Evliyaların Ruhlarından Himmet İstemek

Son Güncelleme Zamanı:

Evliyaların Ruhlarından Himmet İstemek

Bismillâhirrâhmânirrahîm
Her hayrın ve şerrin yegane yaratıcısı kendisinden başka İlah olmayan Allahu Tealaya sonsuz hamdü senalar ve O’nun Rasulü Muhammed Mustafa’ya salat ve selamlar olsun.. O Allah ki, O’nun eşi ve benzeri ve dengi yoktur. Herkese kuvvet ve hayat veren sadece O’dur ve dönüşümüz O’nadır. Cenab-ı Hakk’ın insana emanet olarak verdiği cüzi irade ile kul, iyilikten veya şerden birisini seçmesinin akabinde Allahu Teala o işi yaratır ve o sebeple kul her yaptığından sorumlu tutulur. Enbiya ve evliya ve diğer mahlukat bir işin yapılmasında sacede vesiledir yaratma işi Allah’a aittir. Allah’tan başkası için “falan şunu yarattı” veya “ben bunu yarattım” demek asla caiz değildir.

Dua Nedir? Herhangi bir isteğin veya ihtiyacın yerine getirilmesi için bir yalvarma şeklidir. İnsanlar ve cinlerin elde edemedikleri şeyler için bir başkasını yardıma çağırma işlemidir. Kafirler elleri ile yaptıkları putlardan medet istedikleri gibi, kendilerinden güçlü olğunu saydıkları varlıklardan da yardım isterler. Müminler ise sadece “iyyâkena’budu ve iyyâkenesteîn” (yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz) (Fatiha-5) ayetinin manası gereğince ancak Allah’a dua ederler ve hakikatte sadece Ondan yardım beklerler.

SORU 1: Allah’tan başkasına dua etmek şirk midir?

CEVAP: Allah’tan başkasına dua ve ibadet etmek şirktir. Ancak, bir müminin dua ederken; “Ya Rabbî Senden, Peygamber (s.a.v.) efendimizin hurmetine şu duamın kabulünü istiyorum” diye peygamberleri veya evliyayı vesile etmesinde bir beis yoktur.

SORU 2: Himmet nedir? Enbiyaların ve evliyaların ruhlarından himmet istemek, şirk midir?
CEVAP:

Himmet: Kast irade ve kuvvetli istek Allahu tealanın veli kullarından bir zatın gönlünde yalnız bir işin yapılmasını bulundurup başka bir şeyi gönlüne getirmemesi ve Allah’tan dileyerek bu şekilde bir şeyin olmasına vesile olmasıdır. (Dini Terimler Sözlüğü 1. cilt)

Himmet etmek; gönül lisanı ile bir işin yapılmasını Allahu tealadan istemektir. Dilsiz, dudaksız, harfsiz ve kelimesiz olarak Allahu tealaya yalvarmaktır.

Himmet istemek; basiret gözü açık olan velilerden sırr lisanı ile dilsiz, harfsiz ve kelimesiz olarak kendisi için Allah’a dua edilmesini istemektir. Bir kimse kendisi için himmet(dua) edebileceği gibi, bir başkası için de himmet(dua) edebilir. O halde birilerinden dua istemeye şirk yaftası vuran kimse hem ahmaktır hem de katmerli cahildir.

U Y A R I :

Bir sufi, Peygamberlerin veya Evliyaların ruhlarından dua anlamında olan himmet isteyeceği zaman, şu bilinçte olmalıdır: Himmet isteyen kimse; hem kendisinin, hem kendisine himmet(dua) etmesini istediği kimsenin ve aralarındaki irtibatın ve o duanın kabul edilme işleminin yaratılışını Allahu Tealadan bilmeli ve öyle itikat ederek himmet istemelidir..
Muhterem Dilaver Selvi Hoca, ‘Kaynakları İle Tasavvuf’ isimli eserinde Cürcani’nin Tarifat’ını kaynak göstererek himmetten şöyle söz ederler: “Tasavvuf erbabına göre himmet, kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir şerden korumasını veya bir kemali ele geçirmek için bütün manevi gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk’a yönelmesidir(dua etmesidir). ” Aslında kuluna destek veren ve problemini çözen Yüce Allah’tır. “Himmet şeyhim “diyen kimse; “ey şeyhim şu isteğimi yarat” demek istemez. Bu ifadeyle;”Ey şeyhim! Şu ihtiyacımı gidermek için Rabbime benim için dua et“demek ister.” (Kaynakları ile Tasavvuf)
Bir sufi, şeyhi hususunda ifrata kaçmadan; “Onlar Allahın dostlarıdır. Allah, onların hurmetine bizleri feyizlendiriyor, onların duaları vesilesi ile başımıza gelmesi muhtemel olan musibetleri kaldırıyor, islah ve irşad olmamıza onları sebep kılmaktadır.” diye itikat ediyorsa, bu asla şirk değildir. Zira Peygamber(aleyhissalatü vesselam) Efendimiz de; “Ben de, dua ederken salih kulları vesile ederek Allahu tealadan istiyorum.” diye buyurmuşlardır. Nitekim Adem(aleyhisselam), Rabbinden tevbesinin kabulünü Peygamber Efendimizin hürmetine isteyince, Allahu teala onun tevbesini o vesile ile kabul etmiştir.

ALLAH’TAN BAŞKASINDAN YARDIM İSTEMEK ŞİRK MİDİR?

SORU 3: Kur’an-ı Kerim’in Fatiha Suresi 5. ayette geçen:”iyyâkenesteîn” (De ki;)Yalnız senden yardım isteriz.)mealindeki ayeti;”Allah’tan başkasından yardım istemek şirktir” şeklinde yorumlayanlar vardır. Bunların bu ayete verilen anlam doğru mudur?

CEVAP : O anlam kesinlikle yanlıştır. Eğer ki “Yalnız Senden yardım isteriz“ mealindeki ayete, neo selefi mezhepsizlerinin verdikleri anlam doğru olsaydı, kendileri de müşrik olurlardı. Çünkü onlar da her gün birilerinden yardım istemektedirler.
Allah’tan başka birinden yardım istemeyen bir Allah’ın kulu var mıdır?
Peygamberler dahi diğer insanlardan yardım istemişlerdir. Bu sapkınların idrak edemedikleri gerçek, kulların birbirlerine yardım etmesi hususunda sadece kulların vesile olması hususunu anlayamamalarıdır veya anlamak istememeleridir.. Hakikatte o yardımı yaratan Allahu Tealadır.

Bir kimse ister maneviyatta ve isterse görünen alem de olsun, doğrudan Allah’tan değil de başka her hangi bir kimseden yardım istediğinde, o kimse o yardıma sebep olanları ve o yardımın Allah’ın yaratması ile gerçekleştiği inancı içindeyse, o kimseye şirk yaftası yapan kimse art niyetli bir münafık değilse, ahmağın ta kendisidir.
Eğer ki, bir kimse kendisine yapılan yardımın Allah’ın iradesi, kudreti ve yaratması ile değil de, o yardımın, yardımı istenilen kimsenin öz kudreti ile yapıldığına inanırsa, velev ki o yardım maddi veya manevi alem de yapılsın, böyle inanan kimse şirk içindedir. Zahiri, sebep bilen Peygamberler de insanlardan yardım istemiştir. İşte o husustaki ayetler, mealen:
-”(Yusuf) Onlardan, kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki; “Efendinin yanında beni zikret.” Ama şeytan onu efendisine hatırlatmayı unutturdu. (Yusuf böylece) Zindan da bir süre daha kaldı.” (Yusuf Suresi/42)
Bu ayette kast edilen Yusuf’un zahiren de olsa arkadaşından yardım talep etmesidir.
-”Vaktaki İsa onlardan küfrü sezince, “Bana Allah için kim yardım edecek” dedi. (Âl-i İmran-52)
Bu ayette, İsa Peygamberin kafirlere karşı Havarilerden yardım istediği açıkça bildirilmektedir. Birgün Rasul-i Ekrem (s.a.v.) , Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (radıyallahu anhum) bir yere gittiler. Rasul-i Ekrem:
-”Bana yardım edin” buyurdular. Onlar:
-”Sana nasıl yardım edelim” dediler. Rasul-i Ekrem:
-”Abdest alıp namaz kılarak, sonra da “Ya Rabbi atamız Muhammed’e rahmet eyle” diye dua ederek dedi.
Bunun gibi, yardım istemek hususunda Peygamberimizin hayatında bir çok misaller bulunmaktadır. Başkalarından yardım istemek şirk olsaydı, Allah’ın Rasulü ehl-i beytinden yardım ister miydi? Hâşâ. Ehl-i Sünnetin haricinde olan Mu’tezile Mezhebi ve Vehhabi Mezhebleri anlayışında; Allah’ın bir emri inkar edilmeyip sadece yapılmadığı halde, şirk sayılmaktadır. Bu bir şaşkınlık ve sapıklık anlayışı olduğundan, bizim memleketimizdeki bu şaşkınların uyduları da, bunlardan daha da şaşkındır.

SORU 4: “ (de ki) Yalnız Senden yardım isteriz ” ayetindeki emri inkar etmeksizin bu emri yapmamak şirk midir? Zira bir emrin emir olduğuna inanıp da yapmamak küfür değil, sadece günah olmaz mı?

CEVAP : Ehli Sünnet itikadına göre Allahu tealanın bir emrini inandığı halde tembellikten dolayı yapmayan şirke değil, yalnızca günaha girer. Bazı sapık mezheplere göre bir kimse bir farzı inanmadığı için değil de tembelliğinden dolayı yapmadıysa müşrik sayılmaktadır. Bu sebeple “Yalnız Senden yardım isteriz” mealindeki ayete de, Peygamber Efendimizin sünnetine bakarak, eshabın ve müçtehid alimlerin nasıl anlam verdiklerine bakmaksızın kendi kısa akıllarına göre mana vererek sırat-ı müstekîm olan Ehli Sünnet yolundan çıkmışlardır.

SORU 5: Madem ki her şeyi Allah yarattığına göre, neden Allah’tan istenmiyor da, kullar vesile edilerek isteniliyor?

CEVAP : Sizi de bizi de Allah yarattı. Bu sorunun cevabı şu sorumuzun içindedir:
“Lokantaya gidiyorsunuz masaya yemek geliyor. Bakıyorsunuz masada su yok. Suyu neden doğrudan Allah’tan istemiyorsunuz da garsondan istiyorsunuz.?”
Allahu Tealanın İlahi adeti gereği, Cenab-ı Hakk Teala kullara rızıklarını vesilelerle vermektedir. O dileseydi doymamız için ekmeğe gerek kalmazdı. Susadığımız da, suya gerek kalmazdı. Zira ekmeği de, suyu da, susuzluğu da, açlığı da yaratan ve onları gideren de O’dur. Cenab-ı Hakk’ın duaların kabulünde Enbiya ve Evliyayı vesile kılması ise, onlara vermiş olduğu değeri, biz aciz kullarına bildirmek içindir. Tıpkı Adem Peygambere, Muhammed aleyhisselamın Allah katındaki değerini, bildirmesi gibi.
Dua ederken; “Ya Rabbi Senden Rasulün Muhammed aleyhisselam hürmetine istiyorum ” diye dua etmelidir.

SORU 6: Vesile caiz midir?
CEVAP : Maide suresi 35’te mealen:
– “Ey iman edenler Allah’tan sakının, O’na(rızasına ermek için) vesile arayınız. Ve O’nun yolunda mücadele veriniz. Umulurki kurtuluşa erersiniz.” diye buyurulmaktadır.
Her kula yardım ancak Allah’tandır. Ölü veya diri her kul, yardım hususunda sadece vesiledir. Allah, İlahi adeti gereği yardımlarını, vesilelerle yaratmaktadır.
Ölülerin aciz olduğuna inanıp da, yaşayanların kuvvetinin Allah tarafından verilmediğine itikat eden kimseler de şirke girer. Boğulmakta olan birinin kurtulmasına, birileri sebep oluyorsa, aslında orada kurtarıcı Allahu tealadır, kul ise sebeptir. Zira ölülerin ruhuna da işittirip güç veren, yaşayanlara da güç verip işittiren Allahtır. Allah’ın ölülerin ruhlarına işittirmekten ve yardım hususunda ölülerin ruhlarını yaşayanlara vesile kılmaktan yana aciz olduğunu sanmakta küfürdür. Zira, ölü veya diri herkese kuvvet ve hareket, ancak Allah’tandır. “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.”
Allah dilerse, kuru ağaca konuşma, görme ve işitme gücü verir. Ve Allah dilerse, ölüleri dirilerin yardımına vesile kılar. Bunlara inanmayan kimse, Allahu tealanın: “Ve Huve alâ külli şeyin Kadîr” mealinde olan;” Ve O Allah’ın gücü her şeye yeter.” ayetine inanmamış olur ki, bu da açık bir küfürdür.

Allah’tan başkasından yardım istemek konusunda her mü’min şu bilinçte olmalıdır:
Her kim, herhangi bir kuldan, her ne şekilde yardım isterse istesin, yardıma vesile olacak kimsenin, o yardım hususunda sadece bir vesile olduğunu bilmelidir.

SORU 7: Bir şey nasıl şirk olur?

CEVAP : Şirk; ortak, denk ve eş kabul etmek anlamlarına gelen bir kelimedir. Allahu teala Kur’an-ı Kerim’de, şirkin çok büyük bir zulüm olduğunu ve şirki tövbesiz asla affetmeyeceğini bildirmektedir. Allahu tealaya şirk koşmak demek; O’nun, yüce Zâtı ve varlığının ve sıfatlarının eşi ve denklerinin olduğuna inanmak demektir. Şirk; mahlukların, Allahu teala ile birlikte başka ilahlar tarafından yaratılmış olduğuna inanmaktır. Kainattaki olayların yaratılışında Allah’a ortaklar tayin etmek, her türlü zarar ve faydanın yaratılışında Allah’a ortaklar, yardımcılar tanımak demektir.

SORU 8: Gıyâba hitaben bir işin yapılmasını istemek dinen doğru mudur?
CEVAP : Bu, Allahu tealanın peygamberler ve evliyayı sebep kılarak yarattığı olağan üstü hallerdendir. Bir gün, Hazreti Ali Medine’den üç aylık uzak bir mesafede düşmanlarla savaş ederken, bir kâfir arkadan yaklaşıp, Ali(radıyallahu anh) hazretlerine kılıcını arkadan vurmak istediği esnada, Peygamber(s.a.v.) Efendimiz :
-”Ya Ali! Arkana bak! ” diyerek Hazreti Ali’yi uyardı.
Eshabdan bazıları bu uyarının tarihini yazdılar ve üç ay sonra Medine’ye dönen Hazreti Ali’ye bunu sordular. Hz.Ali:
– ”Evet bundan üç ay önce böyle bir olay vukuu buldu. Ben o gün, Rasulullah’ın: ” Ya Ali! Arkana bak!” dediğini duydum ve geriye baktığımda, bir kafir arkamdan bana kılıcını vurmak üzere olduğunu fark ettim ve onu bertaraf ettim.”dedi.
Bunun benzeri bir durum da, Hazreti Ömer’in(r.a.) halifeliği zamanın da oldu. Hazreti Ömer’in İranlılarla savaşan Kumandan Sariye’ye, çok uzak mesafelerden:”Ya Sariyel-cebel”(Ey Sariye Dağa çekil” diye hitap etmeleri meşhur haberlerdendir. Bu ve bunun benzeri olaylar, Allah’ın kudreti ile yaratılmaktadır. Yeter ki, bu işlerin Allahu teala tarafından yaratıldığına itikat edilsin ve O’ndan başka güç ve gerçek tasarruf sahibi olmadığına inanılsın.

SORU 9: Kur’an’da Velilik Var mıdır?

CEVAP: Allah Teâlâ böyle kimseler hakkında:
-“Haberiniz olsun ki Allah’ın velî kulları için hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” ( Yunus, 62 ) buyurmuştur.

SORU 10: Kur’an’da Evliyanın Kerametine Dair Âyetler Var mıdır?

CEVAP: Bu hususta gerek Esahab-ı Kehf’ ile ilgili ve gerekse Hz. Meryem’le ilgili kerametler mevcut ayetlerde belirtilmiştir.

Ashâb-ı Kehf kıssasında zikredilen husus :
Allahu Teala buyuruyor ki, mealen:
-“Onlara baksaydın görürdün ki, güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yönelir, battığı vakit de onların sol yanını kesip giderdi. Kendileri ise oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah’ın AYETLERİNDENDİR. Allah kime hidâyet ederse işte o, doğru yola erdirilmiş, küni de şaşırtırsa artık onun için hiçbir zaman irşad edici bir yâr bulamazsın. Sen onları uyanık kimseler sanırsın. Halbuki onlar uyuyanlardandır. Biz onları gâh sağ yanma, gâh sol yanına çeviriyorduk. Köpekleri de mağaranın giriş yerinde iki kolunu uzatıp yatmakta idi. Üzerlerine tırmanıp da hallerini bir görseydin, mutlaka onlardan yüz çevirir, kaçardın ve her halde için, onlardan korku ile dolardı. Onlar mağaralarda üç yüz sene eğleştiler. Buna dokuz yıl daha kattılar.”( Kehf, 17, 18, 25 )

Hz. Meryem’in kıssasında kuru hurma ağacının meyve vermesi ile ilgili âyet:

-“…Hurma ağacını kendine doğru silk, üstüne derilmiş taze hurma dökülecektir.” (-Meryem, 25 )
Zekeriyya’nın (a.s.), Hz. Meryem’in yanına girdiğinde, O’nun yanında rızıklar bulduğunu; kendisinden başka kimsenin girmediği bu yerde bulunan erzakın nereden geldiğini Hz. Meryem’den sorduğunda : “Allah’ın indinden” cevabıyla ilgili âyet:
-“…Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girdiyse, O’nun yanında bir yiyecek buldu: “Meryem! bu sana nereden geliyor?” dedi. O da : “bu Allah tarafından, şüphe yoktur ki Allah kimi dilerse ona sayısız rızık verir” derdi.” ( Âli İmran, 37 )

Hz. Süleyman’ın veziri Asaf b. Berhiya’nın bir anda Belkıs’ın tahtını Yemen’den Filistin’e getirmesini anlatan kıssa :

-“Nezdinde kitaptan bir ilim bulunan zat: “Ben dedi, onu sana gözün kendine dönmeden (gözünü yumup açmadan) evvel getiririm.” ( Neml, 40 )

Kerametle İlgili Hadisi Şerifler:

1-Hz. Ebu Bekir’in(r.a.) İslamiyetin bidayetinde Peygamber Efendimizin Peygamberliğini müjdeleyen bir rüya görmesi ve bu rüyayı bir rahibe yorumlatıp rüyanın olduğu gibi çıkması ve pek çok misafirine yemek verdikten sonra, artanların eskisinden fazla olduğu haberi.

2-Hz. Ömer’in (r.a.) Medine’de, minber üzerinde hutbe okurken, İslâm orduları komutanı Sariye’yi, düşman kuvvetlerinin kuşattığını görerek,” Ya Sariyel cebel”diye dağa çekilmesi için seslenişi ve Sariye’nin bu sesi çok uzaklardan işiterek yerine getirmesi hadisesi.

3-Hz. Osman’ın(r.a.) kendisini ziyarete gelenler içinde, birinin gözünde zina eseri bulunduğunu haber vermesi ve hz.Osaman’ın şehid edilmeden bir gün önce Rasulullahı rüyasında görüp orucunu şehid olduktan sonra cennette açacağını eşine anlatması ve aertesi gün anlatıldığı gibi rüyanın vukuu bulması.

4-Hz. Halid bin Velid’in (r.a.) zehir içtiği halde, hiç tesir etmemesi Hakim’in bildirdiği sahih hadiste Allah’ın Rasulü (salat ve selam O’na olsun) buyurdular ki (mealen):
-“Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, çok dua etti. Tevbesi kabul olmadı. Nihayet (Ya Rabbi! Oğlum Muhammed hürmeti için, bu babaya merhamet et) deyince, duası kabul oldu ve (Ya Adem! Muhammed aleyhisselamın ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım) buyruldu.”
Bu hadis-i kudsi, (Mevahib) ve (Envar)ın başında da yazılıdır. Böyle olduğunu, Alusi’nin (Galiyye) kitabı da, 109. sayfasında uzun bildirmektedir. Bu dualarda bulunan (hak) kelimesi, hürmet, kıymet demektir. Sevdiklerine verdiği kıymetli dereceler hatırı için istemektir. Çünkü, hiçbir mahlukun, hiçbir bakımdan, Allahü teâlâda hakkı yoktur.

SORU 11: ”Bir kimse evliyanın ruhları burada hazır ve nazırdır derse, küfre girer.”deniliyor. Halbuki tasavvufçuların arasında “şeyhimizin ruhu hazırdır, nazırdır” sözü meşhurdur. Bunu nasıl izah edersiniz?

CEVAP : Bu ifadeye Evliyanın büyüklerinden Seyyid Abdulhakim Arvasi hazretlerinin şu sözleri ile cevap verelim:
– “Allahu teala hazırdır ve nazırdır demek; O’nun ezeli ve ebedi olarak hazır ve nazır olduğudur. Böyle olduğunu ifade etmek için, Allah her yerde ve her zaman hazırdır derler. Halbuki Allah zamanlı ve mekanlı değildir. Öyle ise bu söz, mecazdır. Yani Allah zamansız ve mekansız ezeli ve ebedi hazır(bulunur) ve nazırdır(görendir) demektir. Aksi durumda Allahu tealayı zamanlı ve mekanlı bilmek olur. Allahu teala hayy, alîm, kadîr, ve mütekellimdir. Zaman ve mekanlar yokken de öyle idi. Bu sıfatları ezeli ve ebedi olduğu gibi, hazır ve nazır olmasıda ezeli ve ebedi olarak, zamansız ve mekansızdır. Allahu tealanın sıfatlarının hepsi de böyledir. Hiçbir şey O’nun gibi değildir. O’nun varlığının ve sıfatlarının önleri ve sonları yokluk değildir. Allah hazırdır, bu hazır olmasından önce de, gaib değildi ve bundan sonra da, gaib olmayacaktır. O hep vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları O’nun sıfatlarına benzemez.”
Evliyaullah bu hususu şöyle açıklamıştır. Bizler hatırlasak da hatırlamasak da Allah(celle celalüh) ezelden ebede zamandan ve mekandan münezzeh olarak hazır ve nazırdır yani gören ve bilendir. Veliler ise, hatırlandığında Allah onları gören ve bilen kılar.

KAYNAK;islamdergisi.com

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir