Abbasi Halifesi Harun Reşid Hakkında Bilgiler

Abbasi, Behlûl, Dane, Hadi, Halife, harun, Reşid, Rey

Harun Reşid  beşinci ve en tanınmış Abbasi halifesi. 763de babası Mehdi’nin o zaman bulunduğu İran’da (modern Tahran yakınlarında) bulunan Rey şehrinde doğdu. 786’da halife olan kardeşi Hadi’nin ölmesi üzerine Halifeliğe geçti.

Hayatının çoğunu Bağdat’ta ve hilafetinin sonlarında yerleştiği Rakka şehrinde geçirdi. 24 Mart 809’da Horasan’da Tus şehrinde öldü ve orada toprağa verildi. Harun Reşid’in halifelik döneminde Abbasiler çok büyük askerî, siyasal, kültürel ve bilimsel gelişmeler kaydettiler. Harun Reşid ve halifelik döneminde kendi hayatı ve saray hayatı hakkında birçok söylentiler, hikâyeler ve masallar yazıya kaydedilmiş ve bunlar popüler halk arasında yaygınca söylenip zamanımıza gelmiştir. Bunlardan bazıları gerçek olmalarına rağmen büyük bir kısmı da temelinde bazı gerçekler yatmakla beraber büyük ölçekte hayal mahsulleridir.

Harun Reşid İran’da Rey şehrinde 763’de doğmuştur. 775-785 döneminde üçüncü Abbasiler halifesi olarak hüküm süren babası Mehdi’nin üçüncü oğludur. Annesi Hayzuran adında Yemen asıllı bir cariyedir. Fakat annesi çok güçlü karekteri ile kocasının ve sonra oğullarının halifelik yapma dönemlerinde Abbasi devleti politikasına büyük etkisi olmuştur.

Annesi ve babasının en çok sevdikleri oğulları olan Harun’un çocukluğu Bağdad’da büyük bir lüks içinde Abbasi sarayında geçmiştir. Hocası Barmaki ailesinin Abbasiler zamanında çok önemli mevkilere geçmesini sağlayan Yahya bin Halid Bermaki idi. Harun, Yahya bin Halid’in üç oğlu olan Fadıl, Cafer ve Muhammed’in çocukluk arkadaşı idi. Fadıl ile Harun süt kardeşi idiler ve Cafer’de Harun’un çok yakın arkadaşı idi.

Harun kardeşi Hadi’nin halifelik döneminde Bizans’a karşı 781 ve 782de açılan seferlerde Abbasi ordularına komuta etmiştir. 782deki seferde Arap ordusu Boğaziçi kıyılarına kadar yetişmiştir. Bu sefer Trakya Theması askeri valisi (stragtegos) olan “Mikhail Lacanodrakon”‘un komuta ettiği bir Bizans ordusuna karşı bir yenilgiye uğramıştır.

Bundan sonra Harun’a Mısır, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan eyaletleri valilikleri verilmiştir. Bu eyalet valiliklerini yapmakta iken en yakın danışmanı ve bu eyaletlerin idarecisi eski hocası olan Yahya bin Halid Bermaki olmuştur.

Babası 784de öldükten sonra halifelik, ağabeyi olan Hadi’ye geçmiştir. Hadi ile Harun’un iyi geçinemedikleri bildirilir. Örneğin babalarının halifeliği sırasında iki kardeşin Dicle’yi dar bir köprüden geçmeleri gerekince Hadi’nin yaveri olan emir Harun’un ilk olarak geçmesini önlemek için “Veliahtın senden önce geçmesini bekle” diye Harun’a sert bir emir vermiş; Harun “Başüstüne Emir senin” yanıt vermiş ama Halife olduktan sonra bu yaveri idam ettirmiştir.

Hadi, kendi öldükten sonra halifeliğin kardeşi Harun’a değil de kendi genç oğluna geçmesi için istişarelere gecti. Bunu Bağdat’taki bütün Abbasi bürokratları, zamanının halifesine dalkavukluk nedeniyle, kabule hazır olduklarını bildirdiler.

Fakat Bermakiler Harun’un veliahtlıktan atılmasını kabul etmediler. Başvezir olan Yahya Bermaki Halife Hadi’ye bu kararın akla uygun olmadığını ve ortaya fitne çıkarabileceğini söyleyerek onu uyardı. Hadi bir müddet düşünceden sonra bu konuda kendinin doğru olduğunu telkin eden bürokratlara uyarak küçük oğlunu vârisi olarak ilan etti. Kendini uyaran Yahya Bermaki’yi de hapse attırdı. Bu haberi alan Harun eyalet valilikler idari görevlerini bırakarak yarı emekli bir hayat yaşamaya koyuldu.

Fakat Hadi ancak 784-786 döneminde halifelik yapmıştır. 786da Musul civarında bir kırsal köşkünde iken hastalanmış ve ölmüştür. Bu beklenmedik ölümün üzerine çeşitli söylentiler çıkmıştır. Ehlullahtan Behlûl Dânâ, bir gün halife Harun Reşit ile karşılaşır. Kendisini tanıyan hükümdar, bu zata:

“–Ey Behlûl! Nereden geliyorsun böyle?” diye sorar. O, hiç düşünmeden:

“–Cehennemden geliyorum” cevabını verir.

Harun Reşit, şaşırarak tekrar sorar:

–Ne işin vardı orada?

Behlûl Dânâ anlatır:

“–Efendim; ateş lâzım olmuştu. Cehenneme gideyim de biraz isteyim dedim. Fakat oradaki memur “Burada ateş yoktur” dedi.

“–Nasıl olur, Cehennem ateş yeri değil mi?” diye sorunca:

“–Evet; gerçekten burada ateş yoktur. Her gelen, ateşini Dünyadan getirir» cevabını verdi.

Dehşete kapılan Harun Reşit büyük bir üzüntüyle sordu:

“–Behlûl! Ne yapayım ki, oraya ateş götürmeyeyim?” Behlûl Dânâ, hızla uzaklaşırken haykırdı:

“–Adâlet! Adâlet! Adâlet!

Önceki halife ve Harun ur-Reşid’in kardeşi olan El-Hadi halefi olarak oğlu Cafer’in veliahtlığını ilan etmek istemişti. Harun ur-Reşid başa geçtiğinde, yeğeni Cafer’i kendisine biat etmeye zorladı (786).

Tahta geçtiği gün, bir Fars kölesi olan cariyesi Meracil’den olma ilk oğlu Abdullah doğdu. Halife Reşid bu doğumu iyi bir işaret olarak nitelendirdi. Bir süre sonra hanımlarından Zübeyde Bint Cafer’den ikinci oğlu Muhammed El-Emin dünyaya geldi.

Harun ilk başta oğlu Abdullah’a El-Memun lakabını vererek şehzade olarak kabul ettiyse de, Zübeyde’den doğan El-Emin’i daha asil ve helalzade gören annesi ve yandaşlarının hoşnutsuzluğuyla karşılaşınca, fikrini değiştirerek henüz beş yaşını tamamlamamış olduğu halde El-Emin’i veliahd tayin etti (802). Daha sonra iki oğlu arasında şöyle bir paylaşım yaptı: Emin veliahd olarak İmparatorluğun batısına (Irak ve Suriye) hükmedecek, Memun tertipte ikinci sırada gelerek İmparatorluğun doğusuna (Horasan) hükmedecekti.
Behlül Dânâ (Divane) adıyla bilinen büyük bir zat ise Halife Harun Reşid zamanında yaşamış, halifenin hep yanında olmuştur.

Zübeyde bint Cafer Harun Resid’le 781 yılında evlendi. Zamanının politik alanda en güçlü kadını olarak un yaptı. Zübeyde, halife Mansur’un torunu ve Harun Resid’in kuzeni idi.

8. İmam Ali Er-Rıza Hicri 148 yılının Zilkade ayının 11. günü Medine’de Imam Musa al-Kazim’ın (İslam’ın yedinci İmam’ı) evinde daha sonra imamlığı babasından devralacak olan bir erkek çocuk dünyaya geldi.

Ailesi ve vârisleri

Harun Reşid iki defa evlilik yapmıştır. Eşlerinin isimleri :

  • Zübeyde bint Cafer
  • ‘Umm-ul-Aziz’dir.

Hareminde yaklaşık 2.000 sayıda kadın cariye bulunduğu bildirilir.

Harun Reşid’in onbiri cariyelerden olan, onüç oğlu ve dört kızı bulunmaktaydı. Tabari bunlardan şunların adını vermektedir:

  • Ebu Abbâs Abdallah: 813-833 döneminde Memun adı ile Abbasi Halifesi.
  • Ebû Abdallah Muhammed: Eşi “Zübeyde”‘nin tek oğlu ve 809-813 döneminde Emin adı ile Abbasi Halifesi.
  • Kasım Muteman: Halife Memun tarafindan vâris ve veliaht seçilmiştir.
  • Alî: ‘Umm-ul-Aziz’in tek oğlu.
  • Sâlih
  • Ebu İshak Muhammed: 833-842 döneminde Mutasım adı ile Abbasi halifesi.
  • Ebu İsa Muhammed
  • Ebu Yakub Muhammed
  • Ebu Abbas Muhammed
  • Ebu Süleyman Muhammed
  • Ebu Ali Muhammed
  • Ebu Ahmed Muhammed

Kronoloji

  • 763: 17 Mart’ta Harun’un doğumu; babası Halife Mehdi ve annesi bir Yemenli cariye Hayzuran.
  • 780: Harun Bizans İmparatorluğu’na yapılan bir askerî seferin komutanı.
  • 782: Harun Bizans İmparatorluğu’na yapılan ve ta Boğaziçi kıyılarına erişen bir askerî seferin komutanı. Bizans ile Abbasiler arasında bir barış antlaşması imzalanması. Bunun şartları Abbasiler lehine. Harun bir şeref ünvanı olan “Reşid” lakabını alması. Tunus, Mısır, Suriye, Ermenistan ve Azerbaycan eyaletlerine vali tayin edilmesi. Halifelik tahtı vârisi olarak ikinci sıra verilmesi ve görevlerden çekilmesi.
  • 786: 14 Eylül’de Harun’un ağabeyi olan Halife Hadi’nin Musul’da gizemli bir şekilde ölmesi. Bu ölüme anneleri Hayzuran’ın neden olduğu söylentilerinin yayılması. Harun’un halifelik tahtına geçmesi. Yahya Bermaki’nin Başvezir olarak atanması. Annesi Hayruzan’ın devlet politikasına etkili olması.
  • 789: Annesi Hayruzan’ın ölmesi. Harun’un daha fazla iktidar gücü eline geçirmesi.
  • 791: Harun’un Bizans İmparatorluğu üzerine savaş açıp askerî sefer başlatması.
  • 795: Şiilerin isyanlarını önlemek amacıyla, günün Şii imamı Musa el-Kazım’ın tutuklanması.
  • 796: Harun’un halifelik ikematgahının ve devlet bürokrasisinin Bağdad’dan ayrılıp, Rakka şehrine yerleşmesini sağlaması.
  • 799: Harun’un Sindi bin Sahik adlı bir suikastçıya verdiği emirle, dört yıldır tutuklu bulunan Şiilerin 7inci İmamı olan Musa el-Kazım’ı tutuklu bulunduğu hapisanede zehirletip öldürtmesi.
  • 800: Harun’un “İbrahim bin Aglebi”yi Tunus’a vali olarak ataması. Merkezî devlete gayet büyük hasılalar sağlaması karşılığı onu Tunus’da yarı-özerk hükümdar olarak kabul etmesi.
  • 802: Harun Şarlman’a bir diplomatik hediye olarak iki tane albino, beyaz fil hediye olarak göndermesi.
  • 803: Harun’un Arap orduları Bizans İmparatoru I. Nikeforos’u “Krasos Savaşı”‘nda yenilgiye uğratması.
  • 805: Harun’un Arap donanması ile ordusunun Kıbrıs’a çıkıp adayı işgal etmeler.
  • 809: Kıbris’da isyan eden “Abdurrahman ad-Dakil”‘e karşı 5 donanma-ordu karışığı sefer tertip edilmesi. Mescid-i Nebevi’de namaz kılmakta iken suikastçı “Ali an-Zabun” tarafından hücuma uğrayıp gözlerinden yara alması. 30 Kasım’da, bu suikasttan bir gun sonra, yaraları dolayısıyla ölmesi.

HİKAYELER

CENNETTEN KÖŞK SATIN ALMAK

Halife Harun Reşit döneminin ermişlerinden Behlûl Dane bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer bir şey yapıyordu. bunu Harun Reşid’in hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu. Behlûl:

Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi.

Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:

Bu köşkü bana satar mısın?

İsterseniz satarım!

Kaç paraya satarsın?

Sana bir akçeye veririm.

Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı.

Harun reşit ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler.

Zübey’de lüks bir köşkte oturuyordu. Harun Reşit sordu:

Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?

Dün bir akçeye Behlûl’den satın almıştım.

Sabah oldu ,hükümdar hemen Behlûl’ü çağırttı.

Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana, dedi.

Olur yaparım, dedi Behlûl.

Kaça yapacaksın?

Bin akçeye yaparım.

Ama hanıma bir akçeye vermişsin!

Evet, bir akçeye verdim . Ama o köşkün değerini bilmeden aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün. Ben buna göre fiyat istiyorum.

SENİN HALİN NİCEDİR

Behlûl Bir gün sarayın taht salonunda kimsenin olmadığını görerek çok merak ettiği Ağabeyinin tahtına güzelce bir kurulur, bir müddet sonra olayı fark eden nöbetçiler Behlûl’u Tahttan kaldırarak bir güzel döverler.

Behlûl bir kenara çekilip hüngür hüngür ağlamaya başlar, Olayı padişah Harun Reşide haber verirler, Harun Reşit Behlûl’ün yanına gelerek teskin etmeye çalışır.

Tamam Behlûl ağlama , ben o nöbetçileri cezalandıracağım der, Behlûl hemen itiraz ederek.

Aman abi Askerleri cezalandırmayın, Benim onlardan şikayetim yok.

O zaman neden ağlıyorsun.

– Behlûl Dáná Hazretleri kardeşine:

Kardeşim ben, beni dövdüler diye ağlamıyorum. Ben birkaç dakika tahta çıkmakla bu kadar dayak yedim, yarin senin durumun ne olur, ne kadar dayak yiyeceksin diye düşünüyorum ve onun için ağlıyorum,dedi.

Bu sözler Harun Reşit’in gözlerinin yaşarttı…

O halde söyle, nasıl hareket edersem kurtulurum, diye sordu.

Behlûl Dáná Hazretleri de su nasihatte bulundu:

Adaletle hükmet, kimseyi incitme, millet senden memnun olup senin iyiliğine dua etsin. Ancak o zaman kurtulursun.

BİZ DE VAKTİYLE GÜZEL YİYECEKLERDİK

Halife Harun Reşîd bir gün Behlül-i Dana ile sohbet ederken;

– “Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda ve hizmetçiler vereyim. Yeter ki bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış.” dedi.

Bunun üzerine hazret-i Behlül;

– “Müsâde ederseniz bir danışayım.” dedi.

Halife;

– “Kime danışacaksın, kimsen yok ki?” diye cevap verdi.

Behlül de; “Ben danışacağım yeri biliyorum.” dedi ve oradan ayrıldı. Harun Reşîd arkasından adamlar salıp danışacağı yeri öğrenmek istedi.

Behlül gide gide şehir dışında bir mezbeleliğe gitti. Başını eğip bir şeyler dinlermiş gibi yaptı. Bir şeyler söylendi. Daha sonra oradan ayrıldı. Saraya yöneldi. Sultanın adamları ondan önce saraya dönüp hâdiseyi halifeye bildirmişlerdi. Behlül huzura girince, halife Harun Reşîd ona;

– “Ey Behlül! Söyle bakalım vereceğin cevabı.” dedi.

Behlül;

– “Danıştım efendim. Lâkin insanlar arasına karışmam mümkün değil.” dedi.

Halife heybetle;

– “Ey Behlül! Sen gidip çöplere danışmışsın, haberim oldu.” dedi.

Behlül de;

– “Doğru söylüyorsun ben de onlara danıştım. Onlar bana cevap verdiler ve;

– “Ey Behlül! Biz de vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler idik. Bütün güzellikler bizde idi. Sevgi ve itibarımız çoktu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hâle geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma.” dediler.

Bu sözlerdeki ince manaları anlayan Harun Reşîd: “Haklısın.” deyip düşüncelere daldı.

EDEN BULUR

Halife Harun Reşit’in bir bahçesi varmış. O bahçesinde de çok sevdiği bir de gül fidanı…
Bir gün bahçıvanına şöyle demiş:
– “Bu fidana gözün gibi bak! Güzel bir gül tomurcuklanıp da açıldığında bana haber ver.
Bahçıvan geceleri bile gider, kontrol edermiş fidanı. Bakışlarından bile sakınır, üzerinde titrermiş. Geceleri rüyalarına girdiği bile olurmuş. O da sevmeye başlamış fidanı.

Tomurcuklar çıkmaya başlamış. Hele bir tanesi varmış ki, diğerlerinden çok daha güzelmiş. O güzelim tomurcuk açmış ve insanın bakmaya kıyamayacağı kadar güzel bir gül oluvermiş. Bahçıvanın kalbi pır pır atmaya başlamış, içi içine sığmaz olmuş. Hemen gidip halifeye haber vermeliyim, diye düşünürken… EYVAH!
Kuşun birisi o gülün üzerine konup başlamaz mı yapraklarını gagalamaya!

Bahçıvan bağırmış kuş kaçsın diye.
Yerinden ok gibi de fırlamış.
Ama nafile!
Mahvolmuş o nadide çiçek.
Nasıl haber versin halifeye?
Nasıl izah etsin?
Yalan söylemiyorum ya, demiş bahçıvan.
Gider anlatırım durumu olduğu gibi.
Varmış Harun Reşit’in huzuruna…
Anlatmış durumu gözyaşları içinde!
Halife büyük bir olgunluk içinde dinlemiş ve tek bir cümle sarf etmiş:
– “EDEN BULUR!

Ayrılmış huzurdan bahçıvan.
Aradan zaman geçmiş.
Bir gün görmüş ki o kuş bir yılanın ağzında can vermiş aynı bahçenin içinde.
Allah’ım sen ne büyüksün” demiş ve soluğu halifenin yanında almış.
Durumu anlatmış.
Halifenin dudaklarında yine aynı cümle:
– “EDEN BULUR!

Aradan bir süre daha geçmiş.
Bahçıvan bahçede yürürken o yılan ayağına dolanmaz mı?
Kendisini sokacağından korkan bahçıvan, kafasını bedeninden ayırıvermiş yılanın elindeki kürekle.
Gene halifenin yanına koşmuş.
Anlatmış durumu ve gene aynı cevabı almış:
– “EDEN BULUR!

Eyvah demiş bahçıvan!
Edip de bulma sırası bana geldi!
Gerçekten de öyle olmuş.
Bahçıvan kendisinden beklenmeyecek kötü bir iş yapmış.
Halife de onu cezaya çarptırmış.
Çarptırılmış çarptırılmasına ama gel gelelim bizim bahçıvan durmaz yerinde.
Zıplar durur, bas bas da bağırırmış.

Bir tek şey istermiş ısrarla:
Halifeyle acilen görüşmek!

Ne dedilerse olmamış ve sonunda çıkarmışlar halifenin huzuruna:
– “Sana haksız bir ceza verildiğini mi düşünüyorsun?” demiş halife
– “Hayır” demiş bahçıvan.

Benim derdim o değil. Ben bu cezayı hak ettim. Ancak bana ceza verdiğiniz için ettiğini bulma sırası size gelecek. Sizin başınıza bir şey gelmesini istemem.
Halife düşünür ve adamı affeder.

Yorum yapın