Etiket arşivi: taş

Kehribar Taşı

Kehribar taşının özellikleri

Kehribar taşı, çam ağacının familyasından gelmekte olup; çam türlerinden biri olan pinus succinifera isimli ağacın günümüzde fosil haline gelmiş reçinesinden oluşmaktadır. Şuanda kullanılan kehribarlar, çoğunlukla süs eşyalarının içeriğinde kullanılmaktadır. Kehribar genellikle kozalaklı ağaç denilen ağaç türlerin reçinesinden meydana gelebildiği gibi, bunun dışında da tropikal ağaçlar adı altındaki türlerin reçinesinden de oluşabilmektedir.

Yapı olarak kolay kırılabilme özelliğine sahip, yarı saydam olan kehribarlar; çıkarılırken 25 ile 40 metre arasındaki derinliklerden elde edilmektedir. Bulundukları ortamlar geçmiş yüzyıllarda meydana gelen denizaltı çökeltilerinin oluşturdukları tabakalar arasında bulunmaktadır. Bu ortama “mavi toprak” adı verilir ve kehribarın ikinci vatanı da bu bölgeler olmaktadır.

Kehribar Taşı yazısına devam et

HACERÜ’L ESVED TAŞININ ŞAHİTLİĞİ

191HACERÜ’L ESVED TAŞININ ŞAHİTLİĞİ
İbrahim Aleyhisselâm, Allah’ın emri ve oğlu İsmail Aleyhisselâm’ın da yardımıyla Kâbe’yi ilk temelinin üzerine yeniden inşa etti. İnşa esnasında bugün “Makam-ı İbrahim” adıyla anılan taş da asansör vazifesi yaptı.

İsmail Aleyhisselâm, içine düşen bir ateşle “Tavafın başlangıç yerini belirlemek üzere buraya lâyık bir taş bulayım.” diye Kubeys Dağı’nı taramaya başladı. Karşısına dikkatini çeken bir taş çıktı. Diğer taşlardan farklı olarak ortası oyuk, rengi süt beyazdı. Taşı sırtına yüklendi, getirdi. Bu taş İbrahim Aleyhisselâm’ın da çok dikkatini çekmişti. Hangi köşeye yerleştireceğini düşünüyordu. Aldığı ilahi ilhamla şimdiki yerine yerleştirdi.

 

Kâbe-i Muazzama için bize düşen vazife şudur:

Kâbe’yi gördüğümüz ilk anda, hangi cepheden olursa olsun, her iki elimizin içini Kâbe’ye yöneltiriz. O anda Hz. Allah, aklımıza neyi getirirse o duayı okuruz. Şahsımız, aile efradımız, eşlerimiz, ana-babalarımız ve bütün müminler için dua ve niyazda bulunuruz. Çünkü bu anda yapılan dua geri çevrilmez.

HACERÜ’L ESVED TAŞININ ŞAHİTLİĞİ yazısına devam et

AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI

fft2mm6581544   Bir  zorluğu  çözümlerken,  bir  engeli  ortadan  kaldırmaya  çalışırken  bezen  hiç  beklenmedik  sürpriz  olaylar  çıkar  ve  daha  büyük  engeller  karşınıza  dikilir.  Böyle  durumlarda  bu  deyim  kullanılır.  Deyimin  öyküsü  Osmanlı  tarihine  dayanır.  Yavuz  Sultan  Selim’in  Yemen’i  Osmanlı  topraklarına  katmasından  bir  süre  sonra  Yemen’de  isyan  çıkmış,  uzun  uğraşmalar  sonunda  Yemen  Fatihi  Sinan  Paşa  duruma  hakim  olmuş;  Yemen  bundan  sonra  400  yıl  Osmanlı egemenliğine  katılmıştı.

                          Söylentilere  göre  Sinan  Paşa’nın  askerleri  bir  gün  çölde  konaklamış.  Yemek   pişirmek  üzere  hasır  torbalar  içindeki  mısır  pirinçlerini  yere  serdikleri  büyük  bir  çadırın  üstüne  dökmüş  ve  taşlarını  ayıklamaya  başlamışlar.  Bu  sırada  bir  fırtına  çıkmış  ve  rüzgarın  savurduğu   bir  kum  bulutu  pirinçlerin  üstüne  inerek,  ufak  bir  tümsek  halinde  yığılmış.  Kumların  altında  kalan   pirinçlere  bakakalan  yeniçeriler  arasında  şakacı  bir  asker:

                          – Biz  Allah’ın  nimetini  taşlı diye  beğenmiyorduk,  bizim  gibi  günahkar  kullara   üç  beş  taş  az  bile  gelir.  Asıl  şimdi  ayıklayın  bakalım  pirincin  taşını.Allah,  Kabe’ye  hücum   eden  fil  sahiplerinin  başına  ebabil  kuşları  ile taş  yağdırmıştı.   Bizim  başımıza  da  daha  büyük  taş  yağdırmadan  hemen  tövbe  edelim,  diyerek  arkadaşlarını  güldürmüş.

YÜZÜK TAKMAK

Sual: Yüzük takmak hususunda dinimizin hükmü nedir?
CEVAP
Erkeklerin altın yüzük takmaları, dört mezhepte de caiz değildir. Altın ile gümüşü süs olarak takmak yalnız kadınlara helaldir. Fakat, bunları mahrem olmayan erkeklere göstermeleri haramdır.Altın ve gümüşü süs olarak takmak erkeklere haramdır. Taş, tunç, pirinç, platin, bakır ve diğer madenlerden ziynet olarak yüzük takmaları, kadınlara da haramdır. Altın yaldızlı gümüş yüzük ve gümüş kaplı altın yüzük takmak da caizdir. Yüzük takmamak daha iyidir. Bayramlarda herkesin yüzük takması müstehaptır. Gösteriş için, öğünmek için takmak ise haramdır. (Redd-ül Muhtar)Resulullah efendimiz gümüş yüzük kullanır ve yüzüğünü sağ eline takardı. Sol eline de taktığı görülmüştür. Sağ ele de, sol ele de takmak caizdir. Küçük parmağa veya yanındaki parmağa takılır. Üzerinde yazı bulunan yüzüğü, helaya girerken, sol elden sağ ele geçirmek iyi olur. Numan bin Beşirin parmağındaki altın yüzüğü gören Resulullah efendimiz, (Cennete girmeden önce, niçin cennet ziynetini kullandın?) buyurdu. Demir yüzük kullanmaya başladı. Bunu görünce, (Niçin Cehennem eşyası taşıyorsun?) buyurdu. Bunu da çıkardı. Bronz yüzük taktı. Bunu görünce, (Niçin sende put kokusu duyuyorum?) buyurdu. Nasıl yüzük kullanayım, ya Resulallah dedi. (Gümüş yüzük takabilirsin. Ağırlığı da bir miskali [4.8 gramı] geçmesin ve sağ eline tak!) buyurdu. (Mevahib-i ledünniyye)

YÜZÜK TAKMAK yazısına devam et

BURÇLAR VE TAŞLAR

burclarKOÇ BURCU (21 Mart – 20 Nisan)

 

Burç Taşları : Elmas, Safir, Hematit, Granat, Ametist

 

Ritm Taşları : Sardonlks, Lapla, Agat, Jasper

 

Tılsım Taşları : Heliotrop

 

Horoskop Taşları : Ateş Opal, Kırmızı Opal

 

Enerji Taşları : Safir, Opal

 

Element : Ateş

 

Gezegen : Mars (Güç ve Enerjinin Simgesi)

 

Renk : Turuncu, Sarı, Kırmızı

  BURÇLAR VE TAŞLAR yazısına devam et

SİTRİN (CİTRİNE) TAŞI

u8na
Diğer adı:Citrine
Bağlı olduğu grup:Kuvars
Diğer grup üyeleri:Ametist,Krizopras,Akik,Jasper,Dağ Kristali,Gül Kuvars,İğnecikli Kuvars,Dumanlı Kuvars
Rengi: Değişik tonlarda sarı
Çizgi rengi:Yeşilimsi Beyaz
Parlaklığı:Camsı ışıltılı
Yapısal görünümü:Saydam veya Yarısaydam
Karıştırılabileceği taşlar:Sarı Elmas, Sarı Safir,Peridot,Ametist
Sembolü olan hususlar:Umut, sağlık,gençlik,sadakat,vefa
Özdeşleştiği ay:Kasım
Özdeşleştiği hayvan:Kartal
Özdeşleştiği Burç:Koç,İkizler,Aslan,Başak,Terazi,Akrep
Özdeşleştiği Çakra: Çakraların düzeni,Güneş sinirağı
Özdeşleştiği unsur:Ateş
Çıkarıldığı başlıca ülkeler:Brezilya,İspanya,Amerika,Rusya,Madagaskar

 

YAPISAL ÖZELLİKLERİ:
Rengi nedeniyle turunçgiller, özellikle de Limon anlamına gelen Yunanca “Citron” kelimesinden türetilmiştir.  Kristal Kuvars taşının,limondan portakala kadar değişen sarının değişik tonlarında alt türüdür.
Rengini bünyesinde çok az miktarda bulunan demirden alır.
Çizgileri beyaz olup camsı parlaklıkta ve saydam veya yarı saydam görünümdedir.
Sitrin taşı “Tüccar Taşı” adıyla da anılır.Bunun sebebi de eskiden ticaretle uğraşan bazı kişilerin bu taşı kasalarında saklamaları ve kasayı bereketlendirdiğine inanmalarıydı.Bu nedenle Tüccar Taşı olarak anılmıştır. SİTRİN (CİTRİNE) TAŞI yazısına devam et

Alçıtaşı (Anhidrit) Nedir?

Alçıtaşı kimyasal bileşimi kalsiyum sülfat olan bir mineraldir.Bileşiminde iki molekül kristal suyu bulunan türüne jips   ( CaSO4 +2H2O ) denir.Alçıtaşı tabiatta 6 şekilde bulunur.

 

Bunlar;

 

  • Anhidrit,
  • Bassanit, 
  • Jips,
  • Albatr,
  •  İpek Jipsi
  • Selenittir.

Doğal anhidrit susuz kalsiyum sülfattır. Doğada genellikle alçıtaşı ile birlikte yataklandığı görülür. Bazı ülkelerdeki sülfürik asit üretimi dışında yakın tarihlere kadar fazla bir kullanım alanı bulunamamıştır. Ancak 30 yıldan bu yana kimya endüstrisinde ve inşaat malzemeleri yapımında önem kazanmış bulunmaktadır.Diğer bir jips çeşidi olan bassanit, anhidrit ile jips arasında ayrı bir mineral fazı oluşturmaktadır.Jips doğada bol miktarda bulunur.

Çok eski devirlerde jipsi ısıtarak alçıya çevirdikten sonra başta Mısırlılar olmak üzere Asurlular, Çinliler, Yunanlılar Alçıtaşı (Anhidrit) Nedir? yazısına devam et

Hayatımızdaki Büyük Taşlar Nelerdir?

Aşağıdaki gerçek hikâye Kellog Business School’da (Northwestern Üniversitesi) İş İdaresi mastır öğrencileri ile Zaman Yönetimi dersi profesörü arasında geçer…

Profesör sınıfa girip karsısında duran dünyanın en seçilmiş öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra, “Bugün Zaman Yönetimi konusunda deneyle karışık bir sınav yapacağız” dedi. Kürsüye yürüdü, kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Arkadan, kürsünün altından bir düzine yumruk büyüklüğünde taş aldı ve taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirmeye başladı. Kavanozun daha başka taş almayacağına emin olduktan sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. Öğrenciler hep bir ağızdan “Doldu” diye cevapladılar. Profesör “Öyle mi?” dedi ve kürsünün altına eğilerek bir kova Hayatımızdaki Büyük Taşlar Nelerdir? yazısına devam et

Taş Yontucusu

Bir zamanlar dağda, kızgın güneşin altında, mermer taşlarını yontmaktan bezmiş bir mermer yontucusu varmış. ”Bu hayattan bıktım artık. Yontmak!.. Devamlı mermer yontmak… Öldüm artık! Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş! Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hâkim olacaktım, ışınlarımla etrafı aydınlatacaktım.” diye söylenip durur yontucu…

Bir mucize eseri olarak dileği kabul olunur ve yontucu o an güneş olur. Dileği kabul edildiği için çok mutludur; fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark eder. “Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar!” diye isyan eder. “Mademki bulutlar güneşten daha kudretli, bulut olmayı tercih ederim. “

O zaman hemen bulut olur. Dünyanın üzerinde uçuşmaya başlar, oradan oraya koşuşur, yağmur yağdırır; fakat birdenbire rüzgâr çıkar ve bulutları dağıtır… “Ah, rüzgâr geldi ve beni dağıttı, demek ki en kuvvetlisi o, öyleyse ben rüzgâr olmak istiyorum.” diye karar verir. Ve dünyanın üzerinde eser durur, fırtınalar estirir, tayfunlar meydana getirir. Fakat Taş Yontucusu yazısına devam et

PONZA TAŞI NEDİR VE NERELERDE KULLANILIR….?

Tenerife’den (Kanarya Adaları) ponza taşı örneği. Örneğin yoğunluğu 0.25 g/cm³’dür. Cetvel cm seviyesindedir.

Ponza volkanik bir kayaç türü.

Türkçe’de pomza taşı, sünger taşı, köpüktaşı, topuk taşı, hışırtaşı, nasırtaşı, küvek gibi adlarla bilinir. İngilizcede iri taneli olanlara “pumiz”, ince taneli olanlara da “pumicite” denir.

PONZA TAŞI NEDİR VE NERELERDE KULLANILIR….? yazısına devam et

Oltu Taşı ve Özellikleri

Erzurum, Anadolu’nun ‘dadaşlar diyarı’dır. Rüzgârın sert estiği, estikçe savurduğu; yaşamın delice ve dingince insana doğru aktığı bir yer… Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminin kalıntıları ve eserleri ile dünü bugünde de yaşatan; yaylaları, ovaları, çağlayanları ve yiğit insanları ile yaklaşık 2000 metre yüksekliğinde bir yayla şehridir. Türküleri, masalları, çağ kebabı ve oltutaşı ile bir bütündür yaşam…
İnsanoğlunun bilinen en eski süs eşyalarından olan oltutaşı, Erzurum’un en önemli simgelerinden biridir ve en kalitelisi de bu topraklarda bulunur. Oltu ilçesinin Güzelsu, Güllüce, Yeşilbaşlar, Alatarla, Dutlu, Çataksu ve Sülünkaya gibi çevre köylerinde bol olarak görülen oltutaşı, yöre insanının emeği ile yeraltından bin bir güçlükle çıkarılır. Taşın saklanması ve şekil verilmesi de ayrı bir özen ve emek gerektirir. Her usta bir heykeltıraş titizliğinde çalışır, yumuşak oltutaşını çifte su verilmiş bıçakla yontup zımparalayarak şekil verir. Tebeşir tozu ve zeytinyağı ile cilalanan taşlar, kolyeden küpeye, sigaralıktan yüzüğe pek çok süs eşyasına dönüşüverir. Özellikle erkeklerin ellerinden düşürmedikleri oltutaşından tespihler tüm ihtişamlarıyla “ben de varım” der gibidir.

KRALİÇE VİKTORYA’NIN TAŞI
Fosilleşmiş reçine ya da fosilleşmiş ağaç gövdelerinden oluşan oltutaşı, yumuşak bir linyit türüdür. Hakim renk siyahtır, ancak nadiren de olsa gri-yeşilimsi renkli olanları da vardır. Dünyanın pek çok yerinde çıkarılan oltutaşının tarihi Bronz Çağı’na dek uzanır. Zengin Romalıların mücevherlerini ve değerli süs eşyalarını süsler. Ortaçağda tespihler, kutsal emanet sandıkları ve heykeller yapılır bu siyah taştan. Yazılı kaynaklara göre, 17. yüzyılda oltutaşının tozu doktorlar tarafından ilaç niyetine kullanılır. En ihtişamlı günlerini Viktorya döneminde (1837-1901) yaşar. Kocası Prens Albert’in yasını tutan İngiltere Kraliçesi Viktorya’nın hayatının sonuna dek oltutaşından mücevherler takması bir moda başlatır. O dönemde gücü yeten herkes, bu taştan yapılma yüzük, broş ve kolyeler taşımaya başlar. Erzurum’da ise ata yadigarı sanatlarını devam ettiren ustalardan öğrenildiği kadarıyla oltutaşının işlenmesi 200-250 yıllık bir maziye sahiptir.

YÜREK VE SABIR İŞİ
Oltutaşının çıkarılması hem zor, hem de çok zahmetlidir. Erzurum’da çıkarıldığı köylerin arazisi çok engebeli ve dik yamaçlardan meydana geldiği için madene ancak yaya olarak ulaşılabilir.
Yöre halkı tarafından babadan kalma yöntemlerle dağların oyulmuş, parçalanmış kısımlarına 80 cm çapında dik galeriler açılır. Ancak iki kişinin birlikte çalışabildiği galerilerde aydınlanma el feneri veya deveci lambası ile sağlanır. Kazma, kürek, murç ve çekiç gibi eski aletlerle çalışılır. Oltutaşı cevheri çok ince, zaman zaman kaybolan yani kırılmış damarlar halinde bulunduğundan çok fazla çıkarılamaz. Topraktan çıktığında çok yumuşak olmasına rağmen hava ile temas ettiğinde hemen sertleşir. Bu yüzden de galeriden çıkıp cilalanana kadar mutlaka nemli ortamda saklanır. Büyük emekle çıkarılan bu maden küçük atölyelere gönderilir. Atölyelerde, tasarlanan süs eşyalarına göre sınıflandırılan maden, el çarkı ile işlenir. Bu işlem yürek ister, sevgi ister ve her şeyden öte derin bir sabır ister. İşin püf noktası ise taşın yumuşak ve nemli kalmasının sağlanmasıdır. Bu yüzden işlenecek kadar maden, su içinde bırakılarak korunur. Geri kalanı ise yeniden toprağa gömülerek saklanır.

TAKLİTLERİNDEN SAKININIZ
Oltutaşı işletmeciliği günümüzde Rüstempaşa Bedesteni’nde hâlâ sürüyor. Yöre halkının Taşhan olarak bildiği bu tarihi çarşı, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. Oltutaşı atölyelerini görmek; erzurumtaşı, karakehribar, sengi, musa da denilen bu yeraltının siyah incisine sahip olmak isteyenlerin ilk durağıdır burası.
Oltutaşından en çok yapılan ve en çok tanınan ürün hiç şüphesiz tespihlerdir. Ünü Türkiye dışına da yayılan oltutaşı tespihler, elde çekildikçe daha çok parlayıp güzelleşir. 33’lük olanına ‘tek sayı’, 99’luk olanına ‘üç sayı’ adı verilen tespihler gümüş işlemesine göre kuka (yuvarlak), kızılcık, mercimek, kesme gibi isimler alır.
Doğanın bu çok özel armağanının sahteleri de var ne yazık ki. İşte gerçeği ile sahtesini ayırt etmenin birçok yolu size: Elinize alıp nefesinizle buharlaştırdığınızda, oltutaşı buharı çeker ve üzeri nemlenir. Özellikle tespihlerin kendine has ağırlığı ve tok bir sesi vardır. Örneğin camdan olanlar çok ağır, plastikler çok hafif olurlar. Kızgın bir toplu iğnenin ucunu batırdığınızda eğer elinizdeki taş oltutaşı değilse iğne içine batar; oltutaşıysa iğne işlemez. Sürtünme ile elektriklendiği için küçük kağıt parçalarını kendine çeker. Oltutaşı bıçakla hafifçe kazındığında kahverengi toz çıkarır. Her ustanın farklı hikâyeler düşünüp işlediği, akıp giden zamana rağmen varolan oltutaşı, insan sıcağı ile daha çok parlar.

SİYAH TAŞIN TILSIMI
Yaşlılar hep aynı masalı anlatır torunlarına. Anlatırken bir de bakmışsınız bugün ve dün karışmış. Şöyle başlar her masal: Kör Ali’nin güzel mi güzel bir kızı varmış. Öyle deli dolu imiş ki, rengârenk çiçekli şalvarı, rüzgârda uçuşan yemenisi ile allı pullu bir kelebeğin peşine takılır; bal arayan arı gibi bir taraftan diğer tarafa savrulurmuş. Bu güzel kız, bir gün ışıl ışıl parlayan bir gölün kenarında seyrüsefaya dalmış. O anda gökyüzü yeryüzüne pınar olmuş akmış, sanki yaşam değişmiş, kız büyük anneannesinin anlattığı tılsımın içine düşmüş. Ne gökyüzü, ne yeryüzü sadece o an ve o yağız delikanlı varmış. Saatlerce süren uzun bakışmalar sonunda, bir anda gencin boynunda göz alıcı parlaklıkta simsiyah bir inci belirivermiş. Nedir ne değildir tam bilinmez ama tek bilinen boynundaki taşın aşk tılsımı olduğuymuş. Aşkı mıknatıs gibi çekip, kızcağızın kalbini kor etmiş, sudaki delikanlıya ölene dek aşk ağıtları yaktırmış.

İşte bu tılsımlı siyah taşın oltutaşı olduğu ve olağanüstü güçleri içerdiği rivayet edilir yörede. Her delikanlı, her genç kız, her sevdalı siyah incinin tılsımına inanır. Bu masal dilden dile dolaşır, usta ellerin işleriyle her gün yeniden yazılır. Her madenci zamanla Ali’nin kızını görür oltutaşının içinde. Her usta kendi aşkına şekil verir elleriyle. Yontulan taş bir olur bedenimizle, aşkı işler kalbimize…