Etiket arşivi: osmanlı

Şeyhülislam’lar Neden Mavi Ayakkabı Giyerlerdi…?

Osmanlı Devleti’nde ilmiye mensuplarının mavi renkli ayakkabı giymeleri yolundaki resmî uygulama, ilme verilen büyük değerin bir sembolüdür. Bu değer vermenin ifadesi olarak Şeyhülislâm, Kazasker ve Kadı gibi ilim sahiplerinin çizme ve ayakkabıları gökyüzü rengi olan “mavi” renginde yapılarak, -ilmin değerini ve yüceliğini temsilen- gökyüzünün adeta ayakları mesabesinde olduğu ifade edilmiş olunurdu.

2 defa görüntülendi

Abdülhamid Han’ın Duası

10 Şubat 2017, Abdülhamid Han’ın 99. vefât yıldönümüydü. 175 yıl önce doğan, 33 yıl Taht-ı Osmanî’de oturan Büyük Sultan’ın ağzından, medyada son zamanlarda bir “duâ”dolaşmakta..

Abdülhamid Han, büyük bir Müslümanve 113. Halife olarak kim bilir ne duâlar etmiştir ama, budua, bizzat Sultan’ın tasarlayıp da okuduğu ve bize böylece intikal etmiş bir dua değildir.

O,bütün Osmanlı padişahları arasında ve hatta bütün Türk tarihinde, sağlam şahsiyeti, siyasî dehâsı ve istikâmet üzre bir Müslüman oluşuyla da, en önde gelen unutulmaz bir devlet adamıdır..

Abdülhamid Han’ın Duası yazısına devam et

Osmanlıda Hariciye Nezareti

Hariciye Nezâreti
Hariciye Nazırlığı ya da Hariciye Nezareti Son dönem Osmanlı Hükümetlerinde devletin dış siyasetini yürütmekle görevli, günümüzdeki Dışişleri bakanlığı’na karşılık gelen kurumdur. İstanbul’da günümüzde İstanbul Valiliği işlevini gören Babıali binasında sadrazamlıkla aynı binayı paylaşmıştır.

19. yüzyıla kadar Osmanlı Devleti’nde dışişleri Reis-ül Küttablar tarafından yürütülürdü. Dış ülkelerle yapılan yazışmalardan ise Babıali Tercüme Odası sorumluydu. Osmanlı Devleti’nin Avrupa’dan aldığı borçların artması, Avrupa ülkelerinin Yunan Bağımsızlık Savaşında gözlendiği gibi Osmanlı Devleti’nin içişlerine karışmaya başlaması gibi nedenler Osmanlı Devleti’ni Avrupa başkentlerine elçiler göndermeye ve dış ilişkileri yönetecek bir devlet kuruluşu kurmaya zorladı. Padişah II. Mahmut’un yaptığı reformlar çerçevesinde 1835 yılında Reis-ül Küttablık, Umur-ı Hariciye Nazırlığı adıyla yeniden örgütlendi. 1836 yılında son Reis-ül Küttab Yozgatlı Akif Paşa’ya Hariciye Nazırı ünvanı verildi ve elçilikler de bu daireye bağlandı.

Osmanlıda Hariciye Nezareti yazısına devam et

Sait Halim Paşa Kimdir….?

Sait Halim Paşa (d. 1863 – ö. 6 Aralık 1921), 11 Haziran 1913 – 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa – Enver Paşa – Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.
1863 yılında Kahire’de doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşa’nın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahire’de özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçre’de beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür.

Sait Halim Paşa Kimdir….? yazısına devam et

Osmanlı’nın 718.Kuruluş Yıldönümü Kutlu Olsun

600 YIL CİHANA HÜKMEDEN OSMANLI’NIN 718 YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN….
27 Ocak 1299 büyük kahramanlıklarla dolu Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesine çıkışı için toprağa filizlerin atıldığı tarihtir. Ata yurdumuz Orta Asya’dan Anadolu’ya gelip, 400 çadırlık bir beylikle dünyaya 6 asrı aşkın bir sürede hak, adalet ve hoşgörüyü veren Osmanlı Devleti için bu tarih, cihana hakim olacağı olayların başlangıç tarihidir. Peygamber efendimizin övgüsüne mazhar olmuş gazi bir devlet, cihana hakim büyük bir İmparatorluk olan Osmanlı, bugün yaşadığımız kutsal vatan topraklarını Türk İslam ülküsüyle harmanlayıp, bizlere ebedi yurt olarak bırakmıştır. Devlet-i Ali kurulduğu günden itibaren hoşgörü, adalet, iman, akıl ve kahramanlığı düstur eden yönetim anlayışıyla o günden bugüne bir köprü olmuş,Her dönem, fethettiği topraklara huzur ve güven götüren ve tebaasındaki tüm insanları hak, adalet ve medeniyet ile yaşatan Osmanlı Devleti, bugün bizlere büyük miraslar bırakmıştır.

Kayıların Söğütü Yurt Edinmeleri

KAYILARIN SÖĞÜT’Ü YURT EDİNMELERİ

Osmanlıların atası Gündüz Alp’in oğulları Sungur Tekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar babalarının vefatından sonra bir müddet Pasin ovasında oturmuşlardı. Bunlardan Sungur Tekin ve
Gündoğdu buradan tekrar geriye ata yurduna dönerken, Ertuğrul ile Dündar İç Anadolu’ya doğru harekete geçtiler. Ertuğrul Gâzi’nin yanında seçme 400 kadar cengaveri bulunuyordu. Sohbet ederek yol alan gâziler bir tepeyi aşmışlardı ki ovada kızılca kıyametin kopmuş olduğunu gördüler.

Tam bir ölüm kalım savaşı veriliyordu. Biraz daha yaklaştıklarında büyük bir Moğol birliğinin Selçuklu kuvetlerini kıskaca almış mahvetmekte olduğunu anladılar. Selçuklu askerlerinin hali gerçekten perişandı. Acı bir akibetin onları beklediği belli oluyordu. Ertuğrul Gâzi yoldaşlarına seslendi :

Kayıların Söğütü Yurt Edinmeleri yazısına devam et

Turgut Alp Kimdir…?

TURGUT ALP

Osman Bey’in en yakın silâh arkadaşlarından biri.

Hayatına dair çok az bilgi vardır. Onun tarihî bir şahsiyet olmayıp halk rivayetlerinde ortaya çıkan efsanevî bir kişi olduğu da ileri sürülür. Bununla birlikte ilk Osmanlı kronikleri yanında bazı Bizans kaynaklarında çeşitli askerî faaliyetleri dolayısıyla adı zikredilir. İsmindeki Alp kelimesi bir unvandır ve muhtemelen onun veya babasının Selçuklu Devleti’nin hizmetinde dirlik sahibi olduğuna işaret eder. İlk Osmanlı kaynaklarındaki rivayetlere göre Osman Bey’in yanında bulunmuş ve Yarhisar’ın alınmasına katılmış, ardından İnegöl’ün fethiyle görevlendirilmiştir. Kaynaklarda Turgut Alp’in şehri muhasara ederken Osman Bey’in de yardıma geldiğine değinilir. Yine İnegöl’ün fethi esnasında şehrin tekfuru Aya Nikola’nın Türkler’e karşı düşmanca hareketleri sebebiyle idam edildiği ve şehrin idaresinin Turgut Alp’e verildiği kaydedilir.

Turgut Alp Kimdir…? yazısına devam et

Osmanlıda Tarikatlar

Sofi adını ilk kullanan Küfeli Ebu Haşim (S.57-58)
Diğer taraftan tasavvufî faaliyetlere İslâmiyet’in ilk. yıllarında hiç rastlanmazken, yukarıda da sebeplerine işaret edildiği tarzda sofî adını ilk kul­lanan ve ilk zaviyeyi kuran kişi’nin Kûfeli Ebû Haşim olup, bu zat’ın H. II. yüzyılla (H. 150’lerde) öldüğü sanılır.

Bundan sonra Süfyan Sevrî gelir ki bu zat da H. 168, Milâdî 784-785’lerde yaşamıştır. (116)

Yine bu cümleden olmak üzere, eski Hıristiyan keşişlerinin yetiştiği Mısır’da H. 245,-M. 859-860 tarihlerinde yaşamış olan Zünnûn (1-17), (Bu zât Zünnûn-u Mısrî adîle de meşhurdur) H. 261, M. 874-875’lerde yaşamış bulunan Bayezîd’i Bistamî (118), aynı şekilde hakkında türlü fi­kir ve kanaatler ileri sürülmekte olan ve tasavvuf! fikirleri yüzyıllardır bu-* tün tasavvuf çevrelerinde devamlı şekilde tartışma konusu olan ve nihayet halen daha tartışılan bu fikirlerinden dolayı feci bir şekilde işkencelere ta­bi tutulduktan sonra öldürülmüş bulunan Hallaç Mansûr, (H. 309, M. 921 -922) (119) islâm tasavvuf dünyası’nın ünlü simalarından Cüneyd Bağdâtî, (120) vb. gibi büyük mutasavvıflar, bütün karşı koymalara ve şeriatçılar tarafından gösterilen direnmelere rağmen mesleklerini devam ettirmeye ça­lışmışlar ve muvaffak da olmuşlardır.

Osmanlıda Tarikatlar yazısına devam et

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer
Mehmet Muzaffer (d. ? – ö. 9 Nisan 1916; Kut’ül Ammare Kuşatması), I.Dünya Savaşı esnasında Osmanlı ordusunda Çanakkale’de asteğmen ve Irak’da yüzbaşı olarak görev yapmış Türk subayı.
I.Dünya Savaşı (Çanakkale Cephesi, Irak Cephesi)

1914 yılında savaşa katıldı. Çanakkale Savaşı’nda “Asteğmen” rütbesiyle görev alan, ordunun lastik teminatını sağlamak için bir gece kendi yazdığı 100’lük banknotu lastik tüccarına götürüp lastikleri temin etmesiyle de tanınmış olan Mehmet Muzaffer, cephedeki savaşın son bulmasıyla Irak Cephesi’nde Kut’ül Ammare Kuşatması’na katıldı ve “Yüzbaşı” rütbesiyle 9.Alay’da görev aldı. 09 Nisan 1916’da II.Felahiye Muharebesi esnasında boynunda vurularak şehit düştü.

Şehit düştüğü esnada cebinden çıkardığı ve üzerine kendi kanıyla “Kıble ne yöndedir?”, “Bölük intikamımı alsın.” notları yazdığı zarf 6.Alay Komutanı Halil Kut Paşa tarafından müzeye gönderilmiş ve koruma altına alınmıştır

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer yazısına devam et

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI

tumblr_n55pjxjo2y1tahitio1_540SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI!…

Osmanlılarda padişahın bulunduğu yerde, hânedanı temsilen kırmızı (al) ve devleti temsilen de (ak) sancak açılırdı. Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bayrak beyaz idi. Sultan 3. Selim’den itibaren her ikisi birleşerek kırmızı zemin üzerinde beyaz hilal ve yıldız resmî bayrak oldu.

Osmanlılardan kalma ne varsa değiştirildi. Onların kurduğu mekteplere, fakültelere, müesseselere, şehirlere bile başka isimler verildi.

Üniversiteden mahkemelere, nüfus idaresinden hava kuvvetlerine, Millet Meclisinden Danıştay’a kadar, bugün doğru dürüst işleyen ne varsa, hepsi Osmanlılar zamanında kurulmuştu. Yeni kurulanlar ise zaten o zaman dünyada bulunmayan şeylerdi. Her nedense ay-yıldızlı bayrağına dokunulmadı. İyi de oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, yerine mavi bayrak düşünülmüş de, Yunan bayrağına benzer endişesiyle olsa gerek, vazgeçilmiş.

BOYU VE SÜSÜ KORKU VERİR!
Belki hissî gelecek ama, dünya bayrakları içinde ay-yıldızlısı kadar derin mânâlısı yok gibidir. Asırlarca esir Müslümanların hayallerini süslemiş; meşhur Azerî bestekâr Üzeyr Hacıbeyli, Çırpınırdı Karadeniz‘de bunu terennüm etmiştir. Polonya Tatarları’nın bugün İslâmiyetle tek bağı, neredeyse mezar taşlarındaki ay-yıldızlardır. Zamanla istiklâlini kazanan Müslüman memleketler, göklerinde hep ay-yıldızlı bayrak dalgalandırmayı tercih etmiştir. İşte Tunus, Cezayir, Pakistan, Şarkî Türkistan, Singapur, Malezya…

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI yazısına devam et

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI
II. Osman’dan itibaren Osmanlı idaresinde kadınlar saltanatının başladığı ve bunun başını da Kösem Sultân’ın çektiği söylenmektedir. Bu iddiaların aslı nedir?

Maalesef bu iddiaların bir kısmı doğrudur. Kadınlar Saltanatı, çok zayıf da olsa Kanuni devrinde Hürrem Sultân ile başlamış ve IV. Mehmed’in Köprülü’leri iş başına getirmesine kadar devam etmiştir. Bunun da sebebi, tahta geçen padişahların, eski Osmanlı Padişahları gibi ehliyetli ve dirayetli olmamasıdır.

Bilindiği gibi, Mehpeyker Sultân veya tüysüzlüğü yahut diğer hasekilerin önüne geçmesi sebebiyle Kösem Sultân diye adlandırılan I. Ahmed’in kadın efendisi, IV. Murâd ve I. İbrahim’in de annesidir. Asıl adı Anastasia ve babası da bir Rum papazı olan bu kadın, Osmanlı sarayına câriye olarak girmiş ve Müslüman olduktan sonra Padişah’ın kadın efendiliğine kadar yükselmiştir. Bundan sonraki gelişmeleri şöylece özetlemek mümkündür:

1) IV. Murad’ın birinci saltanat devresi yani IV. Murad’ın ismen Padişah olduğu, ancak devleti annesi Kösem Sultân ile Sadrazamlarının ve Şeyhülislâm ve benzeri devlet adamlarının yönettiği devredir (1032/1623-1041/1632). Bu devre, 8 küsur sene devam etti. Oğlu Padişah olunca Topkapı Sarayı’na getirilmiş ve bir daha Eski Saray’a dönmemiştir. Valide Sultân ve hatta Nâibei Saltanat yani saltanatın vekili sıfatlarıyla devleti 8 yıl idare etti denilebilir. IV. Murad’ın gerçekten padişahlık yaptığı ikinci devrede de, Padişah İstanbul’da olmadığı zaman Nâibei Saltanat olarak işleri yürüttüğü gibi, Padişah tahtta olduğu vakitlerde de işlere karışmaya devam etti.

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI yazısına devam et