Kağan Şu Destanı Hakında Bilgiler

Kağan Şu Destanı
Şu Destanı, Türkler ‘in en eski destanlarından biridir. Destanın kahramanı olan Şu, bilginlerin tahminlerine göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşamış bir Türk kağanıdır. Şu Destanı’nın konusu, Makedonyalı İskender’in Asya içlerine doğru ilerlerken Türklerle yaptığı savaşlardır (?). Ama, Türkolog Zeki Velidi Togan’a göre, destanda adı geçen İskender’in Makedonyalı İskender ile bir ilgisi yoktur ve Şu Destanı’nın konusu Makedonyalı İskender’in istilası değil daha önceki yüzyıllarda oluşmuş bir Aryani istilasıdır.

Hz. Mevlana’dan Kuş Hikayesi

Hz. Mevlana'dan Kuş Hikayesi
Bir adam hileyle, kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı:
Ey ulu insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimlemi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim. Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur. Birincisini, elindeyken vereyim, eğer beğenirsen beni bırakırsın. İkincisini şu dama konarken, üçüncüsünü de şu ulu ağaçta söylerim,” dedi.

Adam kuşu sıkı sıkıya tutarak:”Haydi söyle bakalım, eğer beğenirsem seni bırakırım,”dedi. Kuşçağız ilk öğüdünü söyledi: ”Olmayacak sözü kim söylerse söylesin, inanma” dedi. Adam öğüdünü beğenerek kuşu bıraktı.

Kırmızı Gülün Hikayesi

OKırmızı Gülün Hikayesi

Bir delikanlı güzel bir kıza ölümüne sevdalanır… Yüreği daha fazla dayanamaz olmuş onu uzaklardan seyretmeye. Bir gün o adını bile henüz bilmediği, dış görünüşünden başka hayatı hakkında hiç bir bilgi edinmediği o genç güzel kızın yolunu kesip durdurmuş delikanlı.

Güzel kız azarlayıcı ve manidar bakmış adamın gözlerine;

-Durup dururken neden kestin yolumu böyle? Yoksa yeni haramiler mi tünedi buralara?
Delikanlı:

-Yok, demiş. Harami filan değilim. Sadece sonunun ne olacağını bilmediği karşılıksız bir sevdaya düştü gönlüm. Günler var ki ben o ateşte kavrulur dururum.

Güzel kız şaşırıp kalmış duyduklarına…

-Ne kadar tanıyorsun ki beni? Diye sormuş tanımadığı delikanlıya.

Çin Kaynaklarında Büyük Hun İmparatoru Mete Han

Çin Kaynaklarında Büyük Hun İmparatoru Mete Han

Bu çok önemli vesika, Çin’in ilk resmi tarihi sayılan Shih-chi adlı tarihin 110. bölümünde bulunur. Bu belgeden de anlaşılıyor ki Hunlar o çağda, Asya’nın en cins ve en uzun koşan atlarını yetiştiriyorlardı. Cins atına binerek kaçan Mete’yi Yüe-çi’ler tutamamışlardı. Hunların doğusunda bulunan milletler de onlardan cins bir atı almak için can atmışlardı. Mete yalnızca bir imparator veya komutan değil; aynı zamanda silâh icat eden ve yaptıran bir askerdi. Bu sebeple Çin kaynaklarının hepsi, vızlayan okun Mete tarafından icat edildiğine inanırlardı. Vızlayan oklar, kemik bir ok ucuna delikler açmak sureti ile yapılırdı. Osmanlılar bu oka Çavuş oku derlerdi. Bu oku daha ziyade, işaret vermek ve yön göstermek için komutanlar kullanırlardı.

Çin kaynaklarında Hun İmparatoru Mete Han hakkında bilgilerin özeti

Tung-hu’Iar kudretli ve Yüe-çi’ler ise en güçlü çağlarında idiler. Hun’ların Şan-yü (unvanını taşıyan) hükümdarlarının adı ise; Tuman (Tou-man) idi. Tuman’ın veliaht olan bir oğlu vardı. Adı da Mao-tun (Mete veya Bahadır) idi. Tuman’ın ayrıca çok sevdiği bir Hatunu vardı. Bu

Aşık Gufrani’nin Bir Taşlama Hikayesi

Aşık Gufrani'nin Bir Taşlama Hikayesi

Bilindiği üzere aşıklar, uzak veya yakın çok yerler gezer dolaşırlar. Yine böyle bir kış günü Karaman’ın Güdümen köyüne Aşık Gufrani’nin bir yolu düşer. O zamanlarda gittiğin yerden bugünkü gibi araçlar olmadığı için köyde misafir kalınırdı. Böyle durumlar için köyde misafir odaları bulunurdu. Eğer tanıdığınız biri varsa sizi misafir odasında değil kendi evinde ağırlarlardı.

Köyün namlı ağası Hacı İbrahim Ağa’nın evinde misafir olmaya karar verir. Ağanın evine geldiğinde Gufraniyi bir uşak kapıda karşılar. Uşak ağaya misafir geldiğini söyleyince Hacı

Şehidin Son Mektubu

Şehidin Son Mektubu

ŞEHİT KOMANDO ER MURAT AKMAN…1996

Adını ve hikayesini tesadüfen öğrendiğim , tarihe bir mektupla muazzam bir not düşmüş şehit asker .

Doğduğunda ailesi tarafından bir çöplüğe atılarak terkedilmiş ve çocuk esirgeme kurumunda büyümüş olan Murat Akman ne kadar istemese de 18 yaşına geldiğinde evi bildiği kurumdan ayrılmak zorunda kalmış .Ancak kurumda ki öğretmeniyle bağlantısını hiç koparmamış ve orada ki çocuklara yardımcı olabilmek için elinden geleni yapmış.

Askerlik görevini komando olarak yerine getirirken devletin kendisine bağladığı maaşı çocukların ihtiyaçları için kuruma göndermeye başlamış .

Çıktıkları operasyonlar da hayati tehlikesi olması sebebiyle her operasyon öncesi son mektubu olabileceğini düşündüğü bir mektubunu birlikte büyüdüğü bir arkadaşına ulaştırılmak üzere bir asker arkadaşına emanet etmiş.

Keloğlan ve Dev Karısı Masalı

Keloğlan ve Dev Karısı Masalı

Bir kadın ve bu kadının Keloğlan adında bir oğlu vardır. Keloğlan her gece kahveye gider, bir köşede büzülerek oturur. Kahvedeki delikanlılar ″Yiğitlik, Erler Karısına koca olmaktır.″ diye söz atarlar. Keloğlan delikanlıların bu sözlerini bir dinler, iki dinler sonunda Erler Karısına koca olmaya karar verir.

Keloğlan düşüncesini annesine anlatır. Annesi Keloğlan’ın gitmesine izin vermez. Keloğlan gitmek için ısrar eder ve annesini kızdırır. Keloğlan yola çıkar, uzun bir süre yola devam ettikten sonra dağın

Bir İnsana İşte Bu Kadar Toprak Yeter

Bir İnsana İşte Bu Kadar Toprak Yeter

Tolstoy’ un ” İnsan Ne ile Yaşar ” adlı kitabında, çiftçi Pahom’ un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır. Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir ağanın karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için ağaya gidip talebini iletir.

Gerçekten de ağa herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün

Türk Mitolojisi- Maaday Kara Destanı

Türk Mitolojisi- Maaday Kara Destanı
Yaşlı bahadır Maaday-Kara’nın ülkesinde refah ve huzur içerisindeki yaşamaktadır. Çok sayıda halkı, mal-davarı ve yılkısı vardır. Ay altında yay gibi uzanan kuzey ormanlarına “ata” diyen, güneş altında yay gibi uzanan kuzey ormanlarına ‘ana’ diyen Maaday-Kara’nın ülkesinde kışın kar yağmaz, yazın ise sağanak yağmur bulunmaz. Bu haliyle Maaday-Kara’nın memleketinde sulh ve sükûn hüküm sürmektedir. Bu refah ve huzurun simgesi olarak Maaday-Kara ülkesinde Ulu Tanrı Üç-Kurbustan tarafından yaratılmış olan ölümsüz ağaç (demir kavak) vardır. Bu ölçüme gelmez devasa ağacın ortadaki dalları üzerinde iki benzer kara kartal tünemekte ve düşman bahadırın gelme ihtimali olan yolu beklemektedir Ağacın altında zincire vurulmuş Azar ile Kazar adlı

Deli Fettah’ın Ağıdı

Deli Fettah'ın Ağıdı

Akşamın alaca karanlığı. Etrafta derin bir sessizlik. Dingin bir zaman.Birden bir acı feryat yankılandı Berit Dağında: “Ah anaammm, ah anaammm, anaaamm!” diye vadileri yırttı gitti bir haykırış.
Çadırın içinde, yatağının üstünde dikiliyordu Deli Fettah. Bir yiğit ki sormayın gitsin. Civan gibi boylu boslu, göğsü kurt göğsü, geniş. Namı vardı civarda.
Düşmanları çadıra kadar sokulmuş, köpeklere ekmek atıp susturmuşlardı. Ellerinde mavzerler zamanı kollamışlar ve ateş etmişlerdi. “Ah anaaamm!” feryatlarından sonra yatağının üstüne çam gibi devrildi. Sol böğründen girmişti kurşun, bir de göğsünden. Yayladan yaylaya, koymaktan koyağa yankılandı silah sesleri. Acı haber Karabacaklı