Etiket arşivi: necip

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Zindandan Mehmed’e Mektup yazısına devam et

18 defa görüntülendi

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Zindandan Mehmed’e Mektup yazısına devam et

Visal-Üstat Necip Fazıl’dan

Visal

Beni zaman kuşatmış, mekan kelepçelemiş;
Ne sanattır ki, her şey, her şeyi peçelemiş…
Perde perde veralar, ışık başka, nur başka;
Bir anlık visal başka, kesiksiz huzur başka.
Renk, koku, ses ve şekil, ötelerden haberci;
Hayat mı bu sürdüğün, kabuğundan, ezberci?
Yoksa göz, görüyorum sanmanın öksesi mi?
Fezada dipsiz sükut, duyulmazın sesi mi?
Rabbim, Rabbim, Yüce Rab, âlemlerin Rabbi, sen!
Sana yönelsin diye icad eden kalbi, sen!

Visal-Üstat Necip Fazıl’dan yazısına devam et

ÜSTAD

1necip_fazil_kisakurek_ask_sozleri_kisa_14Kendi ifadesiyle 12 yaşında şair olan Necip Fazıl, 23 yaşına geldiğinde, yazdığı “kaldırımlar” isimli şiiriyle, sanat çevrelerinin takdirini toplamış ve bundan sonra adı bu şiirle anılmıştır: “kaldırımlar şairi”

Kimsesiz, yalnız bir insanın ruh halinin anlatıldığı bu şiirin ilk dört kıtasını buraya alıyoruz:

Sokaktayım, kimsesiz, bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler.
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir âma gibi evler.
Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

ÜSTAD yazısına devam et

NECİP FAZIL KISAKÜREK KİMDİR…?

Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904 İstanbul – ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli’nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi “…içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum.” şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye’nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi’ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl’ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır. NECİP FAZIL KISAKÜREK KİMDİR…? yazısına devam et

ÜSTAD NECİP FAZILIN GENÇLİĞE HİTABI

kafire-karsi-elif-gibi-dimdik-22100.jpgBir gençlik, bir gençlik ,bir gençlik. Zaman bendedir ve mekan bana emanettir, şuurunda bir gençlik.

Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını; aşk, vech, fetih ve hakimiyetle süsleyici, üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah´ın Kur´an´nında “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türk´ü madde planında kurtardıktan sonra ruh planında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören. Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir nida kopararak, “mukaddes emaneti ne yaptınız ” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik…

Halka değil hakk´a inanan, meclisinin duvarına “Hakimiyet Hakk´ındır” düstüruna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürrüyeti hakk´a kölelikte bulan bir gençlik…

ÜSTAD NECİP FAZILIN GENÇLİĞE HİTABI yazısına devam et

NAZIM HİKMET VE NECİP FAZILIN MEKTUPLAŞMASI

nnNAZIM HİKMET’İN NECİP FAZILA MEKTUBU
“Sevgili Necip, ismin temiz demek, necîb temiz demektir benden iyi bilirsin. Necip’i necis yapma. Sen en cihanşumül eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin Seddi’ni, o lisan-i mücerret dilinle Babali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.

Sevgili Necip, inandığın Allah’ın aşkına, o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye camii direğine çevirme, o kudretli kelimelerini üç kurusa parselleme üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. Sevgili Necip, elinde sur-u israfil var, onu borazana çevirme. Eski dostun Nazım.”

NAZIM HİKMET VE NECİP FAZILIN MEKTUPLAŞMASI yazısına devam et

ÜSTAD NECİP FAZIL’DAN HİKAYELER

İçerik.jpg

  • Ustad tramvaya biner ve cam kenarında bir koltuğa oturur. Biraz sonra bikaç takım elbiseli adam gelir. bir tanesi:
  • -Oradan kalkar mısınız? ben oturacağım”

Üstad:

-Neden? Sizin ne ayrıcalığnız var?

– ben milletvekiliyim!

Üstad:

-Ben de MİLLETİM… der

  • Üstad birgün konferans verirken cezayirli bir öğrenci kalkar ve fransızca olarak üstada

-neden osmanlı yıllarca bizi sömürdü neden osmanlı yıllarca bizi sömürge olarak kullandı…” der…

Üstad hiç durmadan cevabı sille misali yapıştırır…
eğer osmanlı sizi sömürmüş olsa idi bugün bu soruyu bana fransızca sormazdın… ” der…

  • Üstad birgün mahkeme salonunda savunma yaparken baktı ki hakim anlayacak gibi değil hakime karşı yüksek sesle: bu salondakilerin yüzde ellisi eşşektir… der buna bozulan hakim çabuk sözünü geri al der… üstad bu lafın altında kalır mı?… hemen sözünü geri alır ve ” sözümü geri alıyorum bu salondakilerin yüzde ellisi eşşek değildir.. ÜSTAD NECİP FAZIL’DAN HİKAYELER yazısına devam et

GENÇLİĞE HİTABE NECİP FAZIL’DAN


GENÇLİĞE HİTABE
NECİP FAZIL’DAN    

 Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…
“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…
Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham  elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah’ın Kur’an’ında “belhüm adal” dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra, ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören… Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi… Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik…

Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir nidâ kopararak “Mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…

Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik…

Halka değil, hakka inanan, meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik…

Emekçiye “Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!” Kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek… Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik… GENÇLİĞE HİTABE NECİP FAZIL’DAN yazısına devam et

Necip Fazıl Kısakürek’ten Güzel Sözler

  • Kapıları yıkarcasına tekmeleyeceğim,
    limandaki bütün vapurların ve şehirdeki
    bütün fabrika bacalarının canavar düdüklerini öttüreceğim, trafiği
    durduracağım, insanları oldukları yerde mıhlayacağım ve gök tavanını
    yıkan bir sesle haykıracağım geliyor:– İnsanlar! Allah var! O’nu
    düşünmekten başka her işe paydos!…

    Bana “deli” mi diyecekler?

    Canım kurban, aklın son durağı olan böyle deliliğe!..

  • Tomurcuk derdinde olmayan ağaç odundur.
  • Zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır
  • Her ağızdan, her telde faillik mırıltısı, sonunda tek bir şarkı, tabutun
    gıcırtısı.
  • Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem: İnsandan kaçmak kolay;
    kendimden kaçabilsem…
  • Tohum ek, vermezse toprak utansın.
  • Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık,
    Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık.
  • Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek.
    Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?…
  • Bu kapıdan kol ve kanat kırılmadan geçilmez.
    Eşten, dosttan, sevgiliden ayrılmadan geçilmez…
  • Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış
    Marife bu geri yalnız çelik-çomakmış.
  • Öyle bir devimki ben hakikatte pireyim
    Bir delik gösterinde utancımdan gireyim.
  • Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın
    Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın.
  • Devler gibi eserler bırakmak için,karıncalar gibi çalışmak lazım.
  • Hep nefs çıkar karşıma,ölüp ölüp dirilsem:İnsandan kaçmak kolay,kendimden kaçabilsem.
  • Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı;
    Tek ses duysalar; Allah… Yoklayanlar nabzımı
  • Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
    Allah’tan nasıl korkmaz, insan Onu sever de…
  • Seni aramam için beni uzağa attın!
    Alemi benim, beni kendin için yarattın!
  • Sabrın sonu selâmet,
    Sabır hayra alâmet.
    Belâ sana kahretsin;
    Sen belâya selâm et!
  • Su geceni durdursam, çekip de eteğinden;
    Soruversem: Haberin var mi öleceğinden?
  • Ne hasta bekler sabahı
    ne taze ölüyü mezar
    ne de şeytan bir günahı
    seni beklediğim kadar.
  • göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
    affet senden habersiz aldığım her nefesten…
  • Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı?
    Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?
  • Göğe çıkanlar vardı zikirden kanatlarla
    Şimdi de çıkanlar var betonarme katlarla…
  • Bu dünya bir kuyu havasız çömlek
    Daralıyorum!
    Kelime manayı boğan bir gömlek
    Paralıyorum!
    ALLAH ismi varken lügat ne demek
    Karalıyorum!
    Kapımı,buyursun diye o melek
    Aralıyorum! !
  • Camiler serbest ama bütün yolları yasak;
    Onlar meydana hakim,bizse camide tutsak…
  • Görmemek için bakan,mavi,siyah,ela,göz!
    Köre görünse şaşmam sana görünmeyen öz!
  • Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
    Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
    Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
    Gök devrildi, künde üstüne künde…
  • Şu gaflet yüklü insana bak: Kendinden varlık cakasında.
    Ve aşksız yobaz… İşi gücü, namazla cennet takasında.
    Tam dört asırdır Müslümanlık, Cansız etiket markasında…
  • Zor, onu beyni kanayan soylu kafalara sor,
    Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor….
  • ıçak soksan gölgeme, sıcacık kanım damlar.
    Gir de bir bak ülkeme, başsız başsız adamlar.
    Ağlayın su yükselsin! Belki kurtulur gemi,
    Anne, seccaden gelsin: bize dua et emi!!!
  • Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!
    Tabut değildir bu, bir tahta kundak.
    Bu ağır hediye kime gidecek,
    Çakılır çakılmaz üstüne kapak?
  • Onu beyni kanayan soylu kafalara sor
    Ölüm zorların zoruu yaşamak ondan da zor
  • Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik…
    “Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!” şuurunda bir gençlik…
    Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre…
    Birincisi iki buçuk asır… Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet…
    İkincisi üç asır… Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet…
    Üçüncüsü bir asır… Allahın, Kur’an’ında “belhümadal – hayvandan aşağı” dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret… Ya dördüncüsü ?…
    Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet…
    İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören… Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi…
    Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik…
    Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün “dikey”leri “yatay” hale getirecek bir çığlık kopararak “mukaddes emaneti ne yaptınız?” diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik…
    Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik…
    Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında “Hakimiyet Hakkındır” düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik…
    Emekçiye “Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın!” diyecek…
    Kapitaliste ise “Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!” ihtarını edecek…Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik…
    Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik…
    “Kim var?” diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert “ben varım!” cevabını verici, her ferdi “benim olmadığım yerde kimse yoktur!” fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik…
    Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnetsayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik…
    Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık mâdeniyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik…
    Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, takma diş fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldağı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik…
    Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara “siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız !Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!” diyecek ve gerçek müslümanlığın “nasıl” ını ve “ne idüğü” nü her haliyle gösterecek bir gençlik…
    Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve O’ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O’nun düşman larını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir gençlik…
    İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
    Allahın selâmı üzerine oIsun…
    Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
    Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
  • Üstüme söverek gel, bayılırım; fakat sövmen bir fikir öfkesine, bir düşünce sinirine bağlı olsun…
    Böyle gelebiliyor musun?
    Sen, yalnız kendine oyuncak edindiğin mukavva Dünya içinde sahte gerçekler imal edip bunları insanlara yutturmaktan anlıyorsun!
    Güvenle gel, biterim; öyle ki, hiçbir desteğin olmasa da güvenindeki heybet bana yeter?
    Böyle gelebiliyor musun?
    Sen yalnız, arslanın iki ayağı arasına sığınıp, faaliyetine engel gördüğü kediyi rapor eden sıçana benziyorsun!
    Fikrin yok, hakikatin yok, bilgin yok, ihlâsın yok, güvenin yok; ve düşün, bunlardan tek tek pay almış olarak ne çapta ahlâkın yok! ..
    Böyle olunca, işte böyle perişan olur; ve kalemini vücudunda en uygun kılıfa sokup, suspus, oturursun!
    Darısı Bâbıâli yokuşundan inip çıkarken bâb-ı âdi kulübesi sakinlerine mahsus bir eda takınanlara…
  • Elimden doğruca, güzelce, iyice bir yazımı çıkıyor? İğreniyorum!
    Hala bu memlekette doğru, güzel ve iyi olanı savunma gafletimden,
    Bu gafletin boşluğunu anlayamamak enayiliğinden İğreniyorum!Olanlar ortadayken hep bu günü yarına erteleyici ve gelmeyecek ,
    bir istikbale ısmarlayıcı cek ve cak edatlarından İğreniyorum!

    Dudaklarla kalpler arasındaki mesafeden,
    her akşam yorganı başına çeker ekmez uyuyan nefs muhasebesi yoksunu eyyamgüdar politikacıdan,
    tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka müslümanlarından İğreniyorum!
    Gördüğü şeyi nasıl görebildiğini izahtan acizken gözüyle görmediği için Allah ‘ı inkar eden maddeciden İğreniyorum!

    Posayı cevher sanan kabuk milliyetçisinden,
    Çile çekmeden olmaya bakan ezberci medeniyetçiden,
    hayat ağacını devirmeyi ve nurlu meyvelerini ateşe atmayı inkılap sayan devrimbazdan
    ve bunlara inananlardan, kapılanlardan İğreniyorum!

    Hasılı, dil adına dilden, ev adına evden, vatan adına vatandan ve köy ,köylü, şehir, şehirli, gazete, dergi,
    kitap, mektep, talebe, muallim, polis, memur, kanun, nizam, kadın, erkek, dost, ahbap ne varsa bunların
    gerçekleri adına hepsinden İğreniyorum!!!

    Dahası varmı???

    Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allah’ın Kur-an da
    ”belhüm adal” (Hayvandan Aşağı) diye andığı iki ayaklılardan İğreniyorum!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  • Veren de “O” alan da ”O ” ,
    Nedir senden gidecek?
    Telaşını gören de, “CAN” senin zannedecek…!