Emir Timur Han ve Başarısının Sırrı

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 25 Şubat 2021 Kerim Usta

1391’de Kunduzca savaşında aldığı mağlubiyete rağmen Deşt-i Kıpçak’taki gücünü koruyan Toktamış, Memluk sultanı Berkuk’a elçiler göndererek Timur’a karşı onunla ittifak kurmuştu. Öcünü almak için için Timur’un Mardin ve Diyarbakır bölgesinde bulunduğu bir sırada Derbend üzerinden Şirvan’a bir baskın yaparak tüm halkını kılıçtan geçirdi kenti yağmalatıp, yakıp yıktı. Gürcistan’daki fetihlerden sonra hazırlıklarını tamamlayan Timur, 1395 yılı Şubat ayında Toktamış üzerine hareket emri verdi. Toktamış’ı kesin olarak ortadan kaldırmak amacıyla harekete geçen Timur’un ordusu Toktamış’ın ordusu ile 1395’te Terek nehri kıyısında karşı karşıya geldi. Timur, üç günde ordusunu çember haline getirip çember daraldıkça açlık karşısında ordusuna büyük bir av ve moral sağladı. Timur, Terek nehri karşısında üç gün karşılıklı aşağı yukarı hareket eden ordusundaki kadınlara asker kıyafeti giydirip aşağı doğru hareket ettirdi erkekler ise yukarı kesimden karşıya geçerek karşıya geçerek Toktamış askerlerini korkunç biçimde yenilgiye uğratıp perişan etti. Timur, Toktamış’ı bir kez daha yenilgiye uğratmışsa da onu ele geçirememişti. Buna üzülen Timur, Toktamış’ın yeniden kuvvet toplayarak üzerine gelmesini engellemek için, Özü (Dinyeper)ırmağı taraflarına yürüyerek Toktamış ile birlikte hareket eden kabileleri yağmalamış, onları Balkanlara doğru sürmüştür. Timur ileri harekatına devamla Ejderhan ve Berke Sarayı üzerine yürümüş, ciddi bir mukavemet görmeden buraları da ele geçirmiştir. Bu seferiyle Timur, Altın Ordu Hanlığı’na çok büyük bir darbe indirerek Altın Ordu’nun bütün gücünü hemen tamamen yok etmiştir

Hindistan seferi
Timur 1398 yılının Mart ayında Hindistan Seferi’ne çıktı. Timur’un kafilere cihad adını verdiği seferin görünüşteki sebebi buradaki kâfirleri ortadan kaldırmaktı. Ancak bu seferi daha sonra yapmayı tasarladığı seferlerine maddi kaynak olması için yapmış olması kuvvetle muhtemeldir.[10] Timur ve ordusu İndus ve İfasis nehirlerini geçtikten sonra Pencab ve Sind bölgelerinin de merkezi olan Delhi üzerine yürüdü. Pencab ve Sind bölgelerinin merkezi Delhi’ye Tuğluk hanedanından II. Mahmûd Han hakim idi. Henüz ciddi bir savaş olmadan çoğu ateşperest olmak üzere Timur’un ordusunun arkasında yüz bin esir bulunuyordu. Kumandanlar, bu kadar çok esirin savaşın neticesini tehlikeye düşürebileceğini hatırlattıklarından Timur, bunların hepsinin idam emrini verdi. Zabitlerin ve neferlerin kendi esirlerini kendi elleriyle öldürmelerini istedi. Bu emre itaat etmeyenler idam cezasına maruz kalacaklardı. Bir saatten az zaman içerisinde Timur’un askerlerinin kılıcıyla yüz bin esir öldürüldü.
Timur’u seferde takip etmekte olan müneccimler ilk defa yıldızların kendilerine pek müsait görünmediğini belirttiler ancak Timur onları dinlemedi. Kuran-ı Kerim’i açtı ve zafer ve fetih vadeden bir ayete rastladı. Delhi yakınlarında yapılan savaşta Hint ordusu hezimete uğradı ve savaşı kaybeden Mahmud Han kaçtı. Delhi’ye giren Timur, yağma ile birlikte şehir halkı katledildi. Mirte şehrinde de halk katledildi ve kadınlar ile çocuklar esir edildi. Timur’un askerlerinin eline geçen ganimetin haddi hesabı yoktu. Başlıca altın ve gümüş, her çeşit mücevherat, taçlar, Golikond elmasları, murrassa kemerler ve Bedeşhan yakutları başlıcalarıydı. Bunların yanı sıra bir miktar fil de ele geçmişti.[11]
Timur’un aferini anlatmak için yazdırdığı fetihnameleri götürecek olan filler on sıra meydana getiriyordu. Sanatkarlar, ressamlar, mimarlar eserlerini Timur’un başkentinde meydana getirsin diye sürüler halinde Semerkant’a götürüldü. Bunlar arasında bulunan birçok taş yontucuları ve duvarcılar seferin başarıyla tamamlanması şerefine Semerkant’ta yapılacak olan Cami-i Kebir’in inşasıda çalışmaları için Timur’un komutanları arasında pay edildi. Bu abidenin inşasında kulanılmak üzere oyma nakışlarla nakışlanmış birçok taşlar ve Hinduların mabedlerindeki eşyalar Semerkant’a nakledildi.[11]
Ateşe tapan Hinduları Timur, Ganj nehrine kadar takip etti. Ganj kıyılarında kafaları vurulduğunda nehrin kıpkırmızı kesildiği rivayet edilmektedir.[11] Timur’un her seferden sonra yaptığı gibi tertip ettiği av eğlencesinde aslanlar, kaplanlar, gergedanlar, mavi geyikler, tavus kuşları ve papağanlar avlandı. Esrarlı Keşmir vadisine inildiğinde bölgenin güzelliği ve zenginliği karşısında hayretini gizleyemeyen Timur bütün putperest mabedlerini yerle bir ettirdi. Daha sonra ağırlıkları beklemeden dönüşe geçti. On iki ay süren seferin ardından Semerkand’a ulaşan Timur bir süre burada kaldıktan sonra tekrar batıya yürüdü.
Yedi yıllık sefer 1399-1404
Timur’un 1399 yılında tekrar harekete geçmesinin nedeni, Azerbaycan tarafından özellikle Mîrânşâh ile ilgili pek hoş olmayan haberler alması idi. Horasan valiliğinden sonra 1393 yılında Hülagü Han tahtına tayin edilen ve Azerbaycan ve ona bağlı yerlerin idaresine getirilen Mîrânşâh, Hind seferine katılmamıştı. O, 1395–1396 yılı sonbaharında Hoy civarında attan düşmüş, fiziksel olarak sağlığına kavuştuysa da garip davranışlarda bulunmaya başlamıştı. Bu attan düşme hadisesinden sonra doktorların bütün çabasına rağmen, fiziksel olarak iyileşti ise de, tam olarak sıhhatine kavuşamamıştı. İran ve Azerbaycan’da idarede gevşekliğin baş gösterdiğine, devlet malının çarçur edildiğine dair haberler de gelmekte idi.[4]
Bu durum üzerine Timur Hind seferinden dönüşünden 4 ay geçmiş olmasına rağmen yeni bir sefere çıktı. Yedi Yıllık Sefer diye isimlendirilse de bu seferin süresi 5 yıldır ve Timur’un en büyük seferidir. Mîrânşâh’ın kendisine bırakılan edilen bölgede asayişi sağlayamamasının Timur’un bu son Ön Asya seferinin sebebini oluşturduğu bütün kaynakların ortak görüşüdür. Ancak Timur’un özellikle Toktamış’ı yendikten sonra Samur Irmağı kıyısından Yıldırım Bayezid’e mektup yazdığı zaman, “Çerkez oğlancığı” diye andığı Berkuk’un ve Çerkes oğlancığı ile dostluk halinde buLunan “Sivas kadıcığı” diye andığı Kadı Burhaneddin’e haddini bildirmekten söz etmişti. Hatta Bayezid’e tekrar geleceğini bildiriyordu. Mîrânşâh meselesi yüzünden belki bu geliş biraz hızlanmıştı. Kafkasların güneyindeki Gürcü ve Ermenilerin etrafa saldırdıkları, Mîrânşâh’ın idaredeki zaafı ve garip davranışları haberi gelince Timur hemen bölgeye yöneldi. 1399–1400 yılı kışını Karabağ’da geçiren Timur bu esnada Azerbaycan, Gürcistan ve Irak’ta bazı sindirme faaliyetlerinde bulunarak Bingöl’e geldi. Artık Suriye ve Anadolu’yu ele geçirmek için ciddî bir engel kalmamıştı.

Sivas’ın Timur tarafından alınışı
Timur ile Bayezid arasındaki başlıca problemlerden biri Erzincan Emîri Taharten meselesidir. Taharten daha Timur’un Ön Asya’ya ilk seferinden itibâren onun hâkimiyetini tanımıştı. Bayezid 1399’da başta Malatya olmak üzere Kâhta, Divriği, Behisni, Dârende kalelerini topraklarına katmıştı. Bu şekilde Fırat’a kadar olan yerler Osmanlıların eline geçmişti. Anadolu siyâsî birliğinin sağlanması için sıra Fırat’ın doğusundaki Harput, Diyarbakır bölgeleri ile Erzincan ve Erzurum’a gelmişti. Yıldırım Bayezid, Erzincan Emîrine kendisine itaat etmesini bildirmişti. Erzincan Emîri Taharten, Bayezid’e vergi vermeyi kabul etmiş, ancak Kemah’ı Osmanlılara vermeyeceğini söylemişti. Bunun yalnızca bir oyalama siyaseti olduğu anlaşılmaktadır. Taharten eskiden beri hakimiyetini tanıdığı Timur’a Bayezid’in isteklerini bildirmiş ve şikayette bulunmuştu.
Timur, Taharten’i huzuruna kabûl ettikten 2 gün sonra Sivas şehrine geldi. Timur’un ordusunun rehberliğini Akkoyunlu beyi Kara Yölük ile Taharten yapıyordu. Sivas şehri yüksek surlarla çevriliydi. Güney tarafında kaynak sularla beslenen bir hendek vardı. Hisarın bu tarafında delik açmak mümkün değilken batı tarafı bu iş için uygun bulunmuş ve hisar kuşatmaya alınmıştır. Lağımlar kazılmış ve şehir halkı bunu geç fark etmiştir. Osmanlı tarihçisi İbn-i Kemal, Timur’un askerlerinin hiç durmadan adeta yiyip içmeden sabahtan akşama çalıştıklarını ifade etmektedir. Lağım kazma faaliyetleri sonuç vermiş ve şehirdekiler kalenin düşeceğini anlayınca kale muhafızı Mustafa kaleyi teslim etmek zorunda kalmıştı. Timur Sivas’ı kan dökmeyeceğine söz vererek teslim almasına rağmen 3-4 bin Ermeni’yi kazdırdığı büyük çukurlara gömmek suretiyle öldürtüp işte sözümü tuttum bir tanesinin bile kanını dökmedim demiştir. Timur Sivas’ta bakım evlerinde bulunan cüzzamlıları Türkistan’da bilinmeyen bir hastalık olduğundan askerleri arasında yayılmaması için imha etti. Sivas’ı savunan Bayezid’in oğlu birkaç gün canlı olarak muhafaza edildikten sonra öldürüldü.
Timur Sivas’ı aldıktan sonra fazla ilerlemedi ve Suriye istikametine yöneldi. Sivas’ı almasına rağmen Malatya henüz Osmanlıların elindeydi. Arkasında kendisine ait olmayan yerler bırakmak istemeyen Timur dönüp Malatya’yı almış ve daha sonra güneye inmiştir. Timur Sivas ve Malatya’yı almakla Yıldırım’a gözdağı verip kendisine boyun eğeceğini tahmîn etmiş olmalıdır. Nitekim Timur Sivas’ı aldıktan sonra Yıldırım Bayezid’e yazdığı mektûbda Sivas hâdisesinden ders alıp sulh yoluna girmesini, kendisinin İlhanlı neslinden geldiğini, küçüğün büyüğe itaatinin vâcib olduğunu yazmıştır. Ayrıca Haleb Nâibine gönderdiği mektûbda da Osmanoğlu denen bu çocuğun edebinin kıtlığını duyup kulağını çekmek istedik ve onun ülkelerinden Sivas ve diğer yerlerde onun vaziyyeti hakkında sizin de duyduğunuz şeyler yaptık demekteydi.
Timur ile Yıldırım Bayezid arasındaki çekişmede Sivas’ın Timur tarafından alınması önemli bir noktadır. Bu şekilde Timur ilk kez Osmanlı hâkimiyetindeki bir bölgeyi ele geçirmiş olmaktadır. Sivas’ın zabtı ile Yıldırım Bâyezîd durumun ciddîyetini anlamış olmalıdır. Bayezid, bu haber kendisine ulaştıktan sonra İstanbul kuşatmasına son verip Anadolu’ya geçti. Bayezid Timur’un Anadolu içlerine doğru ilerleyeceğini düşünmüş olmalı ki, Kayseri’ye gelerek beklemeye başladı.

Memlukler ile savaş
Timur Sivas’ı aldıktan sonra güneye doğru Memlukler üzerine yönelmişti. Memluk sultanı Berkuk’un ölümünden sonra Memlukler’in içine düştüğü karışık durumu biliyordu ve Bayezid ile karşılaşmadan önce bu durumdan faydalanmak istiyordu. Ayrıca Timur’un Bağdat’ı ele geçirdikten sonra Berkuk’a gönderdiği elçi öldürülmüş, Kara Yusuf tarafından tutsak alınan Avnik hakimi Atlamış da Kahire’ye gönderilerek orada hapsedilmişti. Bunun üzerine Timur, henüz tahta geçmiş olan Ferec’e elçiler göndererek Atlamış’ın geri verilmesini istedi ancak elçiler Haleb’e varır varmaz hapsedildier. Bu sırada Malatya’da bulunan Timur önce Behısnı ve Anteb’i alarak Halep önlerine vardı. Haleb’e vardığında Memluk ordusunu karşısında buldu. Timur şavaşa karar verdi ve askerlerini bizzat idare etmek için merkezde kıymetli eğerler ile örülmüş bir fil istihkamı arkasında yerini aldı. Bu fillerin üzerindeki okçular yanar oklarla Grejuva yağdırıyorlardı. Savaşın başlangıcında filler hareketsiz kalmışlardı ancak ancak sonradan Memluk askerlerinin üzerine hücum ettiler. Askerleri hortumlarıyla havaya fırlatıp havadna yere düştüklerinde ayaklarıyla ezdiler. Memluk askerleri korkup kaçtı. Timur’un askerleri şehre kolaylıkla girdi. Şehir yağma edildi ve bütün sakinleri kadın erkek çocuk yaşlı ayırt edilmeksizin kılıçtan geçirildi.

Ergunca Yayımladı.

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir