Yayım tarihi:

Devamı var:

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 9 Mayıs 2020 Kerim Usta

Aşağıda, Türk ve Alman paydaşların gösterdiği tepkiler verilmektedir.

Önce 19 Ocak 2006 tarihli Hürriyet Gazetesi, ardından 24 Şubat 2006 tarihli Türkiye Gazetesi konuyu kamuoyunun gündemine taşıdılar ve “Almanya Federal Cumhuriyeti’nin başkenti Berlin’de öğrencilerinin % 90’ını yabancıların oluşturduğu Wedding Herbert-Hoover-Realschule ile Kreuzberger Borsig-Realschule’de ders aralarında da istisnasız olarak Almanca dışında bir dilin konuşulması yasaklandı” şeklinde haber yaptılar. Bunun üzerine kamuoyunda tartışmalar başladı ve öğrenci temsilcisi Pakistan uyruklu Azad Süleyman ile yardımcısı Türk kökenli Halime Narin, düzenledikleri basın toplantısında konunun tamamen öğrencilerin kendi aralarında aldığı bir karardan ibaret olduğunu, okul yönetiminin her hangi bir yönlendirmesinin söz konusu olmadığını açıkladılar. Almanya Federal Cumhuriyeti Hükümeti Yabancıların uyumundan sorumlu CDU’lu Devlet Bakanı Prof. Dr. Maria Böhmer ise Almanya’nın Sesi Radyosu’na verdiği demeçte, “Çocuklara toplumsal yaşamın gerektirdiği bütün fırsatların diğerleriyle eşit şekilde verilebilmesi”, için “çok iyi Almanca öğrenmeleri” gerektiğini ve toplumsal faydanın sağlanabilmesi için “sadece Almanca dil bilgisinin yeterli olmadığını”, başka donanımlara da gereksinim duyulduğunu, çocukların yaptığı bu girişimin “çok anlamlı” olduğunu; uygulamanın gerçekleştirildiği okulu da ziyaret etmek istediğini söyledi. Öğrencilerin aldığı bu kararı “saygıyla karşıladıklarını ve desteklediklerini” belirtti. Olayı aktaran Alman Haber Ajansı (dpa), Almanya’nın yabancı öğrencilerin yoğun olduğu Stuttgart, Köln, Hamburg, Münih, Dortmund gibi diğer şehirlerinde ise benzer girişimlerin olmadığı, Frankfurt am Main kentindeki okullarda Almanca konuşma sınırlaması getirilmesinin düşünülmediği bilgisini verdi.

Bavyera Eyaleti CSU’lu Eğitim Bakanı olayı “kişilik haklarının sınırlandırılması” olarak değerlendirdi ve zorunlu Almanca uygulaması taleplerini reddetti. Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Renate Künast da bu tür uygulamalara karşı çıkarak, çocukların öncelikle yuvaya başladığından itibaren bakıcıların onlarla ilgilenmesini ve bunlara Almanca’yı bu şekilde öğretmenin daha doğru olacağını belirtti. Berlin Eyalet Parlamentosu Yeşiller Milletvekili Özcan Mutlu ise bu zorunluluğun, okulun uyum politikasına katkı sağlamak için kullandığı “yanlış bir yöntem” olduğunu söyledi. Alman Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) başkan yardımcısı Marianne Demmer ise okul yönetiminin bu kararı gözden geçirmesi gerektiğini ve “okulda uygulanacak kuralların oybirliği ile kabul edilse dahi, insan hak ve hürriyetini sınırlandırmaması ve genç bir insanın kendi köken dilini kullanmasını yasaklamaması gerektiğini” belirtti.

SPD Federal Parlamento Milletvekili Dr. Lale Akgün, Türkiye Gazetesi’ne verdiği demeçte, yapılan uygulamanın asimilasyon politikasının gözle görülür bir aşaması (ein mit bloßem Auge zu erkennender Schritt der Assimilationspolitik) olduğu görüşünü öne sürdü. Özcan Mutlu da Zeit Online tarafından verilen bilgiye göre, bu ballı börekten siyasal bir pay almayı ihmal etmedi ve bu defa yukarıda yer verilen görüşlerinden daha ağır bir söylem ile ortaya çıktı.

“Hiçbir okul yasalara karşı bir karar alma yetkisine sahip değildir. Bu yasak (…) anayasaya aykırıdır. Bugün bir dili yasaklayan anlayış, yarın bir başka şeye yasak koyabilir. Sonunda biz tepkimizi göstereceğiz. Ben, özellikle Almanya’daki Türk örgütlerini bu uygulamaya karşı tepki göstermeye davet ediyorum”

Bundan sonra, Almanya’daki Türk veliler, eğitimciler ve çeşitli örgün temsilcileri de bu tartışmaya katılarak, okuldaki uygulamaya şiddetle karşı çıkıp, bu durumun aslında “Alman eğitim sisteminin başarısızlığını” açık bir şekilde ortaya koyduğunu söylediler. Berlin Eyaleti Eğitim Senatörü Klaus Böger (SPD)’e çağrıda bulunarak temel hakların ihlal edildiğini ve yasağın kaldırılması için girişimde bulunmasını talep ettiler. Bu amaçla dayanışma ve bilgilendirme toplantıları düzenlediler.

Berlin-Brandenburg Türk Veli Derneği (Der Türkische Elternverein in Berlin-Brandenburg) Sözcüsü Turgut Hüner yaptığı açıklamada, bu karar ile “farklı dil ve kültürlerden arındırılmış bir okul” projesinin yaşama geçirilmeye çalışıldığını, “çocukların Almanca öğrenmesi gerektiğini, ama uygulanan yönteme karşı olduklarını” söyledi.

Berlin Branden-Burg Türk Toplumu Derneği (Der Türkische Bund Berlin-Brandenburg (TBB)) sözcüsü Eren Ünsal da yaptığı açıklamada, “kimsenin bir dili yasaklayamayacağını, burada söz konusu olan okulun değil, verilen mesajın, sinyalin önemli olduğunu” vurguladı.

Türk Bilim ve Teknoloji Merkezi (Verein Türkisches Wissenschafts- und Technologiezentrum) Başkanı Nazan Yıldırım da yaptığı açıklamada, bu kararla “Alman anayasasının üçüncü maddesinin (eşitlik ilkesi) ihlal edildiğini, bir dilin zorla öğretilemeyeceğini, çocukların topluma uyum sağlamalarının değil, asimile olmalarının” istendiğini ifade etti.

Berlin ve Branden-Burg Türk Öğretmenler ve Eğitimciler Derneği (Vereinigung Türkischer LehrerInnen und ErzieherInnen in Berlin und Brandenburg) (TÜLEB), “bu tür popülist, geri kafalı ve tehlikeli akımların etkisinde kalınmadan, çocukların eğitimleriyle ilgili olarak arka plandaki sorunlarla mücadele edilmesi” gerektiğini açıkladı.

Almanya Türk Veliler Derneği Federasyonu (FÖTED) Başkanı Dr. Ertekin Özcan da bu kararın okulun amacı ile bağdaşmadığını, okulun çocuk ve gençlerin gelişimlerini sağlamak gibi bir sorumluluğunun bulunduğunu, Prof. Dr. Ursula Neumann’ın “çocuğun dil öğrenme becerilerinin bir bütün olduğu, bu becerilerin birinin desteklenmesiyle diğer becerilerinin de gelişeceği; bunlardan birinin ihmal edilmesi halinde, diğer becerilerin de ihmal edileceği” görüşünü savunarak, bu uygulamadan vazgeçilmesi gerektiğini belirtti.

Yukarıda anlatılan olaydan ve öznel olduğu gerekçesiyle eleştiri alan tepkilerden bir yıl sonra BM Raportörü Vernor Muñoz tarafından Alman eğitim sistemi hakkında yapılan bir açıklamada, “Alman eğitim sisteminin özellikle ülkedeki göçmen çocukları için dışlayıcı ve yaralayıcı olduğu, yaranın da gelecek yaşamlarda iz bıraktığı” konusunda açıklama yapılmıştır. Araştırmaya göre, Alman öğretmenlerin öğrencilerini çok az tanıdıkları ve öğrenim sürecinde yapılan yönlendirmelerin hatalı olduğu, Hauptschule’ye gidenlerin “etiketlendiği”, bu etiketlemenin kalıcı olumsuz izler bıraktığı, bu okullardan Gymnasium türü okullara geçmenin neredeyse olanaksız olduğuna dikkat çekilmiştir.

Lütfen Dikkat:Konu uzun olduğu için  sayfalara bölünmüştür. Bu sizin daha hızlı olarak konuya erişebilmenizi sağlayacaktır. Devamı için Tıkladığınızda sonraki sayfaya gidebilir veya sayfa numaraları ile seçim yapabilirsiniz.Aşağıda verilen link ise sizi yazının başlangıcına getirecektir.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir