Etiket arşivi: Sultan

Osmanlı Sultanlarının Ehl-i Beyt sevgisi

osmanli-610x250Osmanlı Sultanlarının Ehl-i Beyt sevgisi

Sultan İkinci Abdülhamid Han, Peygamber efendimize olan tazim ve muhabbetini, Onun kutsal beldesine hizmetler götürerek ve İslam Birliği gayesini gerçekleştirmeye çalışarak göstermiştir. Hicaz bölgesiyle münasebetleri kuvvetlendirmek ve mukaddes topraklarla aradaki mesafeyi kaldırmak niyetiyle yaptırdığı Hicaz ve Bağdat Demiryolu, bunun en güzel örneği olmuştur. Demiryolu yapımının Medine’ye ulaştığı esnada, Sultanın verdiği şu çok özel talimat; onun, Ehl-i Beyt’in şahsında Peygamber efendimize olan sevgi, saygı ve bağlılıktaki hassasiyetini göstermesi açısından, eşine az rastlanır müthiş bir misaldir:
“Mümkün olan aletlerin üzerine keçeler sarınız ki, fazla gürültü olmasın ve Ehl-i Beyt’in ve burada yatanların mübarek ruhları rahatsız olmasın!..”

Osmanlı Sultanlarının Ehl-i Beyt sevgisi yazısına devam et

6 defa görüntülendi

SULTAN SENCER KİMDİR….?

turkmenistan-daki-ertugrul-gazi-aniti_1031303Ahmed Sencer veya Sultan Sencer ya da Muizzeddin Ahmed Sencer (1086 – 1157), 1097-1118 tarihleri arası Horasan Selçuklu Sultanı, 1118-1157 döneminde Büyük Selçuklu Sultanı.Sultan olmadan önce

Melikşah’ın oğludur. Babasının bir seferi sırasında, 1086 yılında Sincar’da doğdu. Babası öldüğünde 1092’de henüz küçüktü. Melikşah’ın ölmesi ile Büyük Selçuklu Devleti bir anarşi içine girdi. Melihşah’ın eşi Terken Hatun, Melikşah’ın kücük yaştaki oğlu ve Sencer’in kardeşi I. Mahmud’un sultanlığını ilan etti. Melihşah’ın büyük oğlu olan Berkyaruk taraftarları tarafından Rey şehrine kaçırılıp Sultan ilan edildi ve Berkyaruk ve I. Mahmud güçleri arasında 17 Ocak 1093 Burûçird’de yapılan savaşta Berkyaruk galip geldi. Ahmet Sencer ve Berkyaruk’un amcası olan Tutuş Suriye’ye ilerliyerek Şam ve Halep şehirlerini eline geçirip Suriye Selçuklu Devleti’nin kurucusu oldu. Tutuş Berkyaruk elinde bulunan İran arazilerini de ele geçirmek üzere Berkyaruk’a hücum etti ise de 26 Şubat 1095’de Rey’de Berkyaruk ile Tutuş arasında yapılan savaşta Tutuş yenildi ve öldü. Böylece Berkyaruk tek Sultan oldu ama zamn zaman ya kardeşleri ya da onların varislerinin ayaklanmaları tehditleri veya gerçekleşmeleri ile karşılaştı. Bundan sonra Büyük Selçuklu Devleti üçe bölünmüş olarak görülmeye başlandı:

SULTAN SENCER KİMDİR….? yazısına devam et

II. ABDÜLHAMİD HAN VE PASTEUR…

AhamidII. ABDÜLHAMİD HAN VE PASTEUR…

II. Abdülhamid Han’a yönelik akıl almaz iftiralar atan güruha, cevap vermeye devam etmek istiyorum. Yaklaşık iki hafta önce kaleme aldığım “Abdülhamîd Hân-ı Sânî” yazımda, Ulu Hakan’a yönelik mesnetsiz ve yakışıksız karalamalara, onun yaptığı hizmetler ve açtığı çığırlar penceresinden bakmaya çalıştık. Bu yazımda ise daha öznel bir meseleyi ele almak istiyorum.

Malumumuzdur ki, her türlü teknik gelişmeyi dikkatle takip eden Sultan Abdülhamid Han, tıbbî sahadaki araştırma ve gelişmelerle de yakînen ilgileniyor, buna ayrı bir önem atfediyordu. Bu konuda Said Naim Duhânî, birkaç kelâm etmiş ve bir yazı da kaleme almıştır. Bu arada, Said N. Duhânî, Osmanlı hariciye nâzırlarından ve bir vakitler de Paris sefirliği yapmış Naum Paşa’nın oğludur.

II. ABDÜLHAMİD HAN VE PASTEUR… yazısına devam et

SULTAN ALPARSLAN’IN VEFATI…

alparslanSULTAN ALPARSLAN’IN VEFATI…

Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehr’e doğru sefere çıktı. Türkleri bir bayrak altında toplamak istiyordu. Ordunun başında Buhara’ya yaklaştı. Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana kalesini muhasara etti. Kale komutanı, batıni sapık fırkasına mensup Yusuf el-Harezmi, kalenin fazla dayanamayacağını anladı ve teslim olacağını bildirdi. Hain Yusuf, Alparslan’ın huzuruna çıkarıldığı sırada Sultan’a hücum edip, hançer ile yaraladı. Yusuf’u derhal öldürdüler.

SULTAN ALPARSLAN’IN VEFATI… yazısına devam et

Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesindeki Yazıt

125569313-1680x1050Larnaka’daki Hala Sultan Tekkesi’nin bahçesine girişi sağlayan kemerli anıtsal kapıdaki 4 Mart 1813 tarihli yazıt.

Cenâb-ı Valiy-i Kıbrıs o bir menam-ı
Bu dergah-ı şerife eyledi fakat kerm-i infâk
Der-i Devletsarây-ı Bintü Milhanı idüb büyâd
Müzeyyen hücrelerde eyledi dergahına ilhak
Hülâsa Hazreti Ümmü Harâm eyledi hizmet
Şefaat-ı devletinle eyledi tahsil-i istihkak
Gelip tarihe imdiâd etti asrın car-ı aktabı
Zi hay-i mutaf oldu bu bâb Kâ’betü’l-uşşak
Sene 1 Rebiü’l-evvel 1228

Kaynak: Bağışkan, Tuncer. Kıbrıs’ta Osmanlı – Türk Eserleri, Kıbrıs Türk Müze Dostları Derneği Yayınları.

Fatih’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir

FATİHFatih Sultan Mehmed (k.s.)’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir

Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?

Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.

Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.

Fatih’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir yazısına devam et

SULTAN 2. MURAD’IN VASİYETİ

sultanahmet_n_cephe_2SULTAN 2. MURAD’IN VASİYETİ

“Tevekkülüm Halık’ımadır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Salat ve selam Efendimiz Muhammed Mustafa’nın ve onun iyi, güzel ve temiz soyundan gelenlerin üzerine olsun. Her türlü noksandan münezzeh olan Cenab-ı Hak, yüce sultan, büyük hakan, ümmetlerin iradesine malik, Arap ve Acem meliklerinin efendisi, gazi ve mücahitlerin yardımcısı, kafir ve müşriklerin düşmanı, azgın ve inatçıların kahredicisi, zayıf, miskin ve fakir Müslümanların yardımcısı, denizlerin ve karaların sultanı, fetih babası, şehit Sultan Beyazıd oğlu, Sultan Mehmed oğlu Murad Han’ı, herkesin ölümü tadacağını ve ancak celal ve ikram sahibi Allah’ın baki kalacağını bilmeye ve Cenab-ı Allah’ın ‘Sizleri dünya hayatı mağrur etmesin, gurur Allah’a mahsustur’ sözünü mülahaza etmeye, Peygamberimizin, ‘Vasiyet edecek mülkü bulunan Müslüman’ın vasiyeti yanında yazılı bulunmadıkça iki gece yatmaya hakkı yoktur’ hadis-i şeriflerini sıkı sıkıya tutmaya muvaffak etti. Üç bin beş yüz filori Mekke fukarasına ve diğer üç bin beş yüz filori Peygamber Efendimizin şehri Medine fukarasına harcansın ve ondan beş yüz filori yine Mekke ahalisinden Kabe ve Hatim arasında toplanarak yetmiş bin kere la ilahe illallah kelime-i tevhidini zikredip, sevabını adı geçen vasiyet sahibine ita edenlere harcansın. Geri kalan iki bin filoriden beş yüzü Mescid-i Aksa’da Sahra kubbesinde yetmiş bin kere la ilahe illallah kelimesini ve defalarca Kur’an-ı kerimi okuyanlara harcansın. Yedi bin filorisi, vakfeden için her gün ve her gece, bu filori bitene kadar tecvitle Kur’an-ı kerim okuyanlara ve sevabını vasiyet edene ita edenlere harcansın. Ayrıca bin filori de yetmiş bin kere la ilahe illallah kelimesini zikredenlere ve sevabını vasiyet edene ve ita edene harcansın. Ve dahî vasiyet eyledik ki: Bir yakut yüzüğümüz vardır, bir yanında deliği olup, 95 bin akçeye alınmıştır. Vezni bir miskâlden ziyâdedir. Anı satalar ve kabrimiz yanında Kur’ân-ı kerim tilâvet edenlere sarf edeler, ta ki tükeninceye dek. Ve dahi vasiyet ederim ki: Bir elmas taşlı yüzüğümüzü dahi satıp, günde 70 bin kerre kelime-i tevhit çektireler. Bir nice gün buna devam edeler. Badehu satıp borcumuzu ödeyeler. Vücûdumu doğrudan doğruya toprağa gömün. Cenâb’ı Hakk’ın rahmeti, yağmuru üstüme yağsın. Hükümdarlar gibi üstüme kubbe yapmayın. Mezarımın çevresine Kur’ân-ı kerîm okuyanların oturması için yerler yapsanız yeter. Cuma günü defnolunmak arzumdur.”

YAVUZ SULTAN SELİM HAN ve MUHYİDDİN ARABİ HAZRETLERİ

SULTAN-II.SELİMYAVUZ SULTAN SELİM HAN ve MUHYİDDİN ARABİ HAZRETLERİ

Yavuz Sultan Selim, 24 Ağustos, 1516 tarihinde “Mercidâbık” savaşını kazandıktan sonra Haleb’e girmiş, iki hafta sonra da oradan ayrılıp Eylül ayı sonunda Şam’a ulaşmıştı. Buradan Mısır’a geçmeden önce de 15 Aralık’a kadar Şam’da kalmıştı. Yavuz Şam’da kaldığı sıralarda, Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin (v.638/ 1240) bir kitabında geçen “Sin Şin’a girince Mim’in kabri ortaya çıkar” şeklindeki bir ifadeyi, büyük alim Kemal Paşazade ile birlikte incelemişlerdi. Burada “Sin”in Selim’e, “Şin”ın Şam’a, “Mim”in de Muhyiddin’e işaret olduğu kanatine varılmıştı. Yavuz Selim, Şam ve civarında bazı İslâm büyüklerinin kabirlerini ziyaret ediyordu. Çok saygı duyduğu Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin yeri ise hiç kimse tarafından bilinmiyordu. Çünkü asırlar önce, eserlerini yanlış anlayıp karşı çıkan bazı Suriye alimlerinin de etkisiyle kabri harabeye çevrilip kaybolmuştu. Yavuz Selim, bir gece rüyasında Muhyiddin Arabî Hazretleri’ni kendisine şöyle derken görür: “Ya Selim! Senin gelmeni beklerdim. Safa geldin, hoş geldin. Mısır gazanı sana müjdelerim. Sabahleyin bir siyah ata bin. O seni bana götürür. Beni hâk-i mezelleten (horluk topragından) kaldır. Bana bir türbe, bir cami ve imaret yapıver. Yürü işin rastgele, Mısır fethi müyesser ola!”Yavuz sabahleyin bir siyah ata biner. At gider, Salihiyye Mahallesi’nde bir çöplükte durup eşinmeye başlar. Orası açılınca büyükçe bir taş çıkar. Üzerinde Arapça olarak “bu Muhyiddin’in kabridir” yazısı görülür. Yavuz Selim orayı temizleterek kabri ortaya çıkarır. Yavuz, 22 Ocak 1517 tarihindeki Ridâniye Savaşı ve Mısır’ın fethinden dokuz ay kadar sonra, ekim ayında tekrar Şam’a gelir ve dört aydan fazla kalır. Bu süre içinde Şeyh’in kabrine türbe, yanına ise bir cami ve aşevi yaptırır. İlk cuma namazıyla da açılışını yapar. (5 Şubat 1518)