Dimeşk Atabegliği (Böriler)

Son Güncelleme Zamanı:

Dimeşk Atabegliği (Böriler)

DİMEŞK ATABEGLİĞİ (Börîler)

Suriye Selçuklularının ortadan kalkmasından sonra, Dımesk yâni Şam’da kurulan hanedanlık. Atabeg Tuğtiğin’in kurduğu bu hanedanlığa Börîler de denir. 1104 senesinde Selçuklu melîki Dukak’ın ölümünden bir müddet sonra bağımsızlığını îlân etti.

Sultan Alb Arslan’ın oğlu olan Tâcüddevle Tutuş, babasının vefatından sonra ağabeyi Sultan Melikşâh tarafından Suriye ve Filistin bölgesi melikliğine tâyin edilmişti. Komutan Atsız Bey’in de hizmetleri ile Fâtımîleri bölgeden çıkardı. Güney ve kuzey Suriye’ye hâkim oldu. Ağabeyi Melikşâh’ın vefat ettiği sene 1093 yılında hizmetinde bulunan Tuğtiğin’le birlikte Diyarbakır’a gitti. Orada Tuğtiğin’i oğlu Dukak’a atabeg tâyin ederek, Meyyâfânkîn (Silvan) valiliğine gönderdi. 1095 (H. 488) yılında Sultan Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş öldürüldü. Tuğtiğin esir düştü. Daha sonra yapılan esir mübadelesinde serbest bırakıldı. Bu sırada tutuş’un oğlu Dukak da Dımeşk’de hükümdarlığını îlân etti. Tuğtiğin, Dımeşk’e gelince, halkın ve idarecilerin sevgi gösterileri ile karşılandı. Kendisine ordu komutanlığı verildi. Melik Dukak’ın annesi Safvet-ül-Mülk Hâtun’la evlenip idareye hâkim oldu. Bu sıralarda Haleb Melîki Rıdvan ile kardeşi Dımesk Melîki Dukak arasında, bâzı hırslı emîrlerin kışkırtması ile mücâdele başladı. İki kardeş arasındaki mücâdeleden istifâde eden Şiî Fâtımîler, Kudüs’ü ele geçirdiler. Çok geçmeden Anadolu’ya giren haçlıların artıklarının Suriye topraklarına doğru yaklaştığı haberi geldi. İki kardeş, Selçuklu melîklerinin ordusuyla birleşip Antakya’ya doğru hareket ettiler. 1097 senesinde el-Bava’da yapılan savaşta Melîk Dukak, haçlı ordularını gerilettiyse de, kendisi de Şam’a çekilmek zorunda kaldı. Bu sırada Büyük Selçuklu Sultânı Berkyaruk, Musul emîri Kürkboğa’yı haçlılar üzerine gönderdi. Melîk Dukak ve diğer Selçuklu emirleri de ona katıldı. Fakat aralarında çıkan fitne yüzünden Antakya önlerinde haçlılara yenildiler. Birşey yapamayacaklarını anlayan Selçuklu kuvvetleri yurtlarına döndüler. Melik Dukak, babası Tutuş’un hâkim olduğu toprakları elde etmek için Diyarbakır taraflarına sefere çıktı. Bâzı yerleri topraklarına kattı. Bu arada haçlılarla mücâdele de devam etti. Antartus’da haçlılarla yapılan savaşta müslümanlar çok zayiat verdiler. Bu arada Dukak, Rahbe ve Hıms şehirlerini idaresine aldı. Ağır bir mîde rahatsızlığından muzdarip olan Melik Dukak, Tuğtiğin’i bir buçuk yaşındaki oğlu Tutuş’a atabeg tâyin ettikten bir süre sonra, 1104 (H. 497) yılında vefat etti. Tuğtiğin idareyi ele aldı. Dukak’ın oğlunun ölmesi, onun isini daha da kolaylaştırdı.

Tuğtiğin, önce aleyhinde çalışanları Şam’dan uzaklaştırdı. Sonra da bölgedeki muhaliflerini itaate mecbur etti. İçte durumunu sağlamlaştırdıktan sonra, haçlılarla mücâdeleye başladı. 1105 senesinde haçlıların elinde bulunan Rafeniyye’yi fethetti. Aynı sene Fâtımîlerin haçlılara karşı yardım istemesi üzerine, 1300 kişilik bir birlik gönderdi. Mısır ve Dımesk kuvvetleri Remle’de haçlılara yenildiler. Bir süre sonra Şam’ın hububat te’min ettiği sahaları tehdit eden Al’al kalesini kuşattı ve ele geçirdi, haçlıları esir alıp kaleyi yıktı.

1108 senesinde Tuğtiğin, Taberiyye üzerine yürüdü ve haçlılarla yaptığı savaşta onları hezimete uğrattı. Kudüs kralı Birinci Baudouin, bu zaferden sonra, Tuğtiğin’e andlaşma teklifinde bulundu, iki taraf arasında yapılan on sene süreyle geçerli olan bu andlaşma, daha çok mâlî ve ticarî konuları ihtiva etmekteydi. Fakat bu andlaşma, 1113 senesine kadar devam etti. Daha sonra haçlılar Suriye’de büyük başarılar kazandılar. Bölge emîr ve melikleri, Büyük Selçuklu Sultânı Muhammed Tapar’dan yardım istediler. Emîr Mevdûd idaresinde birleşen Selçuklu kuvvetleri, haçlıların elinde bulunan Urfa’yı kuşattılar. Aralarında çıkan anlaşmazlık yüzünden, kuşatma başarısızlıkla neticelendi. Bu sırada Tuğtiğin, bu kuvvetlere katılmak için yola çıktı ise de, Rakka’da meydana gelen gelişmeleri bekledi. Askerin bir kısmını Urfa’ya göndererek kendisi geri Şam’a döndü.

1113 senesinde Musul, Sincar ve Artuklu askerlerinden müteşekkil Selçuklu ordusu, Emîr Mevdûd komutasında Tuğtiğin’e yardım etmek için Hıms şehrinin kuzeyine geldi. Tuğtiğin ile Emîr Mevdûd arasında yapılan görüşmeler sonucu, Kudüs krallığı üzerine yürünmesine karar verildi. Türk kuvvetlerinin üzerine geldiğini ve onlarla tek başına savaşamayacağını gören kral, Antakya ve Trablus’dan yardım istedi. Türk kuvvetlerinin ani baskını ve üst üste taarruzları sonunda, haçlılar ağır bir yenilgiye uğradılar. Bütün savaş ağırlıklarını bırakarak Taberiyye’ye çekildiler. Ele geçen ganîmetlerin bir kısmı, zafer armağanı olarak Sultan Muhammed Tapar’a gönderildi.

Haleb valisi Artuklu ilgâzî ve Tuğtiğin, bazı davranışları ile Sultan Tapar’ı kızdırdılar. Bu iki emir birleştiler ve Antakya haçlıları ile de anlaştılar. Onları cezalandırmak için Sultan Tapar, Hernedan emîri Porsuk’u görevlendirdi. Bu iki emîrin haçlılardan yardım sağlaması üzerine, iki taraf da harbe cesaret edemediler. Tuğtiğin, ani bir akınla haçlıların elindeki Rafeniyye’yi 1115 senesi Ekim ayında fethetti. Daha sonra Bağdâd’da bulunan Sultan Muhammed Tapar’ı ziyaret ederek kendisini affettirdi.

Atabeg Tuğtiğin, Selçuklu sultânının emri ile haçlılara karşı bir çok başarılı seferler yaptı. İlgâzî ve Dilmaçoğlu Toğan Arslan’la birleşerek, 1119 yılında Ensârib ve Zerdâna kalelerini fethetti. Tuğtiğin ve İlgâzî 1120 senesinde haçlılar ile Tell-Dânis’de karşılaştılar. Küçük çapta olan çarpışmalardan sonra, haçlılar geri çekildi. Bu kadar başarılar elde etmesine rağmen, Fâtımîlerin idaresindeki Sûr şehrinin 1124 senesinde haçlıların eline geçmesine mânı olamadı. Ertesi sene Musul atabeği Aksungur Porsukî haçlılara karşı harekete geçerek, Tuğtiğin’den yardım istedi. Tuğtiğin’in de katıldığı Selçuklu kuvvetleri, 1125 senesi Mayıs ayında El-Azâz’da haçlılarla karşılaştı. Haçlıların kazandığı muharebede her iki taraf da ağır kayıplar verdi.

Tuğtiğin, 1126 senesi Ocak ayında Merc Suffer’de Kudüs kralı ile harb etti. Türk kuvvetleri bu savaşı kazandılar. Harbi kazandığını zannettiği anda kaybeden Kudüs kralı, derhal Şam civarından geri çekildi. Aynı senenin Mart ayında, Trablus kontu, Rafeniyye’yi kuşattı. Yirmi seneden beri Tuğtiğin’in elinde bulunan Rafeniyye, on sekiz günlük bir kuşatma sonunda haçlıların eline geçti. Tuğtiğin, Merc Suffer’de muharebeyi kazanmasına rağmen, ordusunu toplayarak Rafeniyye’nin yardımına gidememişti. Haçlılar ile başarılı mücâdeleler yapan Atabeg Tuğtiğin, 1128 senesi Şubat ayının on ikisinde Şam’da vefat etti.

Tuğtiğin’in yerine oğlu Böri geçti. Böri, gençliğinden îtibâren atabegliğin çeşitli merkezlerinde değişik vazifelerde bulunmuştu. Böri Tiğin zamanında Dımeşk’i tehdid eden en önemli mes’elelerden biri bâtınîler idi. Tuğtiğin zamanında da vezir olan Tâhir el-Merdeganî, bâtınîler ile işbirliği yapıyordu. Dımeşk’de bulunan bâtınîlerin, şehrin kapılarını açmak ve karşılığında da Sur’u almak için haçlılarla anlaştıklarını haber alan Böri, derhâl harekete geçerek vezîri öldürttü. Daha sonra halkın da katılmasıyla şehirde bâtınî temizliği başlattı. Altı binle yirmi bin arasında bâtınî öldürüldü. Bu karışıklıklardan yararlanmak isteyen Kudüs kralının idaresindeki bir haçlı ordusu Dımeşk üzerine yürüyünce, Böri hızla harekete geçerek, yiyecek bulmak için ordudan ayrılmış olan haçlı birliğini ağır bir yenilgiye uğrattı. Kışın yaklaşması ve yenilmeleri, haçlıları, Dımeşk’i kuşatmaktan alıkoydu.

Böri zamanında, Dımeşk Atabegliği’ni tehdid eden diğer bir tehlike ise, Musul Atabeği İmâdeddîn Zengi idi. Zengi, bütün Suriye’yi kendi idaresi altında toplamak istiyordu. Bir süre sonra bir hîle ile Böri’yi zayıf düşürerek, 1130 senesi Eylül ayının yirmi dördünde Dımeşk’e bağlı Hama’yı zabtetti. Daha sonra Hıms şehrini muhasara altına aldı ise de, kışın yaklaşması üzerine Haleb’e geri döndü. Dımeşk’te olan olayları unutmayan bâtınîler, çok sıkı korunmasına rağmen bir fırsatını bularak 1131 senesinde Böri’yi yaraladılar. Böri aldığı yaralar yüzünden 7 Haziran 1132 târihinde vefat etti. Bâtınîleri temizlemekle İslâmiyet’e büyük hizmet eden Böri, bâtınîlerin suikastı ile de şehîd oldu.

Böri, bâtınîler tarafından yaralandıktan sonra, oğlu İsmail’i veliahd tâyin etti. Ölümünden sonra yerine geçen İsmail, önce Ba’lbek’e hâkim olan kardeşi Muhammedi itaati altına aldı. Sonra da haçlıların eline geçen Bânyâs üzerine yürüyerek, birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Musul-Atabegliği’nin, haçlılar ve Abbasî halîfesi ile olan mücâdelelerinden faydalanan İsmail, gizlice yaptığı hazırlıklar sonunda Hama üzerine yürüdü ve daha önce Zengi’nin hâkimiyeti altına giren bu şehri 7 Ağustos 1133 târihinde geri aldı. Ardı’ndan Şeyzer’i kuşattı ise de yüklü mikdarda haraç alınca kuşatmayı kaldırdı. Onun bu başarıları haçlıları harekete geçirdi. Kudüs kralı Fulk, 1134 senesinde Havran’ı zabtetti. Buna karşılık İsmail, haçlı idaresindeki şehirlere akınlar düzenledi. Başarılarına rağmen İsmail, halka kötü davrandığı ve ağırvergiler koyduğu için, öldürüleceği korkusuna kapıldı ve Musul hâkimi Atabeg Zengi’ye başvurarak şehri teslim etmek istedi. Durumdan haberdâr olan asker ve halk, buna karşı çıktı ve 1 Şubat 1135 târihinde, İsmail öldürüldü.

İsmail’in yerine, kardeşi Şihâbeddîn Mahmûd geçti. Zengi, İsmail’in mektubu üzerine Dımeşk önlerine gelerek, şehri kuşattı. Fakat kuşatmanın ve beklemenin bir faydası yoktu. Tarafların görüşmesi ve halîfenin, Zengi’den Musul’a dönmesini istemesi üzerine andlaşma yapıldı.

Zengi’nin Dımeşk’den ayrılmasından sonra, andlaşma şartları yerine getirilmedi. Atabeg Zengi’den korkan Hıms valisi Humartaş, şehri 1135 senesi Aralık ayının otuzunda Şihâbeddîn Mahmûd’a teslim etti. Atabeg Zengi, bir süre sonra Hıms önlerine gelip, şehri kuşattı. Buranın kolay kolay ele geçirilemiyeceğini anlayarak, Mahmûd ile andlaşma yapıp, 1137 yılında kuşatmayı kaldırdı, Diğer taraftan Dımeşk Atabegliği ordusunun başkumandanı Bazvaç, önce Trablus’a, sonra da Nablus üzerine başarılı akınlar yaparak büyük ganîmetlerle döndü. Bir süre sonra Musul Atabegliği ile Dımeşk Atabegliği arasında karşılıklı evlenmeler ile akrabalık bağı kuruldu. 1138 yılında Atabeg Zengi, Böri’nin dul hanımı Zümrüd Hâtûn ile evlenirken, Mahmûd da Zengi’nin kızı ile evlendi. Bu evlenmelerin karşılığında Zengi’ye cehiz olarak Hıms şehri verildi. Bir süre sonra Zengi, bu hanımını terk etti. 1139 senesinde Mahmûd, Bânyâs havalisini yağmalayan haçlılar üzerine yürüdü. Aynı sene Dımeşk’e dönen Mahmûd, 23 Haziranda kendi adamları tarafından öldürüldü.

Mahmûd’un öldürülmesinden sonra, atabegliğin kudretli emirlerinden Mu’îneddîn Üner’in desteği ile Mahmûd’un kardeşi Cemâleddîn Muhammed başa geçti. Muhammed’in kardeşi Behram Şah, Zengi’nin yanına kaçtı. Zengi’nin eski eşi ise mektup yazarak onu Dımeşk’e davet etti. Zengi bu fırsatları hakkıyla değerlendirdi. İki aya yakın bir kuşatmadan sonra 1139 senesi Ekim ayının onunda Ba’lbek’i ele geçirdi ve Dımeşk üzerine yürüdü. Fakat, bu kuşatmada da başarılı olamadı. Cemâleddîn Muhammed ise 29 Mart 1140 târihinde yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak öldü.

Muhammed’in yerine oğlu Mucireddîn Abak başa geçti. Ancak atabegliğin bütün gücü, Muhammed’in annesi ile evlenen vezir Üner’in elinde idi. Abak, saltanatının ilk yıllarında Kudüs haçlıları ile ittifak yaptı. Bunun neticesinde de haçlılar, Zengi’nin idaresindeki Bânyâs’a hâkim oldular. Zengi, bunun intikamını almak için Dımeşk’i kuşattı. Abak, Zengi’nin hâkimiyetini tanıyınca, kuşatmadan kurtuldu. 1149 senesinde Zengi’nin ölmesi üzerine, Dımeşk halkı rahat bir nefes aldı. Bundan faydalanan Vezir Üner, derhâl harekete geçerek Musul Atabegliği’nin idaresinde olan Ba’lbek’i aynı senenin Ekim ayında ele geçirdi, Daha sonra Haleb atabeği Nûreddîn Mahmûd’un yardımı ile Busra ve Serhat şehirlerini zaptetti, ikinci haçlı seferi Dımeşk’i de tehdit etti. Başarısız bir kuşatmadan sonra Vezir Üner ve Haleb atabeği Nûreddîn Mahmûd haçlılara karşı taarruza geçerek El-Arima kalesini ele geçirdiler. Devlete başarılı şekilde hizmet eden Vezir Üner, 19 Ağustos 1149 târihinde ölünce, Abak bütün yetkileri eline aldı. Bu arada aleyhine bir çok isyanlar patlak verdi ise de duruma hâkim oldu. Bundan sonra Haleb atabeği Nûreddîn Mahmûd, Dımeşk’i ele geçirmeye çalıştı. 1150 ve 1151 senelerinde şehri iki defa kuşattı ise de başarılı olamadı. Nihayet Nûreddîn Mahmûd 26 Nisan 1154 târihinde şehri ele geçirerek Dımeşk Atabegliği’ne son verdi. Atabegliğin son hükümdarı olan Abak ise 1169 senesinde Bağdâd’da öldü.

Kültür ve medeniyet: Selçuklu Devlet teşkîlâtına benzer bir teşkîlâtla yönetilen Dımeşk Atabegliği emirleri, başkent Dımeşk’de mescidler, medreseler, hastaneler ve hamamlar inşâ ettirdiler. Yeni mahalleler ve îmâlât bölgeleri kurdular, su kanalları yaptırdılar. Dımeşk’in ilk hastanesi olan Dârüşşifâ, Melik Dukak zamanında yaptırıldı. Zafvet-ül-Mülk Hâtun’un yaptırdığı mescid, Mescid-i Hâtûn Zümürrüd olarak bilinmektedir.

Böriler zamanında Dımeşk, Suriye’nin kültür merkezi idi. Çevre ülkelerden bir çok ilim adamı buraya geldi. Dımeşk’deki medreselerde dînî ilimlerin yanında fen ilimleri de okutulmaktaydı. Sadırıyye, Eminiyye, el-Medreset-ül-Muiniyye, Medreset-ül-Hâtuniyye ve Caruhiyye Medresesi, Böriler zamanında yapılan ilim yuvaları arasındaydı.

Şeyh Burhâneddîn Ebü’l-Hasen, Ali el-Belhî, Şeyh Şeref-ül-İslâm Abdülvâhid, Necmeddîn eş-Şîrâzî, Zeynüddîn el-Fattalî, Cemâleddîn İbn-ül-Müslim es-Sülemî, Kâdı’l-kudât Müntehibeddîn Ebü’l-Meâlî Muhammed gibi büyük âlimler Böriler zamanındaki belli başlı âlimlerdir. Yine Dımeşk’de yetişen iki büyük tarihçi İbn-i Kalânisî ve İbn-i Asâkir de bu atabeglik zamanında yetişmiştir.

Böriler, Suriye’deki deri sanayüni büyük ölçüde geliştirdiler. Kâğıt îmâli endüstrisinde de büyük gelişme görüldü. Pamuklu ve ipekli kumaşlar ile tahıl ticâreti yönünden de gelişmeler oldu.

Kaynak

İslam Tarihi Ansiklopedisi
Ehli Sünnet Büyükleri

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir