Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Dulkadırlu Eyaleti’nden Acem diyarında alınan ganimet kadar kıymetli mücevherler ve bol miktarda para ele geçmiştir. Sultan Selim, her askere elde ettiği ganimet hariç bin’er akçe ihsan buyurmuştu. Kayseri’ye gelindiğinde Sultan Selim, askerlere memleketine dönüş için izin verip, kendisi adamlarıyla birlikte Göksun, Sarız ve Kayseri üzerinden İstanbul’a yönelmiştir[35].

Sultan Selim, İstanbul’a vardıktan sonra, evvela Çaldıran Seferi sırasında meydana gelen başkaldırmalarda devlet erkanından kimlerin parmağı olduğunu meydana çıkarmak için tahkikat açtırdı. Netice de; Vezir İskender Paşa, Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa, Kadıasker Cafer Çelebi suçlu bulunarak katledilmişlerdir[36]. Bu arada Sultan Selim’in İstanbul’a dönmüş olduğunu duyan, Şah İsmail, Hüseyin Bey ve Behram Ağa’dan oluşan bir sefaret (elçilik) heyeti daha göndermiş, bunlarda evvelki gelen Safevî heyetinin akibetine düçâr olmuşlardır[37].

Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne Katılması: (1515-1517)

Sıradağlar üzerinde kendi başlarına buyruk dolaşmakta olan Kürt beyleri, ayrı ayrı hareket etmekte Kelime-i Tevhid’den başka hiçbir konuda anlaşamayarak sürekli biçimde biri birileriyle çatışmayı huy edinmişlerdi. Bulundukları yerler, Safevî-Türkmen yönetiminde olan Tebriz, Diyarbakır ve Bağdat arasında idi. Anlaşmazlık yüzünden aralarında dayanışma bulunmadığından, Safevîler’e direnmeye güçleri yetmemiş ve ister-istemez onlara yani Şah İsmail’e baş eğmişlerdi[38].

Güney Doğu Anadolu Akkoyunlu Türkmenleri’nden, Safevîler’in eline geçmişti. Nüfusun ekseriyeti Türk idi. Bir miktar da Kürt var idiyse de İranlı yoktu. Osmanlı kaynaklarında yanlış bir adlandırma ile “Kürdistan” denilen saha; Urmiye Gölü’nden Fırat boylarına kadar uzanan yerler olarak gösterilir. Oysa Kürdistan; bugünkü İran topraklarında kalan Bağdat’ın kuzey doğusudur. Ardelan, Luristan toprakları ve Urmiye Gölü’nün doğusunda kalan yerlerdir. Yüzyıllardan beri nesilden nesile Türkler ile meskun olan Güneydoğu Anadolu bölgesinde dağınık halde Sünnî olan Kürtler de vardı[39].

Çaldıran Zaferi ve Osmanlı Ordusu’nun Tebriz’e kadar ilerlemesi gerçi İran’da Safevî Devleti’nin kudret ve nüfuzunu sarsmıştı. Fakat Osmanlılar çekilir-çekilmez İran’ın kuzeyinden Şah İsmail, hemen Tebriz’e dönerek hakimiyet ve otoriteyi yeniden kurmuştu. Ancak yanlış bir tavırla Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinden bir kısmını tutuklatarak beyliklerine son vermiş, buralarda kendi adına para bastırmak ve hutbe okutmakla Kürt beylerinin tepkisine yol açmıştı[40].

Stratejik önemi olan Diyarbakır şehrine hakim olmak isteyen Şah İsmail, Sultan Selim’in İstanbul’a döndüğünü işitince, Çaldıran seferinde maktul düşen Ustacaluoğlu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı Diyarbakır’ı muhasaraya göndermiş ve tekrar zaptettirmiştir[41]. Sultan Selim, Acem diyarına fethe giderken, bazı Kürt beyleri huzuruna gelerek Safevîler’in kendilerine musallat olduklarından şikayet etmişlerdi. Sultan Selim’de Azerbaycan’dan dönerken, Kürt beylerinin gönüllerini kazanarak onlara mektuplar yazmıştı. Kendisi de Kürt asıllı olan ve Kürtler arasında büyük bir nüfuzu bulunan değerli âlim ve tarihçi İdris-i Bitlîsî’yi (ö.1521) Diyarbakır ve havalisinin barış yoluyla fethi için Kürt beylerine göndermişti[42].

İdris-i Bitlîsî önce Urmiye havalisine giderek, öteden beri Şah İsmail’e karşı Osmanlı Devleti’den yana olan Emir Sârim’in oğulları ile temasa geçmiş ve onları Safevîler’e karşı topraklarının ve hudutlarının korunmasında iknaya muvaffak olmuştur. Ayrıca Soran (Savran) hakimi Emir Seyyid Bey ve Babanlar ile görüşen Bitlîsî, Beradost emirlerinden Yusuf İskender ve Sultan Ahmed’in de Osmanlılar’ın safına katılmasını sağlayarak, civardaki Kürt kabilelerinin uzlaşmasını başarmıştır. Daha sonra İmadiye ve Cizre taraflarına giderek, İmadiye hâkimleri Emir Seyfeddin ve oğlu Sultan Hüseyin ile Cizre hâkimi Şah Ali Bey’in Sultan Selim’e biatlerini gerçekleştirmiştir.

_______________________________________________________

[1] Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 471.

[1] Karaçelebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 404; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 472; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 20.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 458 b; Tekindağ, Fatih’den III. Murad’a Kadar Osmanlı Tarihi , s. 128; Miroğlu, “Yavuz  Selim Devri”, D.G.B.İ.T., C. X, s. 301.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 455 b; Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 299; Solakzâde, A.g.e., s. 378.

[1] Danişmend, A.g.e., C. II, s. 22.

[1] Tansel, A.g.e., s. 76-77.

[1] Nişancı Mehmed, A.g.e., s. 186; Uzunçarşılı, A.g.e., C. II, s. 274; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 458.

[1] Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 300; Süheylî, A.g.e., v. 455 b; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 459; Karaçelebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 405; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 22.

_______________________________________________________

Bu başarılarından sonra İdris-i Bitlîsî’nin Hizan ve Bitlis’e gittiği, bu havalideki beyleri Osmanlılar’a bağladığı ve onun tahrikleri ve çabaları neticesinde de Osmanlı ve Safevî taraftarı Kürtler arasında büyük bir mücadele meydana geldiği ve bunun Osmanlı Devleti’ne bağlı olanlar lehine sonuçlandığı, Cizre ve Musul arasındaki sahayı da, ayrıca yağma ve tahrip ettirdiği anlaşılmaktadır. Yine İdris-i Bitlîsî’nin gayretleri ile içlerinde Melik Halil Eyyubî, Bitlis hâkimi Emir Şerefeddin, Hizan hâkimi Emir Davud, Sason hâkimi Ali Bey, Namran hâkimi Abdal Bey ve Kürt ümerâsından toplam yirmi beş kişi Diyarbakır dolaylarını Safevîler’den temizlemek için Osmanlı Devleti hizmetine girmeyi kabul ettiler ve Muş sahrasında toplanarak faaliyete geçmişlerdir. Ayrıca yine İdris-i Bitlîsî’nin tahrikleri ile Diyarbakır ahalisi de Şehir’deki Safevîler’in bir kısmını katlederek bir kısmını da sur dışına kovarak Sultan Selim’e biatlerini bildrdiler, kendisinden yardım isteğinde bulundular[43].

Şeyh Hüsameddin Ali-oğlu İdris-i Bitlîsî, Kürtler’in örf, adet ve geleneklerini çok iyi bilen ve onlar arasında itibarlı bir kimse olduğu için yaptığı çalışmalar neticesini vermişti. Çok kısa zamanda Kürt beylerini Güneydoğu Anadolu’da iknâ ederek Sünnî olan Osmanlı Devleti’ne bağlamayı başarmıştı[44]. Bölgede bulunan Kürtler’in yüz yıllardır Türkler’e bağlı ve sadık kalmalarının en önemli sebebi Sünnî-Müslüman olmalarıdır.

Şah İsmail, Çaldıran savaşında ölen Ustacaluoğlu Mehmed Han’ın kardeşi Kara Han’ı, Urfa hâkimi olan Durmuş Bey ile birlikte Diyarbakır’ı muhasara ve zapta memur etmişti. Mardin, Hısn-ı Keyfa, Harput ve Ergani’de bulunan Şah İsmail’e mensup kuvvetlere de Kara Han’a katılmaları emri verilmişti. Kara Han beş bin kişilik bir kuvvetle gelip Diyarbakır’ı kuşatma altına almıştı. Diyarbakır halkı da İdris-i Bitlîsî aracılığı ile Sultan Selim’e haber göndererek kendisinden yardım istemişlerdi. Bu maksatla aslen Diyarbakırlı olan Yiğit Ahmed, Amasya’dan öncü kuvvet olarak gelmiş ve bu şahsiyet kuşatma hattını yararak şehre girmeye muvaffak olmuştu. Diyarbakır halkı ile Kara Han’ın kuvvetlerine karşı müdafa savaşı veriyordu.

Sultan Selim, Kara Han’a karşı kuşatılan Diyarbakır şehrinin hâlâ direnmekte olduğunu İdris-i Bitlîsî’den öğrenmişti. 16 Şaban 921/25 Eylül 1515 günü Edirne’de bulunan Padişah’a Safevîler’in on ay’dan beri kuşattığı Diyarbakır şehri yardımına 19 Receb 921/29 Ağustos 1515 günü gönderilen hükme göre Sivas (Rûm) Beylerbeyisi Şâdi Paşa’nın Amasya’dan çıkarak yürüdüğü, ayrıca Erzincan Beylerbeyisi Bıyıklı Mehmed Bey’inde o tarafa doğru gittiği haberi geldi. Elli bin nüfuslu Diyarbakır şehri Kara Han’a ve Safevî Ordusu’na on ayı aşkın bir zamandır dayanıyordu.

Sultan Selim tarafından, Sivas Beylerbeyisi Şâdi Paşa’nın beş sancak beyi ile Bıyklı Mehmed Paşa’ya katılması emredilmişti. Bu arada İdris-i Bitlîsî de Doğu Anadolu’da bulunan birçok Kürt ümerasını Diyarbakır’ın imdadına koşmak üzere ayaklandırdı. Bunlar arasında Palu hâkimi Cemşit Bey ve Çemişgezek hâkimi de vardı. Hepsi Kiğı sancağında birleşerek, önce Çapakçur’u (Bingöl) Safevîler elinden kurtarıp Diyarbakır önlerine gelmişlerdi. Osmanlı Ordusu da şehir yakınında Kara Köprü mevkiine toplanmıştı. Şâdi Paşa da burada kendilerine katılmıştı. 10 Eylül 1515’de askerler ve o yöreden olan Türkmen asıllı Yiğit Ahmed idaresindeki gönüllüler, Urfa kapısından şehre girmişlerdir. 20 Eylül’de Bıyıklı Mehmed’in kuvvetleri de şehre girerek, şehir muhasaradan kurtarılmış ve Diyarbakır surları ve burçları üzerine zafer bayrakları çekilmiştir[45]. Kara Han ise, bir miktar askerle çoktan kuşatmayı kaldırarak Mardin taraflarına çekilmişti.

_________________________________________________________

[1] Göyünç, A.g.e., s. 16-17.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 455 b; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 459; Solakzâde, A.g.e., s. 378; Nejat Göyünç, “Kanunî Devri Başlarında Güneydoğu Anadolu”, Kanunî Armağanı, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1975, s. 62; Franz Babinger, Osmanlı Tarih Yazarları ve Eserleri, Çev. Coşkun Üçok, 3. Baskı, K.B. Yayınları, Ankara, 1992, s. 52; İdris-i Bitlîsî, Heşt-i Behişt, adıyla Farsça büyük bir Osmanlı Tarihi yazmıştır.

_________________________________________________________

Bu hengame öncesinde İdris-i Bitlîsî yapmış olduğu yoğun çaba sonucu; Bitlis, İmadiye, Hasankeyf, Sason, Aşti, Ermi, Savran, Hizan, Siirt gibi yerlerin hâkimlerinden yirmi beş adet Kürt Beyi’ni Sultan Selim’e bağlı hale getirmişti. Bu Kürt beyleri, Sultan Selim ile birlikte, mal ve canlarını fedâ etmeye, ahdi yemin ederek bağlılıklarını bildirmişlerdi[46].

İdris-i Bitlîsî ve Kürt beyleri on bin gönüllü ile hareket ederek, Diyarbakır’ı muhasara eden Kara Han’a karşı Bıyıklı Mehmed’in ordusuna katılmışlardı[47]. 27 Ramazan 921/4 Kasım 1515 tarihinde yapılan divânda, Diyarbakır Beylerbeyiliği; Kiğı, Çemişgezek’ten Urfa ve Sincar’a kadar olan yerleri içine alan vilayet toprakları Bıyıklı Mehmed Bey’e verilip, eski Amid Sancakbeyliği mahlûl oldu (iptal edildi) ve Diyarbakır’dan yirmi üç pâre sancak verildi[48]. Kürt beylerinin Safevîler’e karşı hareketleri sonucu, Padişah Selim bunlara, itaatları karşılığında beyliklerine ait olan toprakları tanıyan beraatlar göndermiştir[49].

Diyarbakır’ın Yiğit Ahmed ve Bıyıklı Mehmed Bey’in ordusuyla ele geçirilmesinden sonra Ustacalu Kara Han, Mardin tarafına kaçmıştır. Diyarbakır’dan Mardin’e firar eden Kara Han, takip edilerek Sincar’a geçtiği öğrenilmişti. Mevlânâ İdris-i Bitlîsî Mardin’e gelerek halka nasihat eyleyip kaleyi teslim almış ve boyun eğmeyenler gizlice kaçmışlardır. Osmanlı askerleri Mardin’e girmiş, sonra kışlamak üzere Diyarbakır’a geri çekilmişlerdi. Bunu haber alan, Kara Han tekrar Mardin’e gelerek durumu Şah İsmail’e bildirmiştir[50].

Bu arada Şadi Paşa: “Bana padişahımızın fermanı ancak Amid’e kadardı” diyerek, askerini toplayıp Sivas’a doğru yönelmiştir. Bunun üzerine İdris-i Bitlîsî ile Bıyıklı Mehmed Paşa da Pâdişah’tan tekrar yardım istemiştir. Sultan Selim, Karaman Beylerbeyisi Husrev Paşa’yı yirmi bin kadar askerle Diyarbakır-Mardin taraflarına yardımcı göndermişti. Harput Kalesi’ni yolda iken üç gün muhasaradan sonra almışlardı.

Bu sırada Kara Han, Şah İsmail’den gelen taze kuvvetler ile Mardin Kalesi’ni tahkim etmişti. Husrev Paşa Fırat nehrini geçti ve Bıyıklı Mehmed’in ordusu ile birleşti. Kara Han’da Safevî askerini Pîr mevkiindeki Türkmen aşiretleriyle birleştirmek için ilerlemişti. Mardin civarında Koçhisar yakınında Dede-kargın mevkiinde iki ordu karşılaştı[51]. 15-20 Mayıs 1516’da yapılan çok şiddetli çarpışmalar sonucunda Kara Han, kurşunla yaralanarak öldü ve başı kesildi. On bin’den ziyade Kızılbaş-Türkmen öldürüldü ve kaçabilenler kaçmışlardı. Bölge tamamen -Mardin Kalesi hariç- Osmanlı topraklarına katılmıştır[52].

Koçhisar ya da Dede-kargın zaferinin tesiri çok büyük olmuştur. Savaşı müteakip, Ergani, Sincar, Çermik, Birecik, Rakka, Hasankeyf, Urfa, Siirt kapılarını Türk ordularına açmışlardır. Ayrıca Güneydoğu Anadolu’daki, Rûşeni, Hariri, Sencarî, Cezirevî gibi bazı Arap ve Kürt aşiretleri de Osmanlı kuvvetlerinin itaatı altına alınmıştır[53].

Mardin Kalesi kumandanı olan Ustacaluoğlu Kara Han’ın kardeşi Süleyman Kale’yi teslim etmemişti. Bir yıl kadar sonra Sultan Selim, Arap diyarının fethinden dönerken, Bıyıklı Mehmed’i Mardin Kalesi’nin fethi için gönderdi. Bıyıklı Mehmed Paşa, bir miktar askerle varıp şehri zorla alarak, Ustacalu Süleyman Bey’i öldürmüş, bölgeyi Safevî-Kızılbaşlar’dan Nisan 1517’de temizlemiştir[54]. Mardin Kalesi Mayıs 1516’dan başlayarak Nisan 1517 tarihine kadar Safevîler ile Osmanlılar arasında hayli el değiştirmiş ve çok kanlı çarpışmalara sahne olmuştu.

________________________________________________________

[1] Solakzâde,  A.g.e., s. 379; Süheylî, A.g.e., v. 456 a; Kırzıoğlu, A.g.e., s. 115; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 22; Göyünç, A.g.e., s. 18.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 456 a; Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 302; Solakzâde, A.g.e., s. 378; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 459; Nişancı Mehmed, A.g.e., s. 186; Karaçelebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 405.

[1] Uzunçarşılı, A.g.e., C. II, s. 274.

[1] Kırzıoğlu, A.g.e., s. 115.

[1] Tansel, A.g.e., s. 78.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 457 b;  Solakzâde, A.g.e., s. 381-382; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 459; Uzunçarşılı, A.g.e., C. II, s. 274.

[1] Süheylî, A.g.e., v. 458 a; Solakzâde, A.g.e., s. 382; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 459.

[1] Karaçelebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 405; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 23.

[1] Rasim, A.g.e., C. I, s. 193; Sümer, A.g.e., s. 40.

________________________________________________________

Lütfen Dikkat: Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz. Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.
Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir