-Avrupa transit ticaret yollarını kontrol altında tutmakta, yüksek vergiler alarak Avrupa devletleri ile Akkoyunlular Devleti’nin çıkarlarına engel olmaktaydı. Bunun yanı sıra Avrupalılar da iki Türk devleti arasına kendi çıkarları uğruna ikilik sokmak istiyorlardı. Venedik, Fatih’e karşı kendisine yardımcılar ararken, Karamanlılar ve Akkoyunlular ile temasa geçmekte hiçbir güçlük çekmedi. Çünkü her iki devlet de Orta Anadolu’yu hakimiyet altına almak istiyorlardı ve karşılarında yegâne rakip Osmanlılar idi.

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir