Sevgiyi Yaşamak…

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine:
‘Sevginin sadece sözünü edenlerle,
onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?’diye.

‘Bakın göstereyim’ demiş ermiş.

Önce
sevgiyi dilden gönlüne indirememiş olanları çağırarak
onlara bir sofra hazırlamış.
Hepsi oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş
ve arkasından da derviş kaşıkları denilen
bir metre boyunda kaşıklar…
Ermiş
‘Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’diye bir de şart koymuş.
‘Peki’ demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden
bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına…
En sonunda bakmışlar beceremiyorlar,
öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine ‘

Şimdi…’ demiş ermiş.
‘Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.
‘ Yüzleri aydınlık,gözleri sevgi ile gülümseyen
ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa…
‘Buyurun’ deyince

Her Zaman Bir Büyüğe İhtiyacınız Vardır

Başınıza ne geleceği hiç belli olmaz.İşte o anda elinizden tutacak bir büyüğünüz mutlaka vardır. Bu genellikle anne-baba olduğu gibi dostlarınız da olabilir. Sadece elinizden tuttuğunda onun büyüklüğünü anlarsınız.

Bambu Ağacı nasıl Yetiştirilir?

Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir. Çinliler, ‘Hayat Ağacı’ adını verdikleri bu ağacı söyle yetiştirir:

Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz.

Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yıl da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Bambu tohumu bu süre içinde toprağın altındadır, herhangi bir hareket göstermez.

Hiç Bir şey Karşılıksız Kalmaz

Musa Peygamber, Cebrail’e “hesaplaşma hep öbür dünyada mı olacak, bu dünyada hesaplaşma yok mu?” diye sormuş.

Cebrail de ‘Yarın vahadaki su kuyusunun yakınında bulunan kayanın arkasına saklan ve olacakları seyret. Sakın olaylara karışma!’ demiş.

Hz. Musa kayanın arkasına saklanmış ve olacakları beklemeye başlamış.

Önce bir atlı gelmiş. Kıyafetinden ve atının koşumlarından zengin birisi olduğu anlaşılıyormuş. Kuyudan su içmiş ve giderken altın kesesini düşürmüş.

Biraz sonra kıyafetinden fakir olduğu anlaşılan bir delikanlı gelmiş. Altın kesesini görünce almış. Suyunu içtikten sonra da gitmiş.

Daha sonra gözleri görmeyen bir ihtiyar gelmiş. O sırada süvari de altın kesesini düşürdüğünün farkına varmış ve geri dönerek kuyunun yanında altın kesesini aramaya başlamış. Keseyi bulamamış. Yaşlı

Başkasını Kendi Yerine Feda Etmek

Bu hareketli resmi çok dikkatli izleyerek düşünmenizi istiyorum.İnsanlarda da bu durum değişik bir şekilde karşımıza çıkmıyor mu?Amaç acı çekmesin mi? Onu yerken sürüye vakit kazandırmak mı? Kendini düşünme mi?

Taş Yontucusu

Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. ”Bu hayattan bıktım artık. Yontmak!.. Devamlı mermer yontmak… Öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hâkim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.” diye söylenip durur yontucu…

Bir mucize eseri olarak dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur; fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder. “Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!” diye isyan eder. “Mademki bulutlar güneşten daha kudretli, bulut olmayı tercih ederim. “

Üç ihtiyar Misafir

Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür. ‘Ben sizi hiç tanımıyorum, der… Ama aç ve susuz olmalısınız… Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim…’ ‘Evin erkeği içerde mi?’ Diye sorar adamlar.

‘Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.’

‘O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil…’ diye cevap verirler.

Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır.

Küçük Kuştan Öğüt (Mesnevi’den)

Avcının yakaladığı küçük kuş birden konuşmaya başladı:
– Ben minicik bir kuşum dedi, etim, dişinin kovuğunu bile doldurmaz. Eğer serbest bırakırsan işine yarayacak üç öğüt veririm. Dinle, birinci öğüdüm şu: “Olmayacak bir söz duyarsan, asla inanma!”
Avcı şaşırmıştı. ikinci öğüdü isteyince küçük kuş:
… – Beni bırak, ikinci öğüdümü şu damın üstünde vereceğim dedi.
Avcı kuşu bıraktı. Bir lahzada dama konan kuş:
– Dinle dedi, “geçip gitmiş şeyler için asla üzülme”. Olan olmuş, biten bitmiştir çünkü. Bak, benim karnımda on

Gerçek Aşk Hikayesi

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve

Karne Alan Çocuğa Davranış Şekli

Karne Alan Çocuğa Davranış Şekli

Karne çocuğun o dönem edinmesi gereken akademik ve sosyal uyum becerilerine ne derecede ulaştığını yansıtıyor. Aslında düşük karne notlarının hem çocuk hem de aile için sürpriz olmaması bekleniyor. Çünkü dönem içinde gerek öğretmen ve çocukla ilişkisi iyi olan, çocuğunu takip edebilmiş bir ebeveyn karneyi zaten öngörebiliyor.

Ara tatil ilk dönemin nasıl geçtiğini gösteren bir karne ile biterken “Yeni dönem için ne yapılabilir?” düşüncesini uyandırmaya ve bunu planlayabilmeye de olanak verir. Çocuk ve aile bu sorunüzerinde düşünmeye başladığında, karne amacına ulaşmış olur.

Çocuğun başarısızlığı altında yatan nedenler
Başarı duygusu okul çağı çocuklarının en temel gereksinimleri içindedir. Ama pek çok çocuk bu duyguyu dersler ile