Sümer Tanrıları ve Dini

İ.Ö. IV. binyılda Aşağı Mezapotamya’da yaşayan halkların inançları. Sümer dünyası XIX. yüzyılda keşfedilinceye inanç alanının temel bilgilerinde bir hayli değişiklikler olmuştur. Türkistan bozkırlarından Dicle’yle Fırat deltasına inen bu çok becerikli ve bilgili ulus, bölgelerinin kuzeyinde yaşayan Akad’larıda etkileyerek, olağan üstü bir uygarlık geliştirmiştir.

Sumer dini çoktanrılı bir dindi. Dünyada, evrende, doğada görülen, hissedilen her nesnenin bir Tanrısı vardı. Tanrılar insan görünümünde, fakat insanüstü güçleri olan ölümsüz varlıklardı. İnsanlar gibi, onlann da çocuklan ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Bu aileler kral gibi bir Baştanrı altında

Adım Yasin…

Bir gün  hoca kursa gelen çocukların isimlerini soruyormuş.Bir çocuğa sormuş adım”fatih” demiş… hoca  o zaman sen “fatiha” suresini oku! Diğer öğrenciye sormuş o da “ihlas” demiş hoca demiş ki sende ihlas suresini oku!

Okulda Sihirbaz Gösterisi

Çocuk okuldan eve geldiğinde burnu kanıyordu.Annesi telaş ve merak içinde ne olduğunu sordu.
Çocuk :
– Anne okula sihirbaz geldi .. Burnumdan üç tane 1 TL çıkardı .Dedi.
Anne :
-Ama sihirbaz göz aldatır. Burun kanatmaz ki!…

Gılgamış Destanı

Gılgamış, bir Mezopotamya destan kahramanı. Gılgamış destanı akkadcanın en önemli yazın örneklerinden biri olarak nitelenir. Pek çok çeşitlemesi bulunan bu destanın Asur kralı Asurbanipal’in (İ.Ö. 669-629) Ninova’daki kitaplığında bulunmuş olan akkadcadaki örneği on iki tabletten oluşur. Metindeki boşluklar Mezopotamya ve Anadolu’da ortaya çıkarılmış başka yazıtlardan elde edilen bilgilerle tamamlanmıştır. Ayrıca İ.Û. II. binyıl’ın ilk yarısına tarihlenen, sümer dilinde yazılmış beş küçük şiir vardır. Bunlar “Gılgamış ve Huvava”, “Gılgamış ve Gökyüzü’nün boğası”, “Gılgamış ve Kişll Agga”, “Gılgamış, Enkidu ve Ölüler dünyası” ve “Gıl-gamış’ın ölümü” gibi adlar taşır.

Habil ve Kabilin Hikayesi

Habil ve Kabil

Kabil’in Habil’i ölüme götürüşü, James Tissot’un tablosu.Kabil (Musevi kaynaklarında Kain, Kayn, Kayin) ile Habil (Musevi kaynaklarında Hevel), Tevrat’ta, Kur’an’da ve hadislerde anlatılan kişilerden. Kabil, Âdem ve Havva’nın ilk oğlu, Habil ise ikinci oğludur. Kabil’in, kardeşi Habil’i öldürdüğüne ve tarihteki ilk katil olduğuna inanılır.

Musevi ve Hıristiyan kaynaklarında Habil ve Kabil
Çiftçi olan Kabil, Allah’a’ya buğday ve meyve adar. Çoban olan kardeşi Habil ise bir koyun kurban eder. Allah Kabil’in adağını reddeder, Habil’inkini kabul eder.

Şems Hz.lerinden Bir Kıssa

Mevlana Celaleddin-i Rumi’ye felsefecilerden bir grup geldi. Sual sormak istediklerini bildirdiler. Mevlana hazretleri bu gelen misafirleri Şems-i Tebrizi’ye havale etti. Şems-i Tebrizi hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç sual sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrizi; “Sorun” buyurdu. İçlerinden birini başkan seçtiler. Seçtikleri sözcü sorularını sormaya başladı.

Yaşlı Çobanın Hikayesi

Yaşlı çoban sürüsünü otlatmak için yaylaya çıktığında tepeye yakın bir elma ağacının altında dinlenir ve eğer mevsimiyse, onunla konuşarak:

“Hadi bakalım evladım, derdi. Bu ihtiyarın elmasını ver artık”.

Ve bir elma düşerdi, en güzelinden, en olgunundan. Yaşlı adam sedef kakmalı çakısını çıkartarak onu dilimlere ayırır ve küçük bir tas yoğurtla birlikte ekmeğine katık ettikten sonra, babasından kalan Kur’an’ını okumaya koyulurdu.

Çoban, bu ağacı yirmi yıl kadar önce diktiğinde sık sık sular, bunun için de büyükçe bir güğüme doldurduğu abdest suyundan geriye kalanı kullanırdı. Elma ağacının kökleri, belki de bu sularla kuvvet bulmuş ve kısa sürede serpilip meyve vermeye başlamıştı. Çoban o zamanlar henüz genç sayıldığından şöyle bir uzandı mı en güzel elmayı şıp diye koparırdı. Fakat aradan geçen bunca yıl içinde beli bükülüp boyu kısalmış, ağacınkiyse bir çınar gibi büyüyüp göklere yükselmişti. Ama boyu ne olursa olsun, ağaç yine de yavrusu değil miydi? Onu bir evlat sevgisiyle okşarken :

Hasan Boğuldu Efsanesi

Bugün olduğu gibi 1800’lü yılların sonlarında da Edremit Pazarı çarşamba günleri kurulurdu. Yörenin tüm köylüleri çarşamba günleri Edremit’e gelir malını satar, ihtiyacını alırdı. Kazdağı’nın 1500 m. yüksekliğinde, Sarıkız Zirvesi’nin eteğinde kıl çadırlardan kurulu Yüksek Oba’nın güzeller güzeli kızı Emine de böyle bir çarşamba günü Edremit pazarına iner ve Zeytinli Köyü’nün yakışıklı delikanlısı Hasan ile gözgöze gelir. Sevdalanan iki genç her çarşamba günü buluşurlar. Emine, beş saatlik yoldan getirdiği sütü, peyniri, balı Hasan’a verir; bahçıvan olan Hasan’dan da ihtiyacı olan en güzel sebzeyi, meyveyi alırdı. Pazar dönüşü birlikte Zeytinli Köyü’ne kadar yürürler, Emine oradan ayrılır ve daha dört saat sürecek olan zahmetli dağ yolundan obasına dönerdi.

Gençler evlenmeye karar verirler. Hasan’ın iç güveysi olarak obaya gitmesi söz konusudur. Onu babasız büyüten annesi, oğlunun mutluluğu uğruna yalnız kalmaya razıdır. Emine’nin ailesi ise bu evliliğe karşı çıkar. Oba, yörük obasıdır. Emine de yörük kızı. Aile, Hasan’ın zor doğa şartlarına dayanamıyacağını, onun ovalı bir hanım evladı

Deli Dumrul Efsanesi

Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der iki, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın der idi.

Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir iyi güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah’ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der: Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü

Andromeda

Andromeda; Yun mit. Etyopya kralı Kepheus ile Kassiope’nin kızı. Kassiope, kızının güzelliğini pek fazla övdüğünden, Poseidon ortaya bir deniz canavarı salar ve bu canavar memleketi kırıp geçirmeye başlar. Canavarı yatıştırmak için Andromede’yi ona teslim ederler. Bir kayalığa bağlanan Andromede’yi canavar tam parçalayacağı sırada, Pegasos’a binmiş olarak