Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Her kültür adapte olmak ve hayatta kalmak için değişir; bu kaybolmak değil, sosyal evrimdir. Almanya’daki Türkler de belli bir zaman dilimi içinde bu süreci yaşayacaktır. Almanya’daki Türkçe yerel ağızlar düzeyinde, sınırlı söz dağarcığı ile kullanılmakta olup, giderek aile içi iletişim aracı düzeyine inmektedir. Uydu üzerinden yapılan yayınların olsa olsa, bu süreci yavaşlattığı söylenebilir. Bir dil bir kez öldüğünde, onu yeniden ‘diriltmek’ mümkün değildir. Diller arasında Lazarus yoktur. Ancak, burada Türklerin rahatsızlığı, sürece dışarıdan müdahale edilerek hızlandırılmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır.

Alman Eğitim ve Toplum Yapısına İlişkin Tespitler

Yabancıların ülkeye uyum sağlamasına yönelik olarak yapılan yayınlarda, medyanın her iki tarafa ilişkin nesnel görüş oluşması konusunda önemli bir etkisi olduğu yukarıda belirtilmişti. Örneğin, “Almanya Müslümanlara Ayrımcılık Yapıyor” şeklinde Dünya Bülteni tarafından atılan başlık, Birleşmiş Milletler’e bağlı Irkçı Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi (CERD), tarafından yapılan bir açıklamaya dayandırılmış. Haberin ayrıntısında şu bilgi verilmektedir:

“Almanya’yı ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadelede yeterli önlem almadığı gerekçesiyle eleştirdi. Baden-Wuerttemberg eyaletinde, Alman vatandaşlığına geçmek isteyen Müslümanlar’a yöneltilen çeşitli test sorularını “ayrımcılık” olarak nitelendiren BM komitesi, ülke genelinde uygulanması kararlaştırılan vatandaşlık testine de tepki gösterdi. Komite’den yapılan açıklamada, “Almanya, ülkede doğan ya da uzun yıllardır burada yaşayan göçmenlerin uyumuna katkıda bulunmak amacıyla, bu kişilerin Alman vatandaşlığı elde etmelerini kolaylaştırmalıdır” denildi. BM Komitesi’nin raporunda, Alman nüfusunun 5’te birinin göçmen kökenli olduğunu, nüfusun yüzde 8’inin Alman pasaportu taşıdığına işaret edilerek, buna karşın Almanya’nın kendisini “çok etnisiteli olmayan bir ülke” olarak tanımlamak istemesinin anlaşılamaz olduğu ifade edildi”

Medyaya yansıyan bir diğer haberin başlığı ise “Alman Polisi Ürküten Nazi Planını Açıkladı” şeklinde düzenlenmiş. Haberin ayrıntısı

“Alman hükümetinin yıllardan beri bir türlü baş edemediği Neo-Naziler şimdi de rahat miting yapabilmek için gayrimenkul almaya yöneldi. Berlin polisinden yapılan açıklamada, miting ve gösterileri polis tarafından engellenen Türk karşıtı gruplar, geniş arazilere sahip çiftlik evleri ve boşaltılmış süpermarketler satın alarak buraları toplantı merkezi haline getiriyor. Polis, “Daha onlarca benzer alan için pazarlık yaptıklarını öğrendik. İçerde Türkleri nasıl yakacaklarını planlıyorlar” diyerek çaresizliğini dile getirdi”

şeklinde veriliyor. Gerçekten, Alman polisinin yaptığı bir başka basın açıklamasından da yangınların sabotajcılar tarafından çıkarıldığı ve bir kişinin suçüstü yakalandığı bilgisi alınıyor. 19 Eylül 2008 günü bütün medya organlarında yer alan haber, Alman polisinin çaresizliğini ve Türklerin haklılığını ortaya koyuyor:

Almanya’nın Mannheim kentinde 5 Türk ailenin de oturduğu iki binada eşzamanlı yangın çıktı. İftar vakti çıkan yangında ölen olmazken, aralarında Türklerin de olduğu 8’i çocuk 20 kişi dumandan etkilendikleri için hastaneye kaldırıldı. Jakob-Faulhaber caddesindeki binada oturan ve akşam saat 20.20’de yanık kokusu aldıklarını ifade eden Tanış, Şanlı, İbrahim, Destum ve Mertgan aileleri büyük panik yaşadı. /…/ Kundaklama şüphesinin bulunduğunu ifade eden polis, iki binada Alman, İtalyan ve Türk vatandaşlarının yaşadığını, zamanında olay yerine gelen itfaiyenin yanan binalardan birçok kişinin hayatını kurtardığını bildirdi. Polis, yaklaşık 80 bin Euro maddi hasar meydana geldiğini kaydetti.

Bu tür haberler, hemen her hafta basına yansıyan ve çoğu defa Türkleri hedef alan yabancı düşmanlığına yönelik eylemlerle tedirgin olan Türk ve duyarlı Alman vatandaşlarını daha da huzursuz olmaya sevk ediyor.

İkili İlişkilerin Turizme Yansıması

İki ülke arasındaki ilişkilerin çok da sorunsuz olmadığını gösteren yukarıdaki kimi değerlendirmeler, zaman zaman turizm ile ilgili haberlere de yansımaktadır. Buna rağmen, Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2007 yılı istatistiklerine göre, ülkemize gelen toplam 23.341.000 kişiden dört milyonun üzerinde turist Alman uyruğu taşımaktadır (Bkz. Çizelge 1). Buna göre, Almanya’dan ülkemize gelen turistler, sayıca hiç de azımsanmayacak miktardadır.

Almanya’daki Türkler, Türk veya Türk kökenli Alman vatandaşları ile Türkiye’de yaşayan Alman veya Alman kökenli Türk vatandaşları artık bir bütünün ayrılamaz parçaları haline gelmiştir. İlişkilerin bu denli yoğun yaşanması nedeniyle, yaşanan kimi olumsuzlukların medyaya yansıması kaçınılmaz olacaktır. Örneğin, Alman medyası tatil için geldiği Türkiye’de 13 yaşında bir İngiliz kıza tecavüz etmekle suçlanan Alman Marco Weiss (17) için açılan davanın görüldüğü Antalya’ya adeta çıkarma yapmış; bu gencin Almanya’ya geri dönebilmesi için Almanya’da Türkiye ve Türk adaleti hakkında sağduyudan uzak kampanyalar yürütmüş, Türkiye’yi adeta suçlayan yayınlar yapabilmiştir. Bu tür yayınların bulvar gazetelerinde biraz da tiraj kaygısıyla yayımlanması bir dereceye kadar anlayışla karşılanabilir. Bununla birlikte bu tür yayınların karşılıklı imgeleri olumsuza çevirmemesine dikkat edilmelidir. Aksi halde sağduyudan yoksun yayınların ulusları karşılıklı suçlamalara kadar götüren kampanyalara dönüşme tehlikesi bulunmaktadır (Bkz. Rasche 2008).

Alman medyası tarafından Almanya’dan Türkiye’ye gelen Alman turistlerin, destinasyon merkezi olarak Türkiye dışında bir başka ülkeyi seçmesi veya tatillerini Almanya’da geçirmesini özendirmeye yönelik başka yayınlar da bulunabilir. Örneğin, Alman televizyon kanalı RTL, Ekstra Magazin (Extra-Das RTL-Magazin) adlı programda, bir Türk ve bir Alman kadını Türkiye’ye tatile gönderip ve bunların hamburgercide, takside, mağazada, kuyumcuda ve bir lokantada yaşadıklarını başından sonuna gizli kameraya çekip yayınlıyor. Programda, “hamburgerci, Türk kadına YTL cinsinden verdiği fiyatı Alman kadına Avro cinsinden söylediği ve kadının da hesabı Avro cinsinden ödediği; taksicinin Alman müşteriye gündüz vakti gece tarifesi açtığı; mağazada çanta almak isteyen Alman müşteriden Türk müşteriye verilen fiyatın iki katı istendiği; kuyumcuda da farklı bir uygulamanın olmadığı” anlatılıyor. Lokantada ise Türk ve Alman müşterilerin aynı yemekleri yiyip aynı şeyleri içtiği; ikisinin de kuruşu kuruşuna aynı hesabı ödedikleri belirtiliyor.

Bu haberden üstü kapalı olarak, “Türkiye’de yiyip içip karnınızı doyurun, ama alış veriş yapmayın” mesajı da çıkarılabilir; algı bu yöne kayarsa, Türkiye hakkında olumsuz bir imaj oluşturulmaya çalışıldığı izlenimi çıkarılabilir.

Bir diğer örnek ise Türkiye’nin tanıtımı için yine RTL tarafından hazırlanan ”Şehir Rehberi” adı altında –pek fazla araştırma yapılmadan hazırlandığı izlenimi veren- tanıtım DVD’leridir ki burada olan Türkiye’nin, Türk insanının imajına oluyor.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir