Etiket arşivi: iran

Ölmeden Mezara Giren İnsanlar (10 Fotograf)

Bu yıl ki ilk yazımda insanlığımızı konu olarak el almak istedim.Bu insanlar ölmeden önce kendi mezarlarında hayatlarını sürdürüp yine mezarda uyuyorlar.

İranlı yönetmen Asghar Ferhadi, Tahran banliyösünde çektiği şok edici resimleri yayınladı. Yerel mezarlıkta çocuklar dahil boş mezar çukurları, yaklaşık 50 evsize ev sahipliği yapmaktadır. 27 Aralık’ta, bu resimlerr büyük İranlı medyada basılsı ve Asghar Ferhadinin bu talihsiz insanların sorunlarını çözmek için Hasan Ruhani’ye açık bir mektup yazdı. Fotoğraf halktan büyük ilgi gördü ve evsizlerle ilgilenen yardım kuruluşları harekete geçirdi.

Ölmeden Mezara Giren İnsanlar (10 Fotograf)

Ölmeden Mezara Giren İnsanlar (10 Fotograf) yazısına devam et

12 defa görüntülendi

TÜRK İRAN SINIRI KASR-I ŞİRİN ANTLAŞMASI

tr-iranTürk – İran sınırının 1639’da Kasr-ı Şirin’le çizildiği bilgisi, ilköğretim düzeyinde kültür için belki yeterlidir. Ama yönetim basamaklarına oturanların bu sığ bilgiyle konuşmamaları, hiç olmazsa buna diplomasinin kıvrak anlatımını giydirmeleri beklenir.

Türkiye – İran sınırı sorununun, 1514 Çaldıran Savaşı’ndan 1853 Tahdid-i Hudud-ı İraniye layihasına değin 339 yıllık bir tarihi vardır. 1639’daki Kasr-ı Şîrin’i, bu uzun sürecin önemli bir belgesi saymak doğru; bugünkü Türkiye – İran sınırını belirleyen yegane antlaşma kabul etmekse yanlıştır.

Şöyle ki:

Söz konusu uzun sürecin 1514 – 1639 arasındaki ilk 125 yıllık evresinde seferler, işgaller, fetihler, sınır aşımları, sınırı belirleyen 1555, 1590 antlaşmaları vardır.
IV. Murad, 1638’de çıktığı ikinci Doğu seferinde Kanunî’den sonra Bağdat’ın ikinci fatihi oldu. Hüsrev ile Şîrin öyküsüne mekanlık ettiği söylenen Kasr-ı Şîrin civarındaki ordugahta, Veziriazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa, İran elçilik heyetiyle 17 Mayıs 1639’da Kasr-ı Şîrin Antlaşması’nı imzaladı. Şehrizor, Bağdat ve Basra Osmanlı Devleti’nde; kuzeydeki Revan ise İran’da kaldı. Bu bölgeler bugün Irak’ta ve Ermenistan’dadır. Mevcut Türkiye – İran sınırı ise – Tebriz ve Van hedefli geçici işgallere karşın – 1590 Ferhad Paşa Antlaşması’ndan beri pek değişmemiştir. Kasr-ı Şîrin’i Türk – İran sınırı konusunda akıllara düşüren nedense, iki komşu arasındaki 125 yıllık savaş dönemini noktalamış olmasındandır.

TÜRK İRAN SINIRI KASR-I ŞİRİN ANTLAŞMASI yazısına devam et

KAŞKAYİLER ”KAŞKAY TÜRKLERİ”

1_kaskay_qasqai_bayrak_22Tasarladığımız araştırma plânını atlı göçebe Türk medeniyeti zemininde ele alacağız. Bu itibarla Anadolu’dan yapabileceğimiz tespitleri İran’dan Kaşkaylar; Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Anadolu’dan Karapahları; İran coğrafyasından Hazara Türkleri ile birlikte alıyoruz. Böylece Vatan – İran-Turan hattında başlattığımız Türk halk inançları çalışmalarına bir ilmek daha eklemiş olacağız. Küreselleşen dünyada medeniyetler çatışması yaşanırken Türk bozkır medeniyetinin Türk dünyasının bu kültür savaşında çıkış noktası olabileceğini düşünüyoruz. Türk dünyasının yegâne ortak paydası bu medeniyetin kalıntıları ve ümidi de bize göre medeniyetin çağımıza taşınmasıdır.

Bu itibarladır ki, rahmetli İbrahim Kafesoğlu’nun ve rahmetli Osman Turan’ın yaptığı tespitlerden yararlanacağız. Bozkır kültürü diye ifade ettiğimiz kültür tipi, atlı göçebelikten ibaret değildir. Merkezinde at yetiştiriciliği ve çobanlık vardır. Faaliyet alanı Karadeniz’in kuzey düzlüğü ile Kuzey Türkistan arasındaki İskit sahasıdır. Göçebe sanat türü olan hayvan uslûbü burada doğup gelişmiştir. Bu kültür M.Ö. 5-9 asırda teşekkül etmiş, Avrasya’ya buradan yayılmıştır. Avrasya bozkırlarında M.Ö. 1. yüzyıl başlarında yaşayan atlı kavimlerin, İskitlerdeki kültür belirtilerini Türklerden alınmış olabileceği belirtilmiştir.

KAŞKAYİLER ”KAŞKAY TÜRKLERİ” yazısına devam et

KEYKAVUS BİN İSKENDER KİMDİR….?

Bir-meclisi-tasvir-eden-minyatur-273x300Kābûsnâme’yi yazdığı 475 (1082) yılında altmış üç yaşında olduğuna göre 412’de (1021) doğmuş olmalıdır. Eserinden iyi bir eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. İran’ın Taberistan ve Gürgân eyaletlerinde hüküm süren Ziyârî hânedanına mensup olan Keykâvus, hükümdar olmadan önce Sultan I. Mesud’un kızı ile evlenerek Gazneliler’le akrabalık kurdu. Sekiz yıl Sultan Mevdûd b. Mes‘ûd’un sarayında hükümdarın nedimi olarak bulundu, onunla Hint seferlerine katıldı. Hacca gidip döndükten sonra da Şeddâdîler’den Ebü’l-Esvâr Şâvur b. Fazl ile (Fazlun) birlikte Anadolu akınlarına iştirak etti. Sultan Mevdûd’un 441 (1049) yılında ölümü üzerine Ziyârî tahtına oturdu. Ancak emirliğini Tuğrul Bey ve Alparslan’a tâbi olarak sürdürebildi. Oğlu Gîlân Şah için 475’te (1082) yazdığı Ķābûsnâme’yi tamamladıktan birkaç yıl sonra vefat etti.

Keykâvus’un, devletin başına geçtiğinde nasıl davranacağı konusunda oğluna bilgi vermek amacıyla kaleme aldığı Ķābûsnâme Enderznâme, Pendnâme, Kitâbü’n-Naśîĥat, Naśîĥatnâme isimleriyle de bilinir. Bir önsöz ve kırk dört bölümden meydana gelen eser Moğol istilâsı öncesi İslâm medeniyetinin bir özeti olup bu dönemin siyasî, içtimaî, iktisadî, ilmî, hukukî durumu, eğitim öğretim, sanat ve meslekleri hakkında güvenilir bir kaynaktır. Nasihat, görgü kuralları, eğitim ve ahlâk, ilimler, meslekler, devlet adamları ve görevleri hakkında bilgi veren Ķābûsnâme, Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme’siyle aynı çağda yazılmıştır ve Farsça nesrin seçkin örneklerinden biridir. Kitapta işlenen konular âyet ve hadisler, hikâyeler, hikmetli sözler, ata sözleriyle daha anlaşılır hale getirilmiştir. Eser ilk olarak Rızâ Kulı Han Hidâyet tarafından neşredilmiş (Tahran 1285 hş.), daha sonra çeşitli tarihlerde yirmiye yakın baskısı yapılmıştır.
KEYKAVUS BİN İSKENDER KİMDİR….? yazısına devam et

YAVUZ SULTAN SELİM HAN ŞAH İSMAİLE HEDİYE YOLLAR

 

YAVUZ SULTAN SELİM

Bir gün İran hükümdarı Şah İsmail düşmanı olan Yavuz Sultan Selim hana bazı hediyeler yollar. Ama bu hediyeler çok değerli hediyelerdir. Halılar, altınlar, gümüşler yakutlar, deve deve yemişler ve ayrıca da sandık dolusu hediyeler.Hediyeler Yavuz’a getirilir açılır, ama o da ne! İçeriyi bir koku kaplar. Çok kötü bir koku, nedir bu diye hepsini aramaya başlar. Birde bakarlar ki, sandığın dibine insan dışkısı konulmuş. YAVUZ SULTAN SELİM HAN ŞAH İSMAİLE HEDİYE YOLLAR yazısına devam et

HAŞHAŞİLER

1

Haşhaşiler (Arapça: حشیشیة Hashīshīya ya da حشاشون Hashīshūn), Haşişin ya da Haşhaşiyyin de denir.

8. yüzyılda İsmaililiğin Nizarî kolundan çıkan bu topluluğun 14. yüzyıla dek faaliyetlerini sürdürdükleri sanılmaktadır. Kapalı bir topluluk olan haşhaşiler radikal bir din akımının takipçileri olarak ortaya çıktılar. Suikasti, Eyyubilere, Selçuklulara ve Abbasilere karşı siyasi yaptırım aracı olarak kullandılar. Avrupa dillerine Haçlı Frankları tarafından taşınan assassin sözcüğünün kökeni haşhaşindir.

Kendilerine el-da’va-t-ul-cedide (yeni dava, yeni öğreti) ya da fedaayiin (Arapça fedailer –bir amaç uğruna kendini feda etmeye hazır olan) derlerdi.
HAŞHAŞİLER yazısına devam et

Osmanlı-İran Arasında Kasr-ı Şirin Barış Antlaşması(1639)

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

OSMANLI-İRAN ARASINDA KASR-I ŞİRİN BARIŞ ANTLAŞMASI (1639)

Osmanlılar ile Safevîler arasında 1618’de varılan  Serav Barış Antlaşması’ndan sonra, henüz  beş yıl kadar bir süre geçmişti. Bu esnâda Osmanlı Devleti hanedanlık tahtında bir takım değişiklikler cereyan etmiştir; Sultan I. Ahmed’in vefatı (1617), peşinden I. Mustafa’nın padişah olması (1617) ve O’nun tekrar tahttan indirilmesi, Genç (II.) Osman’ın padişah olması (1618-1622), bu genç hükümdarın tahttan indirilmesi ve hunharca katledilmesi hâdiseleri olmuştu. Bununla beraber, bazı veziriâzam, vezir, paşa, beylerbeyi, şeyhü’l-islam, kadı asker, sancak beyinin azledilmesi, öldürülmesi veya tutuklanması gibi devlet kadrosunda ciddi değişikler meydana gelmişti.
Osmanlı Devleti padişahlık tahtına, 14 Zilkâde 1032/ 10 Eylül 1623 tarihinde, Sultan IV. Murad hükümdar olarak geçmiştir. 27 Temmuz 1612 tarihinde doğmuş olan IV. Murad, henüz padişah olduğunda on iki yaşında bulunuyordu. Devletin idaresi pratikte Veziriâzam Kemânkeş Ali Paşa ile Padişah’ın annesi Mâhpeyker Sultan eline geçmiştir .
Osmanlıların rakibi olan Safevîler, ortaya çıktıkları 1499’dan beri yüz yirmi beş yıllık devlet olmuşlardı. Safevî Devleti Şahı I. Abbas, 1587’den bu tarafa otuz altı yıldır,  engin bir devlet tecrübesine ve son derece çağın Osmanlı-İran Arasında Kasr-ı Şirin Barış Antlaşması(1639) yazısına devam et

16.ve17.Yüzyıl da Osmanlı Devleti’nin İran Politikası

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

OSMANLI DEVLETİ’NİN İRAN POLİTİKASI (16. ve 17. YÜZYIL)

Giriş:
16. ve 17. yüzyıllar Osmanlı Devleti’nin Dünya siyasetinde oldukça etkin olduğu bir dönemdir. 16. yüzyıl başlarında Yavuz Sultan Selim’in başarılı fetihleri, Osmanlıların hâkimiyet ve nüfuz sahasını doğuya ve güneye doğru genişletmiştir. Özellikle, İran ve Mısır seferleri sonucu birçok ülkenin yönetim ve idaresi Osmanlılara geçmiştir. Yavuz Sultan Selim devri (1512-1520) gibi, Kanuni Sultan Süleyman devri (1520-1566) de Osmanlı Devleti için ihtişamlı bir dönem olmuştur. Osmanlı Devleti’nin güçlü olduğu 16. yüzyılın hemen başlarında İran’da Safevî Devleti’nin (1501) kuruluşunu görmekteyiz.
İran’da Şah İsmail (1501-1524) ile ortaya çıkan Safevîler, kısa zamanda Osmanlıların hâkimiyet ve nüfuz sahası olan Doğu Anadolu, Azerbaycan, Gürcistan, Şirvân, Bağdat ve Musul bölgelerinde hâkimiyet tesis etmeye yönelmiştir. Şah İsmail kendisini Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın siyâsî varisi sayıyordu. Şah İsmail üzerine Sultan Selim 1514’de İran Seferi’ne çıkarak, O’nu Çaldıran’da ağır bir yenilgiye uğratmıştır. 16.ve17.Yüzyıl da Osmanlı Devleti’nin İran Politikası yazısına devam et