Etiket arşivi: Nâzım

NAZIM HİKMET VE NECİP FAZILIN MEKTUPLAŞMASI

nnNAZIM HİKMET’İN NECİP FAZILA MEKTUBU
“Sevgili Necip, ismin temiz demek, necîb temiz demektir benden iyi bilirsin. Necip’i necis yapma. Sen en cihanşumül eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kağıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin Seddi’ni, o lisan-i mücerret dilinle Babali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.

Sevgili Necip, inandığın Allah’ın aşkına, o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye camii direğine çevirme, o kudretli kelimelerini üç kurusa parselleme üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. Sevgili Necip, elinde sur-u israfil var, onu borazana çevirme. Eski dostun Nazım.”

NAZIM HİKMET VE NECİP FAZILIN MEKTUPLAŞMASI yazısına devam et

TASAVVUF EDEBİYATI

semazenTasavvuf “sufi olma, sufiye yolunu izleme” demektir. Tasavvuf ehline mutasavvıf ya da sufi denir. Tasavvuf edebiyatı ise tasavvufla uğraşan kişilerin ortaya koyduğu ürünleri kapsayan edebiyat türüdür. Halk edebiyatının “tasavvufi halk edebiyatı” türü 12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başladı.[1] Konusu Allah’a ulaşmanın yolları, ahlak ve nefsin terbiyesidir. Anadolu’nun bu alandaki ilk ve en ünlü şairi Yunus Emre’dir.

TASAVVUF EDEBİYATI yazısına devam et

NAZIM HİKMET’İN FETİH İÇİN YAZDIĞI ŞİİR

nazim_hikmet_

İslam’ın beklediği en şerefli gündur bu;
Rum Konstantiniyye’si oldu Türk İstanbul’u!
Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,
Türk’ün padişahı, bir gök yarılır gibi
Girdi, “Eğrikapı”dan kır atının üstünde
Fethetti İstanbul’u sekiz hafta üç günde!
O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allah’ın…
“Belde-i Tayyibe”yi fetheden padişahın
Hak yerine getirdi en büyük niyazını;
Kıldı Ayasofya’da ikini namazını.
İşte o günden beri Türk’ün malı İstanbul,
Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul.

Nâzım Hikmet

HANİ

HANİ

Tunada Abdest Alacaktık
Çin Seddinde Kılacaktık Namazımızı
Eski Bir Türkmen Çadırından Uğurlayacaktık
Fakir Soframızdaki Zamanı
Sonra Bir Çamçak Kımızcasına
Doyasıya Yudumluyacaktık Gün Batımını
Altaylarda Toplanıp Bir Güz Gününde
Sesimizi Dinliyecektik Viyana Kapılarında
Hani Güneş Batmıyacaktı..
Tuğumuz Olacaktı,Gök Çadırımız
Dağlar Yürüyecekti Ardımızdan Seferlere
Romada Yapacaktık Son Düğünümüzü
Kerkük Öyle Boynu Bükük Durmuyacaktı
Tanrı Dağları Sessiz… HANİ yazısına devam et