Ahıskalı Türklerinin Sürgünü Yıl Dönümü


En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 21 Nisan 2020 Kerim Usta

Ahıskalı Türklerinin Sürgünü Yıl Dönümü

AHISKALI TÜRKLERİN GÜRCİSTANDAN ORTA ASYA’YA SÜRGÜN EDİLMESİ 14 KASIM 1944

Ahıska, Ardahan ilinin kuzeyinde Gürcistan toprakları içerisinde, Posof çayının iki yakasında yer alan bir bölgedir. 6 kasaba ile 200 kadar köyü kaplamaktadır. Kara yolu ile Tiflis, Batum ve Türkiye’ye bağlıdır. Ardahan’a 48, Posof ilçesine 12 kilometre mesafededir. 1828’de 50 bin olan nüfusu, şimdi Ermenilerden müteşekkil 25 000 kadardır.
Ahıska bölgesi, 1578 tarihinde Sultan III. Murad Hân zamanında Osmanlı topraklarına katıldı. Konya, Yozgat ve

Tokat bölgelerinden aileler oralara yerleştirildi. 250 yıl Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında, Ruslar, önce Kars, sonra da Ahıska’yı aldılar. İkinci dünya savaşında Stalin, eli silah tutan 40 000 Türkü askere aldıktan sonra, kalan 91 000 Türk, 14-16 kasım 1944’de; “Komşu hasım bir ülkenin (Türkiye’nin) istihbarat kuvvetleri ile temasta bulunmaktan”, önce Özbekistan’a sürüldü. Bu sürgünde 17 000 kişi öldü. Daha sonra Türkler; Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Türkiye, Sibirya… gibi dünyanın her yerine dağıldılar. Bugün, dünyada 300 000 kadar Ahıska Türkü olduğu tahmin ediliyor. Tekrar yurtlarına dönmek için de çeşitli çalışmalar yapıyorlar.

1944 yılındaki sürgünü yaşamış canlı şahitlerden, o zaman 17 yaşında olan Bedir Dede sağlığında, Ahmet Emin Ahıskalı’ya şöyle anlattı:
“Sabahleyin toplantı var dediler. Toplandık harmana. Etrafımızı askerler çevirdi. 50’den fazla makineli tüfekli asker vardı. Dediler ki;size 24 saatlik vakit verilecek. Ondan sonra siz, Orta Asya’ya gideceksiniz.16 kilo yük alabileceksiniz. 24 saat mühlet verdiler ama, 4 saat sonra köye Gürcüler geldi. Eşyalarımızı kamyonlara doldurup doldurup götürdüler. Bizi 2 gün dışarıda beklettiler. Bir ana-baba günü oldu. Kediler bağrışıyor, itler ürüşüyor, hayvanlar böğrüşüyor. Bir kıyamet, onları görmeye yüreğimiz dayanamadı, o tarafa bakamadık… Daha sonra trenin 60 vagonuna bindirdiler. İlk 2 gün vagonlarda aç susuz kaldık. Kapıları kilitlediler. Ne ekmek var, ne su var. Ne başka bir yiyecek var…
Çok eziyet çektik, çok sıkıntılı vakitler geçirdik. Bitler oldu koca koca, kullanma suyu yok. Tuvalet yok. Vagonun köşesine çarşaf tutarak tuvalet yaptık. Soğukta bir ay o trenle yol gittik. Tifüs hastalığına yakalandık. Bir kısmı öldüler. Soyu tükenen aileler oldu. Ocakları söndü. Hasta olanı götürürlerdi. Bacım hasta oldu. Kontrola geldiklerinde, görmesinler diye, onu hasıra sarıp dikerdim. Hasta yok derdim. Ölüleri arkadaki boş vagonlara doldurdular. Bir yerde, Almanların attığı bombalarla büyük çukurlar açılmıştı. Orada treni durdurup, bütün ölüleri döktüler çukura. Adamları üst üste attılar. Günde bir adama 200 gram ekmek veriyorlardı. Almaata’dan transit geçtik. Esterhan diye bir yer vardı. Bizi oraya indirdiler. Ölülerimizi kuyuya attılar. Sonra Özbekistan’a götürdüler. Allah yardım etti, kudret verdi, sabır verdi, dayandık. Ölen öldü, kalan kaldı…”

Muhammed İzzetoğlu

Konuyu Paylaş
Avatar

Yazar Ergunca

Herkes Cennete Gitmek İster ama Hiç Ölmeden Cennete Gidilir mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir