Kategori: b-)Makaleler

İspanya Sınırında Çit Üzerindeki Afrikalılar (32 fotoğraf)

Ülkemizin sınırlarında yaşanan savaşlardan topraklarımıza gelen Suriyeli göçmenleri Biliyorsunuz Türkiye misafir olarak kabul etti. İnsanların sınırlara iten bir tek savaşlar olmuyor.İşte bunlardan biri de Ebola virüsü…Afrika kıtasında işsizlik ve yoksulluk ebola virüsü ile daha da arttı.Bunun sonucu olarak Avrupa Birliği sınırlarını aşmak için favori yerlerden biri İspanya ve Fas sınırlarında Melilla kenti yakınlarında kaçak göçmen patlaması yaşanıyor.

Takviye dikenli telleri olan çitlerden yüzlerce kişi İspanyol topraklarına ayak basmak için mücadele ediyor. Çitleri aşabilenler göçmenler için hazırlanan geçici konaklama Merkezi’ne gönderildi.
1 İspanya Sınırında Çit Üzerindeki Afrikalılar (32 fotoğraf) Daha Fazlasını Oku

Şah İsmail İle Sultan Selim Arasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Hakimiyet Mücadelesi

Prof. Dr. Remzi KILIÇ*

Giriş:

XVI. Yüzyıl başlarında, Osmanlı Devleti’nin başında Sultan I. Selim (1512-1520) bulunmaktaydı. 23 Ağustos 1514’de Çaldıran’da Safevî Şah İsmail’i (1501-1524) mağlup ederek, önce Orta ve Doğu Anadolu’yu, sonra da Güneydoğu Anadolu’yu 1515-1517 yıllarında Osmanlı Devleti’ne katmayı başarmıştır. Diyarbakır ve çevresinin Osmanlı-Türkleri tarafından hakimiyet altına alınması, Sultan Selim’in takip ettiği doğu siyasetinin bir sonucudur. Sultan Selim, Anadolu’yu tamamen hakimiyeti altına almak ve Şiilik tehdidinden korumak istiyordu. Ayrıca, Anadolu’nun her bakımdan birlik ve beraberliğini, güvenlik ve asayişini sağlamak düşüncesinde olan Sultan Selim, Sünnî anlayışı benimseyen Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu halkının Safevî Devleti idaresine girmesini istememiştir.

I. Selim, Şah İsmail’i Çaldıran’da mağlup ettikten sonra Tebriz’e girmiş, Akkoyunlu Devleti’nin Diyarbakır’dan sonra ikinci başkenti olan bu şehirde bir müddet kalmıştı. Sultan Selim, Çaldıran seferinden sonra İstanbul’a hemen dönmeyerek, kış mevsimini Amasya’da geçirmiş ve ilkbaharda tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya kuvvetler göndermişti. Sultan Selim, Amasya’dan Çaldıran seferinde yanında bulunan Şeyh Hüsamettin oğlu İdris-i Bitlîsî’yi, Urmiye Gölü’nden Malatya’ya ve Diyarbakır’a kadar uzanan bölgeyi Şah İsmail’e karşı, Osmanlı Devleti’ne bağlanmasını teşvik etmek için Doğu Anadolu’ya yollamıştı

Güneydoğu Anadolu, Akkoyunlu Türkmenleri elinden Safevîler yönetimine geçmiş bulunuyordu. Diyarbakır başta olmak üzere bölgenin nüfus çoğunluğu Türkler’den oluşmaktaydı. Yüzyıllardan beri kuşaktan kuşağa Türkler ile meskun olan bu bölgede dağınık halde bulunan Sünnî Kürtler de vardı. Şah İsmail, kendisini Akkoyunlu Türkmenleri’nin vârisi sayarak bölge üzerindeki emellerinden vaz geçmemişti. Hakimiyet ve otoritesini göstermek için Güneydoğu Anadolu’daki Kürt beylerinin bir kısmını tutuklatarak varlıklarına son vermişti. Stratejik önemi olan Diyarbakır’a ise, Çaldıran’da kendisi uğruna savaşırken öldürülen Ustacalu Mehmed’in kardeşi Kara Han’ı göndermişti. Sultan Selim, bu gelişmelerden kendisi gibi rahatsız olan Sünnî Kürt beyleri ile Mevlanâ İdris-i Bitlîsî marifetiyle temasa geçerek görüşmüş ve Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu’nun Safevîler eline bırakılmayacağına karar vermiştir. Daha Fazlasını Oku

Selçuklulardan Osmanlılara Medreseler ve Yönetim İlişkileri

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Özet:

Türk Milleti’nin tarihi sürecinde devlet adamlarına rehberlik eden ve yönetimin hemen her aşamasında hizmet eden, saygın bir topluluk olan bilginleri görmek mümkündür. Bu aydınların verimliliğini ve faaliyetlerini ortaya koyabilmek için Türk Devlet Geleneği’nin iki önemli hanedanlığı olan Selçuklular ve Osmanlılar zamanında medreseleri, kuruluş ve işleyişleri bakımından ele almak gerekir. Gerek Çin Kaynakları, gerekse Göktürk Kitabeleri, Türklerin Müslümanlığı kabul etmeden önceki dönemlerde Türk Kültür hayatının çok ileri bir düzeyde bulunduğunu ve bilginlerin önemli bir konum ve nüfuz sahibi şahsiyetler olduklarını göstermektedir[1]. Daha Fazlasını Oku

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi ve Sonrası

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:
Yavuz Sultan Selim’in (1512-1520) iktidarına kadar, Osmanlı Devleti bir Balkan veya Avrupa Devleti olarak görülmekteydi. Osmanlı Devleti, Sultan Selim devrinde çok ciddi olarak Doğu’ya yönelmiş, Asya ve Afrika kıtalarında geniş topraklar elde etmiştir. Bu değişikliğin sebebi İran’daki Safevîlerin Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgesi için tehlikeli bir politika izleyerek, Anadolu’yu istilâ etmeyi amaçlaması ve Osmanlı Devleti’ni parçalamak istemesidir. Ayrıca, Sultan Selim’in Sünnî akideyi güçlendirerek, İslam dünyasının birliği siyasetini gütmesidir, diyebiliriz. Yine Sultan Selim, Anadolu’nun birliğini ve bütünlüğünü korumayı düşünerek Safevî hanedanı tarafından tehdit edilen Doğu hudutlarını sağlamlaştırmak ve Safevî tehlikesini tamamen ortadan kaldırmak istemiştir. Daha Fazlasını Oku

Karaman Kalesi Hakkında Bilgi

Karaman Kaleleri üç kaleden oluşmaktaydı. Bunlar sırayla; İç Kale,Orta Kale ve Dış Kale’dir. Günümüze kadar sadece İç  Kale sapasağlam olarak gelmiştir. Orta kale’nin büyük bir kısmı yok olsada kapsının biri dahil olmak üzere bir kısmı zamanımıza kadar gelmiştir.

Karaman Kalesi Hakkında Bilgi

Evliya Çelebi;İç Kaleyi  şöyle anlatmaktadır.
“İç kalenin ölçüsü 600 adımdır.Sekiz büyük kuleden oluşan bu kalede Kale Komutanı oturur.Dört tarafı geniş ve derin hendeklerden oluşmaktadır. Orta kaleye geçiş için ağaç bir köprü bulunmaktadır.”

Bu durumda Karaman kalesinin birisi olan iç kalenin etrafında hendekler çok derin olduğu anlaşılıyor. Fakat tüm kalelerin ortak özelliği olan bu hendeklerin içerisinin su ile dolu olması gerekiyor. Kalenin yakınlarından geçen tek akarsunun şimdiki zamanımızda kaybolan ama benim çocukluğumu geçirdiğim ve yakından Daha Fazlasını Oku

Hıdrellez Ateşi

HIDRELLEZ ATEŞİ
Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez günü, beni her zaman heyecanlandırmıştır. Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanmaktadır. Hızır ve İlyas sözcükleri birleşerek halk ağzında hıdrellez şeklini alan hıdrellez gününde baht açma törenleri de oldukça yaygın olarak uygulanan geleneklerimizdendir. Törenler baharda doğanın ve tüm canlıların uyanmasıyla eş anlamlı olarak insanların da talihlerinin açılacağı inancıyla, şanslarını denemek için yapılır. Hıdrellez Günü yapılan duaların ve isteklerin kabul olması için sadaka verme, oruç tutma ve kurban kesme adeti vardır. Kurban ve adaklar “Hızır hakkı” için olmalıdır. Zira tüm bu hazırlıklar Hızır’a rastlamak amacına yöneliktir. Çünkü Hızır bir kişiye verilen addan çok Daha Fazlasını Oku

Vizesiz Avrupa

Değerli Dostlar,
bu defa Hamburg Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.  Dr.  Wolfgang Voegeli tarafından kaleme alınan ve Sezi Erdoğan tarafından dilimize kazandırılan değerli bir çalışmayı sizinle paylaşmak istiyorum. Bu konuda çalışan Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden değerli araştırmacı Prof. Dr. Harun Gümrükçü’nün girişimiyle kamuoyunu aydınlatma amacıyla dağıtımı yapılan makaleyi keyifle okumanızı dilerim.
Çalışmanın akademik sorumluluğu Prof. Voegeli’ye aittir. Vizesiz Avrupa konusunda ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlerin doğrudan Akdeniz Üniversitesi öğretim üyelerinden Sayın Prof. Dr. Harun Gümrükçü [harung@akdeniz.edu.tr] ile irtibat kurmaları önerilir.

AB Üye Ülkelerine Vizesiz Giriş: Mevcut Durum*

Prof.  Dr.  Wolfgang Voegeli

Giriş

Türk vatandaşlarının AB Üye Ülkelerine vizesiz girişi hakkında Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) tarafından etkileyici bir içtihat hukuku oluşturulmuştur.  Ancak Türk vatandaşlarının serbest giriş hakkı AB Üye Ülkelerinin

Daha Fazlasını Oku

Avrupa İdeali Bağlamında Türk-Alman İlişkileri

Avrupa İdeali Bağlamında Türk-Alman İlişkileri]
Turkish-German Relations in Considering European Integration

Prolog
Özet:
Bu çalışma, Avrupa idealinin gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde Almanya Federal Cumhuriyeti’nde bulunan Türk kökenli vatandaşlarımızın yaşadıkları ülkenin dilini öğrenme ve sosyal hayata uyum sağlama konusunda yaşadıklarından genel bir kesit sunmayı amaçlamaktadır. Her iki ulus tarafından son derece önemsenen ve tarihi dostluk temeline dayandırılarak geliştirilmeye çalışılan ikili ilişkilerde yaşanan, ama açıkça gündeme getirilemeyen kimi sorunlar Türk okuyucusunun bilgisine sunulmaya çalışılmaktadır.

Summary:
This study aims to present a cross-section of language and adaptation complications of Turkish origin citizens living in Federal Republic of Germany. Some problems encountered but not brought up during extremely heeded bilateral relations, which are attempted to be developed on the basis of historical amities and relationships, are tried to be presented to the attention of Turkish readers.
Daha Fazlasını Oku

Mehter’in Tarihçesi

Mehter Dünyanın ilk ve en eski alaturka Ordu bandosudur.
Hun’lar zamanındaki adı Tuğ olan ve vurmalı sazlarla nefesli sazlardan oluşan askeri mızıka okulunun Fatih’ten sonra aldığı isim, Hun’lardan beri Türk savaş tekniğinin vazgeçilmez unsuru olan askeri müziğin amacı, çok uzaklardan duyulan ve gitgide yaklaşan gök gürültüsüne benzer yabancı bir müzmin sesiyle düşmanın moralini bozup savaşacak güç bırakmamak, düşmanı teslim almak suretiyle harbi en kısa zamanda bitirmek ve böylece bir bakıma insan kıyımını önlemektir.
Dünyanın en eski askeri bandosu olan mehtere ilk olarak Orhun Kitabelerinde rastlanmaktadır. Bu kitabelerde “Kübürge” ve “Tuğ” olarak anlatılan askeri bandonun,11. yy. yazılmış Divan-ü Lügat-it Türk’te Hakanların huzurunda müzik yaptığını anlatılır. O zamanlarda küvrük (kös), tomruk (davul), çenk (zil) ve nay-i Türkî adındaki sazlardan oluşan “Tuğ” lar, savaşlarda ve özel günlerde müzik yapmaktaydılar. Ayrıca “Tuğ” Türklerde hâkimiyetin de sembolü olmuştur.
Selçukluların T’abılhâne veya Nevbet hane dediği bu kurumda Hunlardan beri ikisi nefesli, dördü vurmalı altı temel çalgı yer almıştır: İslamiyet ten sonra adları zurna, boru (nefir veya şahnay), çevgan, zil, davul ve kös’e çevrilen yurağ, boygur, çöken, çanğ, tümrük ve küvrük. Savaşta ordunun önünde giden kös, davul, nakkare, zil, Daha Fazlasını Oku

Yabancı Dil Yetisi Üzerine – Prof. Dr. Mustafa ÇAKIR

Kimileri için küreselleşmenin doğal bir sonucu olarak, Dünya’nın artık büyük bir köy haline geldiği söylenebilir. Bu anlayışa göre, öğrenilen her bir ilave dil, sınırlar ötesine ulaşan bir araç olarak algılanmaya başlandı . Dolayısıyla yabancı dil öğrenme konusuna verilen önem giderek daha da artıyor ve bu artışa paralel olan gelişime ayak uyduramayanların bireysel veya kişisel yakınmaları da devam ediyor.

“Çok çalışıyorum ama bir türlü başarılı olamıyorum”

Bu ifade, ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından yapılan yabancı dil sınavlarından istediği sonucu alamayan gençlerin yakınmalarından alınmış bir cümledir. Bu bir anlamda ülkemizin yabancı dil öğretimindeki çaresizliğini de özetlemektedir. Toplumsal olarak gösterilen bütün çabalar, dil öğrenmeye değil; her hangi bir sınavdan yüksek, daha yüksek veya en yüksek skoru alarak (sınıf, sınav) geçmeye yöneliktir. Hâlbukimerkeze alınması gereken, “öğrenme” olmalıdır. Öğrenmenin gerçekleşmesi ile sınav başarısı da gelir; öğrenme olmadan ise istenen skorların elde edilmesi neredeyse olanaksızdır.

Bu yakınmalar ne anlam ifade etmektedir? Bu yakınmalardan, çıkarılması gereken ders ne olmalıdır?

Öğrencinin “öğrenme” sözü ile kastının ne olduğu iyi anlaşılmalıdır. Öğrenme, bireyde görülmesi arzu edilen dilsel Daha Fazlasını Oku

Gerçek Dostluk – Robin Williams ve Christopher Reeve (13 fotograf)

Gerçek sevgi ve derin dostluğun bu kadar güzel bir şekilde olması insanı duygulandırıyor.Bugün size gerçek dostluğun anlatıldığı biraz hüzünlü bir hikaye anlatmak istiyorum. İki yetenekli oyuncu olan Robin Williams ve Christopher Reeve’in dostlukları…. Daha okurken Robin Williams ve Christopher Reeve okulda oda arkadaşları iken dostlukları başladı.

1
Gerçek Dostluk - Robin Williams ve Christopher Reeve (13 fotograf)
Onlar popüler olmadan önce, birbirlerine “kim başarılı olursa, ondan daha az talihli arkadaşı onu destekleyecek” diye söz verdiler…

Turizmin Bilim Dalı Olarak Geliştirilmesine Yönelik Çalışmalar

Bilim dünyasında kubaşık bir sistem örgüsü içinde kaleidoscopik bir görüntü yahut uygulama alanı olarak tanımlanan “akademik turizm” çalışmalarının ülkemizde bağımsız bir bilim dalı olarak kabul edilmesi yönündeki çalışmaların giderek yoğunlaştığı görülmektedir. Bu çalışmada, ülkemizdeki akademik turizm araştırmalarıyla ilgili tartışmalarına girilmeyecek; aksine, görülen sıkıntıların ortadan kaldırılabilmesi için gayret eden akademisyenlere Almanca alanyazın ve akademik turizm araştırmalarının gelişim sürecinden kısa bir kesit Daha Fazlasını Oku