Etiket arşivi: osmanlı

Kayıların Söğütü Yurt Edinmeleri

KAYILARIN SÖĞÜT’Ü YURT EDİNMELERİ

Osmanlıların atası Gündüz Alp’in oğulları Sungur Tekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar babalarının vefatından sonra bir müddet Pasin ovasında oturmuşlardı. Bunlardan Sungur Tekin ve
Gündoğdu buradan tekrar geriye ata yurduna dönerken, Ertuğrul ile Dündar İç Anadolu’ya doğru harekete geçtiler. Ertuğrul Gâzi’nin yanında seçme 400 kadar cengaveri bulunuyordu. Sohbet ederek yol alan gâziler bir tepeyi aşmışlardı ki ovada kızılca kıyametin kopmuş olduğunu gördüler.

Tam bir ölüm kalım savaşı veriliyordu. Biraz daha yaklaştıklarında büyük bir Moğol birliğinin Selçuklu kuvetlerini kıskaca almış mahvetmekte olduğunu anladılar. Selçuklu askerlerinin hali gerçekten perişandı. Acı bir akibetin onları beklediği belli oluyordu. Ertuğrul Gâzi yoldaşlarına seslendi :

Kayıların Söğütü Yurt Edinmeleri yazısına devam et

7 defa görüntülendi

Turgut Alp Kimdir…?

TURGUT ALP

Osman Bey’in en yakın silâh arkadaşlarından biri.

Hayatına dair çok az bilgi vardır. Onun tarihî bir şahsiyet olmayıp halk rivayetlerinde ortaya çıkan efsanevî bir kişi olduğu da ileri sürülür. Bununla birlikte ilk Osmanlı kronikleri yanında bazı Bizans kaynaklarında çeşitli askerî faaliyetleri dolayısıyla adı zikredilir. İsmindeki Alp kelimesi bir unvandır ve muhtemelen onun veya babasının Selçuklu Devleti’nin hizmetinde dirlik sahibi olduğuna işaret eder. İlk Osmanlı kaynaklarındaki rivayetlere göre Osman Bey’in yanında bulunmuş ve Yarhisar’ın alınmasına katılmış, ardından İnegöl’ün fethiyle görevlendirilmiştir. Kaynaklarda Turgut Alp’in şehri muhasara ederken Osman Bey’in de yardıma geldiğine değinilir. Yine İnegöl’ün fethi esnasında şehrin tekfuru Aya Nikola’nın Türkler’e karşı düşmanca hareketleri sebebiyle idam edildiği ve şehrin idaresinin Turgut Alp’e verildiği kaydedilir.

Turgut Alp Kimdir…? yazısına devam et

Osmanlıda Tarikatlar

Sofi adını ilk kullanan Küfeli Ebu Haşim (S.57-58)
Diğer taraftan tasavvufî faaliyetlere İslâmiyet’in ilk. yıllarında hiç rastlanmazken, yukarıda da sebeplerine işaret edildiği tarzda sofî adını ilk kul­lanan ve ilk zaviyeyi kuran kişi’nin Kûfeli Ebû Haşim olup, bu zat’ın H. II. yüzyılla (H. 150’lerde) öldüğü sanılır.

Bundan sonra Süfyan Sevrî gelir ki bu zat da H. 168, Milâdî 784-785’lerde yaşamıştır. (116)

Yine bu cümleden olmak üzere, eski Hıristiyan keşişlerinin yetiştiği Mısır’da H. 245,-M. 859-860 tarihlerinde yaşamış olan Zünnûn (1-17), (Bu zât Zünnûn-u Mısrî adîle de meşhurdur) H. 261, M. 874-875’lerde yaşamış bulunan Bayezîd’i Bistamî (118), aynı şekilde hakkında türlü fi­kir ve kanaatler ileri sürülmekte olan ve tasavvuf! fikirleri yüzyıllardır bu-* tün tasavvuf çevrelerinde devamlı şekilde tartışma konusu olan ve nihayet halen daha tartışılan bu fikirlerinden dolayı feci bir şekilde işkencelere ta­bi tutulduktan sonra öldürülmüş bulunan Hallaç Mansûr, (H. 309, M. 921 -922) (119) islâm tasavvuf dünyası’nın ünlü simalarından Cüneyd Bağdâtî, (120) vb. gibi büyük mutasavvıflar, bütün karşı koymalara ve şeriatçılar tarafından gösterilen direnmelere rağmen mesleklerini devam ettirmeye ça­lışmışlar ve muvaffak da olmuşlardır.

Osmanlıda Tarikatlar yazısına devam et

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer
Mehmet Muzaffer (d. ? – ö. 9 Nisan 1916; Kut’ül Ammare Kuşatması), I.Dünya Savaşı esnasında Osmanlı ordusunda Çanakkale’de asteğmen ve Irak’da yüzbaşı olarak görev yapmış Türk subayı.
I.Dünya Savaşı (Çanakkale Cephesi, Irak Cephesi)

1914 yılında savaşa katıldı. Çanakkale Savaşı’nda “Asteğmen” rütbesiyle görev alan, ordunun lastik teminatını sağlamak için bir gece kendi yazdığı 100’lük banknotu lastik tüccarına götürüp lastikleri temin etmesiyle de tanınmış olan Mehmet Muzaffer, cephedeki savaşın son bulmasıyla Irak Cephesi’nde Kut’ül Ammare Kuşatması’na katıldı ve “Yüzbaşı” rütbesiyle 9.Alay’da görev aldı. 09 Nisan 1916’da II.Felahiye Muharebesi esnasında boynunda vurularak şehit düştü.

Şehit düştüğü esnada cebinden çıkardığı ve üzerine kendi kanıyla “Kıble ne yöndedir?”, “Bölük intikamımı alsın.” notları yazdığı zarf 6.Alay Komutanı Halil Kut Paşa tarafından müzeye gönderilmiş ve koruma altına alınmıştır

Yüzbaşı Mehmet Muzaffer yazısına devam et

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI

tumblr_n55pjxjo2y1tahitio1_540SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI!…

Osmanlılarda padişahın bulunduğu yerde, hânedanı temsilen kırmızı (al) ve devleti temsilen de (ak) sancak açılırdı. Selçuklu Sultanının Osman Gazi’ye gönderdiği bayrak beyaz idi. Sultan 3. Selim’den itibaren her ikisi birleşerek kırmızı zemin üzerinde beyaz hilal ve yıldız resmî bayrak oldu.

Osmanlılardan kalma ne varsa değiştirildi. Onların kurduğu mekteplere, fakültelere, müesseselere, şehirlere bile başka isimler verildi.

Üniversiteden mahkemelere, nüfus idaresinden hava kuvvetlerine, Millet Meclisinden Danıştay’a kadar, bugün doğru dürüst işleyen ne varsa, hepsi Osmanlılar zamanında kurulmuştu. Yeni kurulanlar ise zaten o zaman dünyada bulunmayan şeylerdi. Her nedense ay-yıldızlı bayrağına dokunulmadı. İyi de oldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında, yerine mavi bayrak düşünülmüş de, Yunan bayrağına benzer endişesiyle olsa gerek, vazgeçilmiş.

BOYU VE SÜSÜ KORKU VERİR!
Belki hissî gelecek ama, dünya bayrakları içinde ay-yıldızlısı kadar derin mânâlısı yok gibidir. Asırlarca esir Müslümanların hayallerini süslemiş; meşhur Azerî bestekâr Üzeyr Hacıbeyli, Çırpınırdı Karadeniz‘de bunu terennüm etmiştir. Polonya Tatarları’nın bugün İslâmiyetle tek bağı, neredeyse mezar taşlarındaki ay-yıldızlardır. Zamanla istiklâlini kazanan Müslüman memleketler, göklerinde hep ay-yıldızlı bayrak dalgalandırmayı tercih etmiştir. İşte Tunus, Cezayir, Pakistan, Şarkî Türkistan, Singapur, Malezya…

SANA SELÂM EY OSMANLI SANCAĞI yazısına devam et

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI
II. Osman’dan itibaren Osmanlı idaresinde kadınlar saltanatının başladığı ve bunun başını da Kösem Sultân’ın çektiği söylenmektedir. Bu iddiaların aslı nedir?

Maalesef bu iddiaların bir kısmı doğrudur. Kadınlar Saltanatı, çok zayıf da olsa Kanuni devrinde Hürrem Sultân ile başlamış ve IV. Mehmed’in Köprülü’leri iş başına getirmesine kadar devam etmiştir. Bunun da sebebi, tahta geçen padişahların, eski Osmanlı Padişahları gibi ehliyetli ve dirayetli olmamasıdır.

Bilindiği gibi, Mehpeyker Sultân veya tüysüzlüğü yahut diğer hasekilerin önüne geçmesi sebebiyle Kösem Sultân diye adlandırılan I. Ahmed’in kadın efendisi, IV. Murâd ve I. İbrahim’in de annesidir. Asıl adı Anastasia ve babası da bir Rum papazı olan bu kadın, Osmanlı sarayına câriye olarak girmiş ve Müslüman olduktan sonra Padişah’ın kadın efendiliğine kadar yükselmiştir. Bundan sonraki gelişmeleri şöylece özetlemek mümkündür:

1) IV. Murad’ın birinci saltanat devresi yani IV. Murad’ın ismen Padişah olduğu, ancak devleti annesi Kösem Sultân ile Sadrazamlarının ve Şeyhülislâm ve benzeri devlet adamlarının yönettiği devredir (1032/1623-1041/1632). Bu devre, 8 küsur sene devam etti. Oğlu Padişah olunca Topkapı Sarayı’na getirilmiş ve bir daha Eski Saray’a dönmemiştir. Valide Sultân ve hatta Nâibei Saltanat yani saltanatın vekili sıfatlarıyla devleti 8 yıl idare etti denilebilir. IV. Murad’ın gerçekten padişahlık yaptığı ikinci devrede de, Padişah İstanbul’da olmadığı zaman Nâibei Saltanat olarak işleri yürüttüğü gibi, Padişah tahtta olduğu vakitlerde de işlere karışmaya devam etti.

MAHPEYKER KÖSEM SULTANIN SALTANATI yazısına devam et

Osmanlı Arması ve Sembollerin Anlamları

          

               Osmanlı’da arma geleneği bulunmadığından dolayı ,İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından tasarımı yaptırılarak ,Sultan Abdulmecid’e hediye edilmiştir.Bu hediye aslında osmanlı ile Rusya arasında ki Kırım Savaşı sırasında Fransa’nın “Legion Nişanı” vermesi ve İngiltere’nin de 1856 yılında “Dizbağı Nişanı” vermek istemesiyle alakalıdır.Fakat “Dizbağı Nişanı” geleneklerine göre nişanı alan kişi veya hükümdarın bir arması Londra Winstor Sarayında bulunan Saint George Kilisesi’nde ki özel odada duvara asılmaktadır.Fakat Osmanlı Padişahı’nın arması olmayınca Kraliçe Victoria ,Prens Charles Young adında ki arma tasarımcısını bu iş için görevlendirerek İstanbula gönderir.Tasarımcı bir yıl boyunca çalışarak bu tasarımı ortaya çıkararak  Osmanlı Devleti’nin Londra Sefiri Kostaki’ye teslim eder.Kostaki tarafından İstanbul’a gönderilen arma çizimlerini Sultan Abdulmecid’ de beğenir.Bu şekilde oluşan arma kilisede ki duvarda yerini alır.Sultan .Abdulhamit ise arma üzerine Terazi ve o dönemin Silahlarını ilave ettirerek son şeklini alır.

Saltanatın kaldırılması ile Osmanlı Arma’sı da kaldırılmıştır. Osmanlı Arma’sı  üzerinde bulunan semboller ve anlamları ise aşağıda belirtilmiştir.

  1. Güneş:Burada ki güneş padişahı temsil etmektedir.
  2. Tuğra:2.Abdülhamit’in tuğrası
  3. Sorguçlu Serpuş:Osman Gazi ve tahtı temsil eder. Osmanlı Arması ve Sembollerin Anlamları yazısına devam et

Osmanlı Devleti ve Eyaletler

               Osmanlı Devleti’nin idari taksimat bakımından en büyük ünitesi eyaletlerdir. Osmanlı Ülkesi,beylerbeyilik,eyalet ve vilayet olarak adlandırılan büyük idari ünitelere ayrılmış ve bu üniteler ise ,sancak ve livalara bölünmüştür.Liva ve sancakları  mutasarrıf  yöneterdi.Eyaletler önceleri beylerbeyiler,daha sonraları hem beylerbeyi hem vezirler idaresinde bulunurdu. Beylerbeyi ve vezirler valilerden çok daha yetkili idiler.Eyalet valileri mülki memurlar da değillerdi.Eyalet valilerine Emiru’l Umera da denilirdi.Eyalet sancaklardan meydana gelirdi.

                  Eyalet,kelime olarak “iyala” yani hükmetmek anlamına gelmektedir.Selçuklular devrinden itibaren kullanılmıştır.Osmanlı Devlet’nde 16.Yüzyılda “eylalet”özel durumu olan sancakları ifade etmek için kullanılıyordu.Aslında terim olarak ,Osmanlılarda “vilayet” ile “eyalet” arasında 17. yüzyıldan sonra pek fark görülmüyordu.Eyaletin başında olan yönetici vali diye anılıyordu.

                Eyaletler,saha ve genişilik itibariyle genellikle vilayetlerdan daha büyük yerlerdi.Osmanlı Ülkelerinde bazen on beş şehir,sancak olarak bir eyalete bağlı olabiliyordu.Eyaletlerin kendilerine mahsus bütçeleri,askeri birlikleri,idari işleri ve özel durumları bulunabilirdi.

                      Eyaletler Salyaneli(Yıllıklı) ve Salyanesiz(Yıllıksız) eyaletler olarak iki kısma ayrılırdı.Yıllık olarak devlete vergi verenlere salyaneli,vergi toplanmayanlara ise salyanesiz denilmekteydi.Senelik olarak toplanan vergiler, beylerbeyi,sancak ve askerlerin maaşları dağıtıldıktan sonra artan kısım  devlet hazinesine gönderilirdi.
Osmanlı Devleti ve Eyaletler yazısına devam et

”YEMEN”DÜNÜYLE BU GÜNÜYLE

900px-Flag_of_Yemen.svgOSMANLIDA YEMEN
Hadım Süleyman Paşa tarafından 1539’da Osmanlı topraklarına katılan Yemen, aynı yıl Zebid ve Aden’i içine alan salyaneli bir eyalet olarak düzenlendi. 16. yüzyıl sonlarında Zeydi imamlarının başlattığı ayaklanma merkezi denetimi zayıflattı ve 1635’e değin eyalete beylerbeyi atanamadı. Batıdaki toprakların 17. yüzyılın ikinci yarısında İmam Kasım’ın yönetimine girmesinden sonra güneydeki Aden sancağı bir beylerbeylik konumuna getirildi. 19. yüzyıl başlarına değin ulaşım güçlüğü, doğal engeller ve etnik sorunlar yüzünden, Yemen’in salyaneli eyalet düzenine kavuşması sağlanamadı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa 1834’te Yemen’i Mısır’a bağlamak istediyse de başaramadı. Osmanlı hükümeti, eyaleti bir süre el-Ariş şeriflerine bıraktı. Aynı dönemde İngilizler de Aden’i işgal etti.1849’da yeniden Osmanlı egemenliğine giren Yemen, önce eyalet, arada sancak (mutasarrıflık), 1867’den sonra da 1918’de değin Osmanlı sınırları içinde kaldı.Osmanlı devletinin 16.ci yüzyilda Hind Okyanusuna inmesi ve Yemen üzerinde hassasiyetle durmasinın sebebi Portekizlilerin o zamana kadar bir Musluman denizi olan Hind Okyanusuna gelmeleri ve mudaheleleridir. Cografi kesifler ile Afrikanın en guney ucu olan Umit Burnunun gecilmesi dunya tarihini etkileyen olaylarin başındadır. Portekizliler ilk olarak Hindistana gelmiş ve bu bölgede büyük bir Portekiz Imparatoirlugu kurmak istemislerdir. Kasim 1509’da Hindistandaki Portekiz kolonileri ve yerlesim merkezlerinin başına vali olarak getirilen Alboquerque Aden , Hurmuz , Diu ve Goa’da uretim yerleri kurup kaleler insa ederek boyle bir hukumranligi kurmaya calisti.

”YEMEN”DÜNÜYLE BU GÜNÜYLE yazısına devam et

”YENİÇERİLER”OSMANLININ KESKİN KILICI

”YENİÇERİLER”OSMANLININ KESKİN KILICI

Osmanlı Devleti, büyüyüp genişledikçe daha fazla askere ihtiyaç duyuyor ve gittikçe merkezîleşiyordu. Bunun üzerine daha önceki Türk devletlerinde görülen gulam usulü geliştirilerek devşirme sistemi oluşturuldu.

Yeniçeriler Osmanlı ordusundaki oranları az olmasına rağmen düşmana karşı oldukça etkili olmuşlardı. Küçük yaştan itibaren aldıkları profesyonel eğitim sayesinde, savaş meydanlarını kasıp kavuran askerî makineler haline gelmişlerdi. Savaş meydanlarındaki etkinliklerini, zaman zaman yönetim üzerinde de hissettirmiş, padişah değiştirecek kadar siyasi güce kavuşmuşlardı.

”YENİÇERİLER”OSMANLININ KESKİN KILICI yazısına devam et