Fahreddin Paşanın Medine Müdafası


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Fahreddin

1.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı orduları, işgal tehdidi altındaki bütün vatan topraklarını emperyalist düşman ordularına ve onların yerli işbirlikçilerine karşı kahramanca savundular.
Bu sırada Ömer Fahreddin Paşa’ya, Hicaz bölgesini müdafaa görevi verilmişti.
Hicaz Seferî Kuvvetler Kumandanı ve Medine Muhafız Vekili Fahreddin Paşa son derece kısıtlı imkânlarla Medine”yi 2 yıl 7 ay boyunca kahramanca müdafaa etti.Çok zor şartlarda sürdürülen bu mukaddes savunma görevi sırasında Fahreddin Paşa Medine”de bir Cuma günü Mescidüi Nebevî’de minbere çıkarak ve şu hutbeyi okudu:
“Türk, Arap, Kürd, Çerkes, Arnavud, ey Ümmet-i Muhammed!
Şurada yatan Harem-i Şerif sahibi Hz. Peygamber’in huzurunda sizlere beyanatta bulunmak üzere Minber-i Mukaddes’ e çıkmak şerefine mazhar olduğum için pek bahtiyarım…
Bu şerefe nail olduğumdan dolayı Cenâb-ı Hakk’a ve Habib-i Ekremi’ne hamd-ü senalar ederim.
Almanlarla birlikte giriştiğimiz şu harbde Rusya parçalandı ve bunun neticesinde otuz kırk seneden beri esir olan üç sancağımız: Kars, Ardahan ve Batum’u kurtarmaya muvaffak olduk. Ordularımızı bu muvaffakıyetlere mazhar kılan Allah’a ve Resulüne hamdü senalar olsun.
Halife orduları en büyük düşmanlarıyla boğaz boğaza çarpıştığı bir sırada Şerif Hüseyin’in isyan ve düşmanlarla ittifak etmesi Halep, Kudüs, Beyrut, Basra, Bağdat gibi birçok güzel şehirlerimizin düşman eline geçmesini sağladı.
Mısır’daki İngiliz generali Ragnel Doncet, güya şahsi menfaatimi düşünürcesine hayatım hakkında teminatlar vererek gönderdiği beyanname ile beni kandırmaya çalıştı.

Fahreddin

Ben bu tacizcilere, bu işgalcilere şu cevabı verdim: “Muhammedîyim, Türküm ve askerim. Tefâhürü/ övünmeyi sevmem!”
Kardeşlerim!
Sizin bana ve benim size itimadım oldukça, sabır ve sebat edip düşmana boyun eğmeyeceğiz!
Almanlar bize: “Siz Medine’yi müdafaa edemezsiniz, tahliye ediniz!” diye birkaç defa teklifte bulundular. Ben bu teklifleri reddettim ve bugüne kadar Hz. Peygamber”in mübarek kabrini siz kahramanlarla müdafaa ettim.
Gerçi pek çok ümitsiz günler geçirdik. Fakat Cenab-ı Hakk’ın yardımı, Resûlünün şefaat ve ruhaniyeti sâyesinde düşmanımıza boyun eğmedik ve bundan sonrada inşallah eğmeyeceğiz!
Çalışmanız, gayretiniz makbul olsun! Çektiğimiz zahmet ve meşakkâtlerin mükâfatını göreceğiz.
Bununla beraber müşkülat sona ermemiştir.
Vazifemiz pek mühimdir.
Sabır ve sebat edip düşmanlarımızı itaate mecbur edeceğiz, hatta bu uğurda icap ederse hep beraber öleceğiz.
İşte size lâzım olacak kadar vaziyeti izah ettim.
Sizden ve benden sabr-ü sebat ve devam-ı mukavemet, Cenab-ı Hakk’tan hidâyet, Peygamberden şefaat!…”

Şam işgal edilmişti. Osmanlı İmparatorluğu Filistin, Lübnan, Suriye, Irak ve bütün Arabistan’ı fiilen kaybetmişti. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Antlaşması aynı gün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa imzalı acele bir telgrafla Osmanlı ordularına şöyle duyuruldu: “Dört seneden ziyade din ve namus uğrunda akıllara sığmayacak fedakârlıklar gösterildikten sonra içinde bulunduğumuz devletler birliğinin mağlubiyet ve büyük güçsüzlüğe uğraması Osmanlı Devletimizi, İtilaf Devletleriyle antlaşma yapmaya zorladı…”

Antlaşmanın bir maddesinde Hicaz ve Yemen’de bulunan Osmanlı kıtaları ve garnizonlarının en yakın İtilaf Devletleri kumandanına teslim olması şartı vardı. Mütareke haberi Medine’ye ulaştığında, Fahreddin Paşa askerlerini ve Medine’nin ileri gelenlerini Haremi Şerif’te toplayarak. Onlara, Mescid-i Nebevî’nin Ravza-i Mutahhara’nın tam karşısındaki minberinden şöyle seslendi:

Fahreddin

Ey İnsanlar!

Malûmunuz olsun ki, kahraman askerlerim, bütün İslâm’ın sırtını dayadığı yer, manevi gücünün desteği, Hilafetin gözbebeği olan Medine’yi son fişengine, son damla kanına, son nefesine dek muhafaza ve müdafaaya memurdur.

Buna müslümanca, askerce azmetmiştir.

Bu asker Medine’nin enkazı ve nihayet Ravza-ı Mutahhara’nın yeşil türbesi altında kan ve ateşten dokunmuş bir kefenle gömülmedikçe Medine-i Münevvere kalesinin burçlarından ve nihayet Mescid-i Saadet minareleriyle yeşil kubbesinden al sancağı alınamayacaktır!

Allah-ü Teâlâ bizimle beraberdir.

Şefaatçimiz O’nun Resulü Peygamber efendimizdir.

Ey bütün tarihi eşsiz kahramanlıklar, şan ve şereflerle dolu Osmanlı ordusunun yiğit subayları!

Ey her cenkte cihanı tir tir titretmiş, asla kimseye boyun eğmeyerek daima namus ve din borcunu kanıyla ödemiş yiğit Mehmetçiklerim! Kardeşlerim! Evlatlarım!

Gelin hep beraber Allah’ın ve işte huzurunda huşu ve vecd içinde gözyaşları döktüğümüz Peygamberinin karşısında hep beraber aynı yemini tekrar edelim ve diyelim ki: Ya Resulallah biz seni bırakmayız!”
Savaş uzadıkça asker içinde bozguncular türer. Bu haysiyetsizler, Fahreddin Paşa’yı etkisiz hâle getirmek, direnişi kırmak ve Medine’yi teslim etmek için bir beyanname neşrederler. Bu alçakça beyannamenin son satırları şöyledir:

“Burada maksatsız, ölmekte ne hikmet var? Kur’an’ımız; Peygamberimiz, beyhude yere ölmeyi men etmemiş mi? Uyanalım! Süratle karar lâzım; zaman geçtikçe hayatımızın kıymeti büyür. Uyanalım arkadaşlar!…”

Fahreddin Paşa ise “düşmana hemen tesim olalaım” diyen bu şerefsizlere karşı bir başka beyanname ile şöyle cevap verir:

“Kan dökmek memnûdur/yasaktır” diyorsunuz. Öyle mi?
Ey yeminleri ile birlikte şeref ve namuslarını ve silâh arkadaşlarının bunca mukaddes cenazesini çiğneyen alçaklar!
Gidiniz, baldırı çıplak işbirlikçi/âsilere yüzsuyu dökünüz/yalvarınız.
Sizi Cehenneme kadar götürecek olan bu yolda, yolunuz açık olsun!”

Çok güç şartlarda Medine”yi müdafaa eden Fahreddin Paşa, ikmal yolları kesildiğinden emrindeki askerlerin iaşesini sağlamakta zorlandığında dahice bir buluş yapararak, askerlerin et ihtiyacını karşılamak ve eksik kalan kalorilerini temin için o sırada medineyi adeta istila etmiş olan çekirgeleri yiyecek olarak kullanllanmaya karar verir.

Bu konudaki 7 Haziran tarihli günlük emri şöyledir:

“Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Bitki ile besleniyor. Serçe gibi huysuz, serçe gibi asabî. Yediği şeyleri itina ile seçiyor ve temiz şeyler yiyor. Hicaz, Âsir, Yemen ve Afrika Arabları”nın başlıca gıdası çekirgedir. Bedevîler sağlamlık ve zindeliklerini, hafifliklerini yedikleri çekirgelere borçludurlar. Çekirgeyi develer de büyük bir zevk ile yiyorlar. “Kunfede” de develeri kâmilen çekirge ile besliyorlar. Müessir ve katî olan şifa hassaları dizlerinin bağı çözülenlere, zayıflara, bünyevî hastalıklara- büyük tesiri vardır.
Çekirge romatizma için iksir gibidir. Şifa hassaları bilhassa yumurtasında toplanmıştır. Biz maatteessüf bunları çukurlara gömerek, üzerlerine kireç dökerek ziyan ediyoruz.
Çekirgeyi doktorlarımıza tetkik ve tahlil ettirdim. Bunlar, tetkikat neticesinde çekirgeden yüksek sitayişle bahsetmekte, şifa ve gıda özelliklerini saymakla bitirememektedirler.”
Çekirge bir gıda, hem de devadır. Av etleri gibi bundan da istifade etmeliyiz. Yediğimiz sebzelerin birçoğundan daha ziyade faydalı olduğu tecrübe ile tahakkuk etmiştir.
Medine”de müzayede ile bir okkası, yedi-sekiz kuruşa satılıyor. Sahil kasabalarda pek beğenilen ıstakoz ve karidesten hiçbir farkı yoktur.
Çekirge, her iklimde yenebilir. Yenmesi sünnet-i seniyedir. Cenab-ı Peygamber, hadis-i şeriflerinde “Uhillet lenâ meyyitâni veddemâni” buyurmuşlardır. Mânası: İki ölü ve iki kanlı bize helâl oldu” demektir. “İki ölü; çekirge ile balık, iki kanlı ise, karaciğer ve dalaktır”. İmam-ı Malik, yenmesine cevaz verilen çekirgenin başının koparılmasını veyahut ateş üzerinde kavrulmasını şart kılmış ise de “Hanefi ulemâsının” çekirgenin ölüsünü bile helal saydıkları ve hiçbir kayda tâbi tutmadıkları “Tenvir-ül Ebsâr” ve onu şerh eden diğer kitaplarda yazılmıştır.
Hicaz çekirgesi, diğer mıntıkaların çekirgelerine nazaran daha besili ve tatlıdır. “Şark” ve “Hail” cihetlerinde Bedevîler çekirgeyi bereket sayarlar.
Çekirge yemeği dört suretle hazırlanır.
1- Toplanan çekirgeler çiroz gibi güneşe serilir, iki üç gün kadar kurutulur. Ayakları ve başı koparılır. Daha sonra beden kısmı bir parça yağ ile kavrulur ve kavurma gibi yenir.
2- Sıcak su ile haşlanır, baş ve ayakları temizlenir. Hemen pişmek üzere bulunan pirinç ve bulgur pilavına karıştırılır.
3- Haşlanmış çekirgeler tabağa konulup, üzerine zeytinyağı ve limon gezdirilir.
4- Çekirgenin kavrulan kısmı, havan içinde toz haline getirilir ve et tozu konservesi şeklinde kutularda, dağarcıklarda saklanır. Araplar arası en makbul tarzı budur. Bunlar, savaş zamanlarında Bedevîlerin biricik gıdasını teşkil eder.
Büyük bir dikkat ve ihtimam ile ve kendime mahsus titizlikle yaptırdığım tecrübelerde tıbbî hassaları tahakkuk eden ve yenmesi sünnet olan çekirgeye yan gözle bakmak ve ondan tiksinmek, en hafif tâbir ile nimet tanımamazlıktır. Dün karargâh sofrasında Çekirge tavası vardı. Arkadaşlarımla beraber pek tatlı yedim ve bunu dil konservesinden daha iyi buldum. Hele zeytinyağı ve limon suyu ile salatası pek nefis oluyor.
Elhasıl dün, çekirgeleri bahçelerden kovup yok etme tedbirini düşünürken, bugün çekirge geliyor mu? diye yolları gözlüyorum. Hangi mıntıkaya çekirge düşerse, tarifim veçhile istifade edilmesini ve bana da hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlarımdan rica ederim.”]

Ömer Fahrettin Paşa’nın İstanbul’a gönderdiği hazinenin listesi
Medine’nin elden çıkacağını gören Paşa, Peygamberimizin bu kentteki mezarına Osmanlı padişahları tarafından gönderilen hediyeleri, başka bir deyişle o muhteşem hazineyi, 1918 yılında bir muhafız kıtası eşliğinde ve mühürlü sandıklarla İstanbul’a gönderip ülkemize kazandırıyor.

Allah rahmet eylesin, ne iyi yapıyor. Aksi takdirde bu değerli eşyalar, şimdi Suudilerin elinde olacaktı.
Şimdi size Fahrettin Paşa tarafından İstanbul’a gönderilen ve günümüzde bir bölümü Topkapı Sarayı Müzesi’nde teşhir edilen o hazinenin tam listesini sunuyorum:

– Hazreti Osman’ın ceylan derisine el yazmalı Kuran’ı.
– 5 adet eski el yazması Kuran ve 4 adet Kuran cüzleri.
– Değerli taşlarla bezenmiş, altın kaplamalı 5 adet Kuran kabı.
– Hilye-i Şerif (Peygamberimizin yazı ile yapılmış portresi). Gümüş çerçeveli, yeşil kadife üzerine pırlanta ve incilerle Peygamberimizin adı yazılı, gümüşten güneş resimli…
– Bir adet som altın üzerine pırlanta ile Kelime-i Şehadet yazılı levha.
– Pırlantalı, incili, mercanlı 7 adet tespih.
– Gümüş işlemeli 2 adet rahle.
– Sultan Abdülaziz’in pırlantalı ve altın işlemeli tuğrası.
– 4 adet sancak başı ve 3 adet değerli kılıç.
– Kevkeb-i Dürri adlı 4 parça büyük elmas.
Altın üzerine oturtulmuş, çevresi elmas ve yakutlarla bezenmiş.
– 14 adet pırlanta ve zümrütlerle bezenmiş altın askı.
– Pırlanta, inci, yakut ve zümrütlerle bezenmiş 11 adet altın kandil askısı.
– Değerli taşlarla bezenmiş 1 adet altın kandil.
-1 adet altın kahve askısı.
– Değerli taşlarla bezenmiş 7 adet altın şamdan. İkisi 1.55 metre boyunda ve 50 kilo ağırlığında. Her birinin üzerinde 2.680 pırlanta var.
– 1 adet altın makas.
– Değerli taşlarla bezenmiş 8 adet altın gülabdan (gülsuyu kabı) ve 12 adet altın buhurdan (tütsülük).
– Pırlanta, zümrüt, yakut ve incilerle bezenmiş 2 adet çelenk, 10 adet yıldız çiçek, bir yaprak. Hepsi altın.
– 1 adet pırlanta yüzük.- Altın ve gümüş zincirler, altın mücevher kutuları ve çekmeceleri.
– 84 karat inci taneleri, 15 parça zümrüt, 27 parça yakut. 53 parça pırlanta ve elmas.
– Ayrıca 3 kilo 985 gram altın.
– 908 kilo gümüş.
– 49 parça şal ve sırma işlemeli perde.
-Medine’de Sultan Mahmut Kütüphanesi ve diğerlerindeki değerli eserler.

Bu acı fakat şerefli savunmanın aziz şehit ve gazilerinin ruhlarını bir Fatiha ile hoş etmek, halen sağ bulunanları ise sağlık ve selamet dilekleriyle anmak, din ve vatan borcundur.

Dünya–âhiret Efendimizsin

Bir Ulü`l-emr idin emrine girdik
Ezelden bey`atli hakanımızsın

Az idik sayende murada erdik
Dünya ve ahiret sultanımızsın

Unuttuk İlhan`ı Kara Oğuz`u
İşledik seni göz bebeğimize

Bağışla ey şefi` kusurumuzu
Bin küsür senelik emeğimize

Suçumuz çoksa da sun`umuz yoktur
Şımardık müjde-i sahabetinle

Gönlümüz ganidir, gözümüz toktur
Doyarız bir lokma şefaatinle

Nedense kimseler dinlemez eyvâh
O kadar sâf olan dileğimizi

Bir ümmi isen de ya Rasulallah
Ancak sen okursun yüreğimizi

Ne kanlar akıttık hep senin için
O yüce kitabın hakkı içün aziz

Gücümüz erişsin ve erişmesin
Uğrunda her zaman döğüşeceğiz

Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Can verir canânı veremez Türkler

Ebedî hâdimü`l-Harameyniniz
Ölsek de ravzanı ruhumuz bekler.

Medine müdafii Fahreddin Paşanın kahraman subaylarından Üsteğmen İdris Sabih Bey’in şiiri

 

kaynak
https://www.facebook.com/OSMANLI.HANEDAN.VAKFI

Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası – Feridun Kandemir – Yağmur Yayınları
Ali Haydar Can
1- Bkz. Nâci Kâşif Kıcıman, Medine Müdafaası, Sebil Yayınları, İstanbul 1994, s. 344- 348, Nakleden: Fahri Güven, Medine kahramanı Fahreddin Paşa”nın ağlayarak okuduğu hutbe, -09-03-2008, Milli Gazete.
2- Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası, Feridun Kandemir, Yağmur Yay., 1971; Medine Müdafaası, Naci Kaşif Kıcıman, Sebil Yay., 1994.

Nakleden:Serkan BİLGE, Kasım 2008,
EntellektuelForum

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir