Etiket arşivi: Türkistan.

AH DOĞU TÜRKİSTAN

AH DOĞU TÜRKİSTAN

Unutulmuş yurdumda,yine vahşet , yine kan,

Zulüm payidar oldu, Nerede bizim eller!

Türklüğün öz beşiği, ata yurdum Türkistan,

Zindana döndü şimdi,kapandı bütün yollar.

 

Ahde vefa bilmeyen, insana insan denmez,

Darda kalan kardeşe, insan olan sırt dönmez,

Sen sahip çıkmaz isen, bu yangın asla sönmez,

Su taşısa ırmaklar,suyunu verse göller

AH DOĞU TÜRKİSTAN yazısına devam et

HAZARALAR

 

maxresdefaultHAZARALAR

 

 

 

Hazaralar, Afganistan’da yaşayan ve nüfusları %35’ e varan, haklarında çok fazla bilgi sahibi olunmayan, fakat Afganistan’ın en büyük Türk oymaklarından biridir. Uzun süre İran dilinin hakim olduğu bir bölgede yaşayan, okumalarına izin verilmeyen, belli bir dönem sadece köle muamelesi gören, çocuklarını köle pazarlarında satılığa çıkarmak zorunda bırakılan,  asimilasyon projesi sonucunda kendi dilleri ve adetleri unutturulan, Farsça’nın bir lehçesi olan Dari dilini konuşan, bölgede yaşayan diğer topluluklara göre hamallık, lağımcılık, çobanlık gibi işlerde çalışan ve cahil diye nitelendirilen bir topluluktur Hazaralar. Geçimlerini genelde hayvancılıkla sağlayan halk, gördükleri sayısız işkence ve zulümlere karşı yılmamış, bir olmayı başarabilmişlerdir.

HAZARALAR yazısına devam et

KADI-ZADE-İ RUMİ KİMDİR…..?

29114445_alikuueseriKADI-ZADE-İ RUMİ

Türk matematikçisi ve astronomudur (1337-1412) Bursa’da tahsilini bitirdikten sonra, kız kardeşinden başka hiç kimseye haber vermeden Horasan’a ve oradan Türkistan’a giderek bilgisini genişletmeye çalışmıştır. Şakaik yazarına göre, bu yolculuk ve gurbette nasıl geçineceğini düşünmeden yola çıkan Kadı-zade’nin kitapları arasına kız kardeşi gizlice mücevherlerini koymak suretiyle bu gayretli ve hevesli matematikçinin yetişmesine yardım etmiştir. Kadı-zade’nin, nakli ilimlerden ziyade, akli ilimlere, özellikle matematik ve astronomiye merak etmiş olduğundan, bu yolculuk ve gurbeti göze almış olması o zamanlar bu ilimlerin Osmanlı ülkesinde pek gelişmemiş olduğunu anlatabilir. Timur’un torunu Uluğ Bey’in (1394-1449) zamanında Semerkant’ta bulunduğu sırada, Semerkant Rasathanesi Müdürü Gıyaseddin Cemşit’in vefatı üzerine, rasathane müdürlüğüne tayin edildiği gibi, Semerkant medresesi başkanlığına da getirilmişti. Kadızade Horasan’da Seyyit Şerif Curcani’den ders almış, fakat Kadızade’nin akli ilimlere karşı bağlılığının fazlalığından dolayı hocasıyla araları açılmıştır. Seyyit Şerif, Kadı-zade için, «matematik ve felsefeye eğilimli bir yaradılıştadır» diye tariz ettiği gibi Kadı-zade de hocası için, «matematikte söz söyleyecek durumda değildir» demiştir. Bu bilginin Semerkant hayatından pek memnun olmakla birlikte memleketini bırakmış olmaktan azap duyduğu Şerhi eşkâl-üt-tesis adlı kitabının önsözünde koyduğu şu beyitten anlaşılıyor:

KADI-ZADE-İ RUMİ KİMDİR…..? yazısına devam et

GULCA KATLİAMI

flag_of_east_turkestan_by_supersayenz_redone2_by_supersayenz-d700kr6GULCA KATLİAMI

Soğuk bir kış gecesiydi.Azatlık adına ne varsa Atayurdun bünyesinde doğada yankılanmaktaydı.Belli ki gece tüm kutluluğu ile her yana Hakkı fısıldıyor ve haklılığı haykırıyordu. Karla karışık yağan yağmur gecenin soğukluğunun zıddına yüreği manevi ateş ile kaplı insanların sıcaklığını bırakın soğutmayı, azaltmaya bile yetmiyordu. Kazakistan sınırındaki Doğu Türkistan’da İliderya vadisinde kurulu Gülca’daki Müslüman Türkler tarafından o an için her şey yolunda gidiyordu.Müslümanların yaşadığı her Türk beldesinde olduğu gibi, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan önemli ticaret merkezi konumundaki Gülca şehrinde de Müslüman Türkler için İslamiyet’in en önemli günlerinden biri eda edilmekteydi. Bir kandil gecesiydi ki, bu kandil apayrı bir önemi olan kandildi. Nitekim, bu gece Kuran-ı Kerim’in, indirilmeye başlandığı ‘Kadir Gecesi’ idi. Gülca’daki Müslüman Türkler, gecenin özelliğine yakışır bir şekilde hazırlıklar yapmaktaydılar.Bu hazırlık çabasında olan isimlerden biri de “Nur Ahmet Tigin” di. Nur Ahmet Tigin, abdestini almış yatsı namazını eda etmiş ve biraz dinlendikten sonra nafile namazlar kılmaya başlamış bu arada da yer yer Kuran-ı Kerim okumaya başlamıştı. Ama o gecenin daha sıra dışı geçmesi için çeşitli hazırlıklar yapıyor; komşularına oğluyla haber yolluyor, onlarla bir araya gelip, sohbet etmek için can atıyordu.

GULCA KATLİAMI yazısına devam et

DOMBIRA NEDİR…?

1392972611_12_DOMBRA-AKPDombıra nadiren Türkiye’de, yaygın olarak Tataristan, Çin gibi Türklerin yaşadığı tüm ülkelerde ve en çok Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Afganistan gibi orta asya ülkelerinde yaygın bulunan kadim bir telli çalgıdır. Tezeneli çalgılar grubuna dahildir. Dombıra orta asyanın diğer kadim telli çalgılarıyla ortak özelliklere sahiptir.Armudi bir teknesi, çam ağacından göğsü ve perdeli sapıyla küçük bir dutarı andırır. Boyu 80- 100 cm kadardır. Abay ve cambıl dombırası olmak üzere iki türü vardır. Şertpe ve tökpe adları altında iki türlü çalım tekniği vardır.Şertpe tekniğinde sağ elin ayası göğüse dayanarak işaret parmağı ile vurma ve çekmelerle çalınırken, tökpe tekniğinde sağ el bilekten hareket ederek ve bütün parmaklar kullanılarak çalınır. Ses aralığı bir tel üzerinde bir buçuk oktavdır. Dörtlü ya da beşli aralıkla akortlanır.

DOMBIRA NEDİR…? yazısına devam et

MAĞCAN CUMABAY ŞİİRLERİ

uzaktaki-kardesime” Bu şiir, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşına atfen,

Büyük şair Mağcan Cumabay tarafından

Kazakistan’da 1918-1919 kışında yazılmıştır.”

 

Uzakta ağır azap çeken kardeşim

Solmuş laleler gibi kuruyan kardeşim

Etrafını sarmış düşman ortasında

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim

 

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim

Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim

Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman

Diri diri derini soymuş kardeşim

  MAĞCAN CUMABAY ŞİİRLERİ yazısına devam et

Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür Meseleleri

Özet:

1990-1991 yıllarında Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde Türkistan ve Kafkaslarda, Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Ancak, bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri birçok mesele ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu meseleler; eğitim ve kültür başta olmak üzere, askerî, iktisadî, siyasî, çevre, din, sosyal ve toplumsal konular olarak ifade edilebilir. Doğal olarak yeni kurulmuş olan Türk Cumhuriyetleri, vaktiyle Sovyetler Birliği zamanında Rusların yönetimi ve etkisi altında kalmışlardı. 1991 yılından itibaren bağımsızlığını ilan eden bu devletler; Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan Türk Cumhuriyetleri’dir. Türk Cumhuriyetleri, değişen dünya şartlarında bir hayli zorluklar çekmek durumunda kaldılar.

Bildiride, Sovyetler Birliği’nden sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin Asya’da yeni kurulan Türk Cumhuriyetleri ve diğer Türk toplulukları ile eğitim ve kültür ilişkileri, bu konuda ortaya çıkan meseleler ve öneriler, bu uğurda yapılan çalışmalar, gündeme gelen görüşler hakkında yapılan değerlendirmelere yer verilmiştir. Türk dünyasında, eğitim ve kültür meseleleri, bilimsel açıdan çeşitli alanlarda yapılan faaliyetler ve gelişmeler ortaya konulmuştur.

Bugün Türk Cumhuriyetleri ve Türk toplulukları diğer alanlarda olduğu gibi, eğitim ve kültür alanında fevkalâde ciddî meseleler ile karşı karşıyadır. Bu konunun temelleri, Rusya Çarlığı ve daha sonra Bolşevik ihtilâlin ardından kurulan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne kadar dayanmaktadır. Ayrıca, Türklerin dağınık bir şekilde ve çok geniş coğrafî sahalarda yaşamaları, kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan meseleleri de buna ilave etmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti ile Türk Cumhuriyetleri ve toplulukları arasındaki eğitim ve kültür meseleleri tarihî bakımdan bu çerçevede ele alınacak ve somut öneriler sunulacaktır.

 

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

Giriş:

Milletlerin ve toplumların hayatlarında tarihî bakımdan şüphesiz eğitim ve kültür iki önemli kavramdır. Milletlerin bağımsızlığında, millî birliğinin ve bütünlüğünün sağlanmasında, nesiller arasındaki bağların devam ettirilmesinde eğitim ve kültür büyük rol oynamaktadır. Tarihin kaydettiği büyük milletlerden biri de Türk milletidir. Türkler 21. yüzyıl’da 250 milyon Türkçe konuşan insanıyla dünyada hatırı sayılır büyük bir kitledir. Türkler, Türkiye Cumhuriyeti başta olmak üzere, Kırgızistan, Özbekistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile birlikte yedi devlet tek millettir. Bu Türk devletlerinin dışında milyonlarca Türk insanının da başka toplumlar ile bir arada yaşadığını ifade etmeliyiz.

Özellikle, Türk devlet ve bilim adamları tarafından, Türk dünyasındaki bağımsızlık gelişmeleri ve soydaş toplulukların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi görüşü, öteden beri arzu edilen bir husustu. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün Türk dünyası hakkında beyan ve işaret ettiği hususlar, Türkiye’de ve Türk dünyasında Türk aydınları tarafından bilinmekteydi. Türklerin bağımsızlığının ve dayanışmasının Türk kültürü ve tarihine olan bağlılıkları ile gerçekleşeceği mütemadiyen vurgulanmıştır.

20. yüzyılda Dünya’nın en büyük kara devleti olan Sovyetler Birliği’nin sosyalist rejimi ancak yetmiş üç yıl kadar devam edebilmiştir. Sovyet-Rusya, Gorbaçov ile birlikte uygulamaya koyduğu “prestroika ve glastnost” Türkiye ve Türk Cumhuriyetlerinde Eğitim ve Kültür Meseleleri yazısına devam et

DİLŞAD HATUN (İPAR HANIM) KİMDİR….?

200 yıl önce Türkistan’da yaşamış kahraman bir Türk kadını…

Güzelliği ile birlikte kahramanlıkları da dillere destan olan kraliçelerimizin en ünlülerinden olan, Dilşâd Hatun, aynı zamanda Budist Çinlilerle Müslüman Türkler’in yaptıkları mücadelenin en şanlı ve tertemiz betlerinden birini oluşturur.

Dilşâd Hatun (İpar Hanım)

(Ayrıca, Çinlilerin adlandırdığı “ŞİANG – FEİ” Güzel kokulu Kraliçe)

XVIII. yüzyıl ortalarında Doğu Türkistan’ı sınırları içine katmak isteyen Çin (Mançu) İmparatoru Chien Lung , Kuçar Beyi Hocası Bey ile Hoten beyi Hoşköpek’in ihaneti ve casuslukları sayesinde Hocalar’ın ve Kalmukların askeri sırlarını öğrenip Türkistanı fethetmek üzer büyük bir orduyu Türkistana yolladı. Çoğu şehirlerhalk arasında yapılan propaganda sayesinde savaşmadan teslim oldu. Bütün bu olan ihanetlere rağmen Hocalar vatanlarını 2 yıl kadar savundular.

Dilşad Hatun, Burhaneddin Hoca’nın kardeşi, Hoca Cihanın eşidir. Çinlilere karşı eşiyle birlikte savaşıp vatanını savunmaya çalışmış kahraman bir Türk kadınıdır. Üstün düşman kuvvetlerine karşı Hocalar bedehşana sığındıklarında oda yanlarındaydı. DİLŞAD HATUN (İPAR HANIM) KİMDİR….? yazısına devam et

YUSUF HAS HACİP KİMDİR….?

Yusuf Has Hacib

Yusuf Has Hacib Karahanlı edip, şâir ve devlet adamı. Doğu Türkistan’daki Balasagun şehrinde, muhtemelen 1017 yılında doğdu. Asil bir Türk ve Müslüman âileye mensup olduğu tahmin edilmektedir. Balasagun’da tahsil ve terbiye gördü. Karahanlı hizmetine girip, ‘Has Hâcib’ unvânını almadan önce Balasagunlu Yûsuf, olarak tanındı.

Balasagunlu Yûsuf, kendini çok iyi yetiştirdi. Elli yaşlarındayken on sekiz ay içerisinde manzum olarak Kutadgu Bilig adlı meşhur eserini yazdı. Bu kitabı, Kaşgar’a gelip, 1070′te Karahanlı hükümdarı, edebiyat meraklısı Uluğ Kara Buğra Hana arz etti. Kara Buğra Han, Türklerin ahlâk hukuk ve devlet idâresi ile törelerini çok güzel olarak dile getiren eseri, Balasagunlu Yûsuf’a, sarayında okuttu. Kutadgu Bilig, Karahanlı Sarayında günlerce okunup, çok beğenildi. ‘Uluğ Has Hâcib’ unvânı ile başvezir yardımcılığı ile taltif edilerek, en yüksek Karahanlı devlet memuriyetlerinden biri verildi. Bu vazifesiyle ‘Yûsuf Has Hâcib’ olarak tanınıp, târih ve edebiyat literatürüne girdi. YUSUF HAS HACİP KİMDİR….? yazısına devam et