Kategori: 2-Bilgilendirme Konuları

ÖZLENEN TÜRK İSLAM BİRLİĞİ

Din ahlakının özünde birlik vardır. Kur’an “… Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” (Enfal Suresi, 73) ayetiyle yeryüzünde akan kanın, fitnenin ve bozgunculuğun son bulması için inananların birlik ve beraberlik içinde olmaları gerektiğini bildirir.

Bütün Müslümanlar bu buyruğa uymakla yükümlüdür. Bütün İslam dünyasının birlik ve beraberliği istemesi gereklidir. Birlik olmayı istemeyen ayrılığı istiyor demektir ki bu, Allah’ın yüklediği sorumluluktan kaçmak anlamındadır. Ayrılık, Türk İslam dünyasına yarar değil, zarar getirmiştir; güç birlik olmakla gelir.
Daha Fazlasını Oku

Ahir Zamandan Saadet Asrına

Ahir Zamanla ilgili hadislerin zaman içerisinde aynen gerçekleşiyor olması, kaynağı konusundaki kuşkuları giderir. Peygamberimiz (sav)’in Ahir Zamana dair söylediği hadislere baktığımızda tümünün bugün birebir gerçekleştiğini ve yaşandığını görmek mümkün. O halde Resulullah’ın söz ettiği o “zaman” gelmiştir.

“Bir zaman gelir; insanların dertleri-tasaları mideleri, şerefleri malları-mülkleri, kadınları kıbleleri, paraları dinleri olur. İşte onlar Cenab-ı Allah’ın nezdinde nasibi olmayan en kötü yaratıklardır.” [Sülemi]

Peygamber(sav) buyurur: “Obur kimselerin sofralarına üşüşmelerine benzer bir halde, diğer milletlerin sizin üzerinize üşüşmelerine az kaldı.” Dinleyenlerden biri; “Ey Allah’ın Resulü! Biz o gün az olduğumuzdan mı bu duruma düşeceğiz?” diye sorar. Peygamber efendimiz: “Aksine sizin o zaman sayılarınız çok olacak fakat selin üzerindeki çör-çöp gibi değeriniz olmayacaktır. Allah onların sizden duyduğu korkuyu kalplerinden çekip alacak, sizin kalbinize de “vehen” verecektir ” buyururlar. Dinleyenlerden biri: “Vehen”nedir?” diye sorunca Peygamber efendimiz: “Dünya sevgisi ve ölüm isteksizliğidir” buyururlar. [Buhari, İbni Mace, Ebu Davud] Daha Fazlasını Oku

Eyüp Sultan Hazretleri

Ebu Eyyup el- Ensari Hz.

Medineli müslümanlardan ve hicret sırasında Hz. Peygamber’i (SAS) evinde misafir eden sahâbî. Bütün Müslümanlar Rasûlullah’ı (SAS) kendi evlerinde misafir etmek istiyordu. Bunun üzerine Rasûlullah (SAS) devesini serbest bıraktı. Kusva adlı deve Ebû Eyyûb’un (RA) evinin önünde çöktü. Peygamberimiz (SAS) bu evde uzunca bir süre misafir oldu.

İstanbul’un fethinden 784 sene önce İstanbul kuşatması sırasında şehit olan sahabe-i kiramdan Halid bin Zeyd’dir (RA). Medine’de doğdu. Babasının adı Zeyd bin Küleyb, annesinin ismi Hind’dir. Geçimini çuhacılık ile yani dokumacılık ile temin eden fakir bir Medineli idi. Ebu Eyyub el Ensari (RA) Medine’nin Ben-i Hazrec kabilesinin Neccar kolundandır. Peygamber Efendimiz’in (SAS) ceddi, Haşim lakablı Abdul Ula, Medine’de Neccar kabilesinden Selma binti Amr ile nikahlanmıştır. Selma’dan Efendimiz’in (SAS) dedesi Abdülmuttalib dünyaya gelmiştir. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (SAS) ile Daha Fazlasını Oku

Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi (1533-1535)

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN’IN IRAKEYN SEFERİ (1533-1535) ÖNCESİ ANADOLU’DA ORTAYA ÇIKAN BAZI GELİŞMELER

Irakeyn Seferi (1533-1535), Osmanlı Devleti Padişahı Kanuni Sultan Süleyman;ın (1494-1566) İran;da hüküm süren Safevi Devleti Hükümdarı Şah Tahmasb;ın (1514-1576) üzerine yaptığı üç büyük seferinden ilkidir.
Kanuni Sultan Süleyman;ın fütuhâtının çoğu Balkan ve Avrupa toprakları üzerine olmuştur. Kendisi bizzat on üç büyük Sefer-i Hümâyûn;a çıkmış, ancak Safevi Şah;ının tavırları onu zaman zaman İran üzerine de yürümeye mecbur etmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın bu meşhur seferi kaynaklarımızda “Irakeyn Seferi” olarak zikredilir. Arapça’da “İki Irak” anlamına gelen Irakeyn’den maksat; “Irak-ı Arab” denilen Bağdat ve havalisi ile, “Irak-ı Acem” denilen; Bağdat’ın kuzeybatısıdır ki, Hemedan’dan Tebriz ve havalisini içine alan coğrafyadır.
Kanuni Sultan Süleyman’ın 1520’de tahta geçmesinden itibaren, 1533’te başlayan Irakeyn Seferi’ne kadar, Osmanlı Devleti ile Safevî Devleti cephesinde meydana gelen gelişmeleri öneminden dolayı bu çalışmamızla ortaya koymak istıyoruz.
Sultan Süleyman’ın İran’la ilgili olarak ele aldığı ilk konulardan birisi, babası Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’den (1514) sürüp getirdiği altı yüz ev’den mürekkep sürgünlere hürriyetlerini iade etmesidir. İsteyenlerin Daha Fazlasını Oku

TRT Kuruluş ve Tarihçesi

Bu görüntüyü ne kadar çok seyrettik...

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), devlet adına radyo ve televizyon yayınlarını gerçekleştirmek amacıyla, 01 Mayıs 1964’de, özel yasayla özerk tüzel bir kişiliğine sahip olarak kuruldu. 1972’deki anayasa değişiklikleri ile kurum “tarafsız” bir kamu iktisadi kuruluş olarak tanımlandı.
1982 Anayasası hükümleri doğrultusunda 1984 yılında Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu yeniden düzenlendi. Uydu yayınlarının 1986’dan sonra, Türkiye’ye yönelik yayın yapan özel televizyonların ortaya çıkması, TRT’nin 1990 yılına kadar süren televizyon yayınları üzerindeki tekelini ortadan kaldırıldı.

Anayasanın 133. maddesinin 1993’te değiştirilmesiyle özel radyo ve televizyon yayınları serbest bırakılırken, TRT’nin özerkliği yeniden tesis edildi. TRT bugün, özerkliği ve tarafsızlığı anayasada hükme bağlanan,  radyo ve televizyon ile tüm medya araçlarından yayın yapan kamu hizmeti yayıncısı olarak hizmet vermektedir. Daha Fazlasını Oku

Malkoçoğulları Hakkında Bilgi

Malkoçoğulları

Osmanlılar zamanında hizmetleri ve kahramanlıklarıyla meşhur akıncı ailesi. Malkoçoğullarının merkezi Silistre’dir. Yıldırım Bâyezîd, Fâtih Sultan Mehmed, sultan İkinci Bâyezîd ve Yavuz Sultan Selîm Han zamanlarında önemli hizmet ve kahramanlıkları görülen bu ailenin atası Malkoç Mustafa Bey’dir. Turhan Beyoğulları, Mihaloğulları ve Evrenosoğulları gibi, Rumeli’ye sefer yapan ve akınlar düzenleyen Malkoçoğulları, kısa zamanda ün kazandılar. Yıldırım Bâyezîd Han, şehzâdesi Çelebi Süleymân’ın yerine Malkoçoğlu Mustafa Bey’i Sivas vâliliğine tâyin etti. 1402’de Tîmûr Han’ın Anadolu’ya düzenlediği sefer sırasında Sivas’ı on sekiz gün savunan Malkoç Mustafa Bey sonunda kaleyi teslim etti. Fakat Tîmûr Han’ın askerleri tarafından şehîd edildi. Malkoç Mustafa Bey’in oğlu Bâli Bey sayesinde, ailenin ünü Fâtih Sultan Mehmed Han ve sultan İkinci Bâyezîd Han zamanında da devam etti. Daha Fazlasını Oku

ASÂKİR-İ MANSÛRE-İ MUHAMMEDİYYE

Asakir-i-Mansure-i-Muhammediye

Sultan İkinci Mahmûd’un yeniçeri ocağını 1826 senesinde ortadan kaldırması üzerine bu teşkilâtın yerine te’sis edilen ordunun adı.

Sultan İkinci Mahmûd Han, on altıncı asrın sonlarında bozulmaya başlayıp on sekizinci ve on dokuzuncu asırlarda bir anarşi yuvası hâline gelen yeniçeri ocağını kaldırmak için on altı sene gibi bir zaman bekledi ve gerekli hazırlıkları yaptı. Ocağı içeriden fethetmek için iş başına kendi görüşündeki adamları getirdi. Ağa Hüseyin Paşa’nın da desteği ile 1826 senesinde yeniçeri ocağını lağv etti. Bu durum Osmanlı târihinde Vak’a-i hayriye adıyla anıldı. Lağv edilen ordunun yerine Peygamber efendimizin adına izafeten Asâkir-i Mansûre-i Muhammediye teşkilâtını kurdu. Boğaz muhafızı ve Kocaeli, Bursa sancakları mutasarrıflıkları üzerinde kalmak üzere, Ağa Hüseyin Paşa’yı serasker ünvânıyla bu teşkilâta komutan tâyin etti. Yeniçerilere âid her türlü isim, ünvân ve işaretler kaldırılınca, ağa kapısının adı da serasker kapısı olarak değiştirildi. Ağa kapısı kısa bir süre seraskerlik dâiresi olarak kullanıldı ise de, sonraları bu iş İstanbul Üniversitesinin bulunduğu yerdeki eski sarayda yürütüldü. 7 Temmuz 1826 târihinde bu teşkilâta âid bir kanunnâme hazırlatıldı. Daha Fazlasını Oku

Kınanın Faydaları

Kınanın FaydalarıKına nedir?  (Cinchona officinalis);

Tropikal bölgelerde yetişen, 10-15 metreye kadar boylanabilen, kırmızı çiçekli bir ağaçtır. Kına Kına ağacının kabukları kinin ve kinidin gibi 30’a yakın alkaloit, glikoz, sakaroz, tanen ve reçine içerir.

Kına Nerede Yetişir?

Kına Afrika ve Uzak doğu kökenli bir bitkidir. Hindistan , Malezya ,Sri Lanka gibi ülkelerde bolca üretimi yapılır.

Kınanın saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok faydası ve bir çok kullanım yeri vardır. son dönemlerde kına kullanımı azalmakta ve gelinlik kızlara veya askere giden gençlerimize kına yakma adeti ne yazık ki unutulmaktadır. Kına yakmanın faydalı olduğunun bir kanıtı da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in Daha Fazlasını Oku