Dünya Toplumlarına Göre Dünden Bu Güne Nevruz

Son Güncelleme Zamanı:

Nevruz Nedir?
Nevruz ya da yanlış olarak aratılan nevroz; Farsça bir kelime olup yeni gün demektir. Güneşin koç burcuna girdiği miladi martın 22. gününe rastlamakta, Rumi takvime göre ise martın 9. gününe tesadüf etmektedir. Nevruza mart 9’u da denir. Arapça kaynaklarda nevruz adı ile geçen bugün kuzey yarım kürede bahar-yaz başlangıcıdır. Bundan ötürü bahar bayramı kabul edilir. Halk arasında bugün şenlikler yapılarak kutlandığı gibi devletler nezdinde de törenler yapılmıştır. Ve hala yapılmaya devam etmektedir

TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ ADETLERİ
Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya’dan, Balkan Türkleri’ne ve hatta Amerika’daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz.

K. K. Yudahin’in eserinden Kırgız Türkleri’nde Nevruz gününün, Mart ayında olduğu ve yeni yılın ilk günü anlamına geldiği ifade edilir. Bu günde “Nouruz Köcö ” denilen özel bir yemek yaparlar. “Köcö”, darı yarması veya bulgur konulmak suretiyle yapılan bir nevi tirittir.

Kazak Türkleri de Kırgız Türklerinin yaptığı aşı pişirirler. Ayrıca Nevruz törenlerinde mevlit okuturlar. O günü evler baştanbaşa temizlenir, yeni elbiseler giyilir. Nevruz törenleri sırasında ev duvarlarına veya çeşitli eşyaların üzerine kil kaplar atılarak parçalanır. Ateş üzerinden atlanır. Çadırlar kurulup sofralar açılır.

Özbekistan’ın Semerkant, Buhara, Andican taraflarında, Nevruz günü başlayan törenler bir hafta kadar devam eder. Halk bu törenlerde çadır çadır gezerek birbirlerinin bayramını kutlar. Bu ziyaretlerde ikram edilen yemek “aş” adı verilen pilavdır. Köpkarı, güreş, at yarışları, horoz dövüşleri gibi gösteriler düzenlenir.

Tacikistan’da Nevruz Mart ayının başından, 21 Mart gününe kadar baharın gelişini ve tabiatın canlanmasını karşılamak amacıyla kutlanır. Nevruzda yenilen “Ş” harfi ile başlayan 7 yiyecekten süt; temizliği, tatlı; yaşama sevincini, şeker; serinlik ve dinlenmeyi, mum; ateşe tapınmayı, tarak; kadının güzelliğini temsil eder. İslâmiyet’ten sonra İslâmî geleneklere göre “Ş” ile başlayan 7 nesne bunların yerini almıştır.

Afganistan’da Nevruz, Türkler arasında doğum günü olarak kutlanır. Bugün herkes en yeni elbiselerini giyerler. Kabir ve akraba ziyaretleri yapılır, güreş tutulur ve oğlak oyunu oynanır. İnsanlar arasındaki dargınlıkların kaldırılmasına çalışılır. Yeni yıla nasıl başlanırsa, yılın öyle geçeceğine inanılır.

Türkmenistan’da Nevruz bayramında halk gününü ülkemizdeki dini bayramlara benzer bir şekilde geçinmekte, karşılıklı ev ziyaretleri yapılmakta, tebrik mesajları gönderilmektedir. Nevruz kutlamaları basın yayın organlarında geniş bir şekilde yer almaktadır.

Azerbaycan’da her yıl Mart’ın 2123′ünde, Nevruz bayramı büyük törenlerle kutlanır. Mezarlık ziyareti yapılır. Bu ziyaretlerde hazırlanan helva pilav ve diğer yiyecekler fakirlere dağıtılır. “Gapı Pusma”, “Suya Yüzük Atma”, “Su Başı”, “Baca Baca” adetlerinde uzun yılların gelenekleri çeşitli motif ve oyunlarla sürdürülür. Semeni göğertilir. Yani tohum çimlendirilir.

Nevruz; Karapapaklar’da Nevruz, Kırım Türkleri’nde Navrez, gündönümü; Batı Trakya Türkleri’nde Mevris, Makedonya ve Kosova Türkleri’nde Sultanı Navrız, Gagauzlarda İlkyaz bayramı adıyla yukarıda bahsettiğimiz ortak coşku ve geleneklerle kutlanmaktadır.

Çok geniş coğrafyaya yayılmış olan topluluklarda Nevruz törenlerinde genellikle şu oyunların değişmeden devam ettiği gözlenir: Gökböri Oyunu. Türkistan’da oynanan milli oyunların başında yer alır. Bu oyuna “gökböri, köpkâri, oğlak/ulak, buzkaşi, kökpar, kükbar” gibi isimler de verilir. At yarışları, cirit oyunu, kılıç sallama, yamba kapma, güreş, at üzerinde güç gösterisi, sinsin oyunu, huntu oyunu. Bu oyunlar genellikle spora dayalıdır.
Oyunların bir kısmı ise seyirliktir. Bunları halk tiyatrosu veya Orta oyunu şeklinde değerlendirebiliriz: Koskosa oyunu; deve oyunu; ekende yoh, biçende yoh, yeyende ortag gardaş oyunu; kış bovay; yolbars; argımak.

Nevruz bayramında mahalli eğlencelere de yer verilir. Gençler aralarında mani ve şiir söyleyerek yarışırlar. Bunlardan bazıları: Halay oyunu, Yaşıl yarpag, Gızılgül, Hahışta, Benövşe, Bahtıyar ve atışmalardır.

Anadolu sahasında da oynanan bu oyunların yanı sıra 21 Mart’ta büyük bir coşkuyla kutlamalar yapılmaktadır. Geçmişte o güne has olarak macunlar, şerbetler, hediyeler hazırlanarak devlet erkânı büyükten küçüğe, bunları birbirlerine takdim ederlerdi. Bu adetler günümüzde Mesir Macunu Şenlikleri adı altında hâlâ devam etmektedir. Anadolu’da Yörük Bayramı günümüzde de kutlanarak bu âdeti yaşatmaktadırlar.

Anadolu’da “Sultanı Nevruz”, “Nevruz Sultan”, “Mart Dokuzu” ve “Mart Bozumu” gibi adlarla bilinen nevruz, gelenekleriyle bütün Türk toplumu içerisinde yaşamaya devam etmektedir.

Tahtacı Türkmenleri’nde; Nevruz Bayramı eski Mart’ın dokuzudur ve Sultan Nevruz olarak adlandırılır. Nevruz, Tahtacı Türkmenleri’nin yaylaya çıkışında; 22–23 Mart tarihlerinde kutlanmaktadır. Tahtacı Türkmenleri’nde Nevruz; ölülerin yedirilip içirildiği gün olarak kabul edilir. Burada eski Türk inanç sisteminin atalar kültürü kendini gösterir.

22 Mart Nevruz’dan bir gün önceyi karşılamaktadır. Bu gün Nevruz hazırlıkları yapılır. Çamaşırlar yıkanır, yemekler hazırlanır Nevruz günü yenilen yemekler arasında ıspanaklı börek, soğan kabuğu ile boyanmış yumurtalar, yufka, sarı burma, şeker, leblebi, lokum sayılabilir. 23 Mart günü öğleden sonra kadınlar geniş bir tabağa çerezler koyarak “hak üleştirir”ler. Yiyecekler dağıtılarak “ölünün ruhuna değsin” dileğinde bulunurlar. Bu bayramda herkes güler yüzlüdür. Suçlar bağışlanır. Bayrama katılmak zorunludur. Katılmayanlar köy halkınca dışlanır.

Yörükler arasında; Nevruz ile birlikte, kışın bittiği ve bahar mevsiminin başladığı kabul edilir. Köy ve yaylalarda 22 Mart’ta, şehirlerde ise Nevruz günü pazara rastlamazsa, bu tarihi takip eden Pazar günü kutlanır. Köy halkı 22 Mart sabahı yaylalara doğru yola çıkarlar. Daha önceden “davar evleri”ne yerleşmiş olanlar köylerden gelen akraba ve komşularına ev sahipliği ederler. Köylerden gelen grupla, yayladakiler karşılaştıklarında bir el silah atarak “Nevruzunuz kutlu, dölünüz hayır ve bereketli olsun” şeklinde selamlaşırlar. Gelen misafirler çadırlara yerleşir, kendilerine ikramlarda bulunulur. Sürü sahipleri tarafından kesilen kurbanlar birlikte yenilir. Sünni olan yörüklerde imamlar tarafından yapılan dualara halk katılır ve şükrederler.

Gençler tarafından eğlenceler düzenlenir, yemekler yenir, şarkı ve türküler söylenir, oyunlar oynanır. Eğlenceler geç saatlere kadar devam eder.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerimizden Gaziantep ve çevresinde 22 Mart gününe “Sultan Nevruz” adı verilir. Diyarbakır’da; Nevruz günü halk, eğlence ve mesi re yerlerine giderek Nevruz’u kutlarlar. Kars ve çevresinde; bu tarihte kapı dinleme, baca baca adetleri görülür. Evde bulundurulan çeşitli meyvelerden baca baca gezenlere verilir.

Tunceli ve çevresinde; bu gün erkekler alınlarına kara sürerek su kaynaklarına giderler. Bu karaları orada temizleyerek dua ve niyazda bulunurlar. Özellikle Orta Anadolu’da Nevruz, “Mart Dokuzu” olarak bilinir. Diğer bölgelerdekine benzer kutlama adetleri yapılır. Nevruzla ilgili Anadolu’da görülen diğer gelenekler arasında, ağacın güneşten etkilenmemesi için ağaca bez bağlanarak yapılan “Mart ipliği” adeti ve özellikle Giresun’da “Mart Bozumu” adeti önem taşır.

Tekirdağ‘da Nevruz soğukların sonu, baharın başlangıcı olarak kabul edilir ve “Nevruz Şenlikleri” adıyla kutlanır. İzmir, Uşak, Sivas ve Şebinkarahisar’da hemen hemen aynı geleneklerin devam ettiği görülür.

Bilindiği üzere eski takvim Mart ayından başlardı. Mart ayının ilk on iki günü ayrı ayrı ayları temsil etmek suretiyle, o yıl içinde neler olacağı ilk on iki günden tespit olunurdu. O gün yedi çift, bir tek baş harfi “S” ile başlayan yiyeceklerden yenilmesi adettendir.

Altay Türkleri arasında 21 Mart’a tekabül eden günde kutlanan “Cılgayak” bayramı vardır. Bu bayram da Nevruz gibi baharın gelişi, tabiatın canlanması ve yeni bir yıla giriş bayramı olarak kutlanır. Bu bayramın hazırlıkları yaz mevsiminde başlar. Bir önceki yıldan toplanarak saklanmış yılın ilk çıkan bitkileri olan kandıklar ve onların sargay adı verilen kökleri çıkarılarak bunlardan çeşitli yiyecekler hazırlanır. Ayrıca bu bayram için bal katılmış yoğurt, dondurulmuş ve kurutulmuş et, koyun ve mal tırnaklarından yemekler yapılır. Dört tahıl hazırlanır. Güneş bayramının kutlandığı kır başına vurmaya başladığı zaman dört tahılın üzerine arçın bırakılır. Ateşle bu arçınlar alaslanır. Büyükler çocuklar gibi oyunlar oynar. Akşama doğru köye dönülürken hep bir ağızdan şarkılar söylenir.

Nevruz’un bir bahar bayramı olduğun ortaya koyan delillerden birisi de Saha Türkleri arasında yaşatılan Isıah Bayramı’dır. Göktanrı dini geleneklerinin hâkim olduğu Saha Türklerinde Isıakh bayramı, ilkbaharın gelmesi ve yılın bereketli geçmesi için Tanrı’ya bir şükür bayramıdır. Saha Türkologları ve halkı Isıakh bayramının Türkistan kökenli olduğunu bilmektedirler.
21–22 Haziran tarihleri de Nevruz’da olduğu gibi güneş sisteminin ayrıcalıklı bir dönemidir; çünkü bugün yılın en uzun günüdür. Diğer yandan Saha Türkleri’nin yaşadığı Sibirya’da bahar yeni hissedilmeye başlanır.

Isıah bayramında törenlere, Akşaman’ın dualar ve kımızla tören alanını temizlemesiyle başlanır. Tören alanına yarım ay şeklinde genç akağaçlar dikilir. Alana ateş yakılır ve bu ateş törenler bitene kadar söndürülmez. Akşaman’ın yere kımız serpmesi, duaları ve dualarla yakılan ateşle geçmiş yılın kötülüklerinin kovulduğuna, yeni başlayan güzel günlere zarar vermelerinin önlenmiş olduğuna inanılır. Akağaçlara başta genç kızlar ve genç erkekler olmak üzere halk yeni yılda olmasını istedikleri dileklerini tutarak bez parçası bağlarlar. Bu inanış ve âdet dünyanın hemen her yerinde bütün Türk halklarında hâlâ yaşamaktadır.

Isıah bayramı hakkında ilk belgelere Hollandalı gezgin İdesa’nın notlarında rastlanmaktadır. İdesa 17. Yüzyılda Sibirya’dan Çin’e yaptığı seyahatte Isıah bayramının Sahaların tek bayramı olduğunu yazar. Saha halkının İlkbaharın gelişini büyük bir coşkuyla kutladıklarından, ateş yakma ve ateşin törenler son bulana kadar söndürülmesi, bol miktarda kımız yapılması, yerlere kımız serpilerek “temizlenmesi” ve misafirlerin bu içki ile ağırlanmaları adetlerinden bahseder.

Bugün de yaşayan bu geleneklerle Isıah, takvimi bir bayram olarak Saha halkının örf, adet ve tarım faaliyetleriyle kopmaz bir hal almıştır. Sahalar bu bayramı 2122 Haziran günlerinde yılbaşı olarak kutlamaktadırlar. Onlar bu bayramı yenilenme, tabiat ve insan doğasının kaynaşması, iyilik, temizlik ve aydınlığın başlangıcı ve geleceğe umutla bağlanmanın günü olarak kutlamaktadırlar.

Uzun süren bir kışın ardından Saha halkı bir araya gelip eğlenir; eğlencelerde kımız içilmesi, bayram yerinde pişirilen şiş kebapların yenmesi, milli oyunların oynanması, güreş, at yarışları, Olonhosut yarışları ve vazgeçilmez olarak Osuohay dansı yapılmaktadır. Olonhosut yarışları kaya parçalarını kaldırarak omuzdan arkaya atarak yapılan güce dayalı bir Sibirya sporudur. Sibirya’da yaşayan Hakaslar ve diğer Türk halklarında da aynı spor yaygındır. Osuohay ise Isıakh törenlerinin vazgeçilmez kısmını oluşturmaktadır. Kımızlar içilip bazı yarışmalar, eğlenceler yapıldıktan sonra Anadolu halaylarında da bulunan, ellerin parmakların birebir kilitlenmesiyle yanyana dizilen insanlar Isıakh ateşinin etrafında dans veya halay çekmeye başlarlar. Bazı destanlarda bu halayın 9 gün sürdüğü yazılmaktadır.”

Bugün de büyük coşkuyla kutlanan Isıah bayramı 1991 yılında Saha Cumhuriyeti kurulduktan sonra diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi resmi tatil olarak ilan edilmiştir.

Son yıllarda Amerika’daki yerli Kızılderili Kabileleri’nin “soy kütüğü” ile ilgili çalışmalar Türk kültürünün yayıldığı sahalar hakkında bize ilgi çekici bilgiler vermektedir. Bu konuyla ilgili olarak Dr. Ahmet Ali Arslan şu bilgileri veriyor: ” Son yıllarda bağımsız araştırmacı uzmanların, Sibirya ve Alaska’da ve Alaska’nın daha güneyinde bulunan insan kemikleri ve toprağa yayılmış insan yağı kalıntıları üzerinde yaptıkları “gen” araştırmaları Amerika ve Asya kıtalarında vakti ile yaşamış bu insanların birbirleri ile yakın akraba olduklarını tespit etmesine rağmen, Amerika’ya Avrupa üzerinden gelenler bu gerçeklere sırt çevirmektedirler. Amerika yerli Kızılderili kabileleri ile Sibirya Saka, Altay, Hakas, Telvit ve Tuva bölgelerinde yaşayan eski Türk âdetlerinin ve mevsimlik dinî merasimlerin birbirine benzemesi ve paralellikler göstermesi oldukça ilgi çekicidir.

Amerika’nın toprakla ve ziraatla uğraşan Kızılderili kabileleri arasında dinî ağırlıklı merasimlerle kutlanan mevsimlik bayramların başında Mart ayında “Yeni Yılın Başı” için yapılan kutlama törenleri ve şenlikleri gelir. Kaliforniya Eyaletinde geçimini topraktan temin eden yerleşik, şehirli Kızılderili kabileleri, göçebe bir hayat sürerek, yazın serin dağ yamaçlarına ve kışın ise daha ılık ve mülayim bölgelere göç eden ve geçimini avcılıkla temin eden Kızılderili kabilelerine kıyasla “Yeni Yılın Başı” kutlamalarına daha büyük bir bağlılık göstermektedirler. Bu kutlamalar, “Eski yıldan yeni yıla geçişi, ölümden sıyrılıp yeniden dirilişi, kısırlıktan kurtulup yeniden üremeye dönüşü kutlamak maksadıyla” yapılmaktadır.

Kaliforniya ve etrafındaki topraklarda dağınık olarak yaşayan Amerika yerli Kızılderili kabilelerinden Yurok, Karuk, Hupa, Yuki, Pomo, Modoc ve Maidu kabileleri yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen “Mart” ayında, bahar bayramını, tabiatın yeniden canlanması ve uyanmasına bağlı olarak “Yeniden Doğuş”un bir sembolü olarak kutluyorlar. Bununla ilgili dinî merasimlere diğer Kızılderili kabilelerinde olduğu gibi, yine kabilenin Şamanı öncülük etmekte ve yönetmektedir.

Yeni yılın başlangıcı olan Mart’ta kutlanan “Diriliş” kutlamaları ile ilgili Kızılderililerin yaptığı merasimlerde kabilenin yaşadığı köy veya kampın tam orta yerine uzun ve düzgün bir “direk” dikilir. New Mexico, Arizona ve Kaliforniya eyaletlerinde yaşayan Kızılderili kabileleri köyün orta yerine dikilen bu “direğin” kâinatın “ekseni” olduğuna ve dünyayı yaratan “Bir”i temsil ettiğine inanırlar. Bu inanç yerleşik ve şehirli manasına gelen “pueblo” yerli Kızılderili kabileleri arasında da aynı şekilde yaygındır.

Kızılderililerin yaptığı merasim ve kutlamaların en ilginç yanlarından birisi, kabilenin Şamanı’nın “Gök Tanrı” olarak kabul edilen “Ulu Ruh”a daha çok yaklaşmak ve kabilesi için O’nun yardımını ve rahmetini talep etmek maksadıyla, bu düzgün “direğe” tırmanmasıdır. Dinî maksatlı bu merasimi yöneten Şaman’ın bu direğe tırmanması, mensubu olduğu kabilesini kötü ruhlardan ve onların sebep olabileceği hastalıklardan koruması, yeni yılda kabilesine bol mahsul bahsetmesi konularında görüşme talep etmek maksadıyla “Gök Tanrı”ya Daha yakın olma amacı taşır. Direğe tırmanma merasimi Kaliforniya eyaletindeki Camella Kızılderilileri arasında oldukça yaygındır.” Demirin Türk tarihindeki yerinden yazımızda bahsetmiştik. Demir Türk’ün inanç sistemi içerisinde bütünleştirici bir unsurdur. Ergenekon Destanı’nın ana temasını oluşturan “Demirin eritilmesi ve kutsallığı” motifleri Amerika’da ki Kızılderililer arasında da yaygındır. Onlar da demire hürmet ederek özellikle yılbaşı kutlamalarında mutlaka demir uçlu silahları itina ile taşırlar. A.Arslan araştırmasında bu konuyu şöyle anlatır. “Türk kültür tarihinde ve önemli mevsimlik merasimlerde mühim bir yer tutan “Demir” e Kuzey Amerika Kızılderili kabileleri arasında da büyük önem verilmekte ve bazı kimselerin demirden yapılmış mukaddes sayılan “Silah” lara dokunması katiyen yasaklanmıştır. Amerika Kızılderili kabilesinde, hamile kadının demir ve çelikten yapılmış silahlara dokunması yasaktır. Öldürücü gücü kaybolur ve düşmana tesir etmez korkusu ile özellikle hamile kadınların ve yetkili olmayan şahısların kabilenin savaşçılarının silahlarına dokunması yasaktır. Yaygın olan söylentilerin tam aksine, bu kadar tabu ve yasaklamaya rağmen, Kızılderili kabilelerinden hiç birisi, ne şekilde olursa olsun diktikleri toteme tapınmazlar.

Nevruz Kimin Kültüründe Vardır?

Nevruz da ağırlıklı olarak orta kuzey yarım kürede yaşayan halklar arasında uzun tarihi geçmişi olan bir gelenek ve kültür öğesidir. Ancak nevruzun, sözünü ettiğimiz bu coğrafyada yaşayan halklardan hangisine ait olduğu ve menşei tartışmalıdır. Nevruz geleneğine sahip çıkan halklardan bazıları, çoğu kez bir kültür etnosantirizmi anlayışı içinde, bazen ideolojik ve dini sebeplerle sahip çıkarlarken bazı halklar da dini ve ideolojik sebeplerle karşı çıkmaktadırlar. Bu konuda yapılan bilimsel çalışmalarda da ortak bir sonuca varılabilmiş değildir.

Nevruz Nerelerde Kutlanır?

Nevruz geleneği çok eski zamanlardan beri süregelmektedir. Ancak bu geleneğin İran kültürüne ait olduğunu savunanlar olduğu gibi Türkler’de de çok eskiden beri nevruz törenlerinin yapıldığı, hatta Ergenekun’dan çıkışın nevruz gününe rastladığı görüşü de savunulmaktadır. Nevruz geleneği İranlılar’dan Araplar’a da geçmiş olup bu güne gece ile gündüzün eşit olduğu gün ya da gece ile gündüzün dengelendiği gün anlamına gelen “birinci itidalyun” (nevruz), güz mevsimindeki gece ile gündüzün eşit olduğu güne de “ikinci itidalyun” (mihrican) denilmektedir. Görüldüğü gibi nevruz konusunda rivayetler muhteliftir. Ancak buna rağmen, günümüzde nevruz, Türkiye’nin de içinde bulunduğu büyük bir coğrafyada; genel olarak kuzey yarım kürede Adriyetikten Çin seddine kadar olan bölgede, özellikle de, Orta Asya’da, Anadolu’da, Kafkaslarda, Orta Doğu’nun bir bölümünde farklı ırklara mensup halklar ve milletler tarafından çeşitli tören ve eğlencelerle kutlanmaktadır. Martın 21. günü Azarbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan, Tacikistan ve İran’da resmi tatil ve bayram günüdür. Türkiye Cumhuriyeti ile K. K. T. C’de resmi tatil olmamakla birlikte bayram olarak kabul edilmiştir.

NEVRUZ GELENEĞİ NEREDEN GELİYOR?

Nevruzun menşei, hangi millete ait olduğu ve kutlama biçimleri konusunda üç yaklaşım tespit edilebilmiştir.

a) Nevruz Efsaneleri

Yaratılış destanları, mitler, efsaneler vb. değerler birer kültürel zenginliktir. Toplumlar bu tür değerlerin gerçekle alakasının olmadığını ya da uydurulmuş olduğunu bile bile sahip çıkarlar. Daha sonra da bu temel varsayımlarını ideoloji haline getirirler. Nevruzla ilgili olarak da aynı şeyleri söyleyebiliriz.

Nevruz geleneğinin menşeine temel teşkil eden üç faklı efsane vardır. Bu efsanelerden biri İran Şahı Cemşid’in doğu Azarbaycan’da taht kurması hadisesinin efsaneleşmesi, öbürü Türklerin Ergenekun’dan çıkış efsanesi, bir başkası ise Kürtlerin Dahhak-Kava efsanesine uyarladıkları bağımsızlık günü efsanesidir.

İran efsanesine göre nevruz

Rivayet odur ki, İran devletinin büyük şahı Cemşid Şah, yeryüzünün her tarafını dolaştıktan sonra geldiği Azerbaycan’ı beğenip doğu tarafına bir taht kurdurdu. Şahane bir elbise giyerek başına da mücevherden bir taç takarak tahta oturdu. Güneş doğup da şaşası o taç ve tahta yansıyınca bütün o havaliyi nura boğdu. Herkes bu hadiseden mutluluk duydu. Bu gün yeni ve mutlu bir gün diye bu güne nevruz dediler.

Büyük şenlikler yapılarak bugünü kutladılar. Bundan sonra her yıl bu töreni yapmayı usul haline getirdiler. Bu gün ferverdi ayının birinci günüdür ve navruz-i ‘amma denilir. Ferverdi ayının altıncı gününe de navruz-i hassa denilmektedir. İran geleneğinde navruz-i ‘amma ile navruz-i hassa arasındaki bu altı günde Acem şahları ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılarlar ve genel af ilan ederler. Nevruz günleri zevk u safa günleri olduğu gibi idareciler tarafından, halkın şikayetlerinin dinlendiği bir gündür.

İran’da nevruz münasebetiyle “nevruziye” denilen bir nevi tatlı yapılır. Bu nevruziyeler 7 maddeden yapıldığı ve o maddelerin baş harfleri kullanılarak yapıldığı için “hefsin” denilmektedir. Daha sonra nevruziyelerin karışımı 40 maddeye kadar çıkmıştır (Pakalın, 1972: 2, 686).

Türk efsanesinde nevruz

Efsaneye göre Türkler Çinliler tarafından bozguna uğratılır. İki kağan oğlu Nököz ve Kiyan ile iki kız kurtulur. Bir ala geyiğin ardına düşerler ve koşarken yuvarlanarak genişçe bir çukura düşerler. Burası yeşillik ve ağaçlık bir yerdir. Kuşların ötüştüğü, kelebeklerin uçuştuğu cennet gibi bir yerdir. İçine düştükleri bu yeşillik alanda bir süre sonra ala geyikle buluşurlar ve geyiğin sütünü içerek hayatlarını devam ettirirler. Bu gençler evlenirler ve sayıları çoğalır. Burada tam 400 yıl kalırlar. Ama Turan’a kavuşmaktan da ümitlerini kesmezler. Burası Ergenekundur.

Bir gün bu gizli yurtta bir kurt görünür ve kurt geyiklerden bir tanesini parçalayarak yer. Çoban kurdun bir delikten çıktığını görür. Delik oldukça dardır. İçlerinden mesleği demirci olan birisi ocak yakar, örs kurar, hayvan derilerinden körük yaparak yaptıkları aletlerle deliği genişletirler ve kurdun gösterdiği yoldan hareket ederek düştükleri çukurdan, yani Ergenekun’dan çıkarlar. Bu gün istiklal günüdür ve bugün yeni gündür, bugün nevruzdur (Çay, 1985: 23-24 ve Oğan, 1993: 32).

İşte bugünü başlangıç kabul ederek, Türkler bugünü kurtuluş ve nevruz bayramı olarak kutlamaktadırlar. Nevruz zamanla bir Türk geleneği halini alır. Tarihi süreç içinde, Türk devlet ve topluluklarının sosyal hayatlarında nevruz farklı algılama ve uygulamalara sahne olsa da varlığını bugüne kadar devam ettirmiştir. Bu durumu belgeleyen çeşitli örnekler mevcuttur; efsane ile bağlantılı olarak bugün bile martın 21. gününü kurtuluş ve bayram günü kabul eden çeşitli Türk boyları, demiri ateşte kızdırıp, önce en büyük Türk büyüğü bu demir parçasını bir kıskaçla tutarak örse koyar ve onu çekiçle döver, daha sonra törene katılan öbürleri sembolik olarak aynı şeyi yaparlar. On iki hayvanlı Türk takviminin başlangıcı nevruz- martın 21’idir. Selçuklu sultanı Melik şahın 1079 celali takvimi diye bilinen takvimin ilk günü de nevruz- martın 21’idir. Akkoyunlularda Uzun hasan Beyin vergilerinin başlangıç günü mart 21 nevruz günüdür. Bu gelenek cumhuriyete kadar da devam etmiştir. Halk arasında bu uygulama Hasan paşa kanunları olarak bilinir. Osmanlı sarayında nevruziye geleneği çok yaygındır. Nevruziye adıyla şiirler yazılır. Özel macunlar hazırlanır ve padişaha takdim edilirdi. Halk arasında hediyeleşilir özellikle devlet erkanı nevruz günü dolayısıyla tebrikleri kabul eder ve hediyeleşirlerdi. Ayrıca halk yerleşim bölgelerinin dışına çıkar ve mesire yerlerine giderek eğlenirlerdi (Levy, 1962: 9, 233b).

Kürtlerin kabullendiği Dahhak-Kava efsanesinde nevruz

Rivayete göre, İranlılar ile Hintlilerin henüz ayrılmadığı dönemde saltanat sahibi, çölde yaşayan faziletli “Merdas” adında bir zat yaşar. Arap asıllı olan bu zatın bir de “Dahhak” adında bir oğlu vardır. Şeytan kıyafet değiştirerek Dahhak’a gelip babasını öldürerek yerine geçmesini öğütler. Dahhak babasını öldürür ve tahtına geçer. Saltanatın cazibesine kapılan Dahhak kendisine bu fikri veren şahsı (şeytanı) yanına çağırır ve onu bir hediye ile ödüllendirmek ister. Ancak şeytan hediyeyi kabul etmez, buna karşılık omuzlarından öpmek ister ve öper. Şeytanın öptüğü yerlerde birer ejderha peydah olur ve sonra da şeytan kaybolur. Bu iki ejderha günden güne büyümektedir. Dahhak ülkesindeki bütün hekimleri toplatır.

Hekimler buna bir çare bulamayınca da hepsini öldürtür. Bir gün hekim kıyafetinde şeytan ortaya çıkar ve ejderhaların kendisini rahatsız etmemesi için her gün iki genç insan beyni yemesini tavsiye eder. Daha sonra aşçı kılığıyla saraya giren şeytan, her gün iki gencin beynini hazırlayarak Dahhak’a yedirir. Bir süre sonra şeytan ortadan kaybolur ve saraya iki aşçı alınır. Bu iyi yürekli Ermail ile Kermail adlı iki aşçı aralarında anlaşarak saraya getirilen her iki gençten birinin beynini ikiye bölüp Dahhak’a iki beyin diye takdim ederlerken kurtulan gençleri de şehirden uzakta dağda hayatalarını tembih ederler ve böylece kurtulan ve dağda yaşayan geçlerin sayısı iki yüzü bulur. Firdevsi’ye göre işte bugünkü Kürt kavminin aslı bunlardan türemiştir.

Efsaneye göre bir gün ölüm sırası Kava adında bir demircinin oğluna gelir. Kava saraya girerek, bu uğurda on yedi oğlunun beyninin çıkartılıp öldürüldüğünü, hiç olmazsa sonuncu oğlunun bağışlanmasını isterse de reddedilir. Bunu üzerine o da bu gidişe son vermek isteyen halkla bütünleşerek ve dağlarda yaşayanlardan da yardım alarak zalim Dahhak’ın saltanatına son verir. Ve ondan sonra her şey yeniden başlar. Bugün yeni gündür, nevruzdur. İşte Dahhak Demirci Kava efsanesi bundan ibarettir (Firdevsi, 1992: 104-16).

Dahhak adı Hint, İran, Arap ve Türk halkları arasında sıkça kullanılan ve kötülük timsali bir zattır. İlk kez Zerdüşilerin kutlu kitabı Avestada adı geçer. Bazı Hint kaynaklarına göre de halkı putperestliğe çağıran, sapık din kurucusu Arap asıllı bir kişidir. Pehlevi metinlerine göre Dahhak İran yöneticileri arasında baskıcı bir yöneticidir ve onu Kirsap adlı bir kahraman öldürür ve ondan sonra her şey yeniden başlar onun ölümü bir yeni gündür. Nevruzdur.

İslam geleneğinde ise bir zulüm örneğidir. Nuhun oğlu Yafesin soyundan olan zalim bir hükümdardır.

Ayrıca İslam kaynaklarında Dahhak’a ait sıfatların çoğunun, Deccal’ın sıfatlarına benzediği görülür. Dahhak’ın klasik Türk ve İran edebiyatlarında en önemli vasfı Nemrut ve Firavun gibi zulüm ve kötülük timsali oluşudur. (DEMİRCİ, 1993: 8, 409b).

Görüldüğü gibi bu efsane Asya ülkelerinin ortak malı gibidir. Dahhak’a yükledikleri anlam da aşağı yukarı aynıdır. Asya ülkeleri halklarından bir grubun bu efsaneyi kendi siyasi çıkarları uğruna içselleştirdikleri söylenebilir. Özellikle Türkiye’de bazı Kürt gruplarının bu efsaneye dayanarak etkinliklerde bulundukları ve bu günü zulümden kurtuluş günü olarak algıladıkları bilinmektedir.

Görüldüğü gibi nevruzun menşei ve hangi millete ait olduğu konusunun en az üç tane efsanesi vardır. Efsaneler üzerine bilimlik kanaat belirtmek mümkün değildir. Herhangi bir milletin efsanelere dayanarak nevruzu kendilerine ait görmeleri kültürel etnosantirizmden başka bir anlam taşımaz.

b) Dini İnanışlara Göre Nevruz

Nevruzla ilgili yapılan hemen bütün çalışmalarda nevruzu belli bir millete ya da gruba mal etme gayretlerinde olduğu gibi, belli bir dini inançla irtibatlandırma gayretleri de vardır. Mitolojik verilere ve değişik rivayetlere göre nevruz geleneğinin Zerdüşt dininden geldiği, Türklerin eski dini olan kamlıkla ilgisi olduğu, Musevi yortusundan geldiği, Hristiyan dini ile irtibatlandırılıp Hz. İsa’nın ölümü ve dirilişi ile ilgili olduğu ve çeşitli rivayetlerle İslam dini ile de bağlantı kurulmak istenmektedir. Biz burada nevruzun bütün dinlerle ilgisini değil, daha çok konumuz açısından Zerdüştilik (Mecusilik), kamlık ve İslam dini ile ilişkisi üzerinde duracağız.

Mecusilik inancı açısından nevruz

İslamiyet’ten önce İran’ın resmi dini olan Mecusiliğe, kurucusunun adından ötürü Zerdüştilikte denilmektedir. Mecusilikte, güneşe, aya ve ateşe tapma ayinleri vardır. Özellikle eski İran’da ateş kutlu sayılırdı. Zerdüştilik İran’da, İranlıların Müslümanlığı kabul etmesine kadar yaklaşık VII. yy’a kadar varlığını sürdürdü. İslamiyet’i kabul etmeyenler İran’dan kaçarak Hindistan’a geçtiler ve orada inançlarını yaşamağa devam ettiler (PAKALIN, 1972: 2, 432 ve Büyük Larousse, 1994: 15, 9210). İlkel dinlerin inanç ve ibadetlerinin tabiatla ilgisi bilinen bir gerçektir. Bu durum Zerdüşt inancı için de geçerlidir.” Bir anlayışa göre nevruz bayramı, Zerdüşt inancındaki tanrı Ahura-Mazda (Hürmüz) ile tanrı Angra-Mainyu (Ahriman)’nun mücadelesinde Hürmüzün savaşı kazanması sonucu, güneşin toprağı ısıttığı, tabiatı yeşillendirdiği ve bereketlendirdiği gündür” (AKSOY, 1997: 116). Bugünkü İran’da Mecusilik, inanç düzleminde önemini büsbütün yitirmiştir. Ancak kültürel izleri şu ya da bu biçimde kendisini göstermektedir. Nevruz bunlardan birisidir.

Kamlık inancı açısından nevruz

Aslında Kamlık diye bir din yoktur. Eski Türklerde din adamlarına kam denilmesine izafeten böyle bir yakıştırma yapılmaktadır. Öbür ilkel dönemlerde olduğu gibi, Müslümanlığı kabul edene kadar, Türklerin inançlarında da tabiat hadiselerinin; Güneş, Ay, yer-su ve atalar kültünün etkisi vardır. Örneğin, Hunlarda, kağan aynı zamanda baş rahip olup, göğün oğlu anlamında tengri kut denilmekte idi. Hakan, her sabah çadırdan çıktığında eğilerek Güneşi selamlar aynı hareketi akşam da Ay’a karşı tekrarlardı. Eski Türklerde ilkyaz, yaz ve güz mevsimlerinin başında resmi dini bayramlar yapılırdı (AYAS-TÜMER, 1986: 51-55).

Yazılı kaynaklarda Türklerin eski inançları ile nevruz arasında birebir bir ilişki kurulamamakla birlikte, dini törenlerin mevsim başlangıçlarında yapılması nevruzu (yeni günü) çağrıştırmaktadır.

İslam inancı açısından nevruz

Başlangıç itibarıyla nevruz, İslam öncesi dönemlere rastladığı için bu dönemlerde İslam inancı ile nevruz arasında bir irtibatlandırma yapmak mümkün değildir. Ancak, klasik altı hadis kitabında mevcut olan bir hadise göre Hz. Peygamber Medine’ye geldiğinde bir açıklama da yapmıştır. Şöyle ki; Hz. Enesin aktardığına göre, Hz. Peygamber Medine’ye geldiklerinde Medinelilerin eğlenip oynadıkları iki günlerinin olduğunu öğrendi. Bu günler “neyin nesidir” diye sordu. Medineliler de; “Biz cahiliyye devrinde bu günlerde eğlenirdik” dediler. Hz. Peygamber “Muhakkak Allah taala, size bugünlerin yerine daha iyilerini, Kurban ve Ramazan bayramlarını lütuf olarak verdi” buyurdu (en-NESEİ, 1981: 3-4, 265). Hadisin metninde Medinelilerin cahiliyye dönemindeki iki eğlencelerinin ne olduğu belli değildir. Ancak hadis bilimi ile uğraşanlar bu iki eğlence günlerinden birinin nevruz öbürünün de mihrican olduğunu ve bu iki eğlence gününü Arapların Mecusi İranlılardan aldıklarını ifade etmektedirler. İslam dünyasında Feteva-yı Hindiyye diye bilinen ve Hanefi fıkhı fetvalarının toplandığı kitapta ve öbür bazı güvenilir kaynaklarda cahiliyye döneminde Medinelilerin eğlendikleri günlerin Nevruz ve Mihrican günleri olduğu yer almaktadır (al-‘Azimabadi, 1415: 3, 341).

Şurası bilinen bir gerçektir ki, İslam dini geldikten sonra, İslam’ın özüne uymayan hususlar kesin bir dille yasaklanmıştır. Nevruz ve mihrican için böyle kesin yasaklar yoktur. Ancak nevruz geleneğinin oluştuğu toplumlar zamanla İslam dinini kabul ettikleri için hayatın öbür alanlarında olduğu gibi nevruz konusuna da bir meşruiyet kazandırma çabalarının olduğunu anlıyoruz. İslamlaşma sürecinden sonra nevruzun dini kisvelere dayandırıldığı, dini kisvelerle süslendiğini görüyoruz. Bu durum, belki nevruzun bir Mecusi geleneği olduğu iddiasını ortadan kaldırmağa yönelik bir cevap bulma gayretinin sonucu olarak da yorumlanabilir. Burada önemli bir noktanın belirtilmesi de gerekir; Müslümanlardan sünnet ehli diye bilinen kesimin bir kısmının, nevruza Mecusi adeti olduğu gerekçesi ile çok sıcak bakmadıkları da bilinen bir gerçektir. Ancak buna rağmen Sünni kesimde de nevruz kutlamalarının yapıldığı bilinmektedir. Bunların dışında Hangi kesimden geldiği pek belli olmamakla birlikte nevruza dinden dayanak alma bağlamında, nevruz Hz. Ademin yaratıldığı gündür. Nevruz Hz. Nuh’un gemisinin karaya oturduğu gündür. Nevruz Hz. Yunus’un balığın karnından çıktığı gündür. Nevruz Hz. Muhammed’in peygamber olduğu gündür. Nevruz Hz. Ali ile Hz. Fatıma’nın evlendiği gündür. Nevruz Hz. Ali’nin halife olduğu gündür vb. rivayetler vardır (Makas, 1987: 82-83; Tutar, 1998: 24).

Bunun yanında Alevi-Bektaşi kesimin konu ile daha yakın ilgisinin olduğu da görülmektedir. AKSOY’un derlediği bilgilere göre, nevruz Alevi ve Bektaşilerin bahar günüdür. Yüzyıllardır Alevilerin nevruzu Hz. Ali’nin doğum günü olarak kutladıkları bir gerçektir. Ayrıca üç gün yılbaşı orucu da tutulmaktadır. Özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde Alevi-Bektaşiler büyük şenlikler yaparlar, Silifke tahtacıları da Hz. Hüseyin’in doğum günü kabul ederler (Aksoy, 1997: 116), Görüldüğü gibi Alevi-Bektaşi anlayışta nevruz daha canlı tutulmaktadır. Özellikle de Hz. Ali ile irtibatlandırma gayreti içindedirler. Bunun sebebi olarak, Alevi-Bektaşilerin Sünnilere göre, nevruzun daha canlı yaşandığı İran Şiileri ile dini anlamda daha çok anlayış birlikteliği içinde olmaları gösterilebilir. Görüldüğü gibi nevruzun din ile ilişkilendirilmesi her ne kadar eski Türk İnançları ve İslam inançlar ile irtibatlandırılsa da en kuvvetli deliller ve buna paralel olarak oluşan kanaat Nevruzun Mecusi inancı ile irtibatlandırılması daha doğru bir yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.

c) İnsan -Tabiat İlişkilerine Göre Nevruz

İnsanoğlunun çevresini kuşatan iki tür çevreden biri tabii çevre öbürü de sosyal çevredir. Tabii çevre insan soyunun da içinde bulunduğu ve hazır bulduğu çevredir. Var oluşuna da hiçbir katkısı yoktur. Ancak insanoğlu, içinde yaşadığı tabii çevreyi anlamlandırmak istemektedir.

Bu cümleden alarak insanoğlu tabii hadise olan güneşin ve dünyanın hareketleriyle de yakından ilgilenmiş ve anlamlandırmıştır. Örneğin dünyanın kendi ekseni çevresinde dönmesine bir gün, güneşin çevresinde dönmesine de bir yıl denmiştir. Bu dönme hadiseyi gerçekleşirken dünyanın güneş ışınlarını alış açısına göre mevsimlerin oluştuğunu anlamıştır. Mevsimlerin başlangıç ve bitişlerinden de sosyal hayatı biçimlendirmede yararlanmıştır. Nevruz da (yeni gün) insanoğlunun tabiatı anlama ve yorumlama gayretinin sosyal hayata yansımasından başka bir şey değildir.

Bilindiği gibi Mart 21 ile Eylül 23 gece ile gündüzün eşit olduğu tarihlerdir. Martın 21. günü güneş güney yarım küreden kuzey yarım küreye geçer, güneş koç burcuna girer ve kuzey yarım küre ilkyaz, güney yarım küre ise güz mevsimi başlar.

Eylül 23 günü güneş kuzey yarım küreden güney yarım küreye geçer, güneş terazi burcuna girer ve kuzey yarım küre güz, güney yarım küre ise ilkyaz mevsimi başlar. Başka bir ifadeyle Mart 21 ve Eylül 23 tarihleri dünyanın görüntüsünde önemli değişiklerinin başladığı ve bittiği başlangıç günleridir.

Tabiatın hareketlerinden esinlenerek kuzey yarım kürede yaşayan halklarda, yeni yılın ilk günü anlayışı farklı görünümleri olan ortak bir anlayıştır. Ancak konuyu yalnızca kuzey yarım kürede yaşayan halklara indirgemek konuyu aşırı sınırlandırmak anlamına gelebilir. Yeni yılın ilk günü anlayışı hemen bütün geçmiş ve günümüz toplumlarında şenlik ya da bayram olarak hatırlanmaktadır. Ancak yılın ilk günü olarak farklı mevsimlerin ya da günlerin tercih edilebildiğini görüyoruz.

Yeni yılın ilk günü geleneğinin eski Mısır medeniyetinden kaynaklandığı ifade edilmektedir. Bu devirlerde yeni yılın ilk gününün güzün (eylül 21) kutlanıldığına işaret edilmektedir. Fakat aynı günün, Batı Anadolu’da MÖ. 5 yy’a kadar, gecenin en uzun günü olduğu günde (aralık 21 ) kutlandığı tespit edilmiştir.

Yahudilerde ise yeni yılın ilk günü, sivil faaliyetler için güzün (ekim 1), dini faaliyetler için ise ilkyazda (mart 21) kutlanıyordu (Nadas, 1995: 18).

Hristiyanlardaki paskalya bayramı, eskiden kışın ölüp ilkyazda dirilen tabiat için yapılan bir bayram idi. İznik Konsilinde (325) Hristiyanların dini inancıyla birleştirilen bu gelenek Hz. İsa’nın ölüp dirildiği gün biçiminde dini bir bayram kimliğine dönüşmüş ve mart 21’i izleyen pazar günü olarak belirtilmiştir (Büyük Larousse, 1994: 14, 9210).

Görüldüğü gibi tarihin her döneminde ve bütün coğrafyalarda insan tabiat ilişkisi vardır. Bundan ötürü kuvvetle muhtemeldir ki, nevruz da tabiatla ilgili bir bayramdır. Ancak ideolojik yaklaşım ile dini yaklaşım, tabiatçı yaklaşımı gölgede bırakmaktadır.

NEVRUZ GELENEĞİNE BAĞDAŞTIRICI YAKLAŞIM

Orta kuzey yarım kürede yaşayan halklar zorlama ile nevruzu sahiplenmek istemektedirler. Bu durum ise bazı tartışmalara yol açmaktadır. Oysa birbirlerine geçmişte ve günümüzde komşu olan halkların kültürel etkileşim içinde olmaları tabiidir. Tarihi kaynaklara ve özellikle Şehnamede ele alınan konulara baktığımızda İran halkı ile Türk boyları arasında sıkı ilişkiler vardır. Bu durum da nevruz vb. geleneklerin hangi halka ait olduğu konusunda tartışmaları da yanında getirmektedir.

Nevruz, bir yönü ile ideolojik bir yaklaşımla mitolojilere ve efsanelere dayanan milli bütünleşme aracı olurken, bir yönü ile de tabiatçı bir yaklaşımla kuzey yarım kürede büyük bir coğrafyayı kapsayan, tabiat insan ilişkisini en açık bir biçimde temsil eden daha sonra da insan-insan ilişkisine dönüşen ulusal ve uluslar arası bir etkinlik kaynağı olarak görülmelidir.

Gelenekler menşei itibarıyla mitolojilere ve efsanelere dayalı olabilirler. Ancak mitolojiler ve efsaneler bir milletin fikir ve düşünce tarihine de ışık tutarlar (Öğel, 1971: I, IV). Geleneğin menşei ile ilgili rivayetler muhtelif olabildiği gibi birbiri ile örtüşmeyen rivayetler de olabilir. Ayrıca sözlü kültürün hakim olduğu toplumlarda rivayetler kuşaktan kuşağa geçerken anlam kaymasına yol açabilecek bazı ekleme, kısaltma ve yakıştırmalara da uğrayabilir. Bilindiği gibi doğu toplumları daha çok sözlü kültürün hakim olduğu toplumlardır. Nevruz geleneğinin menşei hususuna bir de bu açıdan bakılmasında yarar vardır.

Sevdiyseniz Paylaşabilirsiniz
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir