Bezm-i Elest – Elesti Birabbiküm

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 17 Eylül 2021 Kerim Usta

Sonuç

Dînin insanî bir arzu olduğuna bilim şahitlik etmektedir. İslâmî nakiller de bu duygunun fıtrî, orijinal olduğunu belirtmektedir. Hem aklın hem naklin tespit edip destek verdiği bir husus inkâra imkân bırakmayacak derecede açık olacağından artık dînin bir zaruret olduğunu kabul etmek tek yoldur. Bu orijinal arzuya “Elest Bezmi”nde işlerlik kazandırılmış; sözleşmeye dönüştürülmüştür. Buna aykırı davranıp hak dinden uzaklaşarak inkarcı olanlar ise dış etkilerin olumsuz etkisinde kalarak özden uzaklaşanlardır.

Yaratılışın orijini demek olan “fıtrat” da insandaki hak ve doğru olan inancı benimseme eğilimini ifade eder. Bu itibarla insan doğru olan inancı tercihe meyilli bir yaratılışa sahiptir. Bu yönelişi hedefinden saptıran şeyler tamamen olumsuz dış etkenlerdir.

İnanma ve tapınmanın sistematik adı olan “din”in kaynağı, kurucusu ve koyucusu, İslâm’a göre, Allah’tır. “Fıtrat” ve “Elest Bezmi” anlayışına uygun olarak, gerek fert gerek toplum şeklinde insanların başlangıcı ve ittifakı hak dinde olmuştur. Bu anlamda “ümmet” de hak dinde ittifak etmiş insanlar topluluğu demektir. Onlar arasında bu konudaki ihtilaflar, ayrılıklar dış etkenlerden dolayı sonradan ortaya çıkmıştır.

Tek ilah olan Allah’ın dîni de tektir ve yeryüzünde insan hayatının başlamasından bugüne temel prensipleriyle aynen, değişmeden devam ede gelmiştir; dinler değil “din” vardır. Bu tek dinin dışındaki sistemlere böyle bir adın verilmesi gerçek anlamda olmayıp görecelidir. Bu noktadan hareketle, tüm peygamberlerin getirdiği bu “tek din”in tek adı da yine Allah Teâlâ tarafından konulmuştur; “İslâm”. Bu dînin müntesiplerinin adı da yine Allah tarafından verilmiş olup “Müslim (Müslüman)”dır. Tüm peygamberlerin ve ümmetlerinin benimsediği ad da -ki, devrinin diline göre bu isim için kullanılan lafız ne olursa olsun içeriğinin aynı olacağı kanaatindeyiz.- aynıdır. Kuranî ifadeler ve hadislerde geçen bilgiler bunun böyle olmasını gerektirmektedir. Bu temel Kuran ilkesinden dolayı, mutlak manada “din” kelimesi anıldığında “İslâm” akla gelir. Bunun dışında, dîni bir peygambere, bir topluluğa, bir yere nispet ederek isimlendirmek ve mensuplarına da buna uygun isimlerle hitap etmek ise İslâm’ın bu konudaki geleneğine aykırıdır, onunla çelişmektedir.

Mevcut duruma gelince; İslâm, vakıaya objektif yaklaşır. Bu anlamda, İslâm dışında insanların din olarak benimsediği diğer kurumları “hak” kabul etmez. Ama olguyu, mevcut durumu hayatın bir gerçeği olarak, olduğu gibi kabul ettiğinden onların varlığını da reddetmez. Bu itibarladır ki, -hakim durumda oldukları dönemlerde ve onun dışında- Müslümanlar, dünyanın çeşitli yerlerinde gayr-i Müslimlerle iç içe yaşamışlar ve yaşamaktadırlar. Ancak onların statüsü farklıdır; kendisinin koyduğu sistem içinde onlara farklı bir yer vermiştir. Fakat olayın bu boyutu bizim şu anda işlemek durumunda olduğumuz konunun dışında, ayrı bir araştırma konusudur.

“ELESTİ BİRABBİKÜM” HİTABI

Elestü birabbiküm” hitâbında gerçekten çok büyük bir SIR saklıdır.

“Ben sizin rabbiniz değil miyim” diye tercüme edilip, anlaşılan bu ifade gerçekte zâhir olan varlıkların bâtınındaki çok âzîm olan bir sırrı dile getirmektedir.

Bu büyük sır “birabbiküm” kelimesinin içinde gizlidir!!. Buradaki “B”, özünü teşkil eden “rabbin” değil miyim, anlamını taşımaktadır!.

Dolayısıyla kişinin ÖZ’ünden rabbini müşahede ve tesbit imkânına sahip olduğu müjdelenmektedir.

Dr. Veli KAYHAN
Erciyes Ü. İlahiyat Fak

Yazar: Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir