Devamı var:

Osmanlılar’a karşı Memluklu Sultanı Kayıtbay büyük hazırlıklara girişti ve askerlerine pek çok para dağıttı. Atabek ül-Asâkir Emir Özbek komutanlığında birçok emirlerini büyük Memluklu kuvvetleri ile Halep’e gönderdi. Emir Özbek verilen görev üzerine maiyetindeki kuvvetler ile Bağraz Dağı’nı aşıp Ceyhan Suyu kıyısında Ayas Hisarı’na vasıl oldu. Bu kale de toplar döktüren Emir Özbek, yeniden hareket ederek Adana Köprüsü’nü de geçti. Seyhan Suyu’nda Memluklu ordusunu durdurma çabaları fayda vermedi. Adana savaşında Osmanlı Paşaları şehit oldukları gibi pek çok Osmanlı askeri de Halep, Şam üzerinden Kahire’ye esir olarak götürüldüler[20]. Bu son durum üzerine, Ereğli’de bulunan Anadolu Beylerbeyi Hersekoğlu Ahmet Paşa, esas Osmanlı kuvvetlerinin başına geçerek Memluklara karşı savaşmışsa da o da esir edilmiştir. 1486 yılı Kasım ayında Emir Özbek zincirlere vurulmuş Osmanlı askerlerini halka teşhir ederek Kahire’ye merasimle girmiştir. Aralık 1486’da Kayıtbay Kahire’ye getirilen Hersekoğlu Ahmet Paşa ve Osmanlı askerlerini İstanbul’a dönmek üzere serbest bırakmıştır. Bu durum Memluklu Kayıtbay’ın Osmanlı padişahı II. Bâyezit ile anlaşmaya bir vesile aramasından ileri geliyordu[21].

Buna rağmen Osmanlıların Memluklu sultanına karşı büyük bir savaş hazırlığı içerisinde olduğunu görmekteyiz. Osmanlılar ile Memluklar 1485’den 1491 senesine kadar altı defa savaşmışlardır. Osmanlılar 1486’da Karamanoğulları Devleti’ni tamamen ortadan kaldırdıktan sonra Memluklara karşı Adana havalisini ve Gülek Kalesi’ni ve boğazını zapt etmişlerdi. Osmanlıların himayesi ile Dulkadiroğlu Alâuddevle Bozkurt Bey, Memluklara karşı mücadele etmesine rağmen mağlup olmuştu. Ayrıca Hersekoğlu Ahmet Bey, birçok komutan ile Memluklara esir düşmüş ve daha sonra serbest bırakılmıştı[22]. 1487 ‘de Veziriazam Davut Paşa maiyetinde bir Osmanlı ordusu ile sefere çıkarak, Adana ve Tarsus şehirlerini ve havalisini tekrar Memluklu kuvvetlerinden alarak, Varsaklı ve Turgutlu Türkmenlerini itaat altına almıştır. 1488 yılında ise Osmanlı Devleti, Memluklara karşı Rumeli Beylerbeyi olan Hadım Ali Paşa’yı Veziriazam olarak büyük bir Osmanlı ordusu ile Çukurova’ya göndermiştir. Nisan-Mayıs 1488’de Osmanlı ordusu, pek çok top-tüfenk olduğu halde, Konya-Ereğlisi, Gülek Boğazı, Adana, Tarsus, Ayas hisarı başta olmak üzere Küvâre, Nemrun, Milvan ve Kozan hisarlarını biri biri ardından zapt ettiler[23].

Daha sonra 1489 yılında Memluklu kuvvetleri, Osmanlıları mağlup ederek tekrar birçok şehir ve kale ele geçirmişlerdir. Osmanlıların Çukurova’dan çekilmeleri üzerine henüz mukavemet eden kalelerin büyük bir müşkilat içerisinde kaldıkları anlaşılmaktadır. Bu son mağlubiyete rağmen, Sis (Kozan) ve Tarsus kalelerini yeniden takviye ederek, Memluk sultanlığını tehdit eden kilit noktaları tutan Osmanlılar, Şam Türkmenleri’nin gayretiyle Şam Kalesi’nden kaçan Şah Budak’a yardımcı olarak yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu sırada Veziriazam Davut Paşa’nın bir memurunu Sultan Kayıtbay’a göndererek sulh talebinde bulunması da dikkat çekicidir. Osmanlı kuvvetlerinin Çukurova’da Memluklara yenilmeleri, Bozok ve Üçok Türkmenleri ile diğer boy ve ulusların Memluklar tarafına geçmelerine sebep olmuştur. Nitekim Osmanlılar’a taraftar olan Dulkadiroğlu Alâuddevle Bozkurt Bey, Memluklu Sultanı Kayıtbay ile anlaşarak, oğlunu rehine olarak Mısır’a gönderdiği gibi, kızını da Atabek’ül-Asâkir Emir Özbek’in oğluna vermiştir[24].

Alâuddevle Bozkurt Bey’in Memluklar ile anlaşması üzerine, Osmanlılar kendilerine iltica eden Şah Budak Bey’e yardım etmeye karar vermişlerdir. Bu maksatla Amasya sancak beyi Hızırbey oğlu Mahmut Paşa ile Kayseri sancak beyi Mihaloğlu İskender Bey’i, Karaman Beylerbeyi Mahmut Bey’i birlikte Memluklar üzerine sefere göndermişlerdir. Ancak, Alâuddevle Bey’in büyük oğlu Bâyezit’in menşuru ile Kırşehir hâkimliği yapmış olan Şahruh Bey’i yakalayarak gözlerine mil çekmesi, Şah Budak Bey’in Türkmen ümerası ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Memluklara karşı Elbistan civarında meydana gelen savaşta Şah Budak ve onunla işbirliği yapmış olan Osmanlı kuvvetleri yeniden mağlup oldular. Alâuddevle’nin tertibi ile kurulan bir tuzağa düşen Kayseri beyi İskender esir, oğlu ise maktul düştü. İbn-i Kemal, Aşık Paşazâde ve İdris-i Bitlisî gibi Osmanlı kaynaklarına göre Şah Budak, kardeşi Alâuddevle Bey’e esir düşerek İskender Bey ile birlikte Mısır’a Sultan Kayıtbay’a gönderilmiştir[25].

Bu sert ve acımasız savaşların sebebi başlangıçta, Dulkadirli Alâuddevle Bozkurt Bey idi. Bu yüzden Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arası iyice bozulmuştu. Her iki devlet arasında Çukurova’da başlayan savaş altı yıl sürmüş ve genellikle Osmanlı kuvvetlerinin mağlubiyeti ile sonuçlanmıştır. Alâuddevle Bey, Osmanlıların yardım çağrılarına rağmen her defasında bir bahane bularak sefere katılmamıştır. Zira O her iki devletin çatışmasını kendi menfaatine uygun bulmuştu. 1491 yılında Osmanlı- Memluklu savaşının sona ermesinden sonra, Dulkadir Bey’i her iki devletle dost geçinmeye çalışmıştır[26]. Böylece devletini güçlü kılmaya çalışmış ancak, bir müddet daha saltanatının ömrünü uzatmaktan öteye gidememiştir.

Bundan sonra Osmanlı Padişahı II. Bayezit ile Memluklu Sultanı Kayıtbay arasında sürdürülen müzakereler, karşılıklı gidip gelen elçiler ve barış görüşmeleri neticesini vermiştir. Gelirlerinin mukaddes yerlere tahsisi kabul edilen Adana ve Tarsus’un anahtarları, Sultan Kayıtbay tarafından hürmetle kabul edilen Osmanlı elçisine verilmiştir. Kahire’de tutuklu bulunan Osmanlı esirlerini serbest bırakan Kayıtbay, Emir Canbulatoğlu Yaşbek’i elçi olarak Osmanlı padişahına göndermiştir. Yapılan anlaşma gereği, Gülek Hisar’ı sınır kabul edilerek Çukurova eskiden olduğu gibi, Şam’a ilhak edilmiştir. Bu sebeple Osmanlı-Memluklu münasebetlerinin gittikçe düzelmiş olduğunu görmekteyiz. Nihayet, II. Bâyezit’in ortanca oğlu Korkut Çelebi’nin amcası Cem Çelebi gibi, Mısır’a gidip Şam veya Kudüs’e yerleşme teşebbüsü, bu iyi münasebetler yüzünden her hangi bir gerginliğe sebebiyet vermemiştir. Memluklu Sultanı Kansu Gavri, bir yıldan fazla Mısır’da kalan Şehzâde Korkut Çelebi’nin Mısır ülkesinde kalmasının münasip olmayacağını ifade ederek Antalya’ya dönüşünü sağlamıştır[27].

Bu arada XVI. yüzyıl başında Dulkadiroğulları yeni bir tehdit ile karşı karşıya gelmiştir. Tebriz’de Şah İsmail, Safevî Devleti’ni kurduktan bir zaman sonra, gücünü toplayarak, büyük bir ordu ile Erzurum, Erzincan, Sivas yolu ile Dulkadiroğulları Devleti’nin başkenti olan Elbistan üzerine 1507 yılında tahripkâr ve sonuçları ağır bir sefer yapmıştır[28]. Buna rağmen Alâuddevle Bey, Dulkadir Devleti’nin varlığını devam ettirebilmek için bölgenin büyük devletleri arasında bir bakıma denge politikası izleyerek, kendi menfaatini sağlamaya çalışmıştır. Osmanlı- Memluklu ve Safevî devletleri arasındaki rekabetten istifade etme siyasetini gütmüştür[29]. Dulkadir ülkesinin stratejik konumunu sonuna kadar kullanmaya çalışmıştır.

Sonuç:

Yaklaşık olarak iki yüz yıl boyunca varlığını devam ettiren Oğuzların Bozok koluna mensup Dulkadiroğulları Devleti, Maraş, Elbistan, Kayseri, Halfeti gibi bölgelerin Türkleşmesini sağlamıştır. Memlukların bir uç beyliği olmalarına rağmen sürekli onlar ile mücadele ederek Anadolu’da Memluklu hâkimiyetini önlemişlerdir. Anadolu’nun Türkleşmesine, Türk kültürünün yerleşmesine katkı sağlamışlardır[30].

XV. yüzyılın ikinci yarısında Dulkadiroğulları Devleti üzerinde Osmanlı Devleti ile Memluklu Devleti arasındaki rekabet, Fatih Sultan Mehmet ve II. Bayezit devirlerinde adeta zirveye çıkmıştır. Bunun sebepleri arasında, Dulkadiroğulları’nın büyük bir Türkmen devleti olarak yücelmek ve yükselmek gayesi ve bundan dolayı hem Memluklar ile hem Osmanlı Devleti ile devamlı dostane ilişkiler kurma çabası içerisinde olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti, İstanbul’un fethinden sonra büyük bir imparatorluk olmak, Roma’nın, Selçukluların, Abbasilerin toprakları üzerinde İslam Medeniyeti’nin yegane varisi ve temsilcisi olarak bütün Müslümanların hamisi sıfatıyla hareket ediyordu. Bu yüzden Memluklu ülkesine, Hicaz işleri bahanesi ile güneye Suriye ve Mısır topraklarına müdahale için Karamanoğulları ve Dukadiroğulları ülkelerine karşı Memlukları kendisine rakip görmekteydi. İslam Medeniyeti’nin egemen olduğu coğrafya ve devletler üzerinde en güçlü ve en büyük devlet olma iddiası ile hareket eden Sultan Fatih ve II. Bâyezit, Akkoyunlu, Karamanoğulları, Dulkadiroğulları, nihayet Memluklu Devleti üzerinde de kesin bir hâkimiyet kurmak istiyorlardı. Osmanlı Devleti bütün bunları XVI. yüzyıl başlarında Sultan Selim devrinde tamamlayacaklardır.

Gerek Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet, gerekse II. Bâyezit, Memluklu ülkesini tamamen Osmanlı hâkimiyetine almayı düşündükleri için öncelikle Dulkadiroğulları meselesinin halledilmesi gereğinden hareket ederek hem Dulkadıroğulları ülkesinin iç işlerine karışmışlar, hem de Memluklar ile mücadeleye önce dolaylı, sonra da doğrudan doruya girişmişlerdir. Dulkadiroğlu hükümdarı Alâuddevle Bozkurt Bey ise, izlediği ince siyaset marifetiyle iki güçlü Sünnî Müslüman devlet arasında ancak 1480-1515 yılları arasında saltanatını otuz yıl kadar devam ettirebilmiştir. Netice de Osmanlı hâkimiyeti kaçınılmaz olmuştur. Osmanlılar 1514’de yapılan Çaldıran savaşı sonrası, önce Dulkadiroğulları ülkesini 1515’de, sonra da Memluklu ülkesini, 1516 Mercidâbık, 1517 Ridaniye, 1518 Mısır seferi ile hâkimiyeti ve idaresi altına almıştır.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir