Etiket arşivi: imam

Gelme Muharrem Ayı….!

GELME MUHARREM AYI…!

Gelme Muharrem Ayı Gelme, Aşkı Viran Eyleme Can Hüseyni Bir Bardak Suya Sevda Eyleme.
Kerbela Aşkın Kıblesidir, Can Hüseynin Şehadet Şerbetidir, İçtikçe Doyulmaz Bu Aşk Şerbetine, Kana Kana İçer Rasûlallah Torunu Turâba Düşene Kadar İçer Şerbet-i Aşkı, Külli Yanmış Aşkın Narında, Bir Yudum Soğuk Su İçin, İlahî Aşk İçin, Asgar İçin….
Vücutlar Yarıldı Ogün, Aşk Ağladı Melekler Ağladı, Güneş Karalar Bağladı Ogün.
Muharrem Ayında Fırat Ağladı Soğuk Suyuyla, Kerbela Oldu Toz Duman, Bir Fırtına Koptu, Yer Yerinden Oynadı, Toprak Kana Bulandı Ogün, Ben Nasıl Ağlamıyım Ya Hüseyin, Ya Ali’yel Mürtaza Evladı, Ben Nasıl Yanmıyım Efendim.
Gelme Muharrem Ayı Gelme, Kerbela Görünür Her Akan Kanda, Susuzluk Gelir Aklıma Yanar İçim Aşk İle Ya İmam Hüseyin…

Gelme Muharrem Ayı….! yazısına devam et

İmam Gazali’nin İlahi Aşk Tarifi

Milattan sonra 1058-1111 tarihleri arasında Horasan’da yaşayan İmam Gazali’nin 200 civarında eseri bulunmaktadır. “Mükasefet-ü’l Kulüb” (Kalplerin Keşfi), en önemli eserlerinden biridir. “Kalplerin Keşfi”, konu itibariyle Tasavvufi bir eserdir. Tasavvuf, kalp ile ilgilenen bir ilimdir. Cenab-ı Hakk’ın her gün ziyaret ettiği kalp, kuşkusuz temiz olmaya layıktır. Çünkü bu kulun Rabb’ine karşı edep kuralıdır. Kalplerin Keşfi adlı eserinde İmam Gazali ayet ve hadislere uygun tarzda Tasavvufu işlemiştir.
Aşk konusunda İmam Gazali’nin görüşleri

“Sevgi” canlı varlığın, haz veren bir nesneye karşı eğilimli olmasıdır. Söz konusu eğilimin güçlenmesi haline aşk denir.

Aşk duygusu, aşığın sevgilisine kul olması ve sahip olduğu her şeyi uğrunda feda etmesine yol açacağı bir dereceye varabilir.

İmam Gazali’nin İlahi Aşk Tarifi yazısına devam et

Kaside-i Bürde

KASİDE-İ BÜRDE

İmâm-ı Busayrî’nin Kâinâtın Efendisi, Allahü teâlânın sevgilisi Peygamberimiz hazret-i Muhammed Mustafa’yı medh etmek, övmek için yazdığı meşhur şiiri.

Edebiyatta nazım şekillerinden kasîde tarzında yazılmıştır. İmâm-ı Busayrî, evliyâdan olup, büyük İslâm şâiridir. Asıl adı, İmâm-ı Muhammed bin Saîd Şerefüddîn’dir. 1215 (H. 609)te Mısır’ın Busayr şehrinde doğdu. 1295 (H. 695)te Mısır’da vefât etti.

İmâm-ı Busayrî, bilhassa Kaside-i Bürdeadındaki şiiri ile meşhur olmuştur. Peygamber efendimize olan sevgisini ve aşırı aşkını anlatan başka kasîdeleri vardır. Murâdiyye veHemziyye adında çok güzel kasideler yazdı. Sonra gelen bütün İslâm âlimleri, bunları severek okumuşlar, talebelerine okutmuşlar ve ezberletmişlerdir.

