Etiket arşivi: Mehmed

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Zindandan Mehmed’e Mektup yazısına devam et

15 defa görüntülendi

Fatih Sultan Mehmed’in Kılıcındaki Yazı

Fatih Sultan Mehmed’in savaşlarda kullandığı kılıcı çelik, som (balık dişi), demir ve altından yapılmış. Uzunluğu 125 cm. Üzerinde kılıç ustasının yazdığı bir dua yer alıyor:

“Bismillahirrahmanirrahim. Hak dinin bağlarını parıltılı ve açık harfli ayetlerle ve keskin ve parlak kılıçlarla güçlendiren yüce Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, en güzel fasih sözlerle vasfedilen Hazret-i Muhammed ve ehli beytine olsun. Allahı’m! Dinin erkanlarını yüceltmek için mücadele eden gazi ve mücahitlerin sultanı, cihat için çekilen keskin kılıç olan Sultan Murad Han’ın oğlu Mehmed Han’a güç kuvvet ver ve kılıcının kınını şeriat düşmanlarının boynunda, kaleminin mürekkebini de alemlerin rabbinin inayetinde eyle. O, Sultan Osman Han’ın oğlu Orhan Han’ın oğlu Murat Han’ın oğlu Bayezid Han’ın oğlu 2.Murad Han oğlu Mehmed Han’dır. Allah onların mezarlarının toprağını, gazilerin kılıçlarından akan saf su ile sulasın ve kılıçların gölgesi altında olan cenneti de mekanları eylesin, amin Yâ Rabbelalemin.”

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindandan Mehmed’e Mektup

Zindan iki hece, Mehmed’im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta…
Halimi düşünüp yanma Mehmed’im!
Kavuşmak mı? .. Belki… Daha ölmedim!

Avlu… Bir uzun yol… Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli…
Git ve gel… Yüz adım… Bin yıllık konak.

Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Zindandan Mehmed’e Mektup yazısına devam et

Zafere Götüren Dua

Yeğen Mehmed Paşa, çeşitli vazîfelerde bulunduktan sonra, 1737 senesinde Nemçe (Avusturya) seferini yapmakla görevlendirildi. Yeğen Mehmed Paşa bu sırada Sultan Birinci Mahmûd Hânın vezîr-i âzamı idi.Yeğen Mehmed Paşa, İstanbul’dan hareket etmeden önce, Aksaray civârında oturmakta olan kızının evini Mehmed Emîn Tokâdî hazretlerine tahsis edip, oraya dâvet etti. Mehmed Emîn Tokâdî de kabûl edip, orayı teşrif etti. Burada ikâmet ettiği sırada Yeğen Mehmed Paşa sık sık ziyâretine gidip, sohbetinde bulunurdu. Huzûruna girerken pâdişâhın huzûruna girer gibi edeb ve hürmet gösterirdi. Mehmed Emîn Efendi, ona latîfe yollu takılırdı. Fakat o dâimâ edeb ve hürmetle huzûrunda dururdu. Yeğen Mehmed Paşa, çıkacağı Avusturya seferi ile ilgili yaptığı hazırlıkları anlatıp duâ istedi. Mehmed Emîn Efendi de, gözyaşı dökerek zafere kavuşması için duâ etti. Yeğen Mehmed Paşa, sefer devâm ettiği müddetçe, Mehmed Emîn Efendinin, tahsis ettiği evde ikâmet etmesini arzu ediyordu. Sefer için ordunun hazırlanıp, Dâvûd Paşa semtine hareket edeceği sırada, tekrar ziyâretine gelmişti.

Zafere Götüren Dua yazısına devam et

Fatih’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir

FATİHFatih Sultan Mehmed (k.s.)’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir

Sen kokmayan gülü neyleyim,
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim sensiz ben dünyayı?

Senin tenine değmeden gelen yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni parlayacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.

Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.

Fatih’in Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e yazdığı şiir yazısına devam et

MEHMED EMİN RESULZADE KİMDİR….?

1559876_1_1453638013x7fyv
Mehmed Emin Resulzade 31 Ocak 1884 – 6 Mart 1955 , Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olmakla ЬeraЬer Müsavat Partisi’nin ilk lideri.
Babası Hacı Molla Alekber Resulzade, annesi ise Zinyet Zal’dır. İlk eğitim ve öğretimini ailesi yanında alan Mehmed Emin Resulzade, sonradan Teknik okula katılmıştır. 1902’de “Müslüman Gençlik” kurumunu kurmuştur. 1903’te ilk makalesi “Şark-i Rus” gazetesinde yayınlanmıştır. Sonradan “Hayat”, “İrşad”, “Terakki” ve başka gazetelerde makaleler yazmış, “Tekamül” (Bakü), “İran-i Nov” (Tahran), “Açık Söz” (Bakü 1915-1917), İstanbul’da yayınlanan “Yeni Kafkasya” (1923-1928), “Azeri Türk” (1928-1929), “Odlu Yurd” (1929-1931) ve 1933-1939’da Berlin’de yayınlanan “Kurtuluş” dergilerinin ve “İstiklal” gazetelerinin kurucusu olmuştur. 1952’de ise Mehmed Emin Resulzade rehberliği ile “Azerbaycan” dergisi kurulmuştur.

İran’da kaldığı 1908-1911 döneminde meydana gelen İran inkılabı sonrası isyancıların hürriyet ordusu Tahran’a girmiş ve İran’da meşrutiyet ilan edilmişti. Mehmed Emin, Tahran’da günlük çıkardığı Batılı tarzdaki ilk gazete olan “Yeni İran” (İran-ı Nev) gazetesinin müdürü ve başyazarı olmasına rağmen, bu girişimden vazgeçerek Türkiye’ye gelmiştir.

MEHMED EMİN RESULZADE KİMDİR….? yazısına devam et

MEHMET AKİF ERSOY’UN BEYAZIT CAMİİNDEKİ HUTBESİ

akifMilli Şairimiz üstad Mehmed Âkif Ersoy’un Bayezid Camii kürsüsünde verdiği hutbe:

“Ey iman edenler! Sizi kendinize hayat verecek şeylere davet ettiği zaman Allah’a ve Resulüne icabet edin ve bilin ki Allah gerçekten kişi ile kalbinin arasına girer ve siz gerçekten hep O’nun huzurunda toplanacaksınız.

Ve öyle bir fitneden sakının ki hiç de içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz ve bilin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.”

(Enfâl Sûresi / 24-25)

Allahu Zü’lcelâl bu iki âyette şöyle buyuruyor ki: Benim bütün evâmirimde; evet, gerek size Kur’an ile bildirdiğim, gerek Peygamberimin lisanıyle, sünnetiyle teblîğ ettiğim emirlerin hepsinde sizin için hayat vardır. Hem nasıl hayat? Bütün manâsıyla bir hayat. Müfessirîn-i izâm buradaki (hayat)ı yalnız ma’neviyâta hasretmiyorlar; maddiyata da teşmil ile maddiyat birbirinden ayrılmaz. Bedensiz ruh olmaz, ruhsuz beden olmadığı gibi. Demek evâmir-i ilâhiyenin kâffesinin zımnında bizim için, biz Müslümanlar için hayat var. Terkinde ise helâk muhakkak.

Artık düşünmeye hacet var mı? İşte görüyoruz. Âlem-i İslâmın başına gelen musîbetler, bu âyetin ne kadar kat’î, ne kadar sarih, ne kadar doğru olduğunu gösterdi! Şimdiye kadar müzmahil olan ne kadar akvam-ı İslâmiye varsa hep ahkâm-ı İlâhiyeyi ifâ etmemek yüzünden mahv oldular. Vakıa Cenab-ı Hak “Malikü’l mülküm” (Mülkün Sahibiyim) diyor (Âl-i İmran- 26); bu âlemde istediği gibi tasarruf eder; dilediğinden alır, dilediğine verir; istediğini i’zâz eyler, istediğini tezlil eder. Bunda şüphe yok. Fakat hiçbir kavim gösterilemez ki kendisi, zillete, esarete, mahkûmiyete istihkak kesbetmeden inkıraza gitmiş olsun; hiçbir millet görülemez ki mülküne sahib olmak isti’dadını gâib etmeden vatan elinden çıkmış bulunsun. Cenab-ı Hakk’ın bir takım kavânîni, kavânin-i ezeliyesi vardır. Evet, o kanunlar, hem ezelidir, hem ebedîdir. Hiç de değişmez. Cenab-ı Hak bütün hakayıkı bu kanunlarında birer birer göstermiş; meteaddid yerlerde müteaddid şekillerde bildirmiştir.

MEHMET AKİF ERSOY’UN BEYAZIT CAMİİNDEKİ HUTBESİ yazısına devam et

OTLUKBELİ MUHÂREBESİ

fetihOTLUKBELİ MUHÂREBESİ

Fâtih Sultan Mehmed Han’ın Akkoyunlu sultânı Uzun Hasan ile 11 Ağustos 1473’de, Otlukbeli mevkiinde yaptığı büyük meydan muhârebesi.

Uzun Hasan hükümdarlık tahtına geçinceye kadar, Akkoyunlularla Osmanlı Devleti arasında herhangi bir problem yoktu. Fakat onun iş başına gelmesiyle birlikte durum değişti. Çünkü o, Karakoyunlu hükümdarı Cihânşâh ile, Mâverâünnehr hükümeti hükümdarı Ebû Saîd Mirânşâh’ı öldürmeye ve topraklarını da kendi arazisine katmaya muvaffak oldu. Daha sonra Horasan hükümdarı Hüseyin Baykara’yı yenerek topraklarından bir kısmını zapteden Uzun Hasan, bu suretle Fırat havalisinden Mâverâünnehr’e kadar uzanan büyük ve kuvvetli bir devlet kurmuş oldu. Topraklarının genişlediği nisbette gururunun arttığı görülen Akkoyunlu hükümdarının ayrıca cihângir olmak sevdası da vardı. Nitekim o, Ebû Saîd’i mağlûb ettiği gün atını meydana sürerek; “Bu diyarın serdârları şecaatim âsârını gördüler. Fırsat elverirse, cür’et ve celâdetimi Hüdâvendigâr’a (Osmanlı hükümdarı) da gösterem” demişti.
OTLUKBELİ MUHÂREBESİ yazısına devam et

MAĞNİSAVİZADE KİMDİR….?

Fâtih Sultan Mehmed Han devrinin büyük âlimlerinden.İsmi, Mevlânâ Muhyiddîn Muhammed’dir. Mağnisavîzâde diye meşhur oldu. 1483 (H. 888) senesinde vefât etti. Zamanının âlimlerinden okudu ve Molla Hüsrev’in ders verdiği Ayasofya Medresesi’ne talebe oldu. Medresenin en üst bölümündeki odasında, bütün gece kandilini yakar, ders çalışır ve çalışması sabah namazına kadar sürerdi.Fâtih Sultan Mehmed Han, ilim yuvalarına ilgisi büyük olduğundan fırsat buldukça medreseleri dolaşır, okutulan dersleri dinler, talebe ile meşgul olurdu. Geceleri kalkar, saray penceresinden zaman zaman medreseleri gözden geçirir, hücrelerde bulunan talebeden hangisinin lâmbası geç vakitlere kadar yanar diye merak ederdi. Molla Hüsrev’in müderris bulunduğu kısımdaki talebelerden birinin, sabaha kadar uyumadığını ve bu hâlin aylarca devam ettiğini gördü.

MAĞNİSAVİZADE KİMDİR….? yazısına devam et

Fatih Sultan Mehmed Kimdir…? (1432 – 1481)

 

 

Fatih Sultan Mehmet.jpg
Fatih Sultan Mehmet.jpg

Fatih Sultan Mehmed (1432 – 1481) 29 Mart

 

1432’de

 

Edirne’de doğdu. Babası

 

Sultan İkinci Murad, annesi Huma Hatun’dur. Fatih Sultan Mehmed, uzun boylu, dolgun yanaklı, kıvrık burunlu, adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemalarından birisiydi ve yedi yabancı dil bilirdi. Alim, şair ve sanatkarları sık sık toplar ve onlarla sohbet etmekten çok hoşlanırdı. İlginç ve bilinmedik konular hakkında makaleler yazdırır ve bunları incelerdi. Hocalığını da yapmış olan

 

Akşemseddin, Fatih Sultan Mehmed’in en çok değer verdiği alimlerden biridir. Fatih Sultan Mehmed, gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir komutan ve idareciydi. Yapacağı işlerle ilgili olarak en yakınlarına bile hiçbir şey söylemezdi. Fatih Sultan Mehmed okumayı çok severdi. Farsça ve Arapça’ya çevrilmiş olan felsefi eserler okurdu. 1466 yılında Batlamyos Haritasını yeniden tercüme ettirip, haritadaki adları Arap harfleriyle yazdırdı. Bilimsel sorunlarda, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bilginleri korur onlara eserler yazdırırdı. Bilime büyük önem veren Fatih Sultan Mehmed yabancı ülkelerdeki büyük bilginleri İstanbul’a getirtirdi. Nitekim Astronomi bilgini