Türk Mitolojisinde At ve Ata Verilen Önem

Eski Türk Mitolojisinde At ve Ata Verilen Önem

Türk Mitolojisinde At

At eski Türk dünyasında özellikle insanın ayrılmaz dostu olarak özel bir kişiliğe sahiptir. O dönemde özellikle gök tanrı (Tengri) için kurban hayvanı olarak kabul ediliyordu. Bu hayvanın gök kökenli olduğu veya göğe benzediği yolundaki düşünce, henüz milâttan önceki dönemde bile bozkırlarda yaygın olan bir inanç olsa gerek.

Dolayısıyla, bu inancın Türklerde var olması gayet muhtemeldir. 12 Hayvanlı Takvimde at ayı haziran ayına, başka bir deyişle yaz gündönümünün olduğu aya, yani güneşin en yüksek noktada bulunduğu zamana karşılık gelir.

Devamını Oku…

Türk Tarihinin En Acı Olaylarından Biri -Sarıkamış

Türk Tarinin En Acı Olaylarından Biri ''Sarıkamış''

Sarıkamış Harekâtı (22 Aralık 1914), I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ve Rusya İmparatorluğu arasında Sarıkamış’ta gerçekleşmiş, sonucu Osmanlı İmparatorluğu tarafı için büyük bir başarısızlık ile sonuçlanan bir askerî manevradır.

Amacı
1878’deki 93 Harbi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisi ile sonuçlanınca Batum savaş tazminatı olarak Rusya’ya verilmişti. Sarıkamış, Kars, Ardahan ve Artvin de Berlin Antlaşması ile Rusya’ya bırakılmıştı.1914 yılında dönemin Başkomutan Vekili olan Enver Paşa, daha önce yitirilen bu yurt topraklarını geri almak amacıyla 19 Aralık tarihinde “Sarıkamış Harekatı” planlarını kurmaylarına sundu.

Devamını Oku…

Hürrem Sultan’ın Kanuni’den Olma Çocukları

Hürrem Sultan'ın Kanuni'den Olma Çocukları

Hürrem Sultan’ın Kanuni’den Olma Çocukları

  • Büyük oğlu Mehmet,

Kimi kaynaklara göre amansız bir hastalıktan öldüğü, kimi kaynaklarda da öldürüldüğü öne sürülen en büyük oğludur.

  • Mihrimah Sultan,

1522 yılında doğdu. Kanuni’nin kendisini çok sevdiği ve isteklerine hep olumlu karşılık verdiği yazılır. Henüz 17 yaşındayken o zamanın Diyarbakır valisi, sonrasında da sadrazam olan Rüstem Paşa ile evlendirildi. Çok iyi yetişti ve eğitim gördü.

Devamını Oku…

Milli Mücadele’de Gizik Duran ve Faaliyetleri

Milli Mücadele'de Gizik Duran ve Faaliyetleri

Milli Mücadele’de Gizik Duran ve Faaliyetleri / Prof. Dr. Remzi KILIÇ

I. Dünya Savaşı Sonrası Durum ve Millî Mücadele’nin Başlaması:

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri’nin mağlubiyeti ile sonuçlanmış, İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 30 Ekim 1918’de hükümleri son derece ağır olan Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Bu mütareke ile Osmanlı Devleti hukuken olmasa bile fiilen sona ermiştir Zaten savaş sırasında İtilâf Devletleri; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti’ni aralarında paylaştılar. Yani bir bakıma nüfuz bölgelerini teyit ettiler.

Artık mütareke hükümleri galip devletlere bu nüfuz bölgelerini fiilen işgal etme fırsatı verdiği gibi, azınlıklara da harekete geçme imkanı sağlıyordu. Nitekim antlaşma kısa süre sonra uygulanmaya başlandı. İtilâf Devletleri Türk topraklarını fiilen işgal ederek parçalayacak girişimlerde bulunacaklardır.

Devamını Oku…

Irak ve Suriye’nin Tarihi Coğrafyası ve Konumu

Irak ve Suriye'nin Tarihi Coğrafyası ve Konumu

Irak ve Suriye’nin Tarihi Coğrafyası ve 19.Yüzyıl Sonu İtibariyle İdari Konumu

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

ÖZET

On asır önceden beri, Anadolu toprakları gibi, atalarımız olan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri tarafından, üzerinde devletler kurularak yüzyıllar boyu Türk Sultanları ve beyleri tarafından idare edilen, Irak ve Suriye coğrafyası ve buraların nasıl yönetildiğini ortaya koymaya çalışacağız. Bu bölgelerin tarihi gelişimi, nasıl idare edildiği, Türklerin hakimiyetleri esnasında ortaya çıkan idarî yapı, xıx. yüzyılda Osmanlı Devleti yönetiminde bölgede kurulan eyâletlerin konumu, buralarda oluşan sancak ve kazalar kısaca ortaya konulmuştur.

Yüzyıllar boyu idare ettiğimiz Türkmen yurtlarının yüzyıl öncesine kadar olan durumları incelenmiştir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin geleceği bakımından da buraların bilinmesi önemlidir.

Atalarımız olan Selçuklu ve Osmanlı Türkleri yüzyıllarca pek çok ülkeleri idare etmişlerdi. Bugün bu toprakların çoğu millî hudutlarımızın dışında olmasına rağmen, tarihimiz ve millî kültürümüz açısından araştırılması son derece önem arz etmektedir.

Irak ve Suriye topraklarında IX. yüzyıldan bu tarafa çeşitli Türk hanedân ve beyleri, daha sonraki dönemlerde ise, Selçuklular ve Osmanlılar, aynen Anadolu topraklarında olduğu gibi, hüküm sürmüşler, oraları imar etmişler, eşsiz kıymette tarihî eserler meydana getirmişlerdi.

Bu çalışmamızda, günümüzdeki Irak ve Suriye topraklarında XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti zamanındaki idari yapıyı ortaya koyacağız. Ortadoğu coğrafyasında önemli bir yer tutan bu topraklarda Osmanlıların son zamanlarında bulunan eyalet, sancak, kaza, nahiye ve köyler hakkında bilgi aktaracağız. Bu coğrafyada bulunan Irak bölgesi ve Suriye bölgesinin, tarihî coğrafyaları ve idarî yönetimleri Osmanlı kaynaklarından yararlanılarak ortaya konulacaktır.

Devamını Oku…

Tarihte Türk Milleti Hakkında Yazılanlar

Tarihte Türk Milleti Hakkında Yazılanlar

Tarihte Türk Milleti Hakkında Yazılanlar

  • Türkler (Müslüman olan İlk Türkler) yavuz binicidirler. Hücumda düşmanlarını kolaylıkla çevirip bozarlar. On millete mensup, on yiğit adamın kuvveti, tek bir kimsede toplansa, yine bir Türk’e bedel olamaz. Türkler yaltaklanma, yalan sözler, münafıklık, kovuculuk, yapmacık, gösteriş, dostlarına karşı havalı, arkadaşlarına karşı fenalık, bi’dat nedir bilmezler. Çeşitli fikirler onları bozmamıştır. CAHİZ (ARAP ALİMİ 870)
  • Türkler pek namuslu insanlardır. CAHİZ (ARAP ALİMİ 870)
  • Poltava’da esir oluyordum. Bu, benim için bir ölümdü, kurtuldum. Buğ nehri önünde tehlike daha kuvvetli olarak belliydi… Gene kurtuldum. Fakat bugün esirim. Türklerin esiriyim. Denizin, ateşin ve suyun yapamadığını onlar yaptılar, beni esir ettiler. Ayağımda zincir yok. Zindan da değilim. Hürüm, istediğimi yapıyorum. Lakin gene esirim; şefkatin, ülüvvü cenabın, asaletin, nezaketin esiriyim. Türkler beni işte bu elmas bağa sardılar.  DEMİRBAŞ KARL (Prut savaşında 1711’de Osmanlıya esir düşen İsveç kralı )
  • Devamını Oku…

Babil’in Asma Bahçeleri

Babil'in Asma Bahçeleri

Babil’in Asma Bahçeleri

Bahçenin, kralın sarayına yakın olduğu tahmin edilerek, antik Babil öreni yakınlarında kazılar yapıldı, bulunan su kanalları ve duvar yıkıntıları Bahçe’ye ait olabilir. Babil’in Asma Bahçelerini gören ve bilen yok ama görkemi hala sürüyor ve belki Irak’ta bir gün yeniden sağlıklı kazılar yapılabilirse daha güvenli veriler elde edilebilir.

Bahçenin yamacına yaklaştığınızda, yapının kat kat yükseldiğini görüyorsunuz… Dev bitki yığınları, büyük ve kalın ağaçlar öylesine cazibeli ki, bakanları büyülüyor. Nehirden gelen bol suyu aletler yükseltiyor ve dışarıdan bunları göremiyorsunuz.” )

Devamını Oku…

Hicaz Demiryolu Hakkında Bilgiler

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu, II. Abdülhamit tarafından 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa ettirilen, Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’dan başlayan demiryollarının bir bölümüdür. Demiryolunun teknik işlerinin başında Alman mühendis Meissner bulunuyordu.

Hicaz Demiryolu özellikle İstanbul ile Kutsal Topraklar arasındaki ulaşımı güçlendirmek için yapılmıştır, bu bölgelere taşınacak askerlerin ulaşımının kolaylaşması, hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelmesi ve Arap ülkelerinin ekonomik gücünü yükseltmek öncelikli hedeflerdir. Ancak Alman mühendislerinin çalışması özellikle Almanya’nın Berlin şehrinde başlayıp İstanbul üzerinden geçerek Hicaz bölgesine ulaşımı kolaylaştırması istekleri üzerinedir.

Devamını Oku…

Kalaşlar-Büyük İskender’in Torunları

Kalaşlar-Büyük İskenderin Torunları

Pakistan’ın kuzeyinde Afganistan sınırında yaşıyorlar. Mavi gözlü sarı saçlı bu insanların burada işi ne merak ettiniz mi…Pakistan’ın kuzeyinde, Afganistan sınırında yaşayan Kalaşlar ne fiziksel görünüşleri ne de gelenekleri ile komşularına benziyor. Çünkü onların geçmişi çok uzaktan, Makedonya’dan bu topraklara gelen büyük İskender’in ordusuna dayanıyor.

Büyük İskender, en büyük hayali olan Asya’nın fethi için ikinci adımı, bundan 2 bin 300 yıl önce atmıştı. Daha önce Persler’i yenen, Anadolu, Ortadoğu ve İran’ın fethini tamamlayan İskender’in yeni hedefi Hindistan’dı.

Devamını Oku…

Şah İsmail ile Sultan Selim’in Mücadelesi

Şah İsmail ile Sultan Selim'in Doğuda MücadelesiProf. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:

XVI. Yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin başında Sultan I. Selim (1512-1520) bulunmaktaydı. 23 Ağustos 1514’de Çaldıran’da Safevî Şah İsmail’i (1501-1524) mağlup ederek, önce Orta ve Doğu Anadolu’yu, sonra da Güneydoğu Anadolu’yu 1515-1517 yıllarında Osmanlı Devleti’ne katmayı başarmıştır. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı-Türkleri tarafından hakimiyet altına alınması, Sultan Selim’in takip ettiği doğu siyasetinin bir sonucudur. Sultan Selim, Anadolu’yu tamamen hakimiyeti altına almak ve Şiilik tehdidinden korumak istiyordu. Ayrıca, Anadolu’nun her bakımdan birlik ve beraberliğini, güvenlik ve asayişini sağlamak düşüncesinde olan Sultan Selim, Sünnî anlayışı benimseyen Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu halkının Safevî Devleti idaresine girmesini istememiştir.

I. Selim, Şah İsmail’i Çaldıran’da mağlup ettikten sonra Tebriz’e girmiş, Akkoyunlu Devleti’nin Diyarbakır’dan sonra ikinci başkenti olan bu şehirde bir müddet kalmıştı. Sultan Selim, Çaldıran seferinden sonra İstanbul’a hemen dönmeyerek, kış mevsimini Amasya’da geçirmiş ve ilkbaharda tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kuvvetler göndermişti. Sultan Selim, Amasya’dan Çaldıran seferinde yanında bulunan Şeyh Hüsamettin oğlu İdris-i Bitlîsî’yi, Urmiye Gölü’nden Malatya’ya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Şah İsmail’e karşı, Osmanlı Devleti’ne bağlanmasını teşvik etmek için Doğu Anadolu’ya yollamıştı

Güneydoğu Anadolu, Akkoyunlu Türkmenleri elinden Safevîler yönetimine geçmiş bulunuyordu. Diyarbakır başta olmak üzere bölgenin nüfus çoğunluğu Türkler ’den oluşmaktaydı. Yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa Türkler ile meskun olan bu bölgede dağınık halde bulunan Sünnî Kürtler de vardı. Şah İsmail, kendisini Akkoyunlu Türkmenleri’nin vârisi sayarak bölge üzerindeki emellerinden vaz geçmemişti. Hakimiyet ve otoritesini göstermek için Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinin bir kısmını tutuklatarak varlıklarına son vermişti. Stratejik önemi olan Diyarbakır’a ise, Çaldıran’da kendisi uğruna savaşırken öldürülen Ustacalu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı göndermişti. Sultan Selim, bu gelişmelerden kendisi gibi rahatsız olan Sünnî Kürt beyleri ile Mevlanâ İdris-i Bitlîsî marifetiyle temasa geçerek görüşmüş ve Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Safevîler eline bırakılmayacağına karar vermiştir.

Devamını Oku…

  1. Sayfalar:
  2. 1
  3. 2
  4. 3
  5. 32