Kategori: c-)Belgesel Yazılar

16.Yüzyılın İkinci Yarısında Osmanlı Devleti’nin Karadeniz Siyaseti

XVI. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA OSMANLI DEVLETİ’NİN
KARADENİZ SİYASETİ

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

ÖZET:
XVI. yüzyıl gerek Osmanlı devletinin gerekse diğer Türk devletlerinin kıyasıya rekabet ettikleri ve Türk tarihi açısından Türklerin güçlü oldukları bir dönemdir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında, Osmanlı devletinin başında Kanunî Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad, padişah olarak hüküm sürmüşlerdir. 1563 tarihinde Kanunî’nin Rusya’ya karşı Karadeniz ile Hazar Denizi’ni bir birine bağlama ve Osmanlı devletinin Karadeniz ve Kafkasya bölgelerinde kalıcı hakimiyet kurma mücadelesine yöneldiğini görüyoruz. Ancak, “Don-Volga Kanal Projesi” veya “Astarhan Seferi” olarak bilinen tarihi olay, II. Selim zamanında 1569’da Sokullu Mehmed Paşa tarafından uygulamaya konulmuştur. Daha Fazlasını Oku

Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti’ne Katılması (1515-1517) ve Sonuçları

Giriş:

XVI. Yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin başında Sultan I. Selim (1512-1520) bulunmaktaydı. 23 Ağustos 1514’de Çaldıran’da Safevî Şah İsmail’i (1501-1524) mağlup ederek, önce Orta ve Doğu Anadolu’yu, sonra da Güneydoğu Anadolu’yu 1515-1517 yıllarında Osmanlı Devleti’ne katmayı başarmıştır. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı-Türkleri tarafından hakimiyet altına alınması, Sultan Selim’in takip ettiği doğu siyasetinin bir sonucudur. Sultan Selim, Anadolu’yu tamamen hakimiyeti altına almak ve Şiilik tehdidinden korumak istiyordu. Ayrıca, Anadolu’nun her bakımdan birlik ve beraberliğini, güvenlik ve asayişini sağlamak düşüncesinde olan Sultan Selim, Sünnî anlayışı benimseyen Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu çevresinin, Safevî Devleti hakimiyetine girmesini istememiştir.

Bundan dolayı, Şah İsmail’i Çaldıran’da mağlup ettikten sonra Tebriz’e girmiş, Akkoyunlu Devleti’nin Diyarbakır’dan sonra ikinci başkenti olan bu şehirde bir müddet kalmıştı. Sultan Selim, Çaldıran seferinden sonra İstanbul’a hemen dönmeyerek, kış mevsimini Amasya’da geçirmiş ve ilkbaharda tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kuvvetler göndermişti. Sultan Selim, Amasya’dan Çaldıran seferinde yanında bulunan Şeyh Hüsamettin oğlu İdris-i Bitlîsî’yi, Urmiye Gölü’nden Malatya’ya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Şah Daha Fazlasını Oku

Lelegler Hakkında Bilgi

Antik çağlarda Ege´de “Karia” olarak adlandırılan bölge, Bodrum Yarımadası dahil, kabaca günümüzdeki Muğla ilini içine alan bir bölgeydi. Batı Anadolu´da eski Yunanlılar´dan önce “Mis”ler, “Leleg”ler ve “Kar”lar oturuyorlardı. Misler Anadolu´nun kuzeybatısında, Karlar güneybatıda, Lelegler de Bodrum Yarımadası´nda yaşıyorlardı. Eski Yunan kaynaklarına göre bu iki halk, (Karlar ve Lelegler), Pelasg´larla birlikte Ege´nin en eski halkıydı. Daha sonraları Karia´mn kuzey kıyılarını İonlar, güney kıyılarını da Dorlar ele geçirmişlerdi.

Lelegler hakkında bilgi veren ilk en önemli kaynak, ünlü tarihçi Herodot… Onun anlattığına göre, eski Yunanlılar Miletos´a ilk geldiklerinde burada Karialılar bulunuyordu. Giritliler, ona “Karialılar´m eskiden adalarda oturduğunu, destanlarda adı geçen Girit Kralı Minos´a bağlı bulunduklarını ve daha o zamanlarda bile ´Lelegler´ diye anıldıklarını” kendi masalsı bilgilerinden aktarmışlardı. Tarihçinin Giritlilerin ağzından yaptığı bu aktarmanın önemi, daha sonra aynı bilgiyi Karialılar´m ağzından da yapmış olmasında yatıyordu. Herodot, yapıtında Lelegler´le Karialılar arasında hiçbir ayrım gözetmemişti. Üstelik yapıtının bir yerinde “Karialılar´a eskiden Leleg denildiğinden de söz etmişti…
Daha Fazlasını Oku

Geleneksel Sanatlar-Zanaatlar

Geleneksel Sanatlar-Zanaatlar
El Sanatları insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır.İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak, örtünmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir.

Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek “geleneksel” vasfı kazanmıştır.Geleneksel Türk El Sanatları, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur. Daha Fazlasını Oku

Cam İşçiliği

Cam ve cam eşyalarının tarihi, uygarlık tarihi kadar eskidir. Cam İslam mimarlığına “revzen” denilen alçı pencerelerle girmiş, kandil, bardak sürahi ve tabak gibi günlük eşyalarda geniş ölçüde kullanılmıştır. Cam işleri, XII. yüzyıl sonlarında “Memluk” ve “Eyyubi” dönemlerinde en parlak düzeye ulaşmıştır. “Selçuklu” ve “Artuklu” dönemlerinde ise, “şemsiye” denilen bombeli camlar üretilmiştir. Daha Fazlasını Oku