Devamı var:Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne Katılması (1515-1517) ve Sonuçları

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Sultan Selim’in Tebriz’e Girişi ve Amasya’ya Dönüşü:

Çaldıran’dan yola çıkan Sultan Selim, Osmanlı Ordusu ile 25 Ağustos 1514’de Cuma günü Tebriz’e doğru hareket etmişti. Bundan sonra Hoy sahrasına gelen Sultan Selim, Vezir Dukaginoğlu Ahmed Paşa, Rumeli Defterdârı Pîri Mehmed Çelebi, Sekbanbaşı Balyemez Osman Ağa ve  daha önceleri Akkoyunlu divânında mevkî sahibi olan büyük tarihçi İdris-i Bitlîsî’den oluşan bir heyeti, dört yüz yeniçeri ile Helvacıoğlu Hüseyin Bey’in idaresinde bulunan Tebriz’e, hem korumak hem de kendi gelişine hazırlatmak ve Şah İsmail’in hazinesine, mallarına el koymak için önden 29 Ağustos’ta göndermişti[6].

Helvacıoğlu Hüseyin, Sultan Selim’in gelişini duymuş ve Şah İsmail’in geri kalan kıymetli mallarını alarak çoktan Tebriz şehrini terk etmişti. Bunun üzerine harekete geçen Sultan Selim, önce Ahtahane’ye sonra da Kuşçu Çemeni’ne geldiğinde, Şiiler tarafında döğüşen bazı beyleri ve Yedi Çeşme Çayırı’nda daha Şah Kulu hadisesinde aleyhte olan Kürt Halit’i öldürtmüştür.

Tebriz’in Surhab Köprüsü (Acısu) yakınına geldiğinde, Tebriz’in a’yân ve eşrâfı tarafından karşılanan Sultan Selim, şehre emân vermiş, büyük bir sevgi seli içerisinde bu menzilden Tebriz’e kadar yerlere serilmiş kıymetli Acem halıları üzerinden geçerek, merasimle şehre 16 Receb 920/6 Eylül 1514 Cuma günü girmiştir[7].

Sultan Selim, atlas kumaşlar üzerinde Tebriz’e girerken atının ayağına altınlar saçılmıştır. Sultan Selim’i karşılayanlar arasında, Timur Han’ın torunu Hüseyin Baykaraoğlu Mirzâ Bedi’üz-zaman, biri Farsça diğeri Çağatayca iki kaside takdim eden Muhammed Hafız-ı İsfahânî ve oğlu Hasan Can gibi önemli kimseler de bulunmaktaydı. Bunlarla beraber çoğu Şah İsmail’in Horasan’dan Tebriz’e naklettiği Türk asıllı bin kadar sanatkârı da Sultan Selim Tebriz’den İstanbul’a nakletmiştir[8].

____________________________________________________________

[1] Feridûn Bey,  A.g.e., C. I, s. 386 vd.; Haydar Çelebi, A.g.e., s. 50-52; Ayrıca bakınız; Feridûn Bey, A.g.e., C. I, s. 390; Selim tarafından Tebriz A’yanı’na Çaldıran Fetihnâmesi; C. I, s. 391; Selim tarafından Şark reayasına buyurulmak üzere gönderilen nâme ve Sultan Selim tarafından Ahmed Paşa Tebriz zaptına memur oldukda irsâl buyurulan Nâme-i  Hûmâyun, bulunmaktadır.

[1] İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1948, C. II, s. 14.

[1] Abdu’l-Aziz Karaçelebi-zâde, Târih-i Ravzatu’l-Ebrâr, Bulak Matbaası, Kahire, Hüsrev Paşa Kitaplığı, Nr. 397, Süleymaniye Ktb., İstanbul, 1238 h., s. 402; Hoca Saadeddin Efendi, Tâcü’t-Tevârih, İstanbul, 1280 h., C. II, s. 279; Ahmed b. Lütfullah Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr fi Vekây-i ül-Âsâr, Terc. Nedim Ahmed, Hacı Mahmud Kitaplığı, Nr. 4741, Süleymaniye Ktb., İstanbul, 1285 h., C. III, s. 455; M. Şehabettin Tekindağ, “Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi”, Tarih Dergisi,  S. 22, C. XVII, İstanbul, 1968, s. 71; Tansel, A.g.e., s. 67.

[1] Karaçelebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 402; Müneccimbaşı, A.g.e., C. III, s. 455; Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 280; Celâlzâde Koca Nişancı Mustafa Çelebi, Selim-nâme, (Meâsir-i Selim Hânî), Haz. Ahmet Uğur-Mustafa Çuhadar, 1. Baskı, K. B. Yayınları, Ankara, 1990, s. 382; Tekindağ, “Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi”, T.D., S. 22, C. XVII, s. 71-72; Mehmet Saray, Türk-İran Münasebetlerinde Şiiliğin Rolü, T.K.A.E. Yayınları, Ankara, 1990, s. 22.

__________________________________________________________

Tebriz’in Sahib-abâd mahallesinde bulunan ve mavi altın sarısı çinilerle süslü olan Uzun Hasan Camii’ni cephânelik iken temizletip düzenleterek, Hulefây-ı Râşidin ile Ashab-ı Kiram’ın isimlerini ve kendi adını hutbe de okutan Sultan Selim, sonunda bir dua ederek cemaatta amin demiştir. Şah İsmail’in Akkoyunlular’dan ve Şeybanî Han’dan ele geçirdiği kıymetli hazinelere el konulmuştur. Bununla birlikte bir kısım fillerle, Şah’ın Akkoyunlu Türkmenleri’nden Yakub Bey ve Timur torunlarından Ebu Said’den gasbettiği emanetler  İstanbul’a sevk edilmiştir[9].

Sultan Selim, Tebriz’de iken kendi adına para bastırıp, Ehl-i Sünnet üzere hutbeler okutup, Şiilik Mezhebi adetleri terkedilip, Hz. Muhammed’in dininin ibadet tarzı yenilenmiştir[10]. Tebriz’de kaldığı sürece Sultan Selim, her şeyi Ehl-i Sünnet inancına uygun bir hale koymaya çalışmıştır. Kış mevsimi yaklaşırken Sultan Selim’in niyeti kışı Tebriz’de geçirmek, baharda tekrar Şah İsmail ve Safevîler’e karşı mücadeleye girişmekti. Fakat “a’yân bâ-husus sipâh ve yeniçeriyân” bu fıkir de değillerdi. Kızılbaş-Şiiler’in meskûn olduğu bu bölgede, vezirlerin ve yeniçerilerin de kalmak istemediğini anlayan Sultan Selim, Tebriz’i 25 Receb 920/15 Eylül 1514’de terkederek Nahçıvan yoluyla Karabağ’a çekilmek zorunda kalmıştır[11].

Tebriz’de bir takım icraatlar yapan ve bir çok yeri ziyaret eden, bu arada Heşt-i Behişt Sarayı’nı da gezen Sultan Selim, Kış mevsimini Tebriz’de geçirip, on beş yıldan beri birçok Türk hanlığını yıkan, pek çok masum insanı katleden Şah İsmail’e ve onun kurduğu Şii-Safevî hanedanlığına son vermek istiyordu. Fakat zahire ve yiyecek sıkıntısı, Kış mevsiminin yaklaşması, devlet erkânının ve askerlerin dönüş arzusu, “seferim Hind’e Sind’e olacaktır, Doğu ile Batı Türk-İslam alemini birleştirmek istiyorum” diye düşünen büyük insanı zor durumda bırakmıştı. Bunun üzerine Karabağ’da kışlamak üzere Tebriz’den hareket etmiştir[12]. Nahçıvan yoluyla Karabağ’a gitmeyi arzulayan Padişah: “Karabağ ili Acem şahlarının kışlağıdır. Beylerin ağırlıklarını, çevrelerini beslemeye dayanıklıdır komşu illerinden dahi azık getirilebilir, burada kışlamayı düşünmekteyiz” diye buyurmuştur[13].

Kış mevsiminin bu eski İlhanlı merkezinde geçirileceğini anlayan devlet ricâli ve Osmanlı Ordusu Merend’den Aras nehri kıyılarına gelindiği bir sırada, yeniçerileri isyana teşvik ettiler. Aras nehri taşkın olduğu halde geçerken bir hayli insan boğulmuş ve hayvan telef olmuştu. Yeniçeriler Anadolu’ya dönmek istediklerini, Karabağ’da kışlamak istemediklerini, padişahın etrafını sararak parça parça olmuş elbiselerini mızraklarına takarak bağırmışlar, hatta Sultan Selim’in çadırına kurşun atarak tepkilerini belirtmişlerdir[14].

Sultan Selim, bu isyanın arkasındaki teşvikçilerin, Vezir-iâzâm ile vezirler, kadıasker Ca’fer Çelebi, Yeniçeri ağası İskender Paşa ve Sekbânbaşı Balyemez Osman Paşa olduklarını anlamış, ama sessizce bu asî ruhlu devşirme ordusunun tavrını beğenmediği halde Kars-Erzurum yoluyla Amasya’ya dönmeye karar vermek zorunda kalmıştır[15]. Askeri isyana teşvik edenleri cezalandırmaktan geri kalmayan Sultan Selim, Revan şehrini yağmaladıktan sonra, vezir Mustafa Paşa’yı atının eğerini kestirmek suretiyle azletmiş ve yerine defterdar Pîri Paşa’yı vezir tayin etmiştir. Peşinden Nahçıvan’da iken, askerin bazı evleri yağmalamalarını vesile sayıp, “Siz askeri muhafaza da ihmal gösterdiniz” diyerek, Vezir-i azâm Hersek-zâde ile ikinci vezir Dukagin-zâde Ahmed beyleri çadırlarını başlarına yıktırarak azletmiştir[16].

_________________________________________________________________

[1] Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. İsmail Erünsal, Tercüman, 1001 Temel Eser, İstanbul, ?, C. II, s. 467; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 15; Tekindağ, “Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi”, T.D., S. 22, C. XVII, s. 72; Ahmet Uğur, Yavuz Sultan Selim, 1. Baskı, E.Ü. Yayınları, Kayseri, 1989, s. 80-81.

[1] Haydar Çelebi, A.g.e., s. 80; Şinasi Altundağ, “Selim I”, İslam Ansiklopedisi, M.E. Basımevi, İstanbul, 1966, C. X, s. 427; M. Şehabettin Tekindağ, Fatih’den III. Murad’a Kadar Osmanlı Tarihi (1451-1574), Ders Notları, İstanbul, 1977, s. 126; Tansel, A.g.e., s. 69; Uğur, Yavuz Sultan Selim, s. 79-80.

[1] Hezarfen Hüseyin b. Cafer, Tenkihu’t Tevârih-i Mulûk, Türkçe Yazma, Esad Efendi Kitaplığı, Nr. 2239, Süleymaniye Ktb., İstanbul, 1083 h., v. 139 b; Celâlzâde, Selim-nâme, Haz. A. Uğur-M. Çuhadar, s. 383; Uğur, Yavuz Sultan Selim, s. 79.

[1] Mustafa Nuri Paşa, Netayicu’l-Vukûat, İstanbul, 1327 h., C. I, s. 74; Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 281-282; Müneccimbaşı, Sahâifu’l-Ahbâr, Terc. N. Ahmed, C. III, s. 455; Nişancı Mehmed, Târih-i Nişancı Mehmed, İzmirli İsmail Hakkı Kitaplığı, Nr. 2375, Süleymaniye Ktb., İstanbul, 1290 h., s. 185; Karaçalebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 402; Tekindağ, “Yeni Kaynak ve Vesikaların Işığı Altında Yavuz Sultan Selim’in İran Seferi”, T.D., S. 22, C. XVII, s. 73; Tansel, A.g.e., s. 69.

[1] Karaçalebi-zâde, Ravzatu’l-Ebrâr, s. 402; Hoca Saadeddin, A.g.e, C. II, s. 281-282; Danişmend, A.g.e., C. II, s. 15; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, 5.Baskı, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1988, C. II, s. 269; Tansel, A.g.e., s. 70; Faruk Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1992, s. 37; Saray, A.g.e., s. 22.

[1] Hoca Saadeddin, A.g.e., C. II, s. 283.

_________________________________________________________________

Anadolu’ya dönmek için yeniçeriler adetâ hep bir ağızdan;

“Didiler ey pâdişah-ı cem nişân

Kılıcın olsun düşmana ateş saçan

İran ki baştan sona dek viranedir

Anda kışlak eylemek efsanedir”.

Bu sözlerin orduda büyük küçük herkesin fıkrini yansıttığını anlayan Sultan Selim dönüşe mecbur olmuştur[17].

Bu arada ordunun erzak ve saman sıkıntısı ile karşılaştığı görülmektedir. Gürcistan hâkiminden istenilen erzak gelmeyince Gürcü toprakları yağmalanmaya başlanmıştı ki, Gürcü Mirza Çabuk’un adamları İspir Kalesi’nin anahtarlarını ve ordunun zahire ve hayvanların saman ihtiyacını Çoban Köprüsü’nde getirmişler ve sıkıntı kısmen giderilmiştir. Fakat, Sultan Selim yine de zeametli süvarilerine izin vermek zorunda kalmıştır[18]. 20 Eylül 1514’de Aras nehri geçilip, Kesikkünbed’e konulup 21 Eylül’de Nahçıvan şehri yakınında konaklanıp, halkının Kızılbaşlığından dolayı yağma edilmiştir. 22 Eylül’de Karabağ yakınına konulup, Sederek’ten geçilerek Çukur-sa’ad (Revan) civarına konulmuştur. 28-29 Eylül’de Üçkilise geçilip, 5 Ekim’de Kars’ın Şuregel Suyu (Arpaçayı) geçilip Gökçedağ yakınına konulmuştur[19].

_____________________________________________________________

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.
Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Kerim Usta

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir