”YEMEN”DÜNÜYLE BU GÜNÜYLE

900px-Flag_of_Yemen.svgOSMANLIDA YEMEN
Hadım Süleyman Paşa tarafından 1539’da Osmanlı topraklarına katılan Yemen, aynı yıl Zebid ve Aden’i içine alan salyaneli bir eyalet olarak düzenlendi. 16. yüzyıl sonlarında Zeydi imamlarının başlattığı ayaklanma merkezi denetimi zayıflattı ve 1635’e değin eyalete beylerbeyi atanamadı. Batıdaki toprakların 17. yüzyılın ikinci yarısında İmam Kasım’ın yönetimine girmesinden sonra güneydeki Aden sancağı bir beylerbeylik konumuna getirildi. 19. yüzyıl başlarına değin ulaşım güçlüğü, doğal engeller ve etnik sorunlar yüzünden, Yemen’in salyaneli eyalet düzenine kavuşması sağlanamadı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1834’te Yemen’i Mısır’a bağlamak istediyse de başaramadı. Osmanlı hükümeti, eyaleti bir süre el-Ariş şeriflerine bıraktı. Aynı dönemde İngilizler de Aden’i işgal etti.1849’da yeniden Osmanlı egemenliğine giren Yemen, önce eyalet, arada sancak (mutasarrıflık), 1867’den sonra da 1918’de değin Osmanlı sınırları içinde kaldı.Osmanlı devletinin 16.ci yüzyilda Hind Okyanusuna inmesi ve Yemen üzerinde hassasiyetle durmasinın sebebi Portekizlilerin o zamana kadar bir Musluman denizi olan Hind Okyanusuna gelmeleri ve mudaheleleridir. Cografi kesifler ile Afrikanın en guney ucu olan Umit Burnunun gecilmesi dunya tarihini etkileyen olaylarin başındadır. Portekizliler ilk olarak Hindistana gelmiş ve bu bölgede büyük bir Portekiz Imparatoirlugu kurmak istemislerdir. Kasim 1509’da Hindistandaki Portekiz kolonileri ve yerlesim merkezlerinin başına vali olarak getirilen Alboquerque Aden , Hurmuz , Diu ve Goa’da uretim yerleri kurup kaleler insa ederek boyle bir hukumranligi kurmaya calisti.


Portekizlilerin Hind okyanusuna inisleri tesadufen gelsitirilmiş bir macera degil uzun bir hazırligin ve dikkatle gelistirilmiş bir planin neticesiydi. Plani tatbik eden Portekiz din adamlarinın bir gayesi de Arap denizi kiyilarında yaşadiklari rivayet edilen Hiristiyanlarla biraraya gelebilmekti. Baharat ulkelerini bulmak hem de Portekizlilerce kutsal bir kisi sayilan Prester John’un vatanıni kesfetmek maksadiyla 1487 yilinda Pedro da Covilham ve Alfonso de Poira Mısır Kahire’ye geldiler. Buradan Hindistan’a geçen Pedro Kalkuta ve Goa’ya kadar gitmiş , oradan Afrika sahillerine gecmiş ve Portekize Hind Okyanusu ticareti hakkinda bir rapor göndermisti. Hacli seferlerinın baska bir cesidi olarak tarif edilebilecek bu calismalar 1517’de Ingiltere’deki portekiz elcisinin 7.Henriyi bir hacli seferine tesvik etmesiyle ilerliyor hatta Istanbula bir casus gönderecek seviyey ulasiyordu.(Bu casus Osmanlılar tarafindan yakalanmışti).
Portekizliler hem Islam alemini kusatmak hem de Hindistana giden ticaret yolunu ellerinde tutmak azmindeydiler. Vasco da Gama da bu amacla Hindistana sefer tertip etmişti. Onlar o zaman Muslumanlarin elinde olan Kudus’e karşılik Mekke ve Ciddeyi ele gecirmek arzusunda idiler.
Umit burnunun kesfiyle Dogu ticareti Hind Okyanusuna kaydi , Hindistanın serveti de portekizlilerin ve dolayisiyla Avrupaya akmya basladi.Portekizliler bu menfaatlerini koruyabilmek icin devrin super güçu Osmanlılarla mucadele edeceklerini dusunmemislerdi zira o tarihte Osmanlı Hind okyanusuna henuz inmemisti.

Emblem_of_Yemen.svgO dönemde Hindistan tarihinin en zayif ve karışık devrini yasiyordu. Delhi de merkezi saltanat yikilmaya yüz tutmus ve bunun enkazi üzerinde bircok Musluman emirlik ortaya cikmışti ve bunlar da yikilmaya baslamışlardı. Bunlarin arasında Güçurat Kralligi vardi . Deniz güçu olan bu kralligin önemli bir limani Diu idi.
Portekizliler Dogu Afrikadaki Mozambik , Kilva ve Mombassa’yi isgal ettiler ve Kizildeniz’in girisinde yer alan Yemen’in adasi Sokatra’yi ele gecirdiler. Arap denizi etrafindaki tum Muslumanlar bu isgalcilere karşı mucadele etmeye calisiyorlardı. Özellikle Güçurat Sultanlari ve Mısır Memluklari Portekizlilere karşı mudafaa etmeye calsiyorlardı.

Portekizin Hindistan valisi Alfonso D’Alboquerque Arap Yarimadasinın Hurmuz bogazinda , Goa’da , Diu’da ve Aden’de hem us kurmak hem de buralari kontrol etmek istiyordu. Nitekim 1508’de Hurmuz bogazi Portekizlilerin eline gecmisti ve 1510 yilinda da Hindistan Bombay’in guneyindeki Goa topraklarını ele gecirdi ve burayi Portekiz somurge idaresinin merkezi yapti.
Subat 1513 tarihinde Aden’i almak ve Kizildeniz’e girmek uzere Goa’dan denize acildi. Son derece güçlü Aden’i almaya calistiysa da basarili olamadi. Daha sonra Kizildenizden girerek Cidde’ye kadar ilerleyerek ele gecirmek istedi ancak basaramadi.

Portekizlilerin bu saldırisi bölgedeki tum Muslumanlari ciddi endiselendirmisti ve caresizlik icinde o zamanın büyük devletleri olan Memluklara ve Osmanlılara durum haber verilmisti. Mukaddes beldeler olan Mekke ve Medineyi koruma ve savunmanın Kizildenizin o zaman tek denizyolu girisini tutmaktan ve Arap yarimadasinın guneyi olan Yemene asker göndermek ve Yemeni muhafaza etmekten gectigini Osmanlı kesin bir sekilde gormustu.

Yavuz Selimin Mısırı fethinden hemen önce 1516-17 yillarında Albuquerque’den sonraki vali Lopo Soares de Aden Korfezine saldırdi. Aden’in Emiri kaleyi Portekizlilere teslim etti. Soares de Ciddeyi ele gecirmeye gitti , yine basarili olamadilarsa da Kizildenizi kontrol etme dusuncesinden vazgecmediler. 1518 yilinda 10 gemiden olusan bir deniz filosu ile Muslumanlerin gemilerini ele gecirdiler. Somalideki Barbora’yi yaktilar. 13 Subat 1520 tarihinde yeni Portekiz Hindistan valisi Diego Lopez de Sequeira komutasinda 3000 kisiden olusan 24 gemilik bir askeri güç Hindistana dogru yola cikti. Osmanlılarin bu tarihte Cidde’deki yeni varlik ve hakimiyetlerine ragmen Cidde’deki gemileri yok etmek istediler.Bu durumu haber alır almaz Osmanlılar Ciddenin karşısindaki (simdiki Sudanın Kizildeniz sahilindeki) Savakin’i ve Portekizlilerin elindeki Zeyla ele gecirdiler. Bu devrede Portekizliler Hadramutun Sihr limanıni tahrip etmişler , Muslumanlarin gemilerini yagmalamışlar ve Aden Limanında ticaret gemilerini yakmışlardı.
Portekizlilerin Kizildenizde yaptiklari son seferleri 1541 yilinda gerceklesti Hindistandan yola cikan Portekiz filosu Kizildenize girdi ancak bir sey yapamadi. Portekizliler Osmanlılarin Hind Okyanusunda kendileriyle boy olcusebilecek bir seviyede bir donanma hazırlıklarinın olup olmadiklarını yakindan takip ediyorlardı. Özellikle Suveys’teki Osmanlı donanmasi hazırlıklari onlari endiselendiriyordu.
1517’de Mısırin fethiyle , Arabistan yarimadasi ve Haremeyn’in idaresi Osmanlılara gecti.Osmanlı devleti artik bir sinir devleti degil Islam Halifeligi idi . Osmanlı Padisahlari sadece kendi sinirlarinın degil butun Islam dunyasinın savunucusu ve muhafizi olmuslardı. Osmanlının Yemen’e gelisinin sirri iste buydu.
Potekizlilerin Hurmuz’u ele gecirip Hind denizinde Muslumanlarin gemilerine ve limanlarına saldırilari üzerine Gucurat Sultani Muzaffer Sah , Memluk Sultanından yardım talep etti , Kansu Gavri ise Aden Emirine de yardım etmek uzere Kaptan Selman Reis ve Huseyin Kurdi kumandasinda bir kuvvet hazırlatarak önce Ciddeye gönderdi. Cidde sehri etrafinda sur yaptirarak sehri savunmasını kuvvetlendirdi. Ardından Hindistan’in Diu sehrine hareket ederek Muzaffer Sah’in yardımına gittiler. Ancak Porteklizliler Hind denizinden coktan uzaklasmışlardı.
Yemen’de Emirler arasında cesitli ihtilaflar sonunda Memluklulerden kalan Cerkezler Zebid’de Emir Iskender idaresinde toplandilar ve bu dönemde Mısır Osmanlı topraklarına dahil oldu. Emir Iskender ilk defa Osmanlı padisahi adina hutbe okuttu.
1521de Yemendeki Cerkez Emirlerinin idaresi son bularak , Muskat , Aden , Mukalla , Hadramut ve Kizildeniz boyunca butun Afrika sahilleri Osmanlı idaresine biat ederek Osmanlıya tabi oldular. Fakat Yemenin Osmanlı idaresine tutumu cok kararsizdi ve belki de Osmanlıdan uzak olusunun verdiği havayla buradaki valiler kendilerinin bagimsizliklarını ilan ediyorlardı. Osmanlı ise boyle başıbozuklarin yabanci güçlerin özellikle Portekizlilerin Yemen’e mudahelesine bahane teskil edecegini bildiğinden , bu tur isyanlarin üzerine siddetle gitme ve yangini bir an önce sondurme yolunu secmistir.
Bu dönemde Yemen , Mısır Beylerbeyligine bagli olarak idare ediliyordu. Mısır beylerbeyligine atanan Hadim Suleyman Paşa Mısırin idari sistemini ele alıp fevkalade bir duzen yerlestirmeye muvaffak oldu. Selman Reisin tum gayretlerine ragmen henuz Aden ve yemenin diğer şehirleri idare altına alinamamışti ve bunun icin kuvvetli bir donanma kurulmasi gerekiyordu. Diğer taraftan da hindistandaki Güçurat islam devletinin hukumdari Bahadır Han , Kanuni Sultan Suleyman’a elci göndererek Portekizlilere karşı yardım istemisti ve buradaki muslumanlarin yardımina kosulmaliydi.
Kanuni bu talebe olumlu cevap vermiş yeryuzundeki muslumanlarin sigindığı en güçlü hamisi olmanın sorumluluguyla Mısır Suveyste güçlü bir donanma kurulmasını emretmişti.
Bu donanmanın başına Mısıra ikinci defa beyelerbeyi olarak tayin olunan Hadim Suleyman Paşa getirildi. Bu sırada Portekizliler Bahadır han’i bir hile oldurtmus yerine Portekiz taraftari 3.Mahmud’u getirmislerdi. 76 parca gemiden mutesekkil Osmanlı donanmasi icinde 7000’i Yeniceri olmak uzere 20bin askerle Suveysten hareket ederek bir hafta sonra Ciddeye ulasti.Tukenen su sarniclarına su konulup tekrar yola cikan donanma Kamaran adasina vardi. Aden’de Tahiri devletinin emirlerinden Amir adli bir sahis hukmediyordu ve Osmanlıya tam manasiyla itaat etmiyordu. Suleyman Paşa Aden’e gelerek Amir’i idam ettirdi ve camilerde Osmanlı adina hutbe okutarak Aden’in muhafazasina asker bırakip Hindistana dogru yelken acti.( 9 Agustos 1538)
Hindistanın Diyu Limanına gelen Osmanlı gemileri burayi muhasara altına aldi , Poretkizlilerle savasmak icin Gucurat Sultanından destek istedi ancak Gucurat Sultani 3. Mahmud , Suleyman Paşaya gerekli destegi vermedi. Osmanlı donanmasi ise bu vefasizlik üzerine hindistan’dan ayrilarak önce Aden’e sonra da Moha Limanına geldi. Yemen’deki cesitli şehirlerin emirleri yine başına buyruk hareket ediyorlardı bunlari yola getirilip Zebid sehri de ele gecirilerek Yemen’in hemen hemen butun şehirlerinde Osmanlı adina hutbe okunur oldu. (1539)
Yemen bundan boyle Osmanlı’ya bagli bir vilayettir (Beylerbeyliktir). Yemen beyler beyine “Emir-i emiran”in soylenisi olan “ Mir-i Miran” denirdi ve her yil yillik butcesi Istanbul’dan gönderilir ve merkezden atanan valilerce yonetilirdi. Osmanlıda her vilayet sancak denilen alt merkezlerden (ilce denebilir) olusurdu. Tarihi kayitlarda ornegin 1578 -1588 yillarında Yemen vilayetinin 82 sancagi oldugu belirtilmektedir.
Aden , Zebid , Rada , Damar , Taiz , San’a , Cizan ve cevresi bu sancaklardan bazilaridır. Mekke , Cidde ve Sudan’daki Savakin sancagi da Yemen Beylerbeyligine baglidır.
Yemen Eyaleti’nin valileri:

Mustafa Sabri Paşa (Mayıs 1850 – Mart 1851)
Mehmed Sırrı Paşa (Mart 1851 – Ekim 1851)
Bonaparta Mustafa Paşa (Ekim 1851 – Mayıs 1852)
Kürt Mehmed Paşa (Mayıs 1852 – Mayıs 1856)
Babanli Ahmed Paşa (Birinci) (Mayıs 1856 – Aralık 1862)
Musullu Ali Yaver Paşa (Aralık 1862 – Ağustos 1864)
Eyaletin sancakları

Mohka Sancağı
Ehariş Sancağı (Ebu `Ariş?)
Massu Sancağı
İSLAMDAN ÖNCE YEMEN

 

Yemen , Islamın dogusuna kadar 3000 seneyi bulan medeniyetler ve krallıkların yaşadıgı ülkelerden biridir.
Yemen halkının Islam öncesi kurdukları eski ve parlak medeniyetleri vardır ve halen Hadramut , Mihre topraklarında gomulu halde durmaktadır.Devletler kurulup yıkıldıkca Yemenin sınırları degismiş iklim ve tabiat sartlari toplumu sekillendirmede önemli rol oynamıştır.
Arap ve Yunan tarihci ve yazarları ile Yemendeki Himyeri kitabelerinden anlasıldıgına gore Guney Arabistan’da Islamdan önceki asırlarda Mainiye , Sebeiye ve Himyeriye adı altında üc büyük devlet yaşamıstır. Bu devletlerden baska kucuk emirlikler de olagelmistir.
Yemen eskiden beri Yunan cografyacıları tarafından “Mutlu , Mes’ud ” manasına gelen “Saide (Arapcada)” – “ Felix (Yunancada)” , “Arabia Felix” olarak anılagelmistir.
Heredot , Miladdan 400 sene evvel Guney Arabistanı yani Yemeni “DUNYANIN EN ZENGIN MEMLEKETI” diye tanıtmıstır .
(“Yemen” sag el manasına da gelmekte olup , “Yumun” yani bereket ve mutluluk manasına de gelmektedır)
Yemen daglarına hazıran ortalarından Eylule kadar muntazaman yagmur yagar . Senenin geri kalan aylarında ise nadiren yagmur yagdıgından , Yemen toprakları eski devirlerden beri bu susuz ve kuraklık zamanlarında kullanılmak üzere yagmur ve sel sularının toplanıp sulama islerine musait olmustur. Ad kavmi gibi eski kavimler , Himyeri devletlerinin set ve bentlerinin kalıntıları halen mevcuttur. Yemen ile Hicaz arasında daglar daha fazla olup 3150 metre yukseklikteki Suayb Dagı burada bulunmaktadır.

Sana , Aden , Marib , Main , Berakes , Zafar tarihin en eski meskun şehirleri arasındadır.
Bunlardan Marib Sananın dogusunda Sebe Krallıgının Merkezi idi (M.O. 610 -115 ). Burada dunyanın ilk sulama barajı sayılan Marib Seddi bulunmaktdaydı. Miladi 542 ila 570 yılları arasındaki seller bu sed harab olmus ve bu bölgede yaşayanlar Arap yarımadasının cesitli yerlerine goc etmek zorunda kalmışlardı. Bu sel yada seller Kuran-ı Kerimde “ Seyl-ül Arim” “Arim selleri” olarak anılmıştır. Medinede yaşayan Ensar ve Ensarın ataları iste bu sel sebebiyle Medineye goc etmiş olan Yemenlilerdi.
Yine Sana’nın Kuzey Dogusunda ve Marib’in kuzeyinde yeralan Main sehri Main devletinin merkeziydi ve bu devlet Milattan önce 900 ve 400 yılları arasında hukum surmustu.
Iklim ve tabiat sartlarının Yemende yaşayan Arapların karakterlerinde tesirleri olmustur Tabiatin yeknesak ve mahdud manzarası onların hayatında sadelik , başıtlik ve degismezlige sebebiyet vermistir. Ihtiyacların sınırlı olusu alicenablik ve kanaati netice verdiği gibi hayat zorlukları cesaret , zindelik hırcınlık gibi huyları gelistirmiş olmalıdır.
Araplar sosyal bakımdan HADARI ve BEDEVI olmak üzere iki sosyal gruba ayrilirlar. Hadariler şehir ve kasabalarda oturanlar , bedeviler ise gocebe yaşayan kabilelerir.
Bundan baska Islamdan önceki Arabistan ahalisi ESRAF ve AVAM diye ikiye ayriliyor , Toprak Agalari olan SEYHLER ve Krallar (Himyeri devletinin krallari) esrafi olusturuyor , geri kalan halk ise Avami teskil ediyordu. Islamdan sonra Esraf yerine Surefa ve Sadat gecti.
Kabileler diğer kabilelere karşı hayatiyetini muhafaza edebilmek icin güçlü ve sayica kalabalik olmaliydilar. Bundan dolayi akrabalik ilişkileri kuvvetli olup uzaktan akrabaligi da icine alarak genislemiş ve kendini kabile ici evlilikler ile güçlendirmeye ve muhafaza etmeye calisagelmistir. Genellikle gecim tarzinın icabi olarak olusan kabilelerdeki ferdlerin herbirinin diğeriyle hayalari ilgilidir. Baska kabilelerle birlesme dayanisma fikri cok gelismemistir. Ayni kabilede bile her zaman birlik hokum surmeyebilir. En kuvvetli kabile , bagimsiz diğer kabileleri maglub edip itaat altına alabilir ancak aralarindaki zayif bag nedeniyle el birligi ile büyük islere girisilmesi pek nadir olmaktadır.
Bedevilerde gorulen misafire ikram , zayiflari himaye , va’de vefa , ahidde sebat ve kendine siginanlari dusman bile olsa ne pahasina olursa olsun himaye gibi yuksek vasiflar ortak kabile sifatlarindandır.
Genelde Guney Arabistanda özelde Yemende kuzeye nisbetle verimli ve ziraate elverisli araziler oldugundan ve sahilleri de ticarete uygun limanlara sahip oldugundan bu bölge halki daha ziyade Hadaridir ve şehir ve kasabalarda yaşamaktadır. Gocebe bedevil kabileler ise daha cok Arabistanın ic kisimlarında yaşamaktaydilar ve sayilari Yemende bir hayli az idi. Boylece Kuzey arabistanda ve Guney Arabistanda iki farkli sosyo kulturel yapilari olan Araplarin anayurdu Yemendi ve Ibraniler , Aramiler gibi Sami kavimlerindendiler. Daha önce bahsi gectigi gibi Islam tarihcilerine gore Marib seddinin Arim Selleriyle yikilmasiyla Yemen Araplari , Arap yarimadasinın diğer bölgelerine yayildilar. Sam , Irak , Medine , Mina ve Mekke gibi yerlere yerlestiler .

Sebe’: Yemen’de yerleşmiş ticaretle uğraşan bir millet olup başkentleri , Yemen’in San’a şehrinin takriben 100 km. kuzeydoğusundaki Ma’rib idi . Kurdukları üstün medeniyet dillere destan idi. Sebeliler, M. Ö. 1100-115 arasında bin yıl kadar bütün Arap yarımadasına hâkim olmuşlardı.

Hz.Süleyman (a.s.) vesilesiyle mânen de yükselen bu millet, daha sonra şirke ve tefrikaya mâruz kaldı. Unlü Ma’rib barajının çöküşü ile bu ülkenin yıldızı da söndü.

Yemenin Islamdan önceki tarih kronolojisi acik ve belirgin degildir.Sebe ve Main kralliklari ayni asirlarda hukum surmuslerdir.Sebe kralligi MO 750 – MO 115 tarihleri arasında hukum surmustu. Main kralligi ise MO 700 ile MS 3.cu asira kadar yaşamışti.MO 115 den itibaren ise Hakimiyet HIMYER Kabilesine gecti. Sebe Krallari butun guney Arabistani kontrolleri altına aldilar komsulari olan Main kralligini da kendilerine bagladırlar.Merkezleri Marib’in batisindaki Sirvah sehriydi. Bu şehirde bina olarak Ay Mabedi Almakah vardi. Sebe kralliginın ilk döneminde hukumdarin ruhani kimlikleri de bulunuyordu.Merkezleri daha sonra Marib oldu. Marib , Akdenizde Gazze’ye kadar ulasan ticaret yollarinın kavsagiydi. Sehrin uc hisari vardi ve Marib Seddi ile meshur olmustu. Seddin yapilmasiyla yagmur mevsimindeki sel sulari verimli hale getirilmiş ve arazinin kurak zamanlarda sulanmasi temin edilmiş boylece ziraat gelismiş idi.

MO 115’den itibaren Yemene hakim olan Himyeriler Mainliler ile ayni dili konusuyorlardı ve Sebelilerin de yakin akrabalari idi. En önemli gelir kaynaklari dini bir huviyeti de olan buhur (tutsu) toplamak ve buhur ticareti idi. Tabiatta bazi agaclarin kabulari, kokleri yakildığındafevkalade guzel koku yaydığından bu kabuklari bulmak toplamak bunun ticaretini yapmak o zaman cok revactaydi.Özellikle dini merasimlerde kullanilan bu buhurlarin tarihin pek cok devirlerinde kullanilmiş ve halen kullanilmaktadır.

Himyeriler bedevilerin hucumlarindan korunabilmek icin mustahkem bir kale yapmışlardı.”Gumdan” adi verilen bu kale 20 katli idi,muhtelif renkli tastan ve mermerden yapilmiş her kosesinde ruzgar estikce kukreyen arslan heykelleri olan bu kalenin en ust katinda kral otururdu. Islamin zuhuru dönemine kadar iskeleti kalabilen bu yapidan gunumuzde birsey kalmamıştir.

Himyerilerin derebeylerine benzer , krallikla idare edilen ve toplumun siniflara ayrildığı kast sistemini andırir hayatlari vardi. Satolarda otururlar ve toprak sahibi olurlardı.Üzerinde okuz ve baykus resmi olan altin, gumus , bakir paralari var idi.

Miladi 300 senelerinde Tihame , Sana ve Hadramuta kadar tum guney sahilleri Himyerilere bagliydi.

Habesliler 278-340 senelerinde Yemende kisa bir hukum surmuslerdi.525 yilina kadar “Tubba” denilen bu Himyer krallari hukumran olmuslardı. Yine bu dönemde Hiristiyanlik ve Musevilik yaygin idi.

Himyerilerin son krali Zu Nuvas ( Tubba’ Es’ad kamil’in torunlarindan biri) musevi dinine girdi.Özellikle Necranda yaşayan Hiristiynalari dinlerinden dondurmeye calisarak inananlara cok zulumler etti. Dinlerinde sebat eden bu mazlum mu’minleri Kuran’da “UHDUD” olarak anlatılan cukurlara koyup yaktirdi.(Ekim 523)

Yahudi hakimiyeti 340-378 yılları arasında yer almaktadır.

Hiristiyanlar ise en yakin dindaslari olan Habeslilerden (Simdiki adi Etyopya olan Yemenin karşı sahillerinde yaşamakta olan siyahi hiristiyanlardan) yardım istediler.

Bunun üzerine Habesliler Himyerilere saldırirak maglup ettiler ve 525-575 seneleri arasında Yemende kalarak hukum sürdüler.

Yemendeki Hiristiyan Araplar Istanbuldaki Bizans Imparatorunun yardım ve himayesini goruyorlardı. Buna karşılik putperest ve Yahudi Araplar da Iran Sasani imparatorunun yardımini istediler. Iran Himyerilere yardım etmek uzere Bizansa karşı , Habeslileri Yemenden uzaklastirdi. 575 tarihinde Yemenden bir Iran hukumeti kuruldu ve takriben 60 sene sürdü.

İSLAMIN YEMENE GELİŞİ VE OSMANLI ÖNCESİ İDARELER

Islamin dogdugu tarihte Yemen Iran Sasani Devletinin idaresindeydi.Bu tarihlerde Kahtanilerin devleti yikilmiş ve dagilmiş idi ve Kahtani kabilelerinin en meshurlari olan Himyer , Sebe , Kuhlan , Gassan , Evs , Huza’a , Hemdan , Kelb ve Murad kabileleri mevcut idi.(Kahtaniler Hicazin guneyinde ve Yemenin kuzeyinde bugune kadar yaşayagelmislerdir)

Islamdan önceki dönemlerden kalan yerlesik hayata ait kultur Islam döneminde devam ediyordu. Özellikle el dokumasi kumas uretimi , nakisli , renkli , ipekli elbise kumaslari dokunmaktaydi. (Pekcok sahih kaynakta Efendimizin Yemende dokunmus kumaslardan giydiği nakledilmektedir.)

Ebu Davudda geçen ve yine kendisi bir Yemenli olan Tabiinin büyüklerinden Tavus diyor ki : “ (Efendimiz tarafindan Yemen’e vali olarak gönderilen ve Yemenlilerin zekatlarını toplamak hususunda ) Muaz b. Cebel Yemen ahalisine dedi ki : “ Bana arpa ve Mısır yerine size daha kolay gelen , Medinede Efendimizin (ASM) ashabi icin daha uygun olanlari getirin , giyecek getirin.”

 

Yine Aise validemizin taktigi kolyenin kopmasiyla boncuklarinın arandığı bir seferden bahsedilirken bu kolyenin Yemen boncuklarindan mamul oldugu anlatılmıştir.

 

Efendimiz (Aleyhissalatu vesselam) Iran hukumdari Kisraya mektup göndermisti.Kisra bu mektubu parcalamiş ve Yemendeki valisi Bazan’a Efendimizi yakalayip getirmesini emretmişti.Bunun üzerine de Efendimizin Kisraya ve mulkune beddua etmiş Kisra da oglu tarafindan parcalanarak oldurulmustu. Butun bunlar olup biterken gelen emir üzerine Iranın Yemen valisi Bazan , Efendimize iki adamini gönderdi , Medineye gelenbu iki kisiye Efendimiz bir mucize olarak Kisranın başına gelenleri haber vermiş onlar da hayret ederek Yemene geri donmuslerdi. Bazan da hayret ve merakla Irandan gelecek haberi beklemeye basladi. Yeni Kisra Yemene mektup gönderdi ve babaşının yerine gectigini Hicazdaki zatla alakali kendisinden emir beklemesini herhangi bir sey yapmamasını emretti. Kisranın olduruldugu ve Efendimizin bunu haber verdiği gun ve zaman tipa tip tutuyordu. Bunun üzerine Bazan musluman oldu ve Efendimize tabi oldugunu bildirdi.

Efendimizin peygamberligini ilan ettigi Mekke döneminin baslarında ticaret veya hac gibi vesilelerle Mekkeye gelen bazi Yemenliler Efendimizle tanismiş ve Ona iman ederk musluman olmuslar ve Yemene kabilelerine donerek Islami teblig etmeye baslamışlardı.

Tufeyl b. Amr Devs kabilesinin ileri gelenlerinden biriydi ve iman edip kabilesinde teblige basladığında Ebu Hureyre (RA) iman etmişti. Ebu Amir El es’ari , Ebu Musa El Es’ari Tihame bölgesinde irsad ve teblig ediyordu. Kays b. Malik El Hemdani Haşid ve Bekil bölgesinde , Damad b. Sa’lebe Kuzey Tihamede , Afif b. Ma’di Hadramutta Islami nesrediyorlardı. Yemenli ilk muslumanlar diğer kabilelerde de Islami nesretmeye ve birer birer anlatmaya basladilar.Sayilari gun gectikce artan Yemenli müslümanlar Efendimizi ziyaret etmek istediklerinde onun Medine’ye gectigini ogrendiler . Ancak Medineye gitmek isteyen Yemenli Muslumanlari Mekkeliler engellediler ve Hudeybiye anlasmasina kadar Yemenliler , Efendimizin ziyaretine gelemediler. Hudeybiye anlasmasi ile yol emniyeti saglandi ve Yemenliler farkli kabilelerden cesitli heyetler halinde ziyaretine geldiler. Hicretin 7. senesinde toplam 700 Yemenli Musluman Efendimizi ziyaret etti ve Ensardan kardeslerinin (Evs-Hazrec Yemenliydi) yanında Efendimizin arkasinda yerlerini aldilar.

Efendiler Efendisinin (ASM) Yemenlilere ilgi ve alakasi fevkalade idi. Yemenlilere Hz.Ali (KV) , Hz. Muaz b. Cebel gibi ashabinın seckinlerini irsad ve dini ogretme maksatli gönderdi. Kisa zaman icinde Yemen’de Islamiyet her eve girdi. Efendimizin vefatiyla Arap yarimadasinda henuz din iclerinde oturmamış cesitli kabileler irtidat etmeye baslayinca Hz. Ebu Bekir bunlari tedip etmek icin uzerlerine Islam ordularını gönderdi. Bu kabilelerden bazilarının reisleri peygamberlik iddiasina girmislerdi. Museyleme gibi Damar bölgesindeki Anis kabilesinden de Esved-i Ansi peygamber oldugunu iddia etti ve kisa zamanda bertaraf edildi. Bu yalanci peygameberin oldurulmesini muteakiben Emeviler dönemine kadar önemli bir hadise olmadi. Yemenli Muslumanlar ise Hulafa-iRasidin döneminde Islam ordulariyla birlikte dunyanın heryerine cihada gittiler. Islamiyetin bu ilk dönemlerinde Yemenden pek cok sahabe ve tabiin , tebe-I tabiin Islamiyete hizmet etti. Ispanya iclerine kadar giden pek cok Yemenli komutan vardi. Bir digger taraftan ticareti bildiklerinden Yemenliler deniz yoluyla Afrikaya , Hindistan’a , Endonezya , Malezya Filipinlere kadar ticaret vasitasiyla Islamiyeti goturerek burada yaşayan pek cok insanin musluman olmasina vesile oldular.

Abbasilere kadar Yemen 3 idari bölgeye ayriliyordu : Sana , Cened ( bugunku Taizin bitisigindedir) ve Hadramut. Islam Halifesi herbirisine ayri vali gönderiyordu.

Yemenin ekseriyeti Safii idi ve Hz Ali taraftarlari Yemenlilerin destegini kazandilar . Abbaşıler döneminde Zebid sehri insa edildi. Zamanla Abbaşı yonetimi zayiflayinca , Ya’fur hanedani Sana’yi ele gecirdi. 880 yilinda Ismaililer Yemen’e girdiler ancak maglup oldular. 893de ilk Zeydi imam olan El hadi Yahya Yemene geldi.

Hicri 11. Asirda Ismaililer güçlenerek Aden’de yüz yila yakin hukum sürdüler . Fatimiler devletine bagli olarak suren bu dönem Fatimilerin Eyyubilere maglubiyetiyle degisti.

Eyyubilerin hakimiyeti ile Sunniler galıp geldiler. Eyyubilerin Yemendeki hakimiyeti 50 yil kadar sürdü . Eyyubilerden sonar Resuliler yaklasik 200 yil kadar yemene hakim oldular. (1446). Resuliler Taiz ve Zebid’de hukmetmişlerdi. Dönemlerinde Yemen mimarisi en gorkemli zamanlarını yaşadi.Cin gibi ulkelerden elciler bu zamanda Yemene geldiler. Daha sonra bayragi Tahiriler devraldi. Osmanlılarin Yemene gelisine kadar (1517) Tahiriler hukmettiler.

 

16. Yüzyilda , Ispanya ve Portekiz Endulus Emevi devletini yikmiş ve bu muhtesem medeniyetten elde ettikleri bilgilerle cografi kesiflere baslamışlardı. Afrika kitasinin en guney ucu olan Umit burnunu geçen Portekiz gemileri Yemen sahillerine ve Hindistan ulastilar. Artik Portekizliler Hind denizindeydiler ve Yemenin siyasi ve ticari hayati etkilenip degismeye basladi.

Yemenin gelir kaynaklarindan önemli bir kismi Mısır ve Habesistan’dan gelen tacirlerden alinan vergilerdi. Hemen hicbir hafta yoktu ki Hicaz , Hindistan , Cin , Habesistan ve Sind arasında gidip gelen gemiler Aden limanına ugramasin. Limanlarda hem gumruk vergisi hem de korsanlardan koruma vergisi alinirdi gemilerden.

Resuli idareciler Yemene duzenli bir devlet idaresi getridiler.Sosyal hayatta pek cok iz bırakan Resuliler Yemende pekcok eser bırakmışlardı. Gerek Resuliler gerekse Eyyubiler kendi zamanlarında Yemenin tarim , sulama , ticaret ve kultur hayatlarına ciddi katkilar bulunmuslardı. Osmanlının Memlukleri maglup etmesiyle Mısırdan kacan memlukler Yemende hakimiyet mucadelesinde bulundu. Ancak Osmanlı Yemene önem vererek kisa sure sonra Yemene gelecekti . Cunku Avrupanın obur ucundan Afrika kitasini asip gelen ve Muslumanlarin en kutsi topraklarını tehdit eden bir tehlike vardi …
OSMANLININ YEMENE VERDİĞİ ÖNEM

Istanbul’un kontrolunden uzak kalma ve Osmanlı beylerbeyleri arasında olabilen ic cekismeler ve idari problemler yüzunden zaman zaman Yemende karışıkliklar olmustur. Ancak Istanbuldan gönderilen fermanlar ve emirlerden anlasildığına gore Osmanlı Devleti en guney ucundaki bu eyaletini (vilayetler daha sonra eyalet olarak anilagelmistir) Zeydilerle anlasan Portekiz tehlikesine karşı- Kabe ve Haremeynin muhafazasi icin –korumaya ve elinde tutmaya azmetmiştir.

 

Osmanlının Yemen’e verdiği önemi anlatmasi acisindan Istanbul’dan Yemen’e gönderilen talimat ve fermanlara bakmak yerindedir.

 

27 Rebiulevvel 982 (1574 tarihli) hukumde soyle denmektedir:

 

Mısır Beylerbeyisine hukum ki :

 

“ Vilayet-i Yemen Saltanat makamindan uzak olmakla , dusman tarafindan herhangi bir hareket ve hucum oldugunda Istanbuldan yardım göndermek imkansiz oldugundan sana emrediyorum ki Yemen Beylerbeyi Behram Bey tarafindan her ne talep olunursa – Istanbula sorulmalidır demeyip- eger altin , eger silah , eger asker , eger zahire elinde imkanin dahilinde olan herseyi en kisa zamanda gönderdikten sonra makamima tafsilatli olarak arz edesin. Vilayet-i Yemen’in emn-u emani (guvenligi) , duzen ve intizami ehemm-i muhimmattandır (en önemli konulardan daha önemlidir) , bu mevzuda ihmalden cok kacinasin.”

Isyan ve ayaklanmalarin sürdügu ve Osmanlının (Zebid ve Tihame haric) neredeyse tamamini elinden yitirdiği 1567-68 yıllarındaki karışık dönemde Osmanlının Yemen’e bakis acisini da gosteren ve ne icin endiselendiğini , Yemen’de neyin derdinde oldugunu anlatan 1 Zilkade 975 (Nisan 1568) tarihli şu hüküm cok dikkat cekicidir:

 

Orijinal Osmanlıcası :

 

“…Vilayet-i Yemen’in feth ve teshiri hususu mucerred tahsil-i mal icin olmayup , eliyazubillah , Portagal kafirinin muslumanlara musallat olup ol vilayete meslubu , gayret-i hamiyet-i din-i mubin’e munasip olmayup , hususan Mataf-i halk-i cihan ve Kiblegah-i alemiyan Kabe-i Mukerreme’nin siyaneti , EHEMM-I MUHIMMAT VE CUMLE FERAIZ-I VACIBATTAN OLDUGU MUKARRERDUR… “

 

(Basbakanlik Arsivi , Muhimme Defteri 7 no: 2738 )

 

 

Günümüz Türkçesiyle:

 

“… Yemen Vilayetinin fethi ve elde tutulmasi konusu sadece gelir elde etmek icin degildir.

Allah muhafaza etsin , Portekizlilerin muslumanlara saldırmasi ve o bölgeyi tehdid etmesi dini gayret ve hamiyetimize yakismamaktadır.Ve özellikle de alemlerin biricik Kiblegahi ve tavaf ettigi yer olan Kabe-i Mukerreme’nin korunup muhafaza edilmesi herseyden daha önemli oldugu ve her turlu gorevden önemli ve her vazifeden öncelikli vazife oldugu acik ve tartisilmazdır…”

 

Yemen (Arapça: اليَمَن el-Yemen) resmi adı ile Yemen Cumhuriyeti (Arapça: الجمهورية اليمنية El-Cumhuriyyetü’l-Yemeniyye). Orta Doğu’da, Umman Denizi, Aden Körfezi ve Kızıldeniz kıyısında, Umman’ın batısında Suudi Arabistan’ın güneyinde yer alan bir ülke. Başkenti San’a’dır.Orta doğuda bulunan ülkenin kuzeyden Suudi Arabistan ve doğudan Umman olmak üzere iki adet komşusu bulunmaktadır. Güneyinde Aden Körfezi ve Arap Denizi ile batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Petrol, balık, kaya tuzu, mermer, kömür, altın, kurşun, nikel, bakır ve batıdaki verimli araziler başlıca doğal kaynaklarıdır. Ülkede çöl iklimi etkilidir ve yıl içinde toz ve kum fırtınaları görülür.Yemen’de yaşayan halka Yemenli denir. Ülkenin toplam nüfusu 25 milyon kişi civarında olup diğer başlıca etnik kökenler Güneybatı Asya ve Afrika’dan çalışmaya gelmiş kişilerden oluşmaktadır. Nüfusun büyük bir çoğunluğu Müslüman olan ülkenin %45 ini Zeydiyye mezhebindekiler,%55 ini Şafi Mezhebinden olanlar oluşturur.Okur-yazar nüfus oranı ise yüzde 50’dir.Yemen ekonomisi birinci derecede tarım ve hayvancılığa dayanır. Tarım ürünlerinden elde edilen gelirin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı %21’dir. Çalışan nüfusun %71,5’i tarım alanında iş görmektedir. Ürettiği tarım ürünlerinin başında tahıl, pamuk, hurma, muz, darı, kahve ve çeşitli meyve ve sebzeler gelir. 1992’de 820 bin ton tahıl, 170 bin ton yer bitkileri, 80 bin ton baklagiller, 320 bin ton meyve, 560 bin ton sebze üretilmiştir. Aynı yıl ülkede yaklaşık 100 bin baş deve, 1 milyon 200 bin baş sığır, 3 milyon 850 bin baş koyun, 2 milyon 250 bin baş da keçi bulunuyordu. 1991’de 86 bin ton balık ve deniz ürünü avlanmıştır. Kuzey Yemen’de yılda ortalama 65 bin ton tuz üretilmektedir. Güney Yemen’de de petrol ve doğal gaz çıkarılmaktadır. Bunların dışında önemli bir yerel kaynağa sahip değildir. 1992’deki petrol üretimi 69 milyon varil olmuştur. 1993’te açıklanan petrol rezervi 2 milyar 10 milyon varil, doğalgaz rezervi de 430 milyar m³’tü. Petrol, doğal gaz ve diğer yerel kaynaklardan elde edilen gelirlerin gayri safi yurtiçi hasıladaki payı %9’dur.

118 defa görüntülendi