Etiket arşivi: Türkler

Türk Tarihinde Müzikle Tedavi

Türklerde müzikle tedavi

Müzik, duyguları yoğunlaştıran bir özelliğe sahip olduğundan, pek çok medeniyetlerde dini duyguların güçlenmesinde, hastalıkların tedavisinde oldukça yaygın bir yöntem olarak kullanılmıştır. Türklerde müzik, Türk tarihi kadar eskiye gitmektedir. Bazı tarih ve müzik bilim adamları en az 6000 yıldan beri devam eden bir Türk müziği tarihinden bahsetmektedir.

Orta Asya döneminde kullanılan kopuz veya saz tedavi edici, iyi ruhları çağıran, kötü ruhları kovan önemli bir çalgı olarak kullanılmıştır. Ayrıca Altaylar ve kuzeyinde davullar da hasta tedavisinde ve dini törenlerde özellikle “şamanlar” tarafından kullanılmıştır. Şaman herşeyden önce kendine özgü tekniğiyle, ruhu göklere yükselten veya yer altına indiren bedenin vücuttan ayrıldığını hissettiren bir trans (aşkın) ustasıdır.

Türk Tarihinde Müzikle Tedavi yazısına devam et

3 defa görüntülendi

TÜRKLER NEDEN BOZKURDU KENDİLERİNE SEMBOL OLARAK SEÇTİLER.

320659__white-wolf_pCenabı ALLAH bütün varlıkları yaratırken farklı özeliklerle yaratmıştır.
Ruslar ayıyı, İngilizler aslanı, Amerikalılar kartalı, İspanyollar boğayı milli sembol saymışlar.

Biz? Neden başka bir hayvan değil de
Gök yeleli Bozkurt’u sembol edindik?

Bozkurt’un özelliklerini temel olarak şu şekilde sıralamak mümkündür

1 – Bozkurtlar atasına bağlıdır; Bozkurt sürüsünden ayrılan bir erkek bozkurt karşılaştığı
bir kara kurt sürüsüne girer. Girdiği sürünün liderliğini alır;

2 – Bozkurt özgürlüğüne düşkündür. Dünyada evcilleştirilememiş tek hayvan olma unvanı
Orta Asya bozkurtlarındadır.

Hayvan yakalandığında tüm hayvanların aksine gırtlak kısmında bulunan öd denen keseyi parçalar
ve intihar eder.

Bozkurt esareti kabul etmeyen bir varlıktır.

Bozkurt’un boynuna tasma takıp bir kafese koyamazsınız.
Bozkurt ölümü kabul eder kendisini parçalar ve intihar eder.

TÜRKLER NEDEN BOZKURDU KENDİLERİNE SEMBOL OLARAK SEÇTİLER. yazısına devam et

TÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN GÖÇÜ

orta-asya-goc-haritasiTÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN ÇIKIŞI VE GÖÇLER
Türklerin tarih içerisinde çok geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ve göç ettikleri bölgede güçlü devletler kurduklarını biliyoruz. Bu Türk göçleri, atalarımızın ilkel göçebe bir toplum yapısına sahip oldukları gibi, yanlış ve haksız bir iddianın da ispatı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Halbuki bu göçlerin neden ve sonuçları göz önüne alındığında, Türklerin ilkel göçebe bir anlayışla değil, aksine, kendine özel yüksek bir kültür ve uygarlığın sahibi ve yayıcısı olarak göç ettikleri görülür. Dünya üzerinde atı ilk kez ehlileştiren ve onu binek hayvanı olarak kullanan Türkler, atın sağladığı hız ile yüksek devlet ve toplum oluşumunu geniş coğrafyalar üzerinde egemen kılmıştır. Konar göçer, atlı yaşantının temelinde büyük oranda hayvancılık ve kendine yeterli bir ziraat kültürü yer alır. Dolayısıyla, Türk göçleri bu yaşantıya uygun olan sahalara doğru olmuştur.

Hem Türk tarihi hem de Dünya tarihi üzerinde çok büyük etkileri olan bu göçlerin birçok nedenleri vardır. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
1-GÖÇLERİN NEDENLERİ

Ekonomik ve Sosyal Nedenler:

Daha çok hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Türkler, kuraklık, salgın gibi tabiî olayların etkisiyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Otlakların yetersiz kalması veya nüfusun artması, Türkleri, iklimi ve coğrafyası uygun yeni bölgelere sevk etmiştir. M.S.IV. yüzyıldaki Hun göçlerinde, Orta Asya’da hüküm süren “kuraklık”ın etkili olduğunu biliyoruz.

Toprağın artan nüfusu besleyemez hâle gelmesi veya hayvanlar için yeterli otlakların kalmaması,ekonomik düzeni sarstığı zaman, Türkler, kendi yaşantılarına uygun, doğanın zengin ve özelliklede nüfusun az olduğu bölgelere yönelmişlerdir. Selçuk Bey ve Arslan Yabgu’ya bağlı Türkmenlerin Horasan ve Harezm’e göçmeleri veya XI.-XII. yüzyıllarda, Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethinde bu durumu görebiliriz.

TÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN GÖÇÜ yazısına devam et

KAĞAN ŞU DESTANI

mongol
Şu Destanı, Türkler’in en eski destanlarından biridir. Destanın kahramanı olan Şu, bilginlerin tahminlerine göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşamış bir Türk kaganıdır. Şu Destanı’nın konusu, Makedonyalı İskender’in Asya içlerine doğru ilerlerken Türkler’le yaptığı savaşlardır (?). Ama, türkolog Zeki Velidi Togan’a göre, destanda adı geçen İskender’in Makedonya’lı İskender ile bir ilgisi yoktur ve Şu Destanı’nın konusu Makedonyalı İskender’in istilası değil daha önceki yüzyıllarda oluşmuş bir Aryani istilasıdır.

Destanda Türk boylarının oluşumu ve Türkler’in kent yaşamına geçmeğe başlamaları da anlatılmaktadır. Ayrıca, ulusunu bir istiladan korumak için çaba gösteren bir kaganın kaygılarının ince bir biçimde işlenmesi, destana ayrı bir özellik katmaktadır.. Şu Destanı, kendisinden sonra oluşacak Türk destanlarının ana çizgilerini ve süslemelerini belirlemiştir.

Şu Destanı, kimi bilginlere göre Saka Türkleri’nin destanıdır. Şu destanında müzik ve ezgi önemli bir rol oynar; ama bu müzik insan sesine değil, sazların sesine dayanır. Destanın kahramanı genç kagan Şu, Türk destanlarının yerinde durmayan hareketli ve atak yiğitlerinden daha değişik bir yapıdadır. Kagan Şu, beden ve ruh yapısı ile daha çok, Osmanlı hakanı 3. Selim’i andırır. Şu Kagan, 3. Selim gibi içli, sanatçı, düşünceli ve mantıklı bir kimsedir. Sarayının kapısında günde 365 nöbet çalınır.

KAĞAN ŞU DESTANI yazısına devam et

ZAFER BAYRAMI GÜZEL SÖZLERİ

ZAFER BAYRAMI

  • Gençler! Geleceğe güvenimizi güçlendiren ve sürdüren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitimle, bilgi ile, insanlıkta üstünlüğün, yurt sevgisinin, düşünce özgürlüğünün en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Cumhuriyeti biz kurduk, O’nu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.. (Mustafa Kemal ATATÜRK) ZAFER BAYRAMI GÜZEL SÖZLERİ yazısına devam et

ŞAMANİZM’DEN KALAN ADETLAR

samanizm-22Türkler’in Şamanizm’den İslamiyet’e geçişi yüzyıllar öncesine dayansa da, günümüzde Şamanizm’den kalan birçok adet ve gelenekleri bulunuyor.

İşte onlardan birkaçı:

Ay:Anadolu’da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır. Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağı düşünülür. Bu olgu da Türklerin eski Gök tanrı inancından kaynaklanmaktadır.
Su dökerek uğurlama:

Gidenin arkasından su dökmek eski Türklerdeki su kültünün doğurduğu bir adettir.
Mum yakma, çaput bağlama:Cami avlularında mum yakılması, ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.

ŞAMANİZM’DEN KALAN ADETLAR yazısına devam et

TÜRKLER NEDEN GÖK YELELİ BOZKURTU SEMBOL SEÇTİ….?

kurt5 (2)Cenabı ALLAH bütün varlıkları yaratırken farklı özeliklerle yaratmıştır.
Ruslar ayıyı, İngilizler aslanı, Amerikalılar kartalı, İspanyollar boğayı milli sembol saymışlar.

Biz? Neden başka bir hayvan değil de
Gök yeleli Bozkurt’u sembol edindik?

Bozkurt’un özelliklerini temel olarak şu şekilde sıralamak mümkündür

TÜRKLER NEDEN GÖK YELELİ BOZKURTU SEMBOL SEÇTİ….? yazısına devam et

KAZAN HANLIĞI

640px-Türk_Tarihi_1500
İdil (Volga) Irmağı kıyısındaki Kazan şehrinde kurulmuş bir Türk Devleti. Kuzeydoğu Avrupa’ya göç eden Türkler tarafından 15. yüzyılda kurulup, 16. yüzyılın ortalarında Ruslar tarafından yıkıldı. Ruslar, Türkleri sevmediklerinden buranın ahâlisine Moğollara izafeten Tatar diyerek onları kötülemektedirler 


Kazan Hanlığı, Volga Bulgarlarının yaşadıkları bölgede, Altınordu Devleti’nin eski hanlarından Uluğ Muhammed Han tarafından 1437 târihinde kuruldu. Hanlığın ahâlisini Orta Asya’dan gelme yerleşik ve yarı göçebe Türkler ve Finliler meydana getiriyordu. Uluğ Muhammed Han devleti için gelişmesini mahzurlu gördüğü Moskova Knezliği’ne karşı sefere çıkıp, Rus kuvvetlerini bozguna uğrattı ve Knez Vasili’yi esir etti.

Ruslar, Kazan Hanlığı’nın hâkimiyetini tanıyıp, harp tazminatı olarak her yıl haraç vermeyi, Kazan memurlarının Rus şehirlerinde vazife yapmasını ve Oka Nehri boyunu şehzâde Kâsım’a yurt olarak vermeyi kabul ettiler. Oka Nehri boyunda kurulan “Kâsım Hanlığı” sâyesinde Moskova Knezliği kontrol altında tutuldu. Hanlığın kuruluş safhası 1437-1445 yılları arasında tamamlanmıştır. KAZAN HANLIĞI yazısına devam et

YABANCILARIN TÜRKLER HAKKINDA GÖRÜŞLERİ

İnsanları yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu ikimeziyetin
yanında hem erkeği,
hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak.
İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir, lakin mağlup edilemezler”
Napoleon Bonaparte (Fransız imparatoru)
“Türklerden bahsediyorum… Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya, korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma
benzeyen Türk; dost yananda ve silahsız düşman karşısında bir seher yelidir, berrak bir göldür. Gönül açan bu yeli
yıldırma, göz kamaştıran bu gölü coşkun bir denize çevirmek tabiatı da inciten bir gaflet olur.”
Tasso (İtalyan- şair) YABANCILARIN TÜRKLER HAKKINDA GÖRÜŞLERİ yazısına devam et

”NEVRUZ”DÜNYA TOPLUMLARINA GÖRE DÜNDEN BU GÜNE


Nevruz Nedir?
Nevruz ya da yanlış olarak aratılan nevroz; Farsça bir kelime olup yeni gün demektir. Güneşin koç burcuna girdiği miladi martın 22. gününe rastlamakta, Rumi takvime göre ise martın 9. gününe tesadüf etmektedir. Nevruza mart 9’u da denir. Arapça kaynaklarda nevruz adı ile geçen bugün kuzey yarım kürede bahar-yaz başlangıcıdır. Bundan ötürü bahar bayramı kabul edilir. Halk arasında bugün şenlikler yapılarak kutlandığı gibi devletler nezdinde de törenler yapılmıştır. Ve hala yapılmaya devam etmektedir
  

  TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ ADETLERİ
    Çeşitli adlarla ve yaygın olarak Nevruz adıyla kutlanan bu bahar bayramıyla ilgili olarak Türk topluluklarında çeşitli gelenekler meydana gelmiştir. Orta Asya’dan, Balkan Türkleri’ne ve hatta Amerika’daki Kızılderililerin yaşatılan âdetlerinde bu gelenekleri ve törenleri tespit edebiliyoruz. ”NEVRUZ”DÜNYA TOPLUMLARINA GÖRE DÜNDEN BU GÜNE yazısına devam et

EYYUBİLER HAKKINDA


Eyyubiler Devleti 1171-1252 yılları arasında Orta Doğu ve Mısır’da hüküm sürmüş devlet. Devlet’in kurucusu Selahaddin Eyyübi’dir.
Tarihte
Türkler’in kurdukları hanedanlardan birisi de Eyyübiler’dir. Hanedan’ın kurucusu Selahaddin’in babasının adından dolayı tarihte Eyyübiler olarak bilinen bu Türk devleti. Eyyübilerin Arap hatta Kürt oldukları da iddia edilmektedir. Bunun başlıca sebebi Eyyüb’un babası Şadi’den önceki ailenin soyunun, tespit edilememiş olmasıdır. EYYUBİLER HAKKINDA yazısına devam et

ESKİ TÜRKLERDE DEMİRCİLİK SANATI


Demircinin önemli aletleri olan, kerpeten, çekiç, örs ve körük gibi alet ve edevat da kutsal sayılırdı. Bunların her birini de ayrı ayrı koruyan, “Koruyucu melekleri ve ruhları” vardı. Yakutlar bu ruhlara tççi, “Efendi, sahip” adlarım verirlerdi. Çok önemli bir noktayı da, burada yazmadan geçemiyeceğiz. Yakutlar, Ruslarla ilgi kurduktan sonra, onlardan demircilikle ilgili bir çok aletler almışlardı. Fakat onlar, bu yeni ve yabancı aletlere kutsal bir önem vermemişlerdir. Kutsal demirci aletlerinin hepsi yerli ve eski biçimde yapılan aletlerdir.

Oğuz-Han, Muz-Tag’ı geçtikten sonra, “duvarı altından, pencereleri gümüşten ve çatısı da demirden” bir ev görmüştü, Evin anahtan olmadığı için, o evi açıp orada oturması için bir beyine emir vererek ilerlemişti. Yakut mitolojisinde de böyle “demirden yapılmış evlere” rastlanır. Bu evleri yaptıran kimseler genel olarak kadınlardır. Evlerini yaptırmak için diyar, diyar gezerler ve kendilerine göre bir demirci bulurlardı.

Manas Destanı ile ilgili bölümümüzde. Manasın kendi demircisine ne kadar önem verdiğini görmüştük. Her akına çıkmadan önce Manas kendi demircisine gider, kılıçlarım biletir, silâhlarım tamir ettirir ve öyle yola çıkardı. Nogay-Han’ı Yoloy’u mağlup ettikten sonra, onun iki kızını esir ederek yurduna getirmişti. Bu Han kızlarından birini, teşekkür ifadesi ile demircisine vermiş ve diğerini de oğluna nikahlamıştı. Manas, demircisini Darkan, yani Tarkan, saygı deyimi ile çağırırdı. Çünkü Tarkan’lık hükümdar tarafından verilmiş çok yüksek bir üstünlük unvanı idi. Tarkan’lar vergi vermez ve ceza görmezlerdi. Onların bu rütbesi de nesilden nesile devam edip, giderdi. Manas’m, Nogay Han’ının kızını büyük demircisine hediye olsun diye vermesini Ulu-Hatun Kanıkey töreye uygun bulmamış ve kızı demirciden alarak, kocası Manas’a  vermişti. ESKİ TÜRKLERDE DEMİRCİLİK SANATI yazısına devam et