Bekir Sıtkı Erdoğan’ın Hayatı ve Edebi Kişiliği


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 22 Eylül 2019 Kerim Usta

Bekir Sıtkı Erdoğan9 Eylül 1926 yılında Karaman’da doğmuştur. Karaman ilk ve ortaokullarından sonra; Kuleli Askeri Lisesi’ni,ve Harp Okulunu bitirdi. Daha sonra on yıl kıt’a hizmeti yapmış ve yine asker olarak Dil ve Tarih- Coğrafya fakültesini bitirip Astsubay  ve Heybeli ada Deniz Harp Okulunda uzun süre edebiyat öğretmenliği yapmıştır. 50 yıl marşının söz yazarıdır. (1973). Türk şiirine, müzikalitesi bol, halk şiirlerine yatkın bir mısra örgüsü getirdi,

Bekir Sıtkı Erdoğan; 1949 yılında yayımlanan <Şadırvan>dergisinde çıkan Binbirinci gece şiiri ile dikkatleri üzerine çekti; daha sonra <Çağrı>,<Hisar> dergilerinde göründü. “Marya”, “Kışlada Bahar> şiiriyle ünü genişledi.

Aruz ve hece vezniyle şiirler yazmış olun Bekir Sıtkı Erdoğan, en çok, halk şiiri tarzında koşma geleneğini sürdüren şiirleriyle sevilmiştir. “Hancı” ve “Asker Mektubu” olarak tanınan “Birincigece” ve “Kışlada Bahar” gibi şiirlerinde onun, saz şiiri geleneğimiz üzerine yeni, canlı temler biraz bohem hatta derviş duygular katabildiği görülmektedir. Bu onun, Mehmetçiğin ve halkın iç duygularına yatkınlığından da  ileri gelmektedir.

Böylece saz şiirlerimizin aşık ve hasretli halk dilini  ustaca kullanmaktadır. Aşık  Ömer tarzının sevilmiş, oturmuş ahengiyle aruzun iç musiki değerlerini kaynaştıran bu şair, Rıza Tevfik ile Faruk Nafiz’in yenilenmiş dünyalarını hatırlatmaktadır.

Halk ile aydını, er ile subayı ortak duyarlılıkta kaynaştıran “Kışlada Bahar” tarzı bu şiirlerde Anadolu halk adamının ekmek ötesi, sıla, aşk, ölüm, gibi sevinç ve kaygıları yer almaktadır. Şairin kendisini de çağdaş bir “rint” olarak, aşık bir genç veya garip bir aydın olarak bu şiirlerin nakısında yer almaktadır. İstanbul ile taşranın şaşkınlık, hayranlık ve “garibanlık” dolu iniltileri ile kışladaki askerin yavukluya, anaya ince sevdası, romantik tablolarla sunulmaktadır. Dönemin bir kısım kişileri, Anadolu insanını ille “hayvani” yanları ile yozlaştırmaya çalışırken, Erdoğan (bir Karaca oğlan gibi) dostlukta, vefada, duyguda, saygıda, sevdada söz götürmez üstünlüğünü anlatmaktadır.

Millet ve devletine bağlı, tarih, din, kültür ve medeniyetine hayran bu subay ve öğretmen hayatını ömrü boyunca sürdürmüş, mütevazı derslerinde ve şiirlerinde de bunları telkin etmiş bulunan Erdoğan’ın kişilik ve mizacı, belki en güzel, su rubâisi ile anlatılabilir.

Söz taciriyim inci güher söylemedim.

Fikrimde hayır yoksa da şer söylemedim.

Tanrım şımarıp rahmetinin bolluğuna.

Affet! Yarım aklımla neler söylemedim.

Cihanda Türk

Bozkurtlar vatanı sert yaylaların,
Huyundan huy kapmış ırkımız bizim,
Her birimiz bir savaşta doğmuşuz,
Zafere karışmış kırkımız bizim.

Atalarımız aldan kırdan yağızdan,
Akıncılar kopmuş gelmiş Oğuz’dan,
Küçüklü büyüklü hep bir ağızdan,
Dünyaca söylenir türkümüz bizim.

Deniz fatihlere karşı duramaz,
Değme dağlar bize göğüs geremez,
Kapımızdan rüzgâr bile giremez,
Açıktır evimiz barkımız bizim.

Üstümüzde üç kıt’anın kayıdı,
Tarih dizimizde doğdu büyüdü,
Duymamışken medeniyet ne idi,
Garb’a ışık vermiş şarkımız bizim.

Akından akına seslendikçe biz,
inlerdi kayalar, titrerdi deniz,
Tarihten ihtiyar bir değirmeniz,
Kanımızla döner çarkımız bizim.
Bekir Sıtkı Erdoğan

 

Paylaşabilirsiniz
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir