Adana Ermeni Olayları (1909)

Yayım tarihi

En son Güncelleme tarihi ve güncelleyen: 18 Kasım 2020 Kerim Usta

Giriş:

Ermeni komiteleri Hınçak ve Taşnak kurulduktan kısa bir süre sonra Çukurova bölgesinde de isyan çıkarmak için girişimlere başlamışlardı. 9 Ağustos 1892 tarihinde Marsilya ve Londra Ermeni komiteleri tarafından Adana Ermeni marhasalığına Çukurova isyanının nasıl gerçekleşeceğini belirten bir mektup gönderilmişti. İhtilal için bölgede hazırlıklar yapılmasını, ihtilalden bir gün önce Kıbrıs İngiliz komitesi aracılığı ile Avrupa’ya telgraf çekilerek ihtilalin bildirilmesini istemişlerdi. Ayrıca ihtilali desteklemek için Avrupa’dan da komitecilerin katılacağı ve bunların Çukurova’ya ne şekilde gelecekleri bildirilmekteydi.

Ruslar uzun vadede Akdeniz’e çıkmak için bu hususta Ermenileri kışkırtmışlar ve kullanmışlardır. Bu amaçla öteden beri, Adana ve çevresi ile Maraş, Haçın, Sis (Kozan) gibi bölgelerde Ermeni nüfusunu yoğunlaştırmaya çalışmışlardır. Fransızlar Kilikya’nın verimli tarım arazilerinden yararlanmak ve yöreyi sömürgeleştirmek için Ermenileri kullanmışlardı. Fransa bölgeye yerleşebilmek için Ermenilere bölgede bağımsız bir Ermeni devleti kuracağını vaat etmiştir. Avrupa devletlerinin bu şekilde Ermenileri kışkırtmaları özellikle Ermeni komitelerini cesaretlendirmiştir. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından evvel bölgede komitelerin faaliyetleri artmaya başlamıştır.

Bulgaristan, Avusturya, Sırbistan, Girit isyanları ve iç kargaşalıklar, Ermeni komiteleri için iyi bir fırsat doğurmuştu. Ermeniler Çukurova’da bir isyan çıkarmaları halinde bölgeye yabancı müdahalesi sağlanır, Batı devletleri Mersin limanına asker çıkarırlar, Kilikya bölgesi böylece Ermenilere verilebilirdi[4]. Çünkü burası yabancı devletlerin sömürgecilik emelleri doğrultusunda müdahale edebilecekleri bir bölgeydi. Eski Zeytun isyanlarında olduğu gibi tertipli bir isyan çıkarmak istiyorlardı. Bunun için Ermeni komitelerinin en kuvvetli faaliyetleri bu bölge üzerine yayılmıştı. Türkler vaktiyle Zeytun Ermenilerinin çıkardıkları isyan için yaptıkları organizasyon ve teşkilattan dolayı bu millete olan güvenlerini yitirmeye başlamışlardı. Ermeniler ise Zeytun isyanında başaramadıkları yabancı müdahalesini Çukurova’da başarmayı ve devletlerini kurmayı planlamaktaydılar. Bu sebeple sistemli bir şekilde çalışmaya başlamışlardı.

Meşrutiyet’in ilanı ile Ermeniler oluşturulan hürriyet ortamından yararlanarak oldukça geniş yetkilere sahip olmuşlardı. Buna rağmen ülkede egemen olan iyimser hava bozulmaya başlamıştı. 5 Ekim 1908’de Bulgaristan bağımsızlığını ilan ediyor, ertesi gün Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i ülkelerine kattığını bildiriyor, aynı gün Giritliler kendilerinin Yunanistan’a bağlandıklarını açıklıyorlardı. Bu yeni gelişmeler, dış ülkelerdeki kimi Ermeni tahrikçilerini Ermeni emellerinin sağlanması yolunda yine harekete geçiriyordu.
Özellikle Ermeniler, kendilerine verilen daha geniş özgürlükten faydalanıyor, “ilk aşamada kendilerini savunmak” daha sonra da “hak iddialarını saldırgan biçimde sağlamak” amacıyla, ülkeye kolayca silah ve mermi sokabiliyorlardı. Bu iş için kullandıkları yollardan biri Kıbrıs adası idi. Vaktiyle Kıbrıs’ta ticaret ve tercümanlık yapan Ermeniler, diğer bölgelerde olduğu gibi ada da her türlü özgürlüğe sahip bulunuyordu.

Kıbrıs 1878’de Osmanlı devletinin elinden çıkıp, İngilizlerin kontrolüne geçtikten sonra adeta Ermeniler tarafından bir üs haline getirilmiştir. Ermeni Hınçak komitesi 1888 yılında burada bir şubesini açarak faaliyetlere başlamıştır. Kıbrıs’ta 1890’larda 1500 civarında Ermeni yaşamaktaydı ve bunların çoğu ipsiz sapsız Ermenilerdir. Bu Ermeniler, Osmanlı devletinin güney sahilleri ve özellikle Adana için bir tehdit unsuru oluşturmaktaydı.

Kıbrıs’ta yetiştirilen komiteciler Arsus, Payas sahilleri kanalıyla Kıbrıs’tan bölgeye geçiyorlardı. Adana ve çevresindeki Ermenilerin silah ihtiyacı da bu kanalla temin ediliyordu. Söz konusu bölgede 1908 tarihinde Kıbrıs’tan Mersin’e girmeye çalışan 18 tane Ermeni komiteci yakalanmıştı. Bu ve benzeri olaylarda adanın Ermeniler için bir üs ve geçiş noktası olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Bu arada eli kalem tutan her Ermeni, gerçeklerle ilgisi olmayan destanlar, şiirler, hikâyeler vb. yazılar yazmaya başlamışlardı. Ermeni ulusal kurultayının kuruluş yıldönümlerinde, büyük taşkınlıklar yapıyorlar, verdikleri demeçlerde “yüce emel”den söz ediyorlardı. Ayrıca ihtilali canlandıran piyesler sahneye koyuyorlar ve Türkleri kışkırtıcı ulusal marşlar okuyorlardı. Hemen her gün sokaklarda, Ermeni ev ve okullarında yüksek sesle ihtilal şarkıları söyleniyordu. Ermeni ressamları, Ermeni halkının ulusal duygularını kamçılayan resimler çiziyorlardı. Bu resimler, kartpostallarda ve posta pulları üzerinde kullanılıyor, sigara paketleri, tiyatro perdeleri ve yastık yüzleri üzerine desenler çiziyorlardı. Böylece Ermeni aydınlar, Ermeni halkını ayaklandırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı.

İngiliz yazarlarından Telford Waugh’a göre Ermeniler, Adana ve havalisinde yeni kazandıkları eşitlikleriyle kibirleniyorlar, böbürlenip duruyorlardı. Dahası onlara verilen anayasa ve ulusal kurultay, Ermeni aydınlarının şımarıklığını büsbütün artırmıştı. Ermeni yazarları bile kendi soydaşlarına daha önce yasaklanmış bulunan, Çukurova’da kurulacağını düşledikleri bir Ermeni devletinin bağımsızlığını selamlayan yurtsever, ulusal halk şarkıları okumak izninin verilmiş olduğunu kabul ederler.

Kerim Usta tarafından

Herkesin bir yaşama nedeni var. Benimki ise bir "Sevda"...

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir