Etiket arşivi: padişah

Osmanlıda Tarikatlar

Sofi adını ilk kullanan Küfeli Ebu Haşim (S.57-58)
Diğer taraftan tasavvufî faaliyetlere İslâmiyet’in ilk. yıllarında hiç rastlanmazken, yukarıda da sebeplerine işaret edildiği tarzda sofî adını ilk kul­lanan ve ilk zaviyeyi kuran kişi’nin Kûfeli Ebû Haşim olup, bu zat’ın H. II. yüzyılla (H. 150’lerde) öldüğü sanılır.

Bundan sonra Süfyan Sevrî gelir ki bu zat da H. 168, Milâdî 784-785’lerde yaşamıştır. (116)

Yine bu cümleden olmak üzere, eski Hıristiyan keşişlerinin yetiştiği Mısır’da H. 245,-M. 859-860 tarihlerinde yaşamış olan Zünnûn (1-17), (Bu zât Zünnûn-u Mısrî adîle de meşhurdur) H. 261, M. 874-875’lerde yaşamış bulunan Bayezîd’i Bistamî (118), aynı şekilde hakkında türlü fi­kir ve kanaatler ileri sürülmekte olan ve tasavvuf! fikirleri yüzyıllardır bu-* tün tasavvuf çevrelerinde devamlı şekilde tartışma konusu olan ve nihayet halen daha tartışılan bu fikirlerinden dolayı feci bir şekilde işkencelere ta­bi tutulduktan sonra öldürülmüş bulunan Hallaç Mansûr, (H. 309, M. 921 -922) (119) islâm tasavvuf dünyası’nın ünlü simalarından Cüneyd Bağdâtî, (120) vb. gibi büyük mutasavvıflar, bütün karşı koymalara ve şeriatçılar tarafından gösterilen direnmelere rağmen mesleklerini devam ettirmeye ça­lışmışlar ve muvaffak da olmuşlardır.

Osmanlıda Tarikatlar yazısına devam et

22 defa görüntülendi

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI

tumblr_n55pjxjo2y1tahitio1_540SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI!…

Osmanlılarda padişahın bulunduğu yerde, hânedanı temsilen kırmızı (al) ve devleti temsilen de (ak) sancak açılırdı. Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bayrak beyaz idi. Sultan 3. Selim’den itibaren her ikisi birleşerek kırmızı zemin üzerinde beyaz hilal ve yıldız resmî bayrak oldu.

Osmanlılardan kalma ne varsa değiştirildi. Onların kurduğu mekteplere, fakültelere, müesseselere, şehirlere bile başka isimler verildi.

Üniversiteden mahkemelere, nüfus idaresinden hava kuvvetlerine, Millet Meclisinden Danıştay’a kadar, bugün doğru dürüst işleyen ne varsa, hepsi Osmanlılar zamanında kurulmuştu. Yeni kurulanlar ise zaten o zaman dünyada bulunmayan şeylerdi. Her nedense ay-yıldızlı bayrağına dokunulmadı. İyi de oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, yerine mavi bayrak düşünülmüş de, Yunan bayrağına benzer endişesiyle olsa gerek, vazgeçilmiş.

BOYU VE SÜSÜ KORKU VERİR!
Belki hissî gelecek ama, dünya bayrakları içinde ay-yıldızlısı kadar derin mânâlısı yok gibidir. Asırlarca esir Müslümanların hayallerini süslemiş; meşhur Azerî bestekâr Üzeyr Hacıbeyli, Çırpınırdı Karadeniz‘de bunu terennüm etmiştir. Polonya Tatarları’nın bugün İslâmiyetle tek bağı, neredeyse mezar taşlarındaki ay-yıldızlardır. Zamanla istiklâlini kazanan Müslüman memleketler, göklerinde hep ay-yıldızlı bayrak dalgalandırmayı tercih etmiştir. İşte Tunus, Cezayir, Pakistan, Şarkî Türkistan, Singapur, Malezya…

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI yazısına devam et

OSMANLI SULTANLARININ AHLAKLARI

osmanliarmasi

Sual: Mısırlı bir yazar, “Osmanlıların savaşlarda kazandığı zaferler, İslam’a şeref vermiştir. Ancak Osmanlı elinde İslam, manasından çok şey kaybetmiş, gelişmesi durdurulmuş, ilme gereken önem verilmemiş, ictihad durdurulup fıkıh ilmi de dondurulmuştur. Nihayet İslam, Osmanlıların bağlayıcı kaydından kurtulup bağımsızlığını kazanmıştır” diyor. Bir cevap verir misiniz?
CEVAP
İslamiyet’e şeref verilemez. Ondan şeref alınır. Hazret-i Ömer, (Biz, zelil, aşağı kimselerdik. Allahü teâlâ, bizleri müslüman yapmakla şereflendirdi) buyuruyor. İslamiyet’in, her çeşit fazilet ve şerefler kaynağı olduğunu bilmeyen, İslamiyet’e şeref verilecek zanneder.

İstanbul’dan Viyana’ya doğru giden İslam ordusu, Belgrad yakınlarında, bir su başında, mola verir. Çeşme, abdest alan, kablarına su koyan askerlerle doludur. Yakındaki kilisenin papazı, bir hile düşünür, güzel kızları süsler, ellerine birer kab verip, çeşmeye gönderir. Papaz gizlice seyreder. Kızlar gelince, askerler hemen çekilirler. Kızlar rahatça doldurup kiliseye dönerler. Papaz, İslam askerlerinin bu güzel ahlakını, edebini ve merhametini görünce, haçlı kumandanlarına, (Bu ordu hiç yenilemez, boş yere kan dökmeyin) diye haber gönderir.

Hadimül-Haremeyn
Yazar, İngiliz Lord Davenport’un kitabını okumuş olsaydı, (İslam ordusu gittiği her yere, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüştür. Boynu bükük mağlup düşmanı daima af ile karşılamıştır) bilgisini öğrenir de, biraz edepli davranırdı. Abbasilerden sonra, halifelere zindan hayatı yaşatanlar, hutbelerde kendilerine, Sultanül-haremeyn demekten çekinmiyorlardı.
Yavuz Sultan Selim Han, Mısır’ı fethedip, hilafeti esaretten kurtarınca, alışkanlıkla kendine de Sultanül-haremeyn diyen hatibe, (Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn deyin) buyurmuştur. İslam ahlakını, Osmanlılar mı, yoksa Mısırlılar mı dondurmuş, buradan da anlaşılmaktadır.
OSMANLI SULTANLARININ AHLAKLARI yazısına devam et

Kütahya Ulu Cami

  Yolunuz düşer de Kütahya’ya uğrayacak olursanız şehrin tek padişah camisi olup muhteşem güzelliğe sahip olan Ulu Cami’yi görmeden gitmeyin derim.Bu cami Sultan Bayezid Yıldırım Han Cami’i Şerifi olarak kayıtlarda görünse de Ulu Cami olarak anılmaktadır.Sultan Beyazıt Han’ın şehzadeliği sırasında Kütahya Valiliği görevinde bulunmaktaydı. Genç şehzade evlilik için Germiyan Bey’i Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun ile evlilik hazırlığına başlar.Cami bu evlilik döneminde(1381-1389) yapılmaya başlanır.Fakat padişahlığı sırasında sürekli savaşması,Ankara Savaşında esir düşmesi ve ölümü sebepiyle camiyi bitirmek ne yazık ki Sultan Beyazıt’a nasip olmamıştır.

                          1410 yılında yerine geçen Musa Çelebi tarafından tamamlanarak ibadete açılmıştır.1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından verilen emirle Mimar Sinan camide yıkılan ve yıpranan yerleri tamir ettirmiştir.Kütahya valisi iken Padişah olan II.Selim ise bu camide ilk padişahlığını ilan etmiştir. son olarak 1893′ de II. Abdülhamit Han zamanında cami kubbeli olarak yapılmıştır.

                            Dikdörtgen planlı yapıda kesme taş kullanılmıştır. Kuzeyinde beş bölümlü son cemaat yeri bulunmaktadır. Mihrap dışa doğru çıkıntılıdır. Kubbeler, pandantifler, kasnaklar ve kasnak pencereleri kalem işleri ile bezenmiştir.

 

IMG_20160529_190814
Kütahya Ulu Cami yazısına devam et

KALEYE ÇEKİLEN BAYRAK GİBİ

maxresdefault
 
 Sultan II. Osman 22 Kasım 1617’de padişah olduğunda henüz 14 yaşındaydı. Fakat yaşı nın çok üzerinde bir olgunluğa sahip olan bu genç padişah, ecdadı gibi celadetli ve cesurdu. Tahta çıktığı senelerde, Avrupa’da söz sahibi bir devlet olan Polonya, Osmanlı sınırlarına saldırıyor, hatta bazı kaleleri ele geçiriyordu. Bunlardan en önemlisi de Hotin Kalesi idi. Bunun üzerine hemen sefere çıkılmasını emretti ve  hazırlıklara başlandı. Nihayet 21 Mayıs 1621 günü Osmanlı ordusu, 18 yaşındaki genç padişah Sultan II. Osman’ın kumandasında sefere çıktı ve 1 Eylül günü Hotin kalesi önlerine gelindi. Uzun yıllar dan beri ilk defa bir padişah sefere çıkıyordu. Bu, orduya büyük bir moral kaynağı olmuştu. Fakat genç padişahın hiç savaş tecrübesi yoktu. Kendisine, Budin Beylerbeyi Karakaş Mehmet Paşa’nın çok cesur ve tecrübeli bir kumandan olduğu, bu savaşta onun tecrübelerinden istifade edilmesi gerektiği padişaha arzedildi. Bunun üzerine hemen Hotin’e çağrıldı. Zaten o da böyle bir davet bekliyordu. Hemen emrindeki kuvvetlerle birlikte yola çıktı. Bu arada kuşatma başlatıldı. Siperler kazıldı ve şiddetli çarpışmalar, günlerce sürüp gitti. 8 Eylül günü yapılan bir taarruz, padişaha ümit verdi. Fakat sonraki günlerde aynı neticeler alınamadı. Genç padişah üzülüyor ve vezirlerine:-Paşalarım, beylerim, diyordu, siz böyle mi gayret gösterirsiz? Yazıklar olsun. Hani uğrumda baş koyduklarını söyleyenler nerede?Sultan Osman’ın bütün ümidi Karakaş Mehmet Paşa’da idi. Saray ağalarından biri:-Üzülme padişahım, dedi, hele Mehmet Paşa kulunuz gelsin de gör. O, kaleye çekilen bayrak gibidir.Padişahın gözleri parladı:-Kaleye çekilen bayrak gibi mi dedin?-Evet padişahım, bir bayrak gibi, bir sancak gibi.Nihayet 14 Eylül günü Karakaş Mehmet Paşa askerleriyle birlikte geldi. Padişaha onun geldiği haber verilince hemen huzura çağırttı ve büyük bir iltifat eseri olarak elini öptürdü, sonra sordu:-Neden gözlerimizi yollarda bıraktın Mehmet?Karakaş Mehmet Paşa, noksanlarını tamamlamak ve serhat ahvalini düzene koymak için geç kaldığını anlattı.

KALEYE ÇEKİLEN BAYRAK GİBİ yazısına devam et

SULTAN VAHDETTİN HAN’IN VEFATI

vahdeddinBuyurun, tarih 3 Mart 1924. Yer Türkiye Büyük Millet Meclisi…

Rize Milletvekili Ekrem Bey kürsüde: Hilafetin kaldırılmasının gerekliliği konusunda bağıra bağıra şunları söylüyor:

“Efendiler, Millete hizmet etmiş, tarihimizde birçok sadrazamlar gösterebilirsiniz. Fakat padişah göstermek için müşkülat çekersiniz. Bunların tahta bağlı olmalarının sebebi yalnız menfaat, ihtiras; bundan ibarettir… Türk milletinin bu kadar geri kalmasına sebep padişahlardır… Bu padişahlar bidayet-i saltanatlarında hiçbir şey yapmamışlardır… Bu tarihi (yani Osmanlı tarihini) yukarıdan aşağı tetkik ederseniz, hep cinayet ve şahsi ihtiras görürsünüz…
Sultan Fatih’ten mi bahsedeceksiniz? Benim gözümün önüne, onun, sırf bir arzusu için, en kıymetli sadrazamımız olan Mahmud Paşa’yı katlettirmesi geliyor… Devri baştan aşağı cinayettir… Mazisi cinayetlerle dolu ve Türk milletine hizmet etmemiş bulunan bu aile…” (İkinci Meclis Zabit Ceridesi, cilt 7, s. 31’den özet olarak)


SULTAN VAHDETTİN HAN’IN VEFATI yazısına devam et

5. Mehmet (Reşat) Kimdir…?

maxresd5. Mehmet (Reşat) Kimdir…?

Osmanlı padişahlarının 35.’ sidir. Abdülmecit’in Gülcemal IV. Kadınefendi’den olan oğludur. İstanbul’da Çırağan Sarayinda doğdu, 73 yaşında Dolmabahçe Sarayı‘nda öldü. Ağabeyisi II. Abdülhamit, V. Mehmet in tahttan indirilmesi (Reşat) üzerine 1909’da tahta çıkmış, padişahlığı 9 yıl sürmüştür. Eyüp’teki türbesinde gömülüdür. İlk veliahdı amcasının oğlu Yusuf İzzettin Efendi idi; onun intiharından sonra veliaht olan 17 yaş küçük kardeşi Vahidettin, Sultan Reşat’ın yerine «VI. Mehmet» unvanı ile tahta geçmiştir.

V. Mehmet olağanüstü nazik, çekingen, ihtirassız, hiçbir işe karışmak istemeyen bir karakterdeydi. Meşrutiyet hükümdarına Anayasa’nın tanıdığı hakları bile kullanmadı. Bütün saltanatı İttihat ve Terakki partisinin amansız diktatörlüğü ile geçti.

II. Abdülhamit, 31 Mart olayının tahrikçisi olduğu gerekçesiyle tahttan indirilince, Veliaht Reşat Efendi, «V. Mehmet» unvanı ile padişah oldu. O sırada Osmanlı İmparatorluğu zor bir durumdaydı. Bulgaristan kıratlık ilan edip Türkiye’den ayrılmış, Bosna-Hersek eyaletini de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ilhak etmişti. Osmanlı hükümeti, bu durumu kabul etmekten başka bir şey yapamadı. Adana’da Ermeniler ayaklandılarsa da, Cemal Paşa’nın azimli tutumu sayesinde bu isyan derhal bastırıldı. Arnavutluk’ta, Girit’te, Yemen’de de isyanlar çıktı. Arnavutluk ve Yemen isyanları, fedakarlık gösterilerek bastırıldı. V. Mehmet, iktidar partisi tarafından, bir Rumeli gezisine çıkarıldı. Kosova’da atası I. Murat‘ın şehit düştüğü yeri, iç organlarının gömüldüğü türbeyi ziyaret etti.

Gene bu sıralarda Arap eyaletlerinde de kımıldanmalar görüldü. İttihatçıların müfrit tutumu, o zamana kadar devlete karşı gelmeyi akıllarından geçirmiyen unsurları kışkırtmıştı. Arap eyaletleri Arapça’nın da, Türkçe’ nin yanında, okul, mahkeme ve resmî dairelerde kullanılmasını istiyorlardı. Bu eyaletleri İngiltere ile Fransa kışkırtıyordu.

5. Mehmet (Reşat) Kimdir…? yazısına devam et

Osmanlı Arması ve Sembollerin Anlamları

          

               Osmanlı’da arma geleneği bulunmadığından dolayı ,İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından tasarımı yaptırılarak ,Sultan Abdulmecid’e hediye edilmiştir.Bu hediye aslında osmanlı ile Rusya arasında ki Kırım Savaşı sırasında Fransa’nın “Legion Nişanı” vermesi ve İngiltere’nin de 1856 yılında “Dizbağı Nişanı” vermek istemesiyle alakalıdır.Fakat “Dizbağı Nişanı” geleneklerine göre nişanı alan kişi veya hükümdarın bir arması Londra Winstor Sarayında bulunan Saint George Kilisesi’nde ki özel odada duvara asılmaktadır.Fakat Osmanlı Padişahı’nın arması olmayınca Kraliçe Victoria ,Prens Charles Young adında ki arma tasarımcısını bu iş için görevlendirerek İstanbula gönderir.Tasarımcı bir yıl boyunca çalışarak bu tasarımı ortaya çıkararak  Osmanlı Devleti’nin Londra Sefiri Kostaki’ye teslim eder.Kostaki tarafından İstanbul’a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdulmecid’ de beğenir.Bu şekilde oluşan arma kilisede ki duvarda yerini alır.Sultan .Abdulhamit ise arma üzerine Terazi ve o dönemin Silahlarını ilave ettirerek son şeklini alır.

Saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Arma’sı da kaldırılmıştır. Osmanlı Arma’sı  üzerinde bulunan semboller ve anlamları ise aşağıda belirtilmiştir.

  1. Güneş:Burada ki güneş padişahı temsil etmektedir.
  2. Tuğra:2.Abdülhamit’in tuğrası
  3. Sorguçlu Serpuş:Osman Gazi ve tahtı temsil eder. Osmanlı Arması ve Sembollerin Anlamları yazısına devam et

OSMANLI’DA CÜLUS MERASİMİ

osmanliarmasi
Osmanlılarda, tahta çıkacak şehzadenin padişahlığının ilan edilmesi dolayısıyla yapılan merasim.

Bu merasim, Osmanlı Devleti töreleri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü cülûs-ı hümâyûn, İslâm kültüründen alınan bir takım usul ve teşrifat yanında Oğuz töresinin izlerini göstermekte olduğundan, millî bir karakter taşımaktaydı.

Osmanlılarda, saltanat sürmekte olan padişahın ölümü veya saltanattan hal’i üzerine yerine geçen padişahların cülûsları, merasimle yapılır ve hiç vakit geçirilmeden yeni padişaha hemen o gün biat olunurdu. Eğer padişah gece vefat etmiş ise, merasim sabah erkenden yapılırdı. Yeni padişahın cülûsu, gün ve saati, teşrifatçı tarafından merasime iştirak edecek olanlara derhal bildirilirdi.

Padişahın tahtı Bâbüssaâde denilen Akağalar Kapısı önünde kurulurdu. Bundan sonra, Dârüssaâde Ağası, Silahtar Ağa ile birlikte yeni padişaha giderek onu babasından, amcasından veya ağabeyinden boşalan tahta davet ederdi. Bundan sonra yeni padişah, Hasoda önündeki demir kapıdan çıkarak taht odasına geçer, burada Hırka-i Saâdet yanında iki rekat namaz kılarak, şükrederdi. Daha sonra cülûs törenine gitmek üzere, saltanat alâmeti olan yûsûfî destâr ve samur erkân kürkü giyen padişah, dışarı çıkarak Bâbüssaâde önünde kurulu tahta oturur ve merasim başlardı. Kanun gereği sırasıyla; Nakibü’l-Eşraf, Kırım Hanzâdesi, Saray Ağaları ve Rikab Ağaları ile Kapıcıbaşı Ağalarının tebriklerinden sonra, Şeyhülislâm Efendi kısa bir dua yapar ve biat ederdi.

OSMANLI’DA CÜLUS MERASİMİ yazısına devam et

Sultan Murad ve Habib Baba

Habib Baba uzun bir kervan yolculuğunun yorgunluğunu atmak için hamama gider. Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez. “Bugün” der, “Sultan Murad’ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.” Habib baba: “Ne olursun” der, “kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.” der.
Hamamcı ehl-i insaftır, dayanamaz, kabul eder hamamın en sonundaki odayı göstererek: “Baba şu odada hızla yıkanıp Sultan Murad ve Habib Baba yazısına devam et

Fatih Sultan Mehmed Kimdir…? (1432 – 1481)

 

 

Fatih Sultan Mehmet.jpg
Fatih Sultan Mehmet.jpg

Fatih Sultan Mehmed (1432 – 1481) 29 Mart

 

1432’de

 

Edirne’de doğdu. Babası

 

Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun’dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan

 

Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed’in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi. Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça’ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul’a getirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini