Etiket arşivi: Türk

Türkiyeli Olmak Ayrıcalıktır -Orhan Afacan

Türkiyeli olmak ayrıcalıktır…
Vatana, millete Türkler âşıktır.
Dünyada tektir Askeri kabiliyeti.
Kanının hakkıdır galibiyeti..
🇹🇷
Yeni yüz yıllara damga vuracak.
Geleceği güven, huzurla kuracak.
İkinci vakitte hesap soracak.
Karşısında hangi güçlü duracak.
🇹🇷
Osmanlı neslinden cumhuriyetim..
En değerli varlığım hürriyetim.
Bunları yaşatandır memleketim
Son nefeste hedefim şahadetim.
🇹🇷
İstanbul’a diktim tevhit ağacı.
Yurtta, cihanda barış tek amacı
Bu vatan, bu millet İslamın tacı
Kafirin bağrında sonsuz bir acı ..
🇹🇷

Orhan Afacan İzmir. 10.3.18

Sümer Kültürünün Medeniyete Katkısı

Mezopotamya uygarlığının temelini Sümerler oluşturmuştur. Diğerleri bu uygarlığı daha çok zenginleştirdiler. (Bu yönüyle medeniyet, çeşitli kavimlerin ortak ürünüdür.)
Mezopotamya uygarlığı egemenlik genişledikçe ve ticari ilişkiler sonucu Batı Asya’ya yayılmış ve etkilemiştir.
Bölgede taşın az bulunmasından dolayı yapılar kerpiç ve tuğladan yapılmış olduğundan zamanın acımasız etkisine dayanamamış bu yapılar günümüze yeterli sayıda ve sağlam olarak kadar ulaşamamıştır.
Tarih döneminin başlangıcı olarak kabul edilen yazının icadı acaba bin yıl önce veya sonra gerçekleşmiş olsa idi bugünkü medeniyetin nasıl olabileceği her zaman tartışılabilirdi.
Sümer kültürünün medeniyete başlıca katkıları:
1. Yazıyı icat etiler. Tabiidir ki yazıyı icat etmekle birlikte alfabe dediğimiz sesleri karşılayan bir takım şekiller (harfler)  de icat edilmiştir. Kil tablet denilen pişmiş tuğla üzerine çiviye benzeyen yazı ile dönemlerinin olayları yazıldı. Böylece insanlık tarihi yazılmaya başlandı.
Çivi yazılı kil tabletler, günümüze kadar ulaşmıştır ve bunlar bilim adamları tarafından okunmuştur. Okunan tabletler arasında Nuh tufanı, Gılgamış destanı, öyküler, anlaşmalar vb. bilgiler yer almaktadır. Sümer Kültürünün Medeniyete Katkısı yazısına devam et

Adana Ermeni Olayları (1909)

Remzi KILIÇ(Prof. Dr. Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı,)

Hüseyin Klavuz(Uzm. Hüseyin Kılavuz, Niğde Yavuz Sultan Selim Anadolu Lisesi Öğretmeni. )

Özet: Ermeniler, Çukurova bölgesinde, özellikle Toroslar’da bir Kilikya Ermeni Krallığı kurmak için faaliyete geçmişlerdi. Bu iş için yabancı devletlerin desteğinde, Ermeni terör örgütleri silahlanarak Adana, Kozan, Haçın, Feke gibi kentleri kendilerine hedef seçmişlerdi. Osmanlı devletinin git gide zayıfladığını fırsat bilerek, Rusya Çarlığı, Fransa Krallığı ve İngiltere Krallığı’nın tahrik ve katkılarıyla Doğu Anadolu’da olduğu gibi Çukurova sahasında da isyan ve eylemlere yönelmişlerdir.

Ruslar, uzun zamandır Akdeniz’e çıkmak için Ermenileri bu hususta kışkırtmışlar ve Ermeniler de bu duruma gönüllü alet olmuşlardır. Kilikya yabancı devletlerin sömürgecilik emelleri uğruna müdahale edebilecekleri ve kontrol sağlayabilecekleri bir saha idi. 1890’da çıkan Maraş-Zeytun Ermeni isyanı gibi, Ermeniler için benzerini Adana’da da yapacakları bir isyanla Kilikya’da kurmak istedikleri Ermeni Krallığı’na bir başlangıç olacaktı. Türk- Ermeni ilişkileri yüz yıllar boyu müspet bir şekilde devam etmiş iken, sonradan bu ilişkiler ne yazık ki, bozulmuştur. Taşnak ve Hınçak gibi Ermeni terör örgütleri, yabancılardan aldıkları silah ve lojistik destekler ile bölgede faaliyetlerine başlamışlardır.

1909 yılında Adana ve havalisinde cereyan eden Ermeni isyanları ve olayları; yol kesme, karakol basma, sivil insanları katletme, arazide yangın çıkarma, her türlü tedhiş ve terör biçiminde eylemler, her geçen gün sürekli artırılmıştır. Bu bildiri de basın yayın belgeleri başta olmak üzere, tarihi vesikalar çerçevesinde bir sunum gerçekleştirilecektir. Çukurova’da meydana gelen Ermeni olaylarını ve terör faaliyetlerini içeren kaynaklardan ve özellikle Adana’da çıkan mahalli gazeteler, basın bildirilerinden yararlanarak bu dönemde ortaya çıkan olayları değerlendireceğiz. Adana başta olmak üzere Çukurova insanın feraseti ve cesareti ile Kilikya Ermeni Krallığı kurulamamıştır. Bu konular ayrıntılı olarak belirtilecektir.

Anahtar Kelimeler: Adana, Ermeni olayları, Çukurova, Kozan, Haçın, Türkler.

 

ARMENIAN OUTBREAKS IN ADANA (1909)

Remzi KILIÇ(Prof. Dr. Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı,)

Hüseyin Klavuz(Uzm. Hüseyin Kılavuz, Niğde Yavuz Sultan Selim Anadolu Lisesi Öğretmeni. )
Abstract:

Armenians started to rustle to found an Armenian Kingdom of Cilicia in Çukurova region, specifically around Taurus Mountains. For this purpose, with the support of foreign Adana Ermeni Olayları (1909) yazısına devam et

Türk Eğitim ve Öğretim Tarihinde Selçuklu Medreselerinin Yeri

Özet:

Selçuklu Devleti (1038-1157), Türk, İslam ve Dünya tarihinde çok önemli bir yer tutar. Selçuklu Devleti Maveraünnehir’den Ege kıyılarına kadar uzanan büyük bir imparatorluktu. Batı’nın Haçlı seferlerine Selçuklular başarı ile karşı koydular. Selçuklu devlet adamları eğitime ve bilimin gelişmesine önem vermişlerdir. Selçuklu medreseleri hızla gelişmiş ve ülkenin her tarafına yayılmıştır. Selçuklu eğitim tarihinde Ahilik gibi bir yaygın eğitim kurumu, Atabeğlik gibi şehzadelerin yetişmesi için bir uygulama ortaya çıkmıştır. Başlangıçta Selçuklu sultanları Türkçe’den başka dil bilmez ya da konuşmazken zamanla Selçuklu saraylarında Farsça ve Arapça konuşulup yazılmıştır.
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey başta olmak üzere, Alparslan, Melikşah, Nizamülmülk ve Sancar gibi devlet adamları, bilginlere, sanatkârlara, öğretmenlere büyük saygı göstermişler, eğitim ve öğretimin yayılmasına çalışmışlardır. İlk Selçuklu medreseleri 1040 yılında Nişabur’da Tuğrul Bey tarafından kurulmuştur. Alparslan döneminde 1067’de Bağdat’ta Nizamiye medreseleri adıyla önemli eğitim öğretim kurumları açılmıştır. Alparslan’dan sonra Sultan Melikşah ve Başvezir Nizamülmülk’ün ilgi ve çabaları ile Bağdat, Musul, Basra, Nişabur, Belh, Herat, Isfahan, Merv, Amul, Rey ve Tûs gibi, önemli kentlere yaygın bir biçimde Selçuklu Medreseleri açılmıştır. Türk Eğitim ve Öğretim Tarihinde Selçuklu Medreselerinin Yeri yazısına devam et

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun

11095255_atatrkfotoraflar1

Türk milletinin yeniden doğuşunun 94. yılında Cumhuriyet Bayramınızı en içten duygularımla kutlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulmasını ve gelişmesini sağlayan başta Atatürk olmak üzere tüm devlet büyüklerimizi minnet ve şükran duyguları içerisinde anarken vatanımız ve milletimiz uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet dilerim.

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

 

Kerim YARININELİ

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi ile Türk Kültürünü ortaya çıkartan kültürel akımlar, 9000 yıllık bir serüven ile yoğurularak günümüze kadar ulaşmış, Türklerin tarihlerine özgü bir kültürel doku meydana getirmiştir.

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi ile Türk Kültürünü ortaya çıkartan kültürel akımlar, 9000 yıllık bir serüven ile yoğurularak günümüze kadar ulaşmış, Türklerin tarihlerine özgü bir kültürel doku meydana getirmiştir. Türk Kültürü olarak tanımladığımız bu kültürel olguv, Türklerin etkin ve sosyal kimliklerinin kazanımlarını incelememizde bize çok önemli bulgular sunarak Tarihsel süreçleri doğu yorumlayıp tereddüt ettiğimiz noktalarda teyit olanağı sunar.

Kültür, bir toplumu ve milleti meydana getiren yegane unsurdur. Her ne kadar toplumların ayrışmasının etnik ve genetik faktörleri varsa da bu faktörler Kültürel ayrışma olmadan tek başına bir milleti oluşturmaya yetmeyecektir. Zira bir toplum, alışkanlıklarıyla, toplumsal davranış ve gelenekleriyle müstakil bir kültüre sahip olduğu zaman kendisini diğer toplumlardan soyutlar ve ayrı bir millet olduğunu düşünür. Toplumlar, farklı etnik kökene sahip olsalar bile aynı kültürel alışkanlıklarla yaşadığı zaman kendisini ayrı bir millet olarak görmeyecek ancak aynı etnik kökene sahip olsa bile ayrı kültürel alışkanlık ve geleneklere sahip oldukları zaman söz konusu ayrışmanın gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.

Türk Kültürünün Tarihsel Gelişimi yazısına devam et

TÜRK MİLLETİNİN ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

30agustosUlusumuzun doğuşunu müjdeleyen ve Cumhuriyetimize hayat veren büyük zaferinin 95. yıldönümünü kutlamanın heyecanı ve sevinci içerisindeyiz.Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 26 Ağustosta başlayan ve 30 Ağustos 1922 de eşsiz bir zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Savaşı ile vatan topraklarımız kurtarılmış, Türk Milleti Hürriyet ve Bağımsızlık içinde yaşama onuruna kavuşmuştur.Her aşaması eşsiz vatanseverlik ve kahramanlık destanlarıyla dolu olan milli mücadele sonucunda kazandığımız bağımsızlığı, milletimiz milli birlik ve beraberlik anlayışıyla her zaman koruyacaktır.Bu vatanı bizlere bırakan öncelikle Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ve silah arkadaşlarının şehit düşmüş vatan evlatlarının ruhları şad mekanları cennet olsun.

TÜRK MİLLETİNİN ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN

 

 

Türk Dil Bayramı Kutlu Olsun

Karamanoğulları Beyliğinin hükümdarı Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277’de yayımladığı bir fermanla,bugünden sonra hiç kimse sarayda, divanda, meclislerde ve seyranda Türk Dilinden başka dil kullanmayacaktır, dedikten sonra Anadolu’da Türkçe ilk kez resmi dil, devlet dili olmuştur. Anadolu Selçukluları döneminde edebiyatta ve devlet işlerinde Farsça kullanılıyordu. Türk Dil Bayramı 1960’dan bu yana kutlanıyor. Her yıl 13 Mayısta Kültür ve Turizm Bakanlığı, Karaman Valiliği ve Belediye Başkanlığının ortaklaşa düzenlediği bu etkinlik ile hem Türk Dil Bayramı kutlanmakta hem de Karamanoğlu Mehmet Bey anılmaktadır.

ÇANAKKALE ZAFERİNİN 102.YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN

18 Mart 1915, Türk tarihinde bir askeri ve siyasi başarı olmaktan öte inanç, azim ve yiğitlikle örülmüş bir destanın yaradılış tarihidir.Bugün, zaferlerin en büyüğü, günlerin en anlamlısı olan Çanakkale Zaferi ve Şehitler Gününü idrak etmekteyiz.Çanakkale Zaferi, vatanseverlik, fedakârlık, cesaret gibi yüksek faziletlerin kahramanca sergilendiği bir destandır.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda. Şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.Dönmeyi hiç düşünmediler. Bu vatanı evlatlarına bırakabilmek için canlarını gözlerini bile kırpmadan verdiler. Bu mukaddes yurt topraklarının korunması ve bayrağımızın dalgalanması için birlik, beraberlik ve bütünlük içinde verilen mücadeleyi millet olarak idrak etmeli, gelecek nesillere bu bilinci aktarmayı, bu güzel vatanı bizlere emanet eden atalarımıza karşı bir borç bilmeliyiz.
Farklı milletlere mensup insanların karşı karşıya geldiği Çanakkale, bugün tüm insanlığa barışın önemi konusunda güçlü mesajlar veren bir abide konumundadır. Çanakkale, milletimiz için de ayrıca bir onur, gurur ve şeref abidesidir. Çanakkale’de, kutsal değerleri uğrunda vargücüyle savaşan nesiller, Çanakkale’nin geçilmeyeceğini dünyaya ilan ederken, milletimizin hürriyet, istiklâl, vatan ve bayrağına sahip çıkma kararlılığını da haykırmışlardır.
253.000 evladımızın şehit, düşman cephelerinden ise 247.000 askerin öldüğü ve her bir metrekareye 6.000 merminin düştüğü bu savaşta, islam ve kuran hizmetkarı olan türk milletine Allah’ın melekleriyle yardımda bulunduğu şüphesizdir. Zira Allah’u Teala Kur’an-ı Kerim’de mealen: “Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti.” (Enfal-9) buyurmaktadır. İngiliz devlet başkanı Churcill, “–Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türkler’le değil, Allâh ile harbettik!.. Tabiî ki yenildik…” diyerek bunu itiraf etmektedir.Aziz şehitlerimiz yattıkları yerlerde şunu hissetmelidirler ki, temiz kanlarıyla suladıkları kutsal vatan toprakları, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türk milleti tarafından en kutsal emanet olarak muhafaza edilecektir.
Vatanın verilecek bir karış toprağı olmadığını dünyaya gösteren 250 bin şehidimizi minnet ve rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

Oğuz Kağan Babasını Töre İçin Öldürdü

Türk mitolojisinde, “Türk töresi” ne uymadığı gerekçesi ile, baba öldürme olayları yer alıyorlardı”:
Ortaasya’da söylene gelen efsanelerde büyük kahramanlara, insan üstü hususiyetler verilmek istenmişti. Oğuz Kağan Destanında da, bunun örneklerini pek çok görüyoruz. “Oğuz’un ayağı, ayı ayağı gibi; bileği ise, kurt bileğine benziyordu. Vucûdu, baştan aşağıya tüylerle örtülü idi. Annesinden doğar doğmaz, memeyi ağzına bir defa almış ve sütten bir yudum içtikten sonra da, annesine bir daha yanaşmamıştı. “Çiğ et yiyip, kımız istemeğe başlamıştı”. Aşağıda da söyleyeceğimiz gibi, “Türkler çiğ et yemezlerdi”. Ama korkunç bir kahraman, onlara göre, çiğ et de yiyebilirdi. Çünkü O, o kadar korkunç ve o kadar bahadır bir kimse idi:
“Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun, “Babasını öldürsün, Türk Töresi korunsun”.

Oğuz Kağan Babasını Töre İçin Öldürdü yazısına devam et

Bu Vatan Bu Millet Bölünemez -Orhan Afacan

Yürekler acılı, duygular hassas.
Gözyaşımız dışa dökülmeyecek.
Ayaklar altında korkular paspas.
Bu Vatan, Bu Millet Bölünmeyecek.

Hilalin altında Türkiyeliyiz..
Etnik kimlik öne sürülmeyecek.
Kız aldık, kız verdik bir aileyiz
Bu Vatan ,Bu Millet Bölünmeyecek.

Türkiye teröre karşı tek yürek.
Aramıza nifak örülmeyecek.
Güçleneceğiz aşkla büyüyerek.
Bu Vatan, Bu Millet Bölünmeyecek.

Hainin, düşmanın kör inadına.
El, ele; kol, kola devam edecek.
Eremezler böl,yönet muradına..
Bu Vatan ,Bu Millet Bölünmeyecek.

Orhan AfacanORHAN AFACAN
İzmir-19.12.2016

Mete Hanın Vatan Anlayışı

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri’nin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Mete Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O’nun çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultay’ı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

Mete Hanın Vatan Anlayışı yazısına devam et