Ahiliğin Kurucusu Ahi Evran

Ahiliğin Kurucusu Ahi Evran Hakkında Bilgiler

Asıl adı Mahmud olan ve babasının adı ve doğduğu yere nispeten Mahmud bin Ahmed el-Hoyî olarak da bilenen Ahi Evran’ın, İran’ın Batı Azerbaycan eyaletindeki Hoy kasabasında doğduğu kesin olmamakla birlikte genel kabul gören bilgiler arasındadır.

Bazı şecerenâmelerde Ahi Evran’dan Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ın oğlu olarak bahsedilmektedir. Ahi Musa, Ahi Sinan ve daha birçok şecerenâmede Şeyh Mahmud olarak kaydedilen Ahi Evran’ın Hz. Abbas’ın oğlu olduğu söylendikten sonra “Evran” adını alışıyla ilgili bir takım bilgilere yer verilir.

Söz konusu şecerenâmelerin Bedr-i Huneyn savaşından bahsedilen bölümünde Şeyh Mahmud’un savaşa sancaktar olarak katıldığı rivayet edilir. İlgili bölümün devamında zaferle sonuçlanan savaştan sonra Hz. Peygamber’in, Hz. Ali’den Mahmud’un savaştaki durumunu sorması üzerine, Hz. Ali’nin, “Yâ Resulullah, bir elinde âlem-i şerif, bir elinde kılıçla
savaştı, evran gibi.” dediği ve bu benzetmenin üzerine de Mahmud’a “Evran” unvanının verildiği anlatılmaktadır .

Bir başka şecerenâmede de Cebrail’in gelerek, “Ey Allah’ın Peygamberi! Şanı büyük Allah sana selâm etti ve buyurdu ki: Hz. Ali’ye Zülfikâr, Hz. Hamza’ya pehlivanlık verdim. Hz. Abbâs-ı Ekber’e de evranlık verdim.” dediği rivayet edilir.

Ahi Evran’ın “Evran” adını alışıyla ilgili Kırşehir’de birçok efsane ve menkıbe derlenmiştir. Bu efsane ve menkıbelere göre de Ahi Evran’ın evranları (yılan/ejderha) buyruğu altına alabilmesi ve evran donuna/kılığına bürünebilmesi sonucu bu adı aldığı
anlaşılmaktadır .

Ahi Evran’ın “Evran” adını nasıl aldığına dair yazılı kaynaklardaki bilgiler ise M. Fatih Köksal tarafından
işlenmiştir. Ahi Evran’ın çocukluk dönemi ve ilk tahsil devresi Azerbaycan’da geçer. Gençlik döneminde ise Horasan ve Maveraünnehr’e gider. Bu yörede Fahruddîn Râzî gibi dönemin önde gelen âlimlerinden dersler alır. Daha sonra Bağdat’a gelen Ahi Evran, Râzî’nin öğrencilerinden olan Tâcü’ddîn Muhammed el-Urmevî aracılığıyla Şeyh Evhadüddîn-i Kirmânî ile tanışır.

Kirmânî ile tanıştıktan sonra ömrünün sonuna kadar ona bağlı kalır ve onun vasıtasıyla da fütüvvet teşkilatına girer .
Ahi Evran, İslam dünyasının en önemli ilim, sanat ve irfan merkezlerinden olan Bağdat’ta Şeyh Evhadüddîn-i Kirmânî gibi büyük âlimlerden faydalanıp fütüvvet teşkilatının önde gelen şeyhleriyle  münasebette bulunarak tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tıp ilimlerinde kendisini geliştirir.

I. Gıyâseddîn Keyhüsrev, 601 (M. 1204) yılında Türkiye Selçuklu Sultanı olarak ikinci kez tahta geçtiğinde, tahta çıkışını Abbasi halifesi Nâsır Lidînillâh’a bildirmesi için Şeyh Mecdüddin İshak’ı Bağdat’a gönderir. Mecdüddin İshak, aynı yıl içerisinde hacca da gider. Hac dönüşünde tekrar Bağdat üzerinden Anadolu’ya geçerken Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Ebû Cafer
Muhammed el-Berzaî, Evhadüddîn-i Kirmânî gibi birçok şeyh ve bilgini kendisiyle birlikte Anadolu’ya gelmeleri için davet eder. Ahi Evran da bu kafile ile birlikte Anadolu’ya gelir.

Ahi Evran’ın Anadolu’ya geldiği dönemde Moğollar, Cengiz Han liderliğinde büyük bir yükseliş hamlesi gerçekleştirip Çin, Hindistan ve bazı İslam ülkelerini istila ederler. Moğolların istilaları sırasında uyguladıkları şiddet ve zulümden kaçan -içlerinde esnaf, tüccar, din adamlarının da yer aldığı- Türkmenler, Anadolu’ya büyük bir göç dalgası gerçekleştirir.

1071’de Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Malazgirt zaferinin ardından, XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Moğolların etkisiyle
gerçekleşmiş olan bu ikinci göç dalgası sayesinde, Anadolu’nun büyük oranda Türkleşmesi sağlanır (Kafesoğlu, 1972: 135). Bu göçler sırasında tasavvuf akımlarının Horasan kökenli temsilcileri de Anadolu’ya gelerek tasavvuf cereyanının bu topraklarda yoğun bir şekilde yaşanmasını sağlarlar.

Ahi Evran, 602 (M. 1205)10 yılında Anadolu’ya geldikten sonra Kayseri’ye yerleşir. Burada debbağ (deri işleme) atölyesi kuran Ahi Evran, özellikle sanat sahibi kimseler tarafından çok sevilir. Aynı dönemde devletin himaye ve desteğiyle Kayseri’de sanatkârların sanatlarını icra edebilecekleri bir çarşı açılır. Esnaf ve sanatkârlarla geliştirdiği iyi ilişkilerin de etkisiyle Ahi Evran, bu çarşıda bütün sanatkârların lideri olarak hizmet etmeye başlar.

Kurulan bu teşkilatın ilkeleri ve hiyerarşisi de fütüvvetnâmelerle belirlenir. “İlmin amelden önce geldiğini, ilimsiz amelin fayda sağlamayacağını, kişinin ilmini uyguladığı ölçüde makbul insan olacağını”  savunan Ahi Evran, teşkilat üyelerinin kaliteli, sağlam ve standart mal yapmalarını sağlamasının yanında onlara dini, ilmi ve ahlaki eğitimlerin verilmesini de sağlar. Yani teşkilat üyelerine, işbaşı eğitimi diyebileceğimiz mesleki eğitimlerin yanı sıra iş dışı eğitimler diyebileceğimiz dini, ilmi ve ahlaki eğitimler de verilir.

Bu iş dışı eğitimlerin verildiği mekânlar genellikle zaviyelerdir. Bu eğitimlerle ideal bir insan modeli olabilecek Ahiler yetiştirilmek istenir. Aynı zamanda bu zaviyelerde yolcuların da dâhil olduğu her türlü misafir ücretsiz bir şekilde
ağırlanır. Ahi Evran ve hocası Evhadüddîn-i Kirmânî’nin köyleri ve şehirleri gezip buradaki esnaf ve sanatkârlara Ahilik teşkilatını tanıtmaları üzerine, Ahilik kısa sürede ünlenir. Özellikle I. Alaâddîn Keykubad’ın, Ahi Evran’ı ve Ahileri himayesi altına almasıyla, teşkilat bütün Anadolu’ya yayılır.

Ahi Evran, 625 (M. 1227-28) yılından sonra muhtemelen Sultan I. Alâaddîn Keykubad’ın isteğiyle Konya’ya yerleşir. Burada da sanatını icra eden Ahi Evran, aynı zamanda Hankâh-ı Ziyâ ve Hankâh-ı Lâlâ’nın müderrisliğini yürütür .

I. Alâaddîn Keykubad, oğlu II. Gıyaseddîn Keyhüsrev tarafından 634 (M. 1237) yılında zehirlenerek öldürülür. Ahiler ve Türkmenler, I. Alâaddîn Keykubad’ın öldürülmesi ve II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in tahta çıkmasına sert tepki gösterirler. Bu sebeple sultan ve veziri Sadeddîn Köpek, Ahilere ve Türkmenlere karşı cephe alırlar. Sadeddîn Köpek’in, Sultan II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’e suikast girişimi üzerine sultan, Sadeddîn Köpek’i 637 (M. 1240) yılında öldürtür.

Daha sonra da Ahiler ve Türkmenleri kendisine karşı oldukları gerekçesiyle cezalandırmak ister. Bu sebeple Ahi Evran ve
beraberindeki pek çok Ahi ileri geleni tutuklanır. Ahi Evran ve arkadaşları beş yıl tutuklu kalırlar .

Bu olaylar Türkmenlerin devlete karşı ayaklanmalarına yol açar. Babaîler İsyanı olarak da bilinen bu ayaklanma, sultanın Hristiyan paralı askerleri ile Türkmenlerin Kırşehir’in Malya Ovası’nda karşılaşmaları sonucu kanlı bir şekilde bastırılır. Bu olayların akabinde Doğu’da Moğol tehlikesi ortaya çıkar. Çok geçmeden Baycu Noyan komutasındaki Moğol ordusu Anadolu’ya girer. Sultan II. Gıyaseddîn’in topladığı 80 bin kişilik ordu Kösedağ mevkiinde Moğol ordusuyla karşılaşır. Bu karşılaşmadan zaferle çıkan Moğollar, Kayseri’ye kadar ilerlerler. Ahiler, Moğollara karşı çıkarak şehri on beş gün boyunca müdafaa ederler. Fakat sonunda şehre girmeyi başaran Moğollar, birçok Ahiyi katleder . Ahilik teşkilatı da böylece büyük yara alır.

Bu sıralarda tutuklu bulunan Ahi Evran, bu katliamdan kurtulur. II. Gıyaseddîn Keyhüsrev’in ölümünden sonra 642 (M. 1245) yılında saltanat naipliğine getirilen Celâleddîn Karatay, tutuklu bulunan Ahileri ve Türkmenleri serbest bırakır. Bu sayede serbest kalan Ahi Evran, Denizli’ye giderek bir yıl kadar orada kalır. Sultan II. İzzeddîn Keykâvus’un Selçuklu tahtına geçmesi üzerine de bizzat sultan tarafından Konya’ya geri çağrılır.

Ahi Evran, bu davet üzerine yerine vekil olarak Ahi Sinan adlı müridini bırakıp Konya’ya geri döner. Konya’ya döndükten sonra Hankâh-ı Ziyâ ve Hankâh-ı Lâlâ’da ders verir (Köksal, 2008a: 13). Bir süre burada kaldıktan sonra 1247 yılında Kırşehir’e gelir.

Yine aynı tarihlerde Mevlana’nın hocası Şems-i Tebrizî, bir suikast sonucunda öldürülür. Bu suikastta Mevlana’nın oğlu Alâaddîn Çelebi’nin de rol aldığı söylenir. Alâaddîn Çelebi’nin de Ahi Evran’la aynı tarihlerde Kırşehir’e geçmesi, Ahi Evran’ın da olayla ilgisi olduğunun düşünülmesine sebep olur.

Ahi Evran, ömrünün son on dört yılını Kırşehir’de geçirir. Kayseri’deki birçok Ahinin Moğollar tarafından öldürülmesi sonucu
zayıflayan teşkilatı, Kırşehir’de yeniden aktif hale getirmek için girişimlerde bulunur. Ahi Evran’ın bu girişimlerinden rahatsız olan ve onun nüfuzundan çekinen Moğollar, Ahi Evran’ın öldürülmesini isterler. IV. Kılıç Arslan’ın yönetimi ele geçirmesinden sonra da sultana baskı yaparak kendi istedikleri yöneticilerin atanmasını sağlarlar. Bu atamalardan rahatsız olan Ahiler ve Türkmenler, sultana ve Moğollara karşı Denizli, Karaman, Çankırı, Ankara, Kırşehir ve Aksaray gibi şehirlerde isyanlar çıkarırlar.

Bu isyanlardan en şiddetlisi Ahi Evran’ın ve çevresindekilerin de aktif rol aldığı Kırşehir’de olur. IV. Kılıç Arslan ve Moğol ilhanı, Kırşehir’deki bu isyanı bastırması için Kırşehir Emiri Cacaoğlu Nureddîn’i görevlendirir. Cacaoğlu Nureddîn
yönetimindeki Moğol kuvvetleri tarafından isyan kanlı bir biçimde bastırılır.

Birçok Türkmen ve Ahi kılıçtan geçirilir. Mikâil Bayram tarafından tespit edildiğine göre Ahi Evran da bu olayın yaşandığı 27 Rebî’ülâhir 659 (1 Nisan 1261) öldürülmüştür . Mezarı Kırşehir’deki Ahi Evran külliyesi içindeki türbededir.

Kaynak:

  • Anadolu’nun Üç Ulu Ereni: Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran- Doç. Dr. Cafer ÖZDEMİR

Yorum yapın

Kerim Usta sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin