Etiket arşivi: Tiyatro

Dram

Dram

Dram (Alm. Drama, Fr. Drame, İng. Drama), hayâtı, acıklı ve bazen güldürücü yönleriyle bir arada işleyen; insana toplum içindeki vazifelerini hatırlatan; ahlâkî değerleri ön planda tutan; nesir ve nazım şeklinde sahnede oynanan bir tiyatro türü.

Kelimenin aslı Yunanca “drama” tabirinden gelmekte olup, lügatte “rol yapmak, işlemek, hareket, etkilemek, temsil etmek” gibi mânâlara gelmektedir. Günümüzde, her çeşit tiyatro eserine ve bunların sahnede oynanmasına “dram” denir. Bu kısa târiften anlaşılacağı üzere, dramlar nazım veya nesir hâlinde olabilir. Dramlar, belli hayat dilimlerini ve belli karakter ve düşünüşleri aksiyonlar adı verilen, sıra sıra ve birbirine bağlı hâdiselerden ve bu hâdiselerin belirli bir sonuca yönelen diyaloglarından faydalanılarak yazılır. Bu yazılı eserler tiyatro sanatçıları tarafından sahnede oynanır. Edebiyât târihçilerine göre, diğer edebî nevideki eserler henüz teşekkül etmeden, dram mâhiyetindeki eserler eski çağlardan beri mevcuttu. Eski çağlarda yaşayan bâzı kavimler, bir hikâyeyi, yâhut acıklı, sevindirici hadiseleri, güzellikleri, kahramanlıkları nazım veya nesir hâlinde dile getirmek için en tesirli vâsıta olarak dramı seçmişlerdir.

Dram yazısına devam et

Abdülhak Hamid Tarhan Şiirlerinden Örnekler

Tenağğum

Ne hoş eyler muhabbeti ta’rîf
Şu garib bülbül âşiyânında
Ben de gûyâ idim zamanında
Âşiyânımdı bir nihâf-i zarîf

Gezdiğim demde gül-sitanlarda
Beni yâdındır eyleyen taltîf
Duyarım nefhanı hafîf hafîf
Rûzigâr estiği zamanlarda

Aksinin mihridir tenevvür eder
Âb-ı çeşmimde, ka’r-ı canımda
Dağlara aks eden figanımda
-Seni sevdim- sözü tekerrür eder

Berf-pûşîde kûh-sâr üzre
Nur saçıp âf-tâb-ı subh-ı besîm
Sırma kâküllerin eder tersîm
Zîb-i düş ettiğin karâr üzre

Abdülhak Hamid Tarhan Şiirlerinden Örnekler yazısına devam et

ABDÜLHAK HÂMİD TARHAN (1852-1937) KİMDİR….?

Abdulhak-Hamit-Tarhan-Bir-Sefilenin-Hasbihali-ndenABDÜLHAK HÂMİD TARHAN (1852-1937)

Tanzimat’tan sonraki yenileşme devri Türk edebiyatının tanınmış şair ve tiyatro yazarı.2 Ocak 1852’de dedesi Hekimbaşı Abdülhak Molla’nın Bebek’teki yalısında doğdu. Babası bir süre Encümen-i Dâniş’in ikinci reisliğini yapan tarihçi Hayrullah Efendi, annesi ise Kafkasya’dan kaçırılıp İstanbul’a getirilen Müntehâ Nasib Hanım’dır. İlk tahsiline Bebek’teki mahalle mektebinde başladı. Evliya Hoca ile, ona şiir zevkini aşılayan devrin tanınmış âlimlerinden Hoca Tahsin Efendi’den hususi dersler aldı. On yaşlarında ağabeyi Nasûhi Bey ile Paris’e gitti (1863). Orada bir buçuk yıl kadar özel bir okula devam etti, 1864 yılı sonlarında geri döndü. 1865’te Tahran’a elçi tayin edilen babasıyla İran’a gitti. Bir yıl sonra babasının Tahran’da âni ölümü üzerine ailesiyle birlikte İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Önce Maliye Mühimme Kalemi’nde, bir müddet sonra da Şûrâ-yı Devlet ve Sadâret Mektûbî Kalemi’nde görev aldı. Maliye Kalemi’nden tanıdığı Ebüzziyâ Tevfik vasıtasıyla Sâmipaşazâde Sezâi, Nâmık Kemal, Recâizâde Ekrem ve Mizancı Murad’la tanıştı. 1874’te Edirne’de Pîrîzâde ailesinden Fatma Hanım’la evlendi. 1876’da Paris büyükelçiliği ikinci kâtibi olarak Fransa’ya gitti. Paris’te iken yayımladığı Nesteren (1878), hükümetin dikkatini çekti ve izinli olarak İstanbul’da bulunduğu bir sırada memuriyeti lağvedildi. 1880’de Berlin elçiliği kâtipliğine tayin edildiyse de bu görevi kabul etmedi. Dört yıla yakın bir süre açıkta kaldı ve sıkıntı içinde yaşadı. 1883 yılı sonlarında Bombay şehbenderliğine tayin edildi. Vahşi Hindistan tabiatından çok etkilenen Hâmid burada, şiir hayatında özel bir yeri olan ve en iyi şiirlerinden sayılan “Kürsî-i İstiğrak”, “Külbe-i İştiyak” ve “Zamâne-i Âb” gibi yeni şiirler yazmaya başladı. Ayrıca, İngiliz idaresi altındaki gerçek Hintli’yi tanıdı ve bu insanlara değişik bir gözle bakmaya çalıştı. Ancak, daha önce İstanbul’da vereme yakalanan ve iyileşir ümidiyle Hindistan’a getirdiği karısı Fatma Hanım’ın durumu büsbütün kötüleşince İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. Fakat hastalık yolda daha da artınca, ağabeyinin vali olarak bulunduğu Beyrut’ta karaya çıkmak zorunda kaldı. Bütün gayretlere rağmen henüz yirmi altı yaşındaki Fatma Hanım burada öldü (Nisan 1885). Hâmid, karısının ölümünün verdiği büyük ıstırap ve acıyla Beyrut’ta Makber’i yazmaya başladı.

ABDÜLHAK HÂMİD TARHAN (1852-1937) KİMDİR….? yazısına devam et

”SÜTÇÜ”SÜHEYL EĞRİBOZ YAŞAMINI YİTİRDİ

suheyl-egriboz-yogun-bakimdaOyuncu Süheyl Eğriboz, geçen kasım ayında Aksaray’daki evinde geçirdiği rahatsızlığın ardından Samatya İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Beyninin sol kısmında kısmi felç olan sanatçı yoğun bakımda tedavi altına alındı. İki aydır tedavi gören Süheyl Eğriboz, sabaha karşı hayatını kaybetti.
SÜHEYL EĞRİBOZ KİMDİR…?
Süheyl Eğriboz (d. 17 Nisan 1927; Gönen, Balıkesir – ö. 9 Ocak 2014, İstanbul) Türk karakter, tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu. Balıkesir’de doğdu. Bir süre Pertevniyal Lisesi’nde okudu. Sinemaya 1940’da Akasya Palas filminde oynayarak girdi. Bir ara Muammer Karaca ve Ses Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. Daha sonra tiyatrodan ayrılarak, sinema oyunculuğunu devam ettirdi. İlerleyen yıllarda, sinemanın yanı sıra foto romanlarda, Tv dizilerinde roller aldı. Kötü adam rolleri ile tanındı. 1979 yılında emekli oldu. Süheyl Eğriboz, binin üzerinde filmde karakter oyuncusu olarak rol aldı. Dört beş tane başrolü var. 1978-80 arası Sütçü serisi yaptı. Sütçü lakabı ona o günlerden kalmıştır. Danyal Topatan ile birlikte oynadığı Sütçünün Rüyası, Haydi Bastır Sütçü, Sütçü Kıbrıs’ta, Sütçü ve Eşeği gibi filmlerde oynadı. Süheyl Eğriboz, 18 Kasım 2013 tarihinde beyne giden her iki damarında tıkanıklık olduğu ve kısmi felç geçirdiği sebebiyle kaldırıldığı Samatya İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı. Süheyl Eğriboz 1954 yılından beri evli ve biri Yaşar Eğriboz adında 2 oğlu vardır
”SÜTÇÜ”SÜHEYL EĞRİBOZ YAŞAMINI YİTİRDİ yazısına devam et

TÜRK TİYATROSUNUN USTA İSMİ HAYATINI KAYBETTİ

6230444674_a484ae4602_zTürk Tiyatrosu’nun usta isimlerinden Selçuk Uluergüven, kırılan kalça kemiğindeki protezin yerinden çıkması nedeniyle Bir süredir Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi nde tedavi görüyordu. Bizimkiler in Davut Ustası Selçuk Uluergüven , bu gece saatlerinde yaşama veda etti. Türk televizyonculuk tarihinin en uzun süren dizisi olarak bilinen Bizimkiler e (1989-2002) 4. sezonda giren merhum sanatçı , göç ettiği Almanya dan yıllar sonra Türkiye gelen gurbetçiyi canlandırmış , kızdığında sarfettiği “dunkof” kelimesiyle akıllarda yer etmişti.Ünlü sanatçı Selçuk Uluergüven’in cenazesinin kendisi gibi oyuncu olan ve 2004 yılında 21 yaşındayken tiyatroda geçirdiği kaza sonucu yaşamını yitiren oğlu Eren Uluergüven’in Zincilikuyu Mezarlığı’ndaki kabrinin yanına gömüleceği öğrenildi.

TÜRK TİYATROSUNUN USTA İSMİ HAYATINI KAYBETTİ yazısına devam et

TOMRİS OĞUZALP HAYATINI KAYBETTİ

02Tiyatro sanatçısı, sinema ve dizi oyuncusu Tomris Oğuzalp, bu sabaha karşı evinde yaşamını yitirdi.  Kısa bir süre önce beyin kanaması geçiren usta sanatçı, bir süre hastanede kaldıktan sonra taburcu edilmişti. Tiyatro sanatçısı Tomris Oğuzalp’in cenazesi, Şakirin Camisi’nde kılınan cenaze namazının ardından, Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Tomris Oğuzalp (d. 10 Ekim 1932, Trabzon – ö. 28 Ekim 2013, İstanbul) tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı. TOMRİS OĞUZALP HAYATINI KAYBETTİ yazısına devam et

SİNEMADAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI


Sinema ve tiyatro oyuncusu  Karaciğer, böbrek rahatsızlığı ve lösemi tanısıyla 2 yıldır tedavi gören Dinçer Çekmez dün hayatını kaybetti. 73 yaşında vefat eden Çekmez, 1970’li yıllarda rol aldığı komedi filmleriyle tanınıyordu.1940 doğumlu Dinçer Çekmez, dün saat 16.00 sıralarında İstanbul’da yaşamını yitirdi. Oyuncu Çekmez’in vefatı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları resmi sitesinden öğrenildi. Oyuncu Dinçer Çekmez özellikle Kemal Sunal’la birlikte oynadığı Şark Bülbülü, Tarzan Rıfkı, İnek Şaban, Şaban Askerde, Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Atla Gel Şaban gibi film ve TV dizilerinde aldığı rollerle, filmlerde kullandığı kültleşmiş replikleriyle (“O kadar!” ve “Mazlum’u getirin bana!” gibi) ve “Kadırgalı Eşref” adlı bir kabadayıyı oynadığı Şabanoğlu Şaban filminde attığı ‘Şabannnn’ nârâlarıyla bir döneme damgasını vurmuştu. SİNEMADAN BİR YILDIZ DAHA KAYDI yazısına devam et

TEKİN AKMANSOY HAYATINI KAYBETTİ


Bir dönemin efsane dizilerinden Kaynanalar’da  ‘Nuri Kantar’ tiplemesi tanınan Tekin Akmansoy, vefat etti. Akmansoy, geçtiğimiz günlerde zatürre teşhisiyle hastaneye kaldırılmıştı.Kaynanalar dizisinde Kayserili uyanık işadamı “Nuri Kantar” tiplemesi Türk izleyicisinin aklına kazınan Tekin Akmansoy vefat etti.Tekin Akmansoy’un cenazesi, 14 Şubat Perşembe günü toprağa verilecek.Şişli Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, Tekin Akmansoy için  Şişli Belediyesi Kent Kültür Merkezi’nde tören düzenlenecek.Akmansoy’un cenazesi, Teşvikiye Camisi’nde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecek.Tiyatro ve sinema dünyasının ünlü isimleri Tekin Akmansoy (Nuri Kantar) ve Leman Çıdamlı (Nuriye Kantar), 1 yıl arayla hayatını kaybetti. TEKİN AKMANSOY HAYATINI KAYBETTİ yazısına devam et

EROL GÜNAYDIN HAYATINI KAYBETTİ

EROL GÜNAYDIN

Türk tiyatrosunun,sinemasının ve seslendirme sanatçısı Erol günaydın hayatını kaybetti.15 gündür yoğun bakımda olan büyük usta,hayata tutunamadı.17 Ekim çarşamba günü ses tiyatrosunda yapılması olası törenle kaldırılacaktır.Ailesinin,yakınlarının,Türk tiyatro ve sinemasının başı sağ olsun.

EROL GÜNAYDIN KİMDİR…?

Erol Günaydın, (d. 16 Nisan 1933; Akçaabat, Trabzon – ö. 15 Ekim 2012; İstanbul), Türk sinema ve tiyatro sanatçısı.

Tiyatroya Galatasaray Lisesi bünyesinde başlayan Günaydın, 1955’te Haldun Dormen Cep Tiyatrosunda “Papaz Kaçtı” adlı oyun ile profesyonel aktörlük hayatına başlamıştır. 1960’da ilk sinema filminde oynayan Erol Günaydın, elli yıllık bir süre içinde çok sayıda filmin ve tiyatro oyununun yanı sıra TRT’de yayınlanan Çiçek Taksi adlı dizide de oynadı. Nasreddin Hoca tiplemesi, meddah gösterileri, Ayı Yogi seslendirmesi ve canlandırdığı diğer pek çok karakter günümüzün en tanınan ve kıdemli aktörlerinden biri haline gelmesini sağlamıştır. EROL GÜNAYDIN HAYATINI KAYBETTİ yazısına devam et

TÜRK TİYATROSUNUN DUAYENİ MÜŞFİK KENTER HAYATINI KAYBETTİ

musfik kenter

Akciğer kanseri ve buna bağlı gelişen akciğer enfeksiyonu nedeniyle tedavi altına alınan tiyatrocu Müşfik Kenter, yaşamını yitirdi.

Bir süredir yoğun bakımda tedavi gören Kenter, tiyatro sahnesi, beyazperde ve seslendirme dallarında Türkiye’nin başarılı sanatçılarından biriydi.

Kenter, akciğer kanseri ve buna bağlı gelişen akciğer enfeksiyonu nedeniyle 7 Ağustos Salı günü tedavi altına alınmıştı.

Buğulu sesi, muhteşem oyunculuğu, akıllarda kalan replikleriyle sinema ve özellikle tiyatro sahnelerinin duayeni Müşfik Kenter. Büyük başarılarla dolu 65 yıllık sanat hayatında hep ayakta alkışlanan Kenter, ablası Yıldız Kenter ile birlikte kurdukları Kent Oyuncuları’yla hem bir okul hem de bir ekolün yaratıcısı.İşte tiyatronun duayen ismi Müşfik Kenter’in başarılarla dolu hayatı…

ORHAN BORAN KİMDİR…?

ORHAN BORAN

Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal’e hitaben yaptığı Manda’ya karşı oluş konuşmasıyla meşhur olan askeri doktor Hikmet Boran’ın oğlu olan Orhan Boran, 1928 yılında İstanbul’da doğdu.

Boran, Edremit Cumhuriyet İlkokulu’nu bitirdikten sonra 1938 yılında yatılı olarak Galatasaray Lisesi’ne girdi. İlk sahne deneyimini Galatasaray Lisesi’nde okurken, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda rejisör olan ve okul temsillerini sahneye koyan Necdet Mahfi Ayral tarafından Moliere’in bir oyununda oynamak üzere seçildiğinde yaşadı.

Galatasaray Lisesi’nden 1946 yılında mezun olan Boran, Türkoloji Fakültesi’ne yazıldı. Aynı yıl, Necdet Mahfi Ayral, kendisini Muhsin Ertuğrul ile tanıştırdı. Boran, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda işe başladı ve Vasfi Rıza Zobu’nun talebi üzerine, birlikte oyunlar sergilediler.
ORHAN BORAN KİMDİR…? yazısına devam et