Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Selçukluların çoğunluğu Türkmen coğrafyasında bulunan şehirlerde teşkilatlanması Türkmenlerin son derece güvenilir ve devletlerine bağlı olduklarını da göstermektedir. Merv şehri Selçuklular zamanında altın çağlarından birini yaşamıştır. Merv şehri Doğu Horasan hâkimiyetini eline alan Çağrı Bey’in idare merkezi olmuştu. Çağrı Bey ve oğlu Alparslan Merv’de kendi adlarına sikke bastırdılar. Alparslan’ın Selçuklu tahtına geçmesiyle (1063) birlikte Merv her zaman Horasan’ın idaresi ile görevlendirilen Selçuklu şehzâdelerinin merkezi haline gelmiştir. Sultan Melikşah (1702-1092) zamanında surları yeniden inşâa edilen Merv, Sultan Sencer devrinde Sâve savaşıyla 1119’dan itibaren Büyük Selçuklu Devleti’nin başşehri olmuştur. Sultan Sencer (1118-1157) uzun süren saltanatı boyunca Merv’i geliştirmek için büyük gayret sarf etti. Sultan Sencer devrinde her açıdan en parlak dönemini yaşayan Merv, çok sayıda medrese ve kütüphanesiyle bir ilim ve kültür merkezi haline gelmişti[12].

Esasen Selçuklu Devleti, Türk-İslam ve dünya tarihinde önemli bir yer tutar. Avrupalıların Haçlı seferlerine Selçuklular başarı ile karşı koydular. Selçuklu devlet adamları eğitime ve bilimin gelişmesine önem vermişlerdir. Selçuklu medreseleri gelişmiş ve ülkenin her tarafına yayılmıştır. Selçuklu eğitim tarihinde Ahilik gibi bir yaygın eğitim kurumu, Atabeglik gibi şehzâdelerin yetişmesi için bir uygulama ortaya çıkmıştır[13]. Selçuklu Tuğrul Bey başta olmak üzere, Alparslan, Melikşah, Sultan Sencer ve Nizamülmülk gibi devlet adamları ulemâya, sanatkârlara ve öğretmenlere büyük saygı göstermişler, eğitim ve öğretimin yayılmasına çalışmışlardır. İlk Selçuklu medreseleri 1040’da Nişabur’da Tuğrul Bey tarafından kurulmuştur. Alparslan devrinde 1067’de Bağdat’ta Nizamiye medreseleri adı ile önemli eğitim öğretim kurumları açılmıştır. Sultan Melikşah ve Başvezir Nizamülmülk’ün katkı ve çabaları ile Bğdat, Musul, Basra, Merv, Nişabur, Amul, Rey, Tûs, Herat, Belh, İsfahan gibi, önemli kentlere yaygın bir şekilde Selçuklu medreseleri açılmıştır[14].

Selçukluların, sayıları yüz bine ulaşan ve üç yüz fil ile destekli Gazneli ordusuna karşı Merv yakınlarındaki Dandanakan hisarı önünde bugünkü Taşrâbâd mevkiinde üç gün süren (22-24 Mayıs 1040) kanlı çarpışmalardan sonra galip gelmesi sonucu, Selçuklu Devleti müstakil bir siyasi teşekkül olarak kabul edilmiştir. Netice de Gazneliler Horasan topraklarını kesin olarak kaybederken İran Türkmenler için hiçbir mukavemeti kalmayan açık bir ülke durumuna düşmüştü. Cuma namazından sonra Tuğrul Bey, Selçuklu Devleti’nin sultanı ilan edilerek,  çeşitli ülkelere ve Abbasi halifesi Kâim-Biemrillâh’a fetihnâmeler gönderilmişti. Merv Kurultay’ında öncelikle Türklerin eskiden beri sahip oldukları “cihan hâkimiyeti ülküsü” uyarınca gerek doğuda ve gerekse batıda hedeflenen fetihler kararlaştırıldı. Tuğrul Bey’in imzası ile Abbasi halifesine gönderilen mektupta: Horasan bölgesinde adaletin tesis edildiği, Hak yolunda yürüneceği, Halife’ye sadakatle bağlı kalınacağı ifade ediliyordu[15].

Sultan Tuğrul Bey’in devletinin sınırları kuzey, güney, doğu ve batı istikâmetinde devamlı genişlemiş ve yayılmıştı. Tuğrul Bey’in önemli icraatlarından biri de, Türkmen akınlarını Anadolu’ya düzenli olarak kanalize etmek suretiyle Türkiye’nin ebedi bir Türk yurdu olmasına katkısıdır. Oğuzlar büyük topluluklar halinde Selçuklu ülkesine göç etmeye başladılar. Tuğrul Bey hâkim olduğu ülkelerin halkını korumak, refah seviyelerini yükseltmek, bu arada devletin temelini ve askerî gücünü oluşturan Türkmenlere yurt bulmak ve iskân etmek, onların geçim imkanlarını hazırlamak durumunu da başarı ile sağlamıştır. Anavatan Türkmenistan’dan Anadolu’ya isabetli bir biçimde o zamanki Bizans ülkesine Türkmenleri muhacerât yolu ile iskân eylemiştir. İran ve Azerbaycan ülkelerinde gerçekleşen Selçuklu fetihleri ile Anadolu kapısı Türkmenlere açılmıştır[16]. 1048 Pasinler, 1064 Ani ve 1071 Malazgirt zaferleri ile Sultan Alparslan (1063-1072) devrinde artık Türkmenler baştan başa Anadolu’yu Türkiye (Türkmen Yurdu) haline getirmişlerdir.

Sultan Alparslan’ın Bizans İmparatorluğu’na karşı kazandığı mühim zaferlerden sonra dur-durak bilmeyen Türkmen göçleri Anadolu’ya yönelmiş, Büyük Selçuklu Devleti’nin vasalı konumunda olan Anadolu, Suriye ve Irak Selçuklu devletleri gelen soydaşlarına yeni yurtlar, yeni kentler, yeni yerleşim yerleri ve iskân mahalleleri açmışlardır. Böylece hem Anadolu’nun hem de Ortadoğu’nun Türkmenler ile X-XII. asırlarda tamamen yerleşik hale geldiğini açıkça görüyoruz.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir