Emr-i Maruf Nehy-i Münker

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 13 Ekim 2019 Kerim Usta

Emr-i Maruf Nehy-i Münker

Emr-i maruf nehy-i münker nedir

Sual: Emr-i maruf ve nehy-i münkeri kimler, nasıl yapabilirler? Kimlere yapabilir? Ne zaman farz olur, ne zaman caiz olmaz?
CEVAP
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, farz-ı kifayedir. Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. Münker ise, dinimizin yasakladığı, yani Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir.

Emr-i maruf çok mühimdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i maruf ve nehy-i münker yapanlardır.) [İ. Gazali]

Böyle mühim olan emr-i marufun bazı şartları vardır. Mesela emr-i maruf yapan, aynı kötülükleri kendisi işlememelidir. İşlerse sözü tesirli olmaz. Kur’an-ı kerimde mealen, (İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?) buyuruluyor. [Bekara 44]

O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile amil olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İsra gecesinde, ateşten makaslarla dudakları kesilen insanlar gördüm. Kim olduklarını sordum. Onlar da “İyilikle emreder kendimiz yapmazdık. Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye cevap verdiler.) [İbni Hibban]

(Emr-i maruf ve nehy-i münkeri, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar.) [İ.Gazali]

Emr-i maruf çok mühim olduğu için, insan, kendisi her iyiliği yapamazsa ve her kötülükten kaçamazsa da, gücü yetiyorsa, emr-i marufta bulunması gerekir. Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, tamamen yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz tamamen sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar kötülükten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i münker yapınız!) [İ. Gazali]

Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
(Söz ve yazı ile emr-i maruf âlimlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek günah işleyene mani olmaya çalışmak da her müminin vazifesidir. El ile müdahale ise devletin vazifesidir.) [Hadika]

Faydası olmayacağı ve zarar geleceği bilindiği halde, her günah işleyene emr-i maruf yapmaya kalkmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlâ, kıyamet günü, bir kuluna, günah işleyeni gördüğü zaman niçin engel olmadığını soracak, o kimse de, “Onun zararından, düşmanlığından korktum, senin af ve mağfiretine güvendim” diyecek [ve mazur görülecek]tir.) [İbni Mace]

Emr-i maruf farzdır
Sual: İmam-ı Rabbani, (Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker Peygamber efendimizin sünnetinden, belki İslamiyet’in vaciblerinden ve farzlarındandır) diyor. Emr-i maruf sünnet mi, vacib mi, farz mı?
CEVAP
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker farzdır. Farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Âl-i İmran 104]

Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. Münker ise, dinimizin yasakladığı, yani Allahü teâlânın razı olmadığı işlerdir.

Belki kelimesi her zaman ihtimal manasında değildir. Bazen elbette öyle demektir, kesinlik ifade eder.

Vacib de, yalnız kullanıldığı zaman genelde farzdır, şarttır anlamındadır. Mesela bu işi yapmak vacibdir demek şarttır, farzdır demektir. Farz ve vacib denilince, o zaman farz ile sünnet arasındaki hüküm anlaşılır. Mesela namazın farzları ve vacibleri var denince burada vacib, herkesin bildiği vacibdir.

Yukarıda vaciblerinden ve farzlarından deniyor. Bu, şartlarından ve farzlarından demek oluyor. Birbirini kuvvetlendirmek için söylenmiştir.

Sünnet de, tek başına kullanılınca İslamiyet anlamına gelir. Mesela (Sünnetimi terk edene şefaat etmem) demek, Müslüman olmayana şefaat etmem demektir. Yoksa büyük günah işleyenlere de şefaat vardır. Yukarıda emr-i maruf farzı için, Peygamber efendimizin sünnetinden demek, Peygamber efendimizin yaptığı farzlardan biridir demektir.

Kelimenin tek manası ile hareket edilirse yanlış neticeye varılır.

Emr-i maruf nedir?
Sual: (Emr-i maruf farzı kifâyedir, ama farz-ı ayn olduğu durumlar da vardır) deniyor. Emr-i maruf hangi durumlarda yapılır? Emr-i maruf tam olarak nedir?
CEVAP
Kur’an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun gelen, yani iyi şeylere Maruf, bunlara uymayan kötü şeylere de Münker denir. Müctehidlerin sözbirliğiyle yasak edilen şeylere de Münker denir. Emr-i maruf; iyiliği emretmek, nehy-i münker de kötülükten sakındırmak demektir.

İslamiyet’in temeli; imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Bütün peygamberler bunun için gönderilmiştir. Gençlere bunlar öğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur. (S. Ebediyye)

Birkaç hadis-i şerif:
(Birbirinize Müslümanlığı öğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]

(Bütün ibadetlere verilen sevab, Allah yolunda gazaya verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, Emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında, denize göre bir damla su gibidir.) [Deylemî]

(Günahkâr bir toplumdaki iyi kimseler, kötülükleri düzeltmeye güçleri yettiği hâlde, düzeltmezlerse, Allahü teâlâ, ölümlerinden önce onların hepsine şiddetli azap eder.) [Ebu Davud]

(Allahü teâlâ, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede hiç günah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince, Cenab-ı Hak, “Belde halkıyla onu da alt üst et! Çünkü o zat, günah işleyenlere yüzünü ekşitmedi” buyurdu.) [Beyhekî]

(Eski milletlerden bir kısmına depremle azap yapıldı. İyiler de helak oldu. Çünkü işlenen günahlar karşısında susup, imkânları varken önlememişlerdi.) [Taberanî]

(Yâ Resulallah, içinde iyilerin de bulunduğu bir ülke helak olur mu?) diye soranlara, (Evet günah işlenirken, iyiler sükût ederse, hepsi helak olur) buyurdu. (Bezzar)

Emr-i maruf farzdır. Ancak, münkere, fitneye yol açan emr-i marufu yapmamak lazım olur (Hadika)

Seyyid Abdülkadir-i Geylanî hazretleri buyuruyor ki: Bir kimse, bir günah işleyeni görüp de men edince, kendine zarar gelme ihtimali olsa da, [Fitneye sebep olmayacaksa yani İslamiyet’e ve Müslümanlara zarar gelmeyecekse] men etmesi bize göre çok kıymetli olur. Allahü teâlâ için kâfirlerle cihad etmek gibi sevab verilir. (Gunyet-üt-talibin)

Peygambere tâbi olan, emr-i maruf, nehy-i münker etmekte de tâbi olur. Bunları yapmayan, Ona tâbi olmuş olmaz. (S. Ebediyye)

Emr-i maruf iki suretle yapılır:
1- Söz, yazı ve medya ile: Bunu yaparken, bilgi azsa ve şahsa, âdetlere, kanunlara dikkat ve riayet edilmezse, fitneye sebep olabilir.
2- Hâl ile: İslam’ın güzel ahlakına uyarak, örnek olmaktır. Herkese tatlı dil, güler yüz göstermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına göz dikmemek, kanunlara uymak, vergilerini, borçlarını ödemek, en tesirli, en faydalı nasihat olur. Bunun içindir ki, (Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır) demişlerdir. Yani, insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Görülüyor ki, İslam’ın güzel ahlakına uygun yaşamak, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmanın en güzel yoludur. Mühim bir farzı yapmak, ibadet etmektir. (S. Ebediyye)

(Günah işleyeni, elinizle men edin, buna kuvvetiniz yetmezse, sözle mâni olun! Bunu da yapamazsanız, kalbinizle beğenmeyin! Bu ise, imanın en aşağısıdır) hadis-i şerifinin açıklaması şöyledir: Kadı zade Ahmed efendi buyuruyor ki:
El ile, güç kullanarak nehy-i münker yapmak, yani günah işleyene mâni olmak hükümetin vazifesidir. Sözle, yazıyla cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise, her müminin vazifesidir. Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vacib olur. Fitneye sebep olacağı umulursa, terk etmek vacib olur. Fitne bulunan yere zaruretsiz gitmek caiz değildir. Eğer dinini korumak için hicret ederse, güzel olur, Cennete girmeye lâyık olur.

Abdülgani Nablusî hazretleri de buyuruyor ki:
Emr-i maruf ve nehy-i münkeri el ile yapmak, hükümete, dille yapmak, din adamlarına, kalble yapmak da her Müslümana farzdır. Kendinin ve Müslümanların dinine veya dünyasına zarar gelecek işleri bırakmak vacib olur. Öldürüleceğini bilenin cihad yapması caiz olmaz. Sultanın, kendi aklıyla, arzusuyla verdiği emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zalimse, eziyet ve işkence ediyorsa, onun emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmeyenleri öldürüyorsa, kendini tehlikeye atmak, kimseye caiz olmaz. Emr-i maruf, fitneye yol açarsa yapılmaz. (Hadika)

Emr-i marufu ve Nehy-i münkeri elle yapmak [güç kullanarak polisle, askerle mâni olmak] devlet adamlarına, dille yapmak [vaaz etmek ve kitap yazmak] din adamlarına, kalble yapmak [beğenmemek ve dua ederek mâni olmak] da her Müslümana farzdır. El ile müdahale etmek, din adamlarına farz değilse de, günah işlenirken mâni olmaları caizdir, fakat fitneye sebep olmamalı. Yani, kendinin ve Müslümanların dinine veya dünyasına zarar gelecek olursa, terk etmesi vacib olur. Kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak düşüncelerinin hâsıl olması ve Müslümana hakaret etmesi fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. (S. Ebediyye)

İslamiyet’in başlangıcında, insanların çoğu, Müslümanlığı yadırgadıkları gibi, âhir zamanda da, dini bilmeyenler, dinin emirlerini yadırgar. Dini bilenler bozulmuş olan dinin hükümlerini düzeltmeye çalışırlar, emr-i maruf yaparlar. Dinin emrine uymakta başkalarına örnek olurlar. İslam bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya çalışırlar. Bunları dinleyenler az, karşı gelenler çok olur. Her Müslümanın birbirine, mümkün olduğu kadar, emr-i maruf yapması yani nasihat etmesi farzdır. (F. Bilgiler)

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı olan din bilgilerini öğretmeye ve fıkıh ahkâmını yaymaya elden geldiği kadar çalışmalı. Bu ikisi bütün saadetlerin başı, yükselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmalıdır.

Kul haklarından en önemlisi ve azabı en çok olanı, akrabasına ve emri altındakilere emr-i maruf yapmamak, İslam bilgilerini öğretmemektir. (H. L. Olan İman)

Emr-i maruf yapmanın üç şartı vardır:
1- Allahü teâlânın emrini ve yasağını bildirmeye niyet etmek.
2- Söylediğinin vesikasını, kaynağını bilmek.
3- Hâsıl olacak sıkıntılara sabretmek. Yumuşak söylemek, sertlik yapmamak lazımdır. Sert söyleyen ve münakaşa eden fitne çıkmasına sebep olur.

Allahü teâlâ, Yuşa aleyhisselama, (Kavminden kırk bin salih kimseye ve altmış bin fâsık kimseye azap yapacağım!) diye vahyetti. (Ya Rabbi! Salihlere azap yapmanın sebebi nedir?) diye sual ettiğinde, (Benim gazap ettiklerime, onlar gazap etmedi. Birlikte yiyip içtiler) buyurdu. Malına, canına, evladına ve Müslümanlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid’at sahiplerine ve zalimlere emr-i maruf yapmak gerekmez. Açıkça günah işleyen fâsıkları, yalnız kalble sevmemek kâfidir. Tatlı ve yumuşak sözlerle nasihat vermek lazım olur. (İslam Ahlakı)

Emr-i maruf yaparken kendini tehlikeye sokmak emrolunmadı. Dine ve başkalarına zarar vererek dünya fitnesine de sebep olmamalı. Kendine dünyevî zararı olsa da emr-i marufu yapmak caiz olur, cihad olur. Sabredemeyecekse, bunu da yapmamalı. (Allahü teâlâ Kıyamette bir kuluna, “Günah işleyeni gördüğün zaman, niçin mâni olmadın?” diyecek. O kul, “O kimsenin zararından, düşmanlığından korktum ve senin affına, mağfiretine güvendim” diyecek) hadis-i şerifi, düşmanın kuvvetli olduğu zamanlarda, emr-i marufu ve nehy-i münkeri terk etmenin caiz olacağını göstermektedir. (İslam Ahlakı)

Bu zamanda en büyük hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Yani, mümkün olduğu kadar, tepki vereceklere karışmamalı, onlarla tartışmamalı. Zamanın ve ülkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, fitneye sebep olmanın kötülüğü açıkça bildirilmiş ve fitneden uzak durmak emredilmiştir. Bunun için en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.

Emr-i maruf özürsüz terk edilirse, dualar kabul olmaz. Hayr ve bereket kalmaz. Günah işleyeni görüp de, gücü, kudreti olduğu hâlde nehyetmemek, (Müdahene) olur. Müdahene edenlerin, kabirden maymun ve hınzır şeklinde kalkacakları, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Emr-i maruf yapanı, arkadaşları sevmez, müdahene yapanı severler. Emr-i marufu Allah rızası için yapmak ve söylediğinin kitaptan vesikasını bilmek ve fitneye sebep olmamak lazımdır. Sözünün faydası olmayacağını ve fitneye sebep olacağını bilen kimsenin emr-i maruf yapması vacib olmaz. Hattâ bazen haram olur. (Şir’a)

Kul haklarından en önemlisi ve azabı en çok olanı, akrabasına ve emri altında olanlara emr-i maruf yapmamaktır. Bunlara din bilgisi öğretmeyi terk etmektir. (İslam Ahlakı)

Her salih Müslümanın ve devletin; kötü, fena kimselerin kötülüklerine mâni olmaları lazımdır. Mani olmazlar ise, o kötülerle beraber, iyiler de helak olurlar. Bunun için, emr-i maruf ve nehy-i münker, ehil olan bütün Müslümanların vazifesidir. (Cevap Veremedi)

Emr-i maruf ve nehy-i münker bütün Müslümanlara vacib ve kâfirlerle cihad gibidir. (4/29)

Emr-i maruf yaparken
Emr-i maruf yapacağım diye tartışmaya girmek caiz olmaz. Münakaşayla, tartışmayla hiç kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O büyük âlimlerin mübarek sözleriyle hakkı kabul etmezse, bizim sözümüzü nasıl kabul eder? Biz, yol gösteren trafik levhası gibi olmalıyız, büyüklerin sözlerini yani kitaplarını, kendi sözümüze tercih etmeliyiz. Sadece doğru kitapları göstermeli, gerisine karışmamalıyız.

Bid’at ehli kimselerin kitaplarını okuyanlara, senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, düşmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela Faideli Bilgiler kitabı verilebilir. Günümüzde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur öğrenir. Nasibi yoksa, biz yine kitap verdiğimiz için sevab kazanırız.

Emr-i maruf yapmak için günah işlemek, mesela karşı cinsle chat yapmak veya görüşmek de caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan önce gelir. Mesela, üstünde, namaza mâni olacak kadar çok necaset bulunan kimse, avret yerini açmadan veya başka bir sebeple temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa, o hâliyle kılar, çıplak kılmaz. Hattâ temizleme imkânı olsa, ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar. Çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak, necaseti temizlemek ise emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, önce yasaktan sakınılır. Yani avret yeri açılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir. Bunun gibi, gayrimüslim bir kadın, (Benimle günah işlersen Müslüman olacağım) dese, onun Müslüman olmasını sağlamak için bu günahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz. Hacca gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak için hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, günah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, dînî bir kitap hediye etmek yeter.

Forumlarda ve mail gruplarında her türlü insan, mesela bid’at ehli veya başka fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun dînî site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz www.dinimizislam.com adresinde, her türlü dînî bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun üyelerine de gönderilmektedir.

Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifâyedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir şekilde yardım etmelidir. Mesela, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i maruf olur. Hiçbir yardım yapamayan, dua ile yardım etmeye çalışmalıdır.

Bir başka husus, ona buna nasihat vermeye çalışmaktan çok, kendimize emr-i maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı görüp, düzeltmeye çalışmalıyız. Dinimizin bildirdiği güzel ahlak ile süslenmeli, hâl ve hareketlerimizle örnek olmaya çalışmalıyız. (Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır) sözü meşhurdur. Yani, insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirli olur. Müslümanların güzel hâllerine bakıp, doğru yolu bulanlar çoktur.

Ben 70 yaşını geçtim, bu kadar zaman içinde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allahü teâlâdır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, düşmanın ise düşmanlığını artırır. Haklı yere de olsa, tartışmak günahtır. Günah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Bir hadis-i şerif:
(Mücadele ve münakaşayı terk edin, çünkü iki taraftan birinin söylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da günaha girer.) [Ramuz]

Tartışmaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim söylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir, ama kitaptan kendisi okursa, nasibi de varsa, kabul etmesi daha kolay olur, çünkü evliya zatların sözlerinde rabbânî tesir olur.

Facebook, Twitter gibi sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan birçok sayfalar, yazı ve videolar olabiliyor. Yani oralara girmek, birçok bakımdan uygun değildir. Dine hizmet etmek isteyenlerin, doğru yazılmış kitapları ve siteleri uygun gördüğü arkadaşlarına tavsiye etmeleri, böyle kitap ve sitelerden yazı alıp, ilave yapmadan kendi grubundaki uygun arkadaşlara göndermeleri yeterlidir. Söylediğimiz mutlaka doğru olmalı, ama herkese her doğru söylenmez. Uygunsuz kimselere gönderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din büyükleri, (Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.

imagesEmr-i marufun önemi

Sual: Herkesin emr-i maruf ve nehy-i münker yapması, [iyiliği emredip kötülüğü önlemeye çalışması], mesela, bir haksızlık karşısında eylemlerde bulunması, farz değil mi? Haksızlık karşısında susmak caiz midir? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyelim?
CEVAP
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İçinizde, hayra çağıran, marufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Â. İmran 104]

Maruf, dinimizin emrettiği, münker ise, dinimizin yasakladığı işlerdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur, cahillik, fitne ve fesat her yeri kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen bir kimse, [imkanı nispetinde, söz ile, yazı ile, gazete, dergi, radyo, tv ile] başkalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun!) [Deylemi]

(Ümmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkar. Bunlar Allah’a isyan edenlere, nehy-i münker yapmayan kimselerdir.) [Ebu Nuaym]

(Bir toplumda, gücü yettiği halde, günah işleyenlere, mani olmayanlar, ölmeden önce de, Allahü teâlânın azabına maruz kalırlar.) [İbni Mace]

(Kötülük men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner.) [Hakim]

(Geçmiş ümmetlerden bir kısmı çeşitli azaba uğradı. Bunların arasında iyiler yok muydu) denildiğinde, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Hep birlikte helak oldular. Zira günah işlenirken iyiler susmuştu.) [Taberani]

Âlimlerin, güçleri yettiği kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i maruf yapması gerekir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, hak yolu gösteren bir söz söylemektir.) [Tirmizi]

Emr-i maruf yaparken, fitne çıkarmamaya çok dikkat etmelidir. Zarar geleceği bilinirken, günah işleyen herkese, emr-i maruf yapmak yanlıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette, bir kimseye, günah işleyene, niçin engel olmadığı sorulacak, o da, “Onun zararından korktum, Allah’ın affına güvendim” diyecek ve mazur görülecektir.) [İ. Mace]

(Zalimin zulmünü değiştiremeyen, oradan hicret etmelidir.) [F. Bilgiler]

(Bozuk bir işi [nasihat ederek ve diğer meşru yollarla] düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyheki]

Son hadis-i şerif, saldırganlığı değil, meşru yollardan öğüt verip sabretmeyi emretmektedir.
Kudreti varken, gücü yeterken, haram işleyene mani olmamak müdahene olur.

Müdahene, dünyalık ele geçirmek için, dinden taviz vermektir. Haram işleyene veya yanında bulunanlara olan saygısı yahut dine olan bağlılığının gevşekliği, müdaheneye sebep olur.

Günah işleyene müdahale
Fitne olmadığı, yani dinine veya dünyasına zarar olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur.

Müdahene etmek, haram işlemeye razı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, gücü yetenin hakkı, hayrı söyleyecek yerde susması yanlıştır.

İlmin zekatı, ancak ilmi öğretmekle ödenir. Âlimin mürekkebi, şehidin kanından üstün olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapan kimselerdir.) [İ. Gazali]

Hazret-i Ebu Bekir, (Ya Resulallah, müşriklerle savaştan başka cihad var mı) diye sorunca, Peygamber efendimiz cevap olarak buyurdu ki:
(Evet, şehidlerden üstün mücahidler vardır. Emr-i maruf yaparlar, salihleri sever, facirlere buğzederler.) [Tibyân]

Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Bunlar öğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun!) [Tahrim 6]

Kötüler de hizmet edebilir
Sual: Dine hizmet edecek kimselerin mutlaka salih Müslüman olması mı gerekir? Günahkâr insan da hizmet edemez mi?
CEVAP
Öyle bir şart yok. Herkes hizmet edebilir. Bir hadis-i şerif meali:

(Allahü teâlâ, bu dini bir facirle de kuvvetlendirebilir.) [Buhari]

Facir, haramlara dalmış günahkâr ve kötü insan demektir.

Emr-i maruf yaparken
Sual: Samimi olduğum arkadaşlarıma bile emr-i maruf yapamıyorum. Mesela birine, (Seni sabah namazında göremiyorum) desem, teşekkür etmeyi bırakın, ne bahaneler buluyor. Bu da yetmiyor. Sen benim kusurlarımı mı arıyorsun? Sen de şunları yapıyorsun ya diyor. Bir hakkı kabul etmemek neden ileri gelir?
CEVAP
Hakkı kabul etmemek kibirden ileri gelir. Kibirli kimse, tenkit edilmekten hiç hoşlanmaz. Kendi ayıplarını görmeyip başkalarının kusurları ile meşgul olur. Bir çocuk bile, bir cahil bile bize bir nasihat verse, onu memnuniyetle kabul etmeliyiz. Bir hadis-i şerif meali:
(Bir kimseye dini bir öğüt tebliğ edilirse, bu, Allahü teâlâ tarafından gönderilen bir nimettir. Şükrederek onu kabul etmesi ne iyidir. Kabul etmezse Allahü teâlâ onun günahını arttırır ve ona daha fazla gazap eder.) [İ. Asakir]

Deli denilmedikçe
Sual: (Bir kimseye deli denilmedikçe, imanı tamam olmaz) hadis-i şerifindeki deliden maksat nedir?
CEVAP
Deli, kârını, zararını düşünmeyen kimsedir. Bazı kimseler, insanların, dünya ve ahiret saadetine kavuşması için, aklını, fikrini dinin yayılmasına vermiştir. Hiç kârını, zararını düşünmeden çalışır. Kendi rahatını düşünmez. İnsanlar böyle kimselere deli derler. Eshab-ı kiramın hepsi böyle çalışmıştır.

Bir İslam âlimi, (Siz eshab-ı kiramı görseydiniz, deli derdiniz. Onlar sizi görseydi, acaba bunlar Müslüman mı, diye tereddüt ederlerdi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir, insanların azap görmemesi için kendi vücudunun büyültülerek Cehenneme atılmasını istiyor. İşin mahiyetini bilmeyenler, böyle merhametli Müslümanlara deli diyebilirler. (Mektubat-ı Rabbani)

Borçlunun yardımı
Sual: Borçlu biri, dini yayan yani farz olan emr-i maruf görevini yapan yerlere yardım edebilir mi?
CEVAP
Taksitli borçları varsa, yardım etmenin hiç mahzuru olmaz. Günü gelmiş âcil borçlar varsa imkân nispetinde ödemeye çalışmalı. Bir kısmını da, emr-i maruf için harcar.

Deli denene kadar
Sual: Ebu Ya’la’nın bildirdiği bir hadiste, (Size mecnun [deli] denene kadar, Allah’ı çok zikredin!) deniyor. Allah’ı çok zikredene, insanlar niye deli desinler ki?
CEVAP
Bir hadis-i şerifi, başka bir hadis-i şerif açıklayabilir. Yukarıdaki hadis-i şerifi açıklayan başka bir hadis-i şerifte, (Münafıklar size mecnun diyene kadar, Allah’ı çok zikredin!) buyuruldu. (İ. Ahmed)

Genelde deli diyenler, münafıklar, mürtedler ve dinsizlerdir. Şimdi dindar olana daha çok sofu deniyor, gerici deniyor. Meseleyi iyi bilmeyen Müslümanlar da, dindar olana deli diyebilirler. Bir hadis-i şerifte, (Bir kişiye deli denmedikçe, o kişinin imanı tamam olmaz) buyuruldu. (M. Rabbani 1/65)

Buradaki deli de, aynı anlamdadır. Hizmet delisi mânasındadır, çünkü nefs kâfir olduğu için, bu hizmete engel olur. İnsan nefsini ayaklar altına alıp, bir kişiyi daha Cehennem ateşinden kurtarmak için yola çıkarsa, insanların hidayeti için gece gündüz demeden çalışırsa, doğru din kitaplarını tavsiye eder ve bu kitapları, hiçbir karşılık beklemeden tanıdıklarına verirse, münafıklar gibi, nefsi de ona, (Sen delisin) der. Cahil insanlar da deli der. Kimsenin kınamasından korkmamalı, hizmet delisi olmaya çalışmalıdır.

İlmi yaymak cihaddır
Sual: Ehl-i sünnet kitaplarını dağıtarak ilmi yaymak, cihad için verilen sevaba kavuşturur mu?
CEVAP
Evet, kitap dağıtarak dini yaymak günümüzün cihadıdır ve bildirilen faziletlere kavuşturur. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlim öğrenenle öğreten, sevabda ortaktır.) [Hatîb]

(Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda cihada [savaşa] verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Cihad sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anil-münker sevabı yanında, denize nispetle bir damla su gibidir.) [Deylemi]

Görüldüğü gibi, ibadetlerin sevabı Allah yolunda savaşmanın sevabına göre çok azdır. Bu cihad sevabı da emr-i marufun yanında denizde damla kalıyor. Emr-i maruf yaparak çok sevab kazanmak isteyen, nakli esas alan muteber din kitaplarını yaymaya çalışmalıdır.

Hattâ ilim öğretmek, ilim öğrenmekten daha sevabdır. İlim öğrenenin ve öğretenin rızkına Allahü teâlâ kefildir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:
(İlim öğrenmeye çalışanın rızkına Allah kefildir.) [Deylemî, Hatîb]

(Cihada sarılın ki, sıhhat bulasınız ve zenginleşesiniz.) [İ. Adiy]

Dine hizmet ederken
Sual: Dine hizmet etmek için neler yapmak gerekir?
CEVAP
Dinimize hizmet etmek için, Müslümanların çağımızda bulunan savaş araçlarının hepsini yapmaları ve kullanmaları farz-ı kifâyedir. Asrımızda gayrimüslimler her türlü propaganda yoluyla soğuk savaş yapıyor, İslamiyet’e saldırıyor, gençleri aldatmaya uğraşıyorlar. Müslümanlar, her türlü teknolojiyi kullanarak gayrimüslimlerin soğuk savaşına karşı koymalı. Kitap, dergi, gazete, radyo, TV ve internetle İslamiyet’in üstünlüğünü, faydalarını hem Müslüman yavrularına öğretmeli, hem de bütün dünyaya yaymalı. Bunu yapabilmek için, İslam bilgilerinin fen kollarını da iyi öğrenmeli.

İslam’a hizmet etmek ve din düşmanlarının yalanlarını, iftiralarını yüzlerine çarpabilmek isteyenlerin, lüzumlu fen bilgileriyle Ehl-i sünnetin temel bilgilerini iyi kavramaları gerekir. Bu ikisinden birinde eksiği olanların İslamiyet’e faydaları değil, zararları dokunur, fitneye sebep olurlar. (Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder) sözü meşhurdur.

Kur’an kursları açılmalı, ilmihal bilgileri de öğretilmeli. Her Müslüman, din bilgilerini öğrettikten sonra, oğlunu liseye, üniversiteye de göndermeli. Dinini, vatanını seven Müslümanlar, çocuklarını okutmazsa, devlet işleri, propaganda vasıtaları, art niyetli, kötü kimselerin elinde kalır, dinsizlik yayılır. Dinimize, vatana ve millete hizmet etmek için, üniversiteyi bitirmek ve daha da çalışmak gerekir. Her gün çarpışan İslam ile küfürden biri, elbette ötekini yener. Bu ölüm kalım savaşına katılmayan, hattâ bundan haberi bile olmayanlar, âhirette ağır cezaya maruz kalacaklardır. Allahü teâlâ çalışana yardım eder. Boş oturanı sevmez ve yardım etmez. O hâlde, dinimizi yaymak için uygun şekilde çalışmalıdır.

İlmi yaymak
Sual: Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı kitapları yaymak, onları yazan âlimler gibi sevab kazanmaya sebep olur mu?
CEVAP
Elbette, bunlar birbirine bağlıdır. Din kitabı yazılmasa, din nasıl yayılabilir ki? Tersi de böyledir. Bir kitap yazılır, öylece rafta durur, yayılmaz ve okunmazsa insanlar faydalanamaz. Onun için kitabı yazan zatlar, emr-i marufun önemini bildiğinden, onun yayılması için gerekli tedbirleri alır. Fıkıh ilmi önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, hayır murat ettiği, sevdiği kulunu fıkıh âlimi yapar.) [Taberanî, Beyheki, Bezzar]

Yani hakiki âlim çok kıymetlidir. Allahü teâlâ, sevdiği kimseleri âlim yapar. Daha çok severse bu âlimi dinin yayılmasına hizmet ettirir. Dinin yayılmasına hizmet edenler de, Allahü teâlânın sevgili kulları arasına girerler. Onun için, (Allah bir kulu severse fıkıh âlimi yapar, daha çok severse fıkıh ilmini yayıcı yapar) buyurulmuştur. Bu kitapların yayılması için çok çalışmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri, bir zata yazdığı mektupta buyuruyor ki:
Sizin bu nimete kavuşmanız, İslamiyet bilgilerini ve fıkıh hükümlerini yaymakla olmuştur. O hâlde, din bilgilerini ve fıkıh ahkâmını yaymaya elinizden geldiği kadar çalışınız! Bu ikisi bütün saadetlerin başı, yükselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. (1/275)

EkranEmr-i maruf – Fitne çıkarmak

Sual: Bir hakkı alabilmek için eylemlere girişmek, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker midir? Kötülükleri, yanlış işleri önlemeye, çalışırken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:
(İnsanlar üç kısımdır:
Birinci kısmı gıda gibidir. Herkese, her zaman gerekir.
İkincisi ilaç gibidir. İhtiyaç zamanında gerekir.
Üçüncüsü, hastalık gibidir. Bunlara ihtiyaç olmaz. Fakat, kendileri bulaşırlar. Bunlardan kurtulmak için, dinimizin emrettiği şekilde müdara etmek gerekir.)

Emr-i maruf yapmak, güvenlik kuvvetlerine karşı gelmek ve isyan etmek, dövmek, yıkmak, kırmak, sövmek demek değildir. Böyle şeyler yapmak, fitne çıkarmak, yani bölücülük olur. Müslümanların ezilmesine, hapse girmesine ve din, iman bilgilerinin yasak edilmesine yol açar. Böyle fitne çıkarana Peygamber efendimiz lanet etmiştir.

Kendisine veya başkalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyiliği emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmak gerekir. Buna müdara denir. Fitne zamanında, ineğe tapanların yanında, ineğin ağzına ot vermeli, onları kızdırmamalıdır.

Zarardan kurtulmak için
Müdara, İslamiyet’in dışına çıkmadan, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, gönül almaktır.

Müdahene, gönül alırken, İslamiyet’in dışına çıkmak, günaha girmektir. Hindiyye’de, (Günah işleyene tatlı sözle öğüt verilir. Dinlemezse, fitne çıkacak ise susulur. Kötü söylenmez) deniyor.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır! Onlarla en güzel şekilde tartış!) [Nahl 125]

Kâdı zâde Ahmed efendi buyuruyor ki:
El ile, güç kullanarak emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak, yani günah işleyene mani olmak; hükümetin vazifesidir. Söz ile, yazı ile cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalb ile dua etmek ise, her müminin vazifesidir.

Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vacip olur. Fitneye sebep olacağı umulursa, terk etmek vacip olur. Fitne bulunan yere zaruretsiz gitmek caiz değildir. Eğer dinini korumak için hicret ederse, güzel olur. Cennete girmeye layık ve şefaate mazhar olur. (Birgivi vasiyetnamesi şerhi s.200)

Abdülgani Nablusi hazretleri de buyuruyor ki:
(Emr-i bil marufu ve nehy-i anil münkeri el ile yapmak, hükümet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalb ile yapmak da her müslümana farzdır.

Kendinin ve müslümanların dinine veya dünyasına zarar gelecek işleri bırakmak vacip olur. Öldürüleceğini bilenin cihad yapması caiz olmaz.

Sultanın, kendi aklı ile, arzusu ile verdiği emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zalim ise, eziyet ve işkence ediyorsa, onun dine aykırı da olsa, emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmeyenleri öldürüyorsa, kendini tehlikeye atmak, kimseye caiz olmaz.

Ahi Çelebi Hediye kitabında (Emr-i maruf farzdır, fitneye yol açarsa yapılmaz) buyuruyor.) [Hadika]

Kâfirlerle barış yapmak
İbni Âbidin hazretleri de buyuruyor ki:
(Savaşınca, ölüneceği, savaşmayınca esir olunacağı biliniyorsa, savaşılmaz. Müslümanların herhangi şekilde helak olmalarından korkulursa, kâfirlere mal vererek barış yapılır.
Sultanın, zalimin, ölümle, hapis ile, işkence ile korkutarak emrettiği günahı işlemek mubah, hatta farz olur. Emrini yapmamak günah olur.) [Redd-ül Muhtar]

Mişkât-ül-mesâbih şerhinde diyor ki:
(Bir hadis-i şerifte, (Öyle idareciler gelir ki, benim yolumdan ayrılırlar. Kalbleri şeytan yuvasıdır. Bunlara da itaat ediniz! Karşı gelmeyiniz! Döverek, söverek, mallarınızı alsa da karşı gelmeyiniz) buyuruldu. Yani, (zalim olan, malınıza, canınıza saldıran idareye de isyan etmeyin, fitne çıkarmayın. Sabredip, ibadetiniz ile meşgul olun. Şehirde fitneden kurtulamazsanız, ormana gidin, orada ot yemek zorunda kalırsanız, ormanda kalın, fitnecilere karışmayın) demektir. Peygamber efendimiz, (İyi dinleyin ve itaat edin) buyurdu. Bu, fitne çıkarmamak için, dikkatli olun demektir.) [Eşi’at-ül-leme’ât]

Müslüman, Allahü teâlânın emirlerine uymalı, günah ve suç işlememeli, fitne çıkmasına sebep olmamalıdır! Herkese iyilik etmeli ve herkesin hakkını gözetmelidir! Hiç kimseye zulüm, yapmamalıdır!
Müslümanlığın güzel ahlakını, şerefini, her yerde herkese göstermeli, her milletin İslam dinine sevgi duymasına, saygılı olmasına sebep olmalıdır! (İslam Ahlakı)

Kötülüğü önlemek
Gücü yeten müslümanlar, hakkı, doğruyu söylemezse, yani emr-i maruf ve nehy-i münker yapılmazsa, o ülkenin başına büyük belaların geleceğini dinimiz haber vermektedir. İbni Abbas hazretleri sual etti ki:
– Ya Resulallah, içinde iyilerin de bulunduğu bir ülke helak olur mu?
– Evet helak olur.
– Niçin?
– Allahü teâlâya isyan edildiğinde iyiler sükut edince, hepsi helak olur. (Bezzar)

Peygamber efendimiz yine buyurdu ki:
(Allahü teâlâ, bir meleğe, bir kasabanın altını üstüne getirmesini emreder. O melek, bu kasabada hiç günah işlemeyen bir zatın da olduğunu, o zatı kurtarıp kurtarmayacağını sual edince, Cenab-ı Hak, “Bütün şehir halkı ile onu da alt üst et! Çünkü o zat, bana isyan edenlere karşı yüzünü ekşitmemiştir” buyurdu.) [Beyheki]

Hazret-i Âişe validemiz tarafından bildirilen hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İçinde Peygamberler gibi ibadet eden seksen bin kişi bulunan bir ülke azaba maruz kalmıştır. Çünkü onlar, Allah için buğzetmedi, emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunmadı.) [İhya]

Daha başka hadis-i şeriflerde de, iyiler, kötülükleri önlemeye muktedir iken önlemezlerse, o ülkede azabın umumi olarak geleceği bildirilmiştir. (Tirmizi)

Kötülüğü önlerken iyilere de zarar gelebilir. Birkaç iyiye zarar gelecek diye, kötülüğe göz yummak caiz olmaz. Nitekim, Mecelle’de buyuruluyor ki:
(Çok kimseyi zarardan kurtarmak için, bir kimseye gelecek zarar tercih olunur.) [Madde 26]

Mesela, düşmanlar müslümanlardan bir kısım insanları esir alsalar, ön safa müslümanları koysalar, bu halde gelip bir ülkeyi istila etmek isteseler, düşmanın umumi zararına mani olmak için ön safta bulunan müslümanları da öldürmek caiz olur. Kangren olup bütün vücuda sirayet edecek olan bir uzvu kesip atmaya benzer. Milletin menfaati, fert menfaatinden önce gelir. Atalarımız, (Kurunun yanı sıra yaş da yanar) buyuruyor. Akılsız başın cezasını yalnız ayak değil, bütün vücut çeker. Onun için kötülerden, kötülükten uzak durmaya çalışmalıyız.

Emr-i maruf yaparken
Sual: Emr-i maruf yapmanın ölçüsü nedir?
CEVAP
Emr-i maruf herkese farz değildir. Farz-ı kifayedir. Yani emr-i maruf yapan varsa, diğerleri sorumlu olmaz. Emr-i maruf nehy-i anil münkerin ölçüsü şudur:

Hükümet güç kullanarak, âlimler söz ve yazı ile, diğer insanlar kalb ve dua ile, bir de imkânı nispetinde, âlimlerin kitaplarının yayılmasına yardım ederek emr-i maruf yapar.

Sözümüzün geçeceği kesin biliniyorsa, günah işleyenlere emr-i maruf yapılır. Eğer günah işleyen, tatlı sözle edilen nasihati dinlemezse, fitne de çıkacaksa susulur. Tepki gösterecek kimseye, emr-i maruf yapılmaz.

Emri maruf farz-ı kifâyedir
Sual: Emr-i maruf farz olduğuna göre, günah işleyenlere mani olmak, gördüğümüz her yanlışı düzeltmek, hattâ güç kullanarak müdahale etmek gerekmez mi?
CEVAP
Gerekmez. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker farzdır, ama cenaze namazı kılmak gibidir. Yani farz-ı ayn değil, farz-ı kifâyedir. Herkese farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. Diyelim ki, Ehl-i sünnete uygun bir ilmihâl yazılmışsa, yeniden bir ilmihâl yazmak gerekmez. Mevcut olanın yayılmasına yardım ederek emr-i maruf yapılmış, farz sevabı alınmış olur.

Emr-i marufu devletin güvenlik kuvvetleri güç kullanarak; âlimler sözle, yazıyla; diğer insanlar, dua ve kalble yaparlar. Herkes vazifesini bilmeli, hiç kimse, görevi olmayan işe karışıp fitneye sebep olmamalıdır.

Korkmadan emr-i maruf yapmak
Sual: Kendine zarar gelecek diye emr-i marufu bırakmak caiz olur mu?
CEVAP
Bu iş, şahıslara ve duruma göre değişir. Emr-i marufun bırakılması gereken yerler de olur. Duruma göre emr-i maruf yapmanın iyi olduğu yerler de olabilir. Mesela aşağıdaki örnekteki âlim, oradaki duruma göre, sultandan çekinmeden emr-i maruf yapmıştır:
Buharalı bir âlim, Semerkant’ta sultanın çocuklarının sokakta abes oyun oynadıklarını görünce elindeki bastonla hafif döver. Çocuklar kaçıp babalarına şikâyet ederler.

Sultan, Buharalı âlimi çağırtarak, haşmetiyle der ki:
— Ey hoca, Sultana karşı çıkanın hemen hapse atılacağını bilmiyor musun?
— Bilirim sultanım, ama ya sen, Rahman’a karşı çıkanın Cehenneme gideceğini bilmiyor musun?
— Sana böyle emr-i maruf yapmak vazifesini kim verdi âlim?
— Önce söyler misin? Seni kim sultan yaptı?
— Kim olacak elbette halife.
— Beni de, o halifenin Rabbi vazifelendirdi.
— O hâlde sana Semerkant’ta emr-i maruf vazifesini veriyorum. Kimseden çekinmeden emr-i marufunu yap!
— Ben de kendimi bu vazifeden hemen azlettim.
— Hoca, senin bu cevabına hayret ettim, emredilmeden, izinsiz görev yapıyorsun. İzin verilince de, istemiyorsun.
— Sultanım, sen izin verince, sonra azledersin. Rabbimin verdiği görevden beni kimse azledemez.
— Sen iyi birine benziyorsun. Dile benden ne dilersen!
— Peki, her şey isteyebilir miyim?
— Elbette.
— İhtiyarladım, hâlsizleştim, gençleşmek istiyorum, beni genç yap!
— Bu iş elimden gelmez.
— O zaman bana bir ferman yaz, görevli melekler beni Cehenneme atmasın!
— Bunu da yapamam.
— Benim öyle bir sultanım var ki, her şeyimi Ondan istiyorum. Hiç (Bunu yapamam) demedi.
— Haklısın, haydi yolun açık olsun. Beni duadan unutma! (İslam Ahlakı)

Tarafını belli etmek
Sual: Büyüklerimiz, (Tarafımızı belli etmeliyiz) dedikleri için oğlum, sevdiklerini, sevmediklerini sosyal medyada açıkça bildiriyor. Sevmediklerini kötülüyor, fitneye sebep oluyor. Böyle yapması uygun mudur?
CEVAP
Büyüklerimiz, Ehl-i sünnet âlimleri, (Fitne çıkarmayın! Bu zamanda en kıymetli hizmet fitneye sebep olmamaktır) diyorlar. Peygamber efendimiz, fitne çıkarana lânet ediyor. Tarafımızı belli etmek, fitneye sebep olmadan yapılır. Din kitaplarında deniyor ki:
Fitneden sakınmak için, Müslüman, inancını, görüşünü, partisini, grubunu, gittiği yolu saklamalıdır. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söylediğine pişman olur, üzülür. İnsan, söylemediği sözünün hâkimidir, söylediğinin ise, mahkûmudur. (Keşke söylemeseydim) der, ama iş işten geçmiştir. Malı ve eşyayı emin olarak saklayan çok insan, sır saklayamaz. Hiç ummadığınız kimse, gizli sırlarınızı açıklayabilir. Onun için, eskiden büyük zatlar, (Zehebini, zihabını ve mezhebini gizli tut) derlerdi. Yani (Paranı, dînî inancını, siyasî görüşünü, grubunu gizli tut!) demektir. Müminin, kendini zararlardan koruması lazımdır. Mesela namaz kılanlara tepki gösterenlerin arasındaysa, namazı gizli kılmalıdır.

Fitne çıkmayacaksa tarafımızı belli ederiz. Açıktan camiye gideriz. Kadın isek, tesettürle dışarı çıkarız. Yani fitne çıkmayacak her işte, kimliğimizi ortaya koyarız. Böylece tarafımızı belli etmiş oluruz.

Ergunca Yayımladı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir