Etiket arşivi: Hun

Mete Hanın Vatan Anlayışı

Oğuz Han adıyla da bildiğimiz Mete Han, gecesini gündüzünü katarak çalışıyor, Hun Türkleri’nin devleti gittikçe güçleniyordu. Ancak ne var ki, komşuları olan Çinliler Türklerin kuvvetlenmesinden kuşkulanmaya başlamışlardı.

Mete Han’la savaşmak için sebep arayan Çin Hükümdarı; günün birinde bir elçi göndererek O’nun çok sevdiği atını istetti. Eski Türklerde devleti ilgilendiren böyle önemli konulara hakan kendi başına karar vermediği için Mete Han hemen Kurultay’ı topladı. Durumu görüşen Kurultay, atın düşmana verilmemesi görüşündeydi.Ancak, Mete Han konuyla ilgili olarak söz aldı ve şunları söyledi:

Mete Hanın Vatan Anlayışı yazısına devam et

13 defa görüntülendi

ASYA HUNLARI

1277505202_buyuk
Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda Çin’de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızlann kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette harp arabalannın bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskün bölgede (Şensi, Batı Şansi, Kansu) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri (F. Hirth, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C. Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.) bu hanedanın aslen Türk olabileceği, veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulunduğu düşüncesine sevk etmiçtir (61) Bununla beraber, aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik kazanıncaya kadar Asya Türk tarihini Hunlaria başlatmak yerinde olacaktır.

Çin kaynaklarında M.Ö. 4. asırdan itibaren Türklerle birlikte Moğol, Tunguz soyundan bazı gruplann başındaki “Kuzey barbarları hanedanı”nı belirlemek üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin hangi soydan oldukları hakkında türlü görüşler ileri sürülmüştür: Bu görüşlerde, eskiden, Çin kaynaklannın Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf, adet ve ekonomik faaliyetlere ait iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış, son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil ve kültür araştırmaları esas teşkil etmiştir. Bunlara göre, Hiungnular Türk’tür (J. De Guignes, 1757; J. Klaproth, 1825; F. Hirth, 1899; J. Marquart, 1903; P. Pelliot, 1920; 0. Franke, 1930; Gy. Nemeth, 1930; McGovern, 1939; R. Grousset, 1942; W. Eberhard, 1942; B. Szasz, 1943; L. Bazin, 1949; F. Altheim, 1953; H.V. Haussig, 1954; W. Samolin, 1958; 0. Pritsak, 1959; G. Clauson, 1960 vb.). K. Shiratori (62) önce Türk kabul etmiş, sonra(63) da Moğol olduklannı söylemiştir(64). L. Ligetiye göre Hiungnuların kimliğini tesbit etmek müşküldür. A. v. Gabain(66) Türk-Moğol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne kadar, Hiungnuların büyük imparatorluğunda Türkler yanında Moğol, Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de, devleti kuran ve yürüten asıl unsurun Türk olduğunda şüphe yoktur. Bu devlette, aslında orman kavmi olan Moğol ve Tunguz değil Türk bozkır kültürü hakim olup(68) Gök Tanrı’ya inanılıyor (aslında totemci olan Moğollara Tanrı sözü sonra Türklerden intikal etmiştir.

ASYA HUNLARI yazısına devam et

ÇİÇİ YABGU HAN

ci-ci-yabguTürk ve Dünya Tarihinin İlk Milliyetçisi Çi-çi Han MÖ 60 yılında Hun tahtına Hohanyeh Han çıktı. Ağabeyi Çİ-Çİ de Sol Bilge hanı oldu. Fakat o, büyük olduğu için hakan olmak istiyor ve kardeşi ile mücadele ediyordu.
O yıllarda devlet, bazı topraklarını kaybetmiş; gelir kaynakları iyice azalmıştı. Memlekette sıkıntı vardı. Bu darlıktan kurtulmak için bazı Hun beyleri hakana, Çin sarayına giderek, yardım istemesini, Hunların ancak böylece rahata kavuşabileceklerini söyledi. Bunun üzerine Hohanyeh Han, devletin ileri gelenlerini topladı ve onların görüşünü öğrenmek istedi. Devlet büyükleri şöyle dediler:

– Bu olamaz! Hunlar cesareti ve güçlülüğü temel bir üstünlük ve şeref meselesi olarak kabul eder. Başkasına bağlanıp, ona hizmet etmek ise aşağılıktır! Hunlar, at üzerinde savaşarak devleti derlemiş ve kurmuşlardır. Hunlar, Çin’in dışında kalan yüzlerce kavim arasında, ünlerini böyle yaparak kazanmışlardır. Savaşmak ve ölmek, cesur yiğitlere göre bir iş ve bir vazifedir! Şimdi nasıl böyle yapabiliriz? Ölünceye kadar savaşmaya hazır yiğitler, bizde her zaman bulunur. Şimdi, büyük ve küçük kardeşler, devleti ele geçirmek için uğraşıyorlar. Devleti büyük kardeş ele geçirirse işleri o düzeltir. O olmazsa küçük kardeş başarabilir. O öldükten sonra ise bize, onun şerefi ve ünü kalır. Onun torunları ise, daima devletin başında kalarak, halkı idare ederler. Çin gerçi bugün bizden güçlüdür. Fakat Hunları kendisine bağlayıp, diz çöktüremez. Buna rağmen siz, atalarımızın eski devlet ve idare prensiplerini unutarak ve Çin’e bağlanarak onlara hizmet edelim, diyorsunuz! Bize ta atalarımızdan gelen devlet idaresi ile yol ve usullerini niçin bozalım? Çin’e bağlanarak, ona niçin hizmet edelim? Biz, dirlik ve düzenimizi belki bu yolla bir süre düzeltebiliriz. Fakat yüzlerce kavim üzerindeki üstünlüğümüzü yeniden nasıl kuracağız?”

Bunun üzerine Çin’e bağlanmayı öğütleyen Hun beyi ise şöyle konuştu:
– Bu doğru değildir! Bir devletin güçlü veya güçsüz olması, zamanla değişir. Çin şimdi, en güçlü çağındadır. Türkistan’daki Wusunlar ile şehir devletlerinin hepsi, Çin’e bağlanmışlardır. Onlar âdeta, Çin’in bir cariyesi gibi oldular. MÖ. 101 yılından beri Hunlar, her gün bir yurt parçasını kaybediyor. Bunları yeniden elde edemeyiz. Bu durumda, kuvvete boyun eğmek zorundayız. Yoksa bir gün bile rahat yüzü göremeyiz. Eğer şimdi Çin’e bağlanıp, hizmet edersek, dirlik ve barış buluruz. Yoksa tehlike içinde kalır ve yok oluruz. Bundan daha iyi bir şey yapabilir miyiz?”.

Bütün devlet büyükleri bu meseleyi uzun uzun tartışırlar. Fakat Hohanyeh Han kendisi, bu öğüdü kabul ederek halkını alıp güneye yürüdü. Çin seddine kadar gitti ve oğlunu Çin sarayında hizmete girmesi için gönderdi.

Hohanyeh Han, Çin’e gidince yerine geçen Çi-Çi, halkın içinde sonsuz bir “Hun olma gururu” ile mücadeleye başladı. İlk anda Orta Asya’daki üç büyük kavmi yenerek kendine bağladı. O, Mete Han’ın başkentinde oturarak gerçek ve büyük bir Hun imparatoru olduğunu göstermiştir. Ancak Çin ile anlaşan kardeşi gittikçe güçlenmeye başlamış ve kendisi için büyük bir tehlike hâline gelmişti. Esasen bu sıralarda Çi-Çi de güçlüydü. Batı Türkistan sınırına kadar birkaç kez akın yapmıştı; asıl ilgilendiği saha da burası idi. M.Ö. 49 yılından sonra Çi-Çi âdeta ikinci bir Mete gibi davranmış ve onun gibi hareket etmeye başlamıştı. Kuzeyde Kırgızları hâkimiyeti altına aldıktan sonra, Çin’den destek gören kardeşinden gelebilecek bir saldırı karşısında çekilebileceği, “otağ yeri” yaptırmıştır.

ÇİÇİ YABGU HAN yazısına devam et

SEKELLER

800px-Flag_of_Szekely_Land.svgSekelistan; Karpat Dağları’nın doğusunda, yüzölçümü yaklaşık 13 bin 500 kilometrekare, nüfusu ise 700 bin civarında. Sekeller, Macar lehçelerinden birinin farklı ağızlarını konuşuyor; fakat Macarlardan farklı bir topluluk. Sekellerin inanışlarına göre; Atilla’nın 453’te ölümü ve devamında gelen Hun İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında Karpat Havzası’nda muhkem bir yere çekilen 3 bin Hun savaşçısının torunlarıdırlar. 895’te Macarlar gelene dek burada varlıklarını devam ettirdiler. Ortaçağ’ın Macar vakayinameleri de Sekeller’in Atilla’nın torunları olduklarını ve Macarlar geldiklerinde orada bulunduklarını kaydediyor. Sahip oldukları kültürün eski unsurları ile eski sosyal ve siyasi teşkilatlanmaları göstermektedir ki; Sekeller’in kesinlikle Türkler ile bağları var. Eski Göktürk Alfabesi’ne çok benzerliği olan kendi alfabelerine sahipler. Milli renkleri mavi ve üzerinde altın şansı bir güneşle gümüş rengi bir hilal olan bayrakları da gök mavisi. Sekellerin 6 boyu ve her boyun 4 kolu var. Bir çoğunun adı da, Türkçe. Ayrıca, Sekeller Macar ağzıyla konuşmalarına rağmen, dillerinde Macarca’dakinden daha katı bir ünlü uyumu söz konusu. Yine bu özellik de dillerinin Türkçe ile olan ilgisini gösteriyor. 11. yüzyılın başından itibaren Sekeller önce güney sonra da batı sınırlarını korumak amacıyla çoğunlukla Transilvanya’da toplandılar. Burada teşkilatlanarak Latince olarak (zamanın resmi dili) Regnum Siculorum (Sekel Krallığı) dedikleri ülkelerini oluşturdular. Kayıtlara göre 1526’da Macar Devleti’nin çökmesinden sonra Osmanlı sultanları da Sekel Muhtariyeti’ni tanımış.

SEKELLER yazısına devam et

”TANRININ KILICI” HUN İMPARATORU ATİLLA

51001386403671657755.jpgBabası Muncuk Han (Boncuk Han)’dır. Amcası Rua, onu babası öldükten sonra bozkırda tek başına yaşamaya çalışırken bulmuş ve yanına almıştır. Vizigotlara karşı Roma İmparatorluğu’yla ittifak yapan Attila, bir süreliğine Roma’ya Flavius Aetius’un davetlisi olarak gitmiştir. Rua’nın ölümü üzerine, kardeşi Bleda ile birlikte Hun İmparatorluğu’nun ortak hükümdarı olmuştur. Bleda 445 yılında ölünce, Attila tek başına Hun hükümdarı olmuştur. Daha sonra aşık olduğu esir kızla (Nakara) evlenen Attila’nın bir oğlu olmuş, eşi Nakara doğum sırasında hayatını kaybetmiştir.

Hükümdarlığı boyunca ordusu ile Batı ve Doğu Roma İmparatorluklarını sık sık istila eden Attila, Orta Çağ kaynaklarında acımasızlığı ile anılır. Bu nedenle de Avrupa’da “Tanrının Kılıcı” (Latince: Flagellum Dei, İngilizce: Scourge of God, İtalyanca: Flagello di Dio, Fransızca: Fléau de Dieu) olarak tanınır.

Buna karşılık Germen (Alman) efsanelerinde Attila, çok büyük ve iyiliksever bir hükümdardır. Attila’nın sarayında birçok Germen hükümdarı yaşar. Nibelungen Destanı, Hun-Germen mücadelelerinden meydana gelir. Bu hikâyelerde Attila, Etzel adında büyük otoriteye sahip, barışsever ve yalnız asilere karşı kılıç kuşanan asil ruhlu bir hükümdardır. Avrupa Hun İmparatorluğu’nun başkenti olan Etzelburg adının buradan geldiği bilinmektedir. Aetus ile yaptığı Katalon Savaşında Roma ordusu dağılmış, Batı Got kralı Theodeirch ölmüştür. Atila ordusunu dinlendirerek kaçan Aetus’u takip etmedi.
”TANRININ KILICI” HUN İMPARATORU ATİLLA yazısına devam et

HUN İMPARATORLUĞU

 
Hun İmparatorluğu, Hunlar’ın Avrupa’da kurduğu bir imparatorluktur, Türk tarih literatüründe Avrupa Hun İmparatorluğu ya da Batı Hun İmparatorluğu[2][3] olarak da adlandırılır. Hunlar, Avrasya kökenli bir boylar konfederasyonudur.350 yılında Asya bozkırlarından batı yönünde harekete geçmişler; dönemlerine göre çok gelişmiş silah ve donanımları, yüksek hızları ve üstün savaş taktikleriyle önlerine çıkan kavimleri sürerek ya da egemenlik altına alarak Avrupa’nın neredeyse tamamını işgal etmişlerdir. Hunların baskısıyla oluşan bu büyük hareketlilik Avrupa’nın sosyal, kültürel, demografik yapısını alt üst eden ve bugünkü yapının temellerini oluşturan Kavimler Göçü’nü başlatmıştır.
Avrupa Hun İmparatorluğu’nun kökeni olan Büyük Hun İmparatorluğu’nu Türk boyları kurmuş, yönetmiş; Türk kültürü devlete şeklini vermiştir.[4]
  HUN İMPARATORLUĞU yazısına devam et

Türk Devletleri’nin Kuruluş ve Yıkılış Tarihleri

Türk Devletleri’nin Kuruluş ve Yıkılış TarihleriBüyük Türk Devletleri

– Büyük Hun İmparatorluğu/M.Ö. 4. asır – M.S. 48
– Avrupa (Batı) Hun İmparatorluğu/374-496

– Ak Hun (Eftalit) İmparatorluğu/4. asır sonları – 577
– Birinci Göktrük İmparatorluğu/552-582
– Doğu Göktürk İmparatorluğu/582-630
– Batı Göktürk İmparatorluğu/582-630
– İkinci Göktürk İmparatorluğu/681-744
– Uygur İmparatorluğu/744-840
– Avrupa Avar İmparatorluğu/6. asır – 805
– Hazar İmparatorluğu/7. asır – 965
– Karahanlılar Devleti/840-1042
– Gazneliler Devleti/962-1187
– Büyük Selçuklu İmparatorluğu/1038-1194
– Harezmşahlar Devleti/1097-1231
– Osmanlı İmparatorluğu/1299-1922
– Timur İmparatorluğu/1370-1506
– Bâbür (Gürgâniyye) İmaparatorluğu/1526-1858

Türk Devletleri’nin Kuruluş ve Yıkılış Tarihleri yazısına devam et