Etiket arşivi: Hira

Ey Benim Hicretim….!

Ey Benim Hicretim….!
Yüreğime Vahyin Düştüğünde, Sana Gidişimi Hicret Bildim. Ey Hicretime Mekke Gibi Yandığım Yâr. Yüreğim Şimdi Seni Hira’da Beklemektedir. Bu Akşamda Sana Hicret Etti Yüreğim. Ey Benim Sebeb-i Hüznüm, Sana Hicret Eden Yüreğimi İnfaz Ediyor Sükût’un. Derdin Varsa İçine Kapanma, Secdeye Kapan Ey Sevgili.
Bahçendeyken Gönlünün Narına Düşsem, Yandığım Nedir Acaba..? Beni Sendiye Söylermi Dudakların…?
Ey Yâr Sana Gitmeyi Hicret Bildim Herzaman, O Yüreğinden Gelen Sesleri, Duydum Aşk Bildim, Gel Deyişini, Belki Bir Serzenişti, Belkide Ruhunun Tınısındaki Hezeyan.
Ey Yâr, Aşka Hicret Ettim, Baki Bir Kalbe Doğru. Sefer Der Vatan Dedim, Vatan Bildim Yüreğini. Cemâlinden Başka Suret Görmedim Seraplarda. Hira’ya Denk Geldim Yolda, Kudretiyle Karşımdaydı, Hasbial Ettim Sükût’umla. Şeb-i Aruz Niyetiyle Döndüm Etrafında, Ey İsmini Hira Diye Söylediğim Yâr….! Nasibim, Helalim, Cancazım Diyerek Çektim Tesbihimi. Maveraya Hicret Ettim, Yüküm Sevdaydı , Nefesim İnşirah… Kana Kana İçtim Abu Hayatı Avuçlarından Dualar Eşliğinde.
İsmin Düşüyordu Sadrıma Hep, Ah İsmi Yâr Sana Hicret Etmeseydim Tarumar Olurdum Bu Aşk Denizinde.

Ey Benim Hicretim….! yazısına devam et

Hira Yüreklime

H-ira Gibi Kocaman Yüreğin Yanında
İ-çimi Çekemiyorum Artık Ağlamaktan
R-astlantımıydı Sol Yanıma Akman
A-şkla Ağır Ağır Kaynasın Yüreğime
Y-ıllarca Hayalini Kurduğum Yâr
Ü-midimi Yitirmedim, Hayallerimin
R-azıydım Özünle, Özlemiş Sevgine
E-y Benim Aşk Kokulu, Ebedi Yarim
K-albime Yazdığım, Ezeli Duâm’sın
L-al Oldu Dilim Gönlümün Sahibi
İ-kimiz Bir Gönül Olduk, Ötesi Yok
M-erak Etme Yâr, Sidre-i Müntahada Görüşürüz……!

Ergün Küçüktopcu

Ey Hira Yüreklim…!

Ey Hira Yüreklim…!
Ellerimle Elini Tuttuğum, Aşk’ı Tanıyan Yüreğin Cennete Götüren Rehberim Olsun. Dualarımın Öznesi Olan Yâr Dün Gece Yine Resmine Baktım Yatmadan, Gözlerinde Beni Gördüm, Yüreğindeki Acıyı Gördüm,
Hüzünü Gördüm.
Dedim Kendi Kendime,
Aşk Hakkımmıdır Bilmem, Ama Hak Aşkımdır. Yüreğimi Özenle Koruyorum, Çünkü İçinde Sen Varsın….. Marifet İki Yüreğin Bir Olması Değilmiydi Zaten, Biz Tek Yürek Olduk Seninle Kurbanım. Eğer Sana Kavuşmadan Ölürsem…
Vallahi Ölüm’e de Aşk Olsun!…
Senin İsminle Uyanıyorum Her Sabah…! Bir Sevinç Kaplıyor Yüreğimi Çünkü Sen Varsın Sol Yanımın Bekçisi.

Ey Hira Yüreklim…! yazısına devam et

PEYGAMBERİMİZE GELEN İLK VAHİY

maxresdefault“Ne Yücedir O Allah ki,Bütün Âlemlere Bir Uyarıcı Olsun Diye
Kulu (Muhammed’e) FurkÂn’ı İndirdi.
Göklerin ve Yerin Hükümranlığı Ancak
O’nundur.”

Üzerinde yaşadığımız bu ihtiyar küre, ilk hilkat gününden beri, güneşin etrafında dönmesine devam ediyor. O, İlâhî nizam gereğince kurulmuş düzen üzere dönmesine devam ededursun. Biz de biraz geriye dönelim,bunaltılar içinde yüzen günümüzden uzaklaşalım, tarihte dolaşalım. İşte milâdın 610. yılındayız. Kutsal hâtıralarla dolu olan Mekke’de bulunuyoruz. Bak, o da, bütün dünya gibi derin uykusuna dalmış, gaflet içinde uyuyor. Bütün gününü boş şeylerle geçirmiş, vaktini boş şeylerle öldürmüş… Kafası boş, gönlü boş, gecesi, gündüzü boş. İşi gücü, yerlerinden kımıldamaya takatı olmayan irili ufaklı 360 kadar putun etrafında vakit vakit dönüp dolaşıp onlara tapmaktan ibaret. Ne gaflet ki, insan eliyle yapılmış olan ağaç ve taş parçalarına tapmayı marifet sanıyorlar ve sonunda böyle derin bir gaflet içinde uykuya dalıyorlar. Dünya uyuyor, tarih uyuyor, onlar uyuyