Etiket arşivi: türkiye

Bu Vatan Bu Millet Bölünemez -Orhan Afacan

Yürekler acılı, duygular hassas.
Gözyaşımız dışa dökülmeyecek.
Ayaklar altında korkular paspas.
Bu Vatan, Bu Millet Bölünmeyecek.

Hilalin altında Türkiyeliyiz..
Etnik kimlik öne sürülmeyecek.
Kız aldık, kız verdik bir aileyiz
Bu Vatan ,Bu Millet Bölünmeyecek.

Türkiye teröre karşı tek yürek.
Aramıza nifak örülmeyecek.
Güçleneceğiz aşkla büyüyerek.
Bu Vatan, Bu Millet Bölünmeyecek.

Hainin, düşmanın kör inadına.
El, ele; kol, kola devam edecek.
Eremezler böl,yönet muradına..
Bu Vatan ,Bu Millet Bölünmeyecek.

Orhan AfacanORHAN AFACAN
İzmir-19.12.2016

3 defa görüntülendi

Çernobil ve Türkiye Üzerinde Etkileri

26 Nisan 1986 Cumartesi günü tarihteki en büyük nükleer felaket Ukrayna, Çernobil’deki nükleer santralde yaşandı.(Bakınız http://www.kerimusta.com/cernobil-faciasi/ )

TAEK Başkanı Ahmed Yüksel Özemre, toplantı katılımcılarına, radyoaktiviteyi izlemek için yaptıkları tüm çalışmayı açıklıyor ve şöyle diyordu: “Türkiye’de radyasyon doğal düzeydedir.

29 Mayıs 1986’da yaptığı bu açıklamasında TAEK Genelkurmay Başkanı Özemre; radyasyon bulutunun Türkiye’yi 30 Nisandan itibaren etkisi altına almaya başladığını ve Kiev’den esen rüzgarların Türkiye’yi Sinop-Anamur hattının batısında bir hafta süreyle etkileyeceğini öğrendiklerini belirtiyor.ğı ile işbirliği yapmak- tadır. Havadaki (yerden 1 metre

yükseklikteki) radyasyon,İstanbul’ da, doğal radyasyon düzeyinin en çok 2,5 katına, Karapınar mevkiinde ise en çok 12 katına yükselmiştir. Radyoaktivite, 3 Mayısta yağan

yağmurla Edirne ve civarında yere inerek toprağı kirletmiştir. Bulgaristan sınırına giden
Kapıkule-Edirne karayolu üzerinde 2 km.lik bir kısımda sellerin getirdiği çamurlarda yüksek
 oranda radyoaktivite saptanmıştır. Özemre’nin iddiasına göre, ”yetkililer, bu radyoaktif

çamurları etrafa bulaşmadan varillere yükleyip Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’ ne
(ÇNAEM) taşımış ve üç gün boyunca yolun bu kısmı yıkanarak radyasyon seviyesini 12,5

MiliRöntgen/saatten doğal radyasyon düzeyi olan 17 mikroRöntgen/saat değerine düşürmüştür. Çernobil ve Türkiye Üzerinde Etkileri yazısına devam et

2017 Hac Kayıt Yenileme Yapılmayacak

2017 Hac Kayıt Yenileme YapılmayacakKuraya katılıp ta hacca gidemeyenlerin 2017  yılından önceki gibi  otomatik kayıt işlemlerinin yapılmayacağı Türkiye Cumhuriyeti
Başbakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından duyuruldu.Duyuru metni aşağıda verilmiştir.

  • 2017 yılında hacca gitmek üzere “İlk Defa Kayıt” yaptıracakların ilgili bankalara (28 Aralık 2016 – 06 Ocak 2017 tarihleri arasında) 20 TL. önkayıt ücreti yatırmış olması gerekmektedir.
  • 2017 yılında Otomatik Kayıt Yenileme işlemi yapılmayacaktır.
  • 2016 yılında Kur’aya katılanlardan hacca gidemeyenler; “Kayıt Yenileme” işlemlerini 09 – 31 Ocak 2017 tarihleri arasında İl ve İlçe Müftülüklerinde veya İnternet ortamında kendileri yapacaklardır.
  • Kayıt yeniletenler; Hac Konaklama türü, Kayıtlı olduğu İl ve ilçesini, İletişim bilgileri ile Kur’a birliktelik işlemlerinde değişiklik yapmak istedikleri taktirde bu işlemlerini 09 – 31 Ocak 2017 tarihleri arasında Müftülüklerden yaptıracaklardır.
  • Kur’a çekiminden sonra kesin kayıt yapmaya hak kazanana vatandaşlarımızın, “Kesin Kayıt Yaptırabilir” belgeleri cep telefonlarına gelecek olan SMS şifresi ile alabileceklerinden, özellikle cep telefonu bilgilerinin güncellenmesi gerekmektedir.
  • 2017 yılı Hac Ön Kayıt ve Kayıt Yenileme ile ilgili detaylı bilgiye http://hac.diyanet.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin İlk Kadın Hukukçusu Av.Süreyya AĞAOĞLU

Hukuk Profesörü Ahmet Ağaoğlu’nun kızı olan Süreyya Ağaoğlu 1903 yılında Azerbeycan’da doğdu.Liseyi bitirdikten sonra Hukuk Fakültesi Rektörü Selahattin Bey’e başvurur.Hukuk Fakültesinde hiç bayan olmadığı için bu başvurusu çokta önemsenmeyince yanına üç arkadaşınıda alarak tekrar başvurunca kabul edilmek zorunda kalınır.

Hukuk Fakültesinden mezun olunca hemen Avukatlık mesleğine başlayan Süreyya Ağaoğlu, tam bir bir kadın hakları savunucusu olur.

Hür Fikirleri Yayma Derneği,Türk-Amerikan Üniversiteler Derneği ve Süreyya Ağaoğlu Çocuk Dostları Derneklerinin kurulmasını sağlar.

  • 1948 yılında Berlin, Milletlerarası Hukukçular Komisyonu Üyesi
  • 1949 yılında Milletlerarası Barolar Birliği Yönetim Kurulu İdari Heyeti’ne seçilmiştir.

1960 ihtilalinin ardından Yassıada Davaları’nda babası Prof.Dr.Ahmet Ağaoğlu’nun avukatlığını üstlenerek hukuk savaşı verir.

Hiç çocuğu olmayan Süreyya AĞAOĞLU 29 Aralık 1989’da İstanbul’da katıldığı “Kadın Hakları ve Çağdaşlaşma” konulu panelden ayrılırken düşen Ağaoğlu, beyin kanaması geçirdi ve tüm çabalara rağmen kurtarılamadı.

ALTAY TANKI

altay-tankiALTAY TANKI
Altay, Türkiye, ‘nin geliştirdiği 3+ nesil ana muharebe tankıdır. Şu anda detaylı tasarım aşamasındadır. Milli Tank Üretim Projesi (MİTÜP) çerçevesinde 30 Mart 2007’de yapılan Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı sonucunda Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından proje ana yüklenicisi olarak Otokar Otomotiv ve Savunma Sanayi A.Ş. belirlenmiştir. İsmini Kurtuluş Savaşı’nda 5. Süvari Kolordusu’nu komuta eden Fahrettin Altay’dan almıştır. Fahrettin Altay’a ise soyismi Altay Spor Kulübü’nden esinlenerek Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilmiştir. Altay adının asıl kökeni ise Orta Asya’da bulunan sıradağlardır. Bu isim Ural-Altay dil ve etnik ailesini niteleyen başlıca iki kelimeden birisidir.

ALTAY TANKI yazısına devam et

TÜRK DİLLERİ AİLESİ

TÜRK DİLLERİ AİLESİ

Türk dilleri ailesi olarak Doğu Avrupa’dan Sibirya ve Çin’in batısına kadar uzanan bir alanda ana dil olarak 180 milyon kişi tarafından, ikinci dil olarak konuşanlar da sayılırsa 200 milyon kişi tarafından konuşulan, birbirleri ile çok yakın akraba olan ve 40 dilden oluşan bir dil ailesi tanımlanır. Türk dilleri Altay dilleri ailesine aittir. En çok konuşulan Türk dili, Türkiye Türkçesi’dir.
Tüm Altay dillerinde olduğu gibi Türk dillerinde de büyük ve küçük ses uyumu vardır, yazımda sözcükler son ekler alarak uzarlar ve cümle yapısı özne-nesne-fiil sırasıyla oluşturulur.
Yüzyıllar boyunca Türk dillerini konuşan halklar göçebe hayatı sürdürdürmüşler ve özellikle İran, İslav ve Moğol gibi farklı toplumlarla birçok alanda etkileşimde bulunmuşlardır. Geniş bir tarihe yayılan bu etkileşim sürecinden Türk dilleri de önemli oranda etkilenmiştir. Bu etkileşim sürecinde Türk dilleri de kendi aralarında bazen birbirlerinden uzaklaşıp bazen de göçebe yaşam şekli nedeniyle tekrar yaklaşıp kaynaşmışlardır. Bu yüzden Türk dil grubu ve içindeki dillerin tarihi gelişimleri kısmen belirsizleştirmiş, bu yüzden Türk dillerinin sınıflandırılmasının birden fazla sistemi oluşmuştur. Günümüzde en genel kabul görmüş sınıflandırma sistemi Samiloviç’in kalıtsal sınıflandırması olmakla beraber ayrıntılarda tartışmalar sürmektedir.

TÜRK DİLLERİ AİLESİ yazısına devam et

Türkiye’de Akarsular

Akarsularımızdan sulama, içmek için, balıkçılık, enerji üretimi ve günümüzde artan su sporları alanlarında faydalanırız.Çoğunlukla ilkbahar döneminde yağmur ve karların erimesi sonucunda en yüksek seviyeye ulaşırlar.Ülkemizde doğup sınırlarımızın dışına çıkan akarsularımız aşağıdadır

  • Çoruh,
  • Dicle,
  • Fırat,
  • Aras
  • Kura

Ülkemiz dışında doğup bize ulaşan akarsular ise aşağıdadır. Türkiye’de Akarsular yazısına devam et

Osmanlı Türkiye’sinde Azınlık Okulları (19.Yüzyıl)

                                                           ÖZET:

Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üzerinde eğemen bulunduğu Misâk-ı Milli sınırları içerisindeki ülke topraklarımız üzerinde19.yüzyılda bulunan Osmanlı Devleti zamanında azınlık unsurlarının ayrılıkçı faaliyetleri, okullar açarak yapmış oldukları zararlı çalışmalar nelerdir? Osmanlı Devleti’ni yıkmak, parçalamak ve bölmek isteyen emperyalist batılı devletlerin azınlıklar ile işbirliği yaparak Yüce Türk Milleti’nin aleyhine göstermiş oldukları çabalar nelerdir? 19. yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti’nin zayıflamasından yararlanarak yabancılar ve azınlıklar, Osmanlı Ülkesinin merkezi olan Anadolu’da eğitim-öğretim faaliyetleri işbirliği görüntüsü ile son derece yıkıcı ve sinsi çalışmalar sergilemişlerdir. Bu kısa araştırmamızda bu durumu bir nebze ortaya koymaya çalışacağız.  

 


Prof. Dr. Remzi KILIÇ

İstanbul’un fethini müteakip, Fatih Sultan Mehmed ortaçağı kapatıp yeni çağı açarken, gayr-i müslim tebâya son derece hoşgörülü davranmıştı. Osmanlı Devleti’nde 1453 yılından itibaren gayr-i müslimler millet okulları açarak çocuklarının eğitimine yönelmişlerdi. Çünkü Fatih bütün latin cemaatlerini dinlerinde ve dillerinde serbest bırakmıştı.[1] Katolik hristiyanların yanısıra, ortadoks hristiyan cemaatine ve yahudilere inançlarının gereği üzere ibadet edebileceklerini belirtmişti.[2] Fatih’ten öncede bu gelenek vardı. Daha sonraları azınlık gayr-i müslimler kilise okulları bile açmışlardı.

Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu zamanlarda, zararlı olmayan bu azınlık okulları, kapalı cemaat şeklinde, dil ve din tedrisâtlarını serbestçe yaparlardı. Osmanlı Devleti zayıflama sürecine girdikten sonra, devlet bünyesinde yaşayan azınlıkların ayrılıkçı hareketlere yönelmiş olduklarını görmekteyiz. Osmanlı Devleti’ni yıkmak ve parçalamak isteyen dış güçlerle işbirliği yapan azınlıklar, onların misyoner okullarına eleman ve siyâsi gayelerine destek vermişlerdi. Azınlıklar vaziyyete göre hareket ederek, Rusya, Fransa, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri Osmanlı Türkiye’sinde Azınlık Okulları (19.Yüzyıl) yazısına devam et