Kaside-i Bürde yazısına devam et

İMAMI AZAM VE İMAMI BUHARİ ARASINDA BİR FARK VARMIYDI….?

imam.i.azam_.ebu_.hanefiİMAMI AZAM VE İMAMI BUHARİ ARASINDABİR FARK VARMIYDI
Bismillâhirrahmânirrahîm
SORU: İmâm-ı A’zâm ile İmâm-ı Buhari arasında bir çatışma olduğundan söz ediliyor. Bu nedir?
CEVAP: İmâm-ı A’zâm ve İmâm-ı Buhari hazretleri konusu hakkında bazı yersiz ifadeler bulunmaktadır. Zira, bu iki büyük âlim arasında herhangi bir tartışma ve münazara olmamıştır. Çünkü, bu her iki büyük âlim muasır değiller, yani; aynı zamanda yaşamamışlardır. İmam-ı Burari hazretleri, imam-ı a’zam Ebû Hanife hazretlerinin vefatından sonra dünyaya gelmiştir.
İmam-ı Buhari her ne kadar çok büyük bir muhaddis olmuşsa da, yani; hadis alimi ise de, İmam-ı A’zam hazretleri O’nun karşısında daha büyük bir muhaddistir. Bir kere bu büyük imam, zaman olarak hadisi şeriflerin bazılarını bizzat eshab-ı kiramdan almak şerefine nail olmuştur. Ayrıca İmam Ebu Hanife, İmam Buhari’de olmayan mutlak müctehitlik özelliğine sahib olması özelliği ile, diğer üç mezheb imamlarınında üstadıdır.
İmam-ı Buhari hazretlerinin, İmam Ebu Hanife hazretlerinin ictihadına uymayan bazı şeyler söylemesi meselesine gelince, bu durum tamamen ictihadi bir durumdan kaynaklanmaktadır. Zira, Ehl-i Sünnet Mezheplerine göre her müçtehidin kendi içtihadına göre amel etmesi vacibtir. İmam Buhari’nin de bir müçtehid olarak, İmam-ı A’zam’ın içtihadına uymayan bazı ictihadi söz ve işleri olması gayet tabiidir. Ama; geliniz görünüz ki bazı ehl-i sünnet mezhebi düşmanı sapıklar, mal bulmuş mağribi gibi bu tür hadiselerden bile, sapık fikir ve sui çıkarlarına çaresizce medet umarak, yılanın ağzındaki kurbağanın çaresizliği konumuna düşmüşlerdir. Bu gibiler kurbağa ise, sapıklıklarıda birer yılandır.

İMAMI AZAM VE İMAMI BUHARİ ARASINDA BİR FARK VARMIYDI….? yazısına devam et

İMAM-I AZAMIN DEHRİYE CEVABI

Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hristiyan din adamları bu dehriye cevap veremeyince, sana ancak İslam âlimleri cevap verebilir diyerek onu Basra’ya gönderirler. Basra’ya gelip, dünyada bana cevap verebilecek bir âlim bulamadım der. Herkese meydan okur.

Hammad hazretleri (hele önce bizim çocuklarla tartış, gerekirse âlimlerle görüşürsün) der, onun karşısına genç yaştaki Numan bin Sabit’i [imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerini] çıkarır. Dehri, çocuk denilecek yaştaki bir gençle tartışmayı gururuna yediremez. Kürsüye yumruk vurur, “Hani nerede, o meşhur âlimleriniz” der.

Genç Numan bin Sabit onu, onun silahı ile vurur. “Ne o der, demek benden korkmaya başladın?” Dehri bu söze tahammül edemeyerek ilk sorusunu sorar:
– Var olan şeyin başlangıcı ve sonu olmaması mümkün mü?
– Mümkündür.
İMAM-I AZAMIN DEHRİYE CEVABI yazısına devam et

İMAM-I AZAMIN VASİYETİ

bismillahir-rahmanir-rahim_1Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
İman; lisan ile ikrar, kalb ile tasdiktir. Sadece ikrar iman olmaz. Çünkü sadece ikrar iman olsaydı, bütün münafıkların mü’min olmaları gerekirdi. Keza sadece tasdik de iman olmaz. Eğer sadece tasdik îman olsaydı, bütün kitap ehlinin mü’min olması gerekirdi. Halbuki Allah; “Allah şahitlik eder ki, münafıklar yalancıdırlar.”(el-Münafikun,1) ve “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar.”(el-Bakara,146.) buyurmaktadır.
İman artmaz ve eksilmez. Çünkü, imanın artması ancak küfrün azalmasıyla; eksilmesi de küfrün artmasıyla tasavvur olunabilir. Bir şahsın aynı durumda mü’min ve kâfir olması nasıl mümkün olur? Mü’min gerçekten iman eden, kâfir de gerçekten inkâr eden kimsedir. İmanda şüphe olmaz. Zira Yüce Allah “Onlar gerçekten mü’minlerdir.”(el-Enfal,4.) ve “Onlar gerçekten kâfirlerdir.”(en-Nisa,151.)buyurmaktadır. Hz. Muhammed’in ümmetinden âsi olan kimselerin hepsi gerçekten mü’min olup, kâfir değillerdir.
Amel imandan ayrı, iman da amelden ayrı şeylerdir. Mü’minin bir çok zaman bazı amellerden muaf tutulması bunun delilidir. Bu muaflık halinde mü’minden imanın gittiği söylenemez. Âdet gören bir kadın, namazdan muaftır. Fakat, ondan imanın kaldırıldığını, yahut imanın terkedilmesinin emredildiğini söylemek caiz değildir. Şâri’ o kimseye “Orucu terket, sonra da kaza et,” demiştir. Fakat “İmam bırak, sonra kaza et,” denilmesi caiz değildir. Fakirin zekât vermesi gerekmez, demek caizdir. Fakat fakirin iman etmesi gerekmez demek caiz değildir.
Hayrın ve şerrin takdiri Allah’tandır. Eğer bir kimse hayır ve şerrin takdirinin Allah’tan başkasından olduğunu söylerse, o kimse Allah’ı inkâr ve tevhid inancını iptal etmiş olur.

İMAM-I AZAMIN VASİYETİ yazısına devam et

İMAM-I AZAMIN VASİYETİ

14İMAM-I AZAMIN VASİYETİ
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
İman; lisan ile ikrar, kalb ile tasdiktir. Sadece ikrar iman olmaz. Çünkü sadece ikrar iman olsaydı, bütün münafıkların mü’min olmaları gerekirdi. Keza sadece tasdik de iman olmaz. Eğer sadece tasdik îman olsaydı, bütün kitap ehlinin mü’min olması gerekirdi. Halbuki Allah; “Allah şahitlik eder ki, münafıklar yalancıdırlar.”(el-Münafikun,1) ve “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar.”(el-Bakara,146.) buyurmaktadır.
İman artmaz ve eksilmez. Çünkü, imanın artması ancak küfrün azalmasıyla; eksilmesi de küfrün artmasıyla tasavvur olunabilir. Bir şahsın aynı durumda mü’min ve kâfir olması nasıl mümkün olur? Mü’min gerçekten iman eden, kâfir de gerçekten inkâr eden kimsedir. İmanda şüphe olmaz. Zira Yüce Allah “Onlar gerçekten mü’minlerdir.”(el-Enfal,4.) ve “Onlar gerçekten kâfirlerdir.”(en-Nisa,151.)buyurmaktadır. Hz. Muhammed’in ümmetinden âsi olan kimselerin hepsi gerçekten mü’min olup, kâfir değillerdir.
Amel imandan ayrı, iman da amelden ayrı şeylerdir. Mü’minin bir çok zaman bazı amellerden muaf tutulması bunun delilidir. Bu muaflık halinde mü’minden imanın gittiği söylenemez. Âdet gören bir kadın, namazdan muaftır. Fakat, ondan imanın kaldırıldığını, yahut imanın terkedilmesinin emredildiğini söylemek caiz değildir. Şâri’ o kimseye “Orucu terket, sonra da kaza et,” demiştir. Fakat “İmam bırak, sonra kaza et,” denilmesi caiz değildir. Fakirin zekât vermesi gerekmez, demek caizdir. Fakat fakirin iman etmesi gerekmez demek caiz değildir.

İMAM-I AZAMIN VASİYETİ yazısına devam et

İMAM-I ŞAFİİ SÖZLERİ

479761_440644796001898_441401347_nİmam-ı Şafiî (r.a.) Hicrî 150 (M.767) Tarihinde Gazze’de Doğdu.

Hicrî 204 (M. 820) Tarihinde ise Mısır’da Vefat etmiştir.

Allahü Teâlâ (c.c.) rahmet eylesin.

1 – Dünyadaki en huzursuz insan, kalbinde haset ve kin olan insandır.

2 – Kendini hakk ile meşkul etmezsen, batıl seni işgal eder.

3 – İlim ezber edilen şey değil, ezber edilen şeyden teminedilen faydadır.

4 – Herkese akıllı denmez, akıllı kimse kendisini her türü kötülüklerden koruyandır.

5 – Resûlullah ve sahabenin yolunda olmayanı, havada uçar görsem yine doğruluğunu kabul etmem.

6 – İlmiyle yalnız dünyalık arzu eden kimselere yaklaşmayın.

İMAM-I ŞAFİİ SÖZLERİ yazısına devam et

İMAMI GAZALİ’DEN GÜZEL SÖZLER

1. Allah Teâlâ ilim nurlarını insanoğlundan esirgememiştir; Allah Teâlâ cimrilik yapmaktan münezzehtir. İlim nurlarının kalplere akmamasının sebebi, o kalpleri doldurmuş bulunan bulanıklıklar ve kötülüklerdir. Çünkü kalpler kaplara benzer; bir kap su ile dolu ise, havanın o kaba girmesine imkân yoktur. Kalp mâsiva ile dolu oldukça Allah’ın celâl marifeti oraya girmez.

2. İlimlerin içinde en şerefli olanı Allah’ın sıfat ve fiillerini bildiren ilimdir. İnsan bu ilimle kemâle ulaşır. Kâmil olmanın saadetini duyar. İnsanoğlu, Allah’ın celâl ve kemâl sıfatlarının komşuluğuna ulaştığı zaman, bu komşuluğun ona büyük saadetler kazandıracağı muhakkaktır.

3. Kalplerin ve insan basîretinin cilası zikirdir. Zikri ancak muttaki kullar yapabilirler. Bu nedenle takva zikrin kapısı; zikir keşfin kapısı, keşif ise büyük zafere açılan kapının ta kendisidir.
4. Dünya ahiretin tarlası ve hidayet konaklarından bir konaktır. Kendisine, mahiyetine uygun bir ifade olarakdünya denmiştir.

5. Bazı kimseler nefislerinde bir yakınlık hissederek ibadetlerinde ve meclislerinde Allah’a yakın olduklarını zannederler. Böylece kendilerinden başka meclislerinde bulunan herkesin bağışlanacağı fikrine saplanırlar. Eğer böyle bir kimseye, bu şekilde sû-i edebinden dolayı Allah Teâlâ, müstahak olduğu muameleyi yapmış olsaydı, hemen o anda helak olurdu.

İMAMI GAZALİ’DEN GÜZEL SÖZLER yazısına devam et

İMAMI AZAMIN DEHRİYE CEVABI

Allahü teâlâyı inkâr eden zeki bir dehri [ateist] vardı. Hıristiyan din adamları bu dehriye cevap veremeyince, sana ancak İslam âlimleri cevap verebilir diyerek onu Basra’ya gönderirler. Basra’ya gelip, dünyada bana cevap verebilecek bir âlim bulamadım der. Herkese meydan okur.

Hammad hazretleri (hele önce bizim çocuklarla tartış, gerekirse âlimlerle görüşürsün) der, onun karşısına genç yaştaki Numan bin Sabit’i [imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerini] çıkarır. Dehri, çocuk denilecek yaştaki bir gençle tartışmayı gururuna yediremez. Kürsüye yumruk vurur, “Hani nerede, o meşhur âlimleriniz” der.
İMAMI AZAMIN DEHRİYE CEVABI yazısına devam et

İMAMIMIZ EBU HANİFENİN TESBİH DUASI

305060356_640TÜRKÇESİ :
 
Subhâne’l- Ebediyyi’l- Ebed.
Subhâne’l- Vâhidi’l- Ehad.
Subhâne’l- Ferdi’l- Samed.
Subhâne’l- Râfi’s- semâi bigayri amed.
Subhâne’l- Men beseta’l- erda alâ mâin cemed.
Subhâne’l- Men halka’l- halka fe ehsâhum adedâ.
Subhâne’l- Men kaseme’r-rızka velem yensa ehadâ.
Subhâne’l- lezî lem yettehız sâhîbeten velâ veledâ
Subhâne lem yelid velem yüled velem yekün lehu Küfüven ehad.
Subhâne men yerânî ve yağrifu mekânî  ve yerzukunî velâ yensânî.
  İMAMIMIZ EBU HANİFENİN TESBİH DUASI yazısına devam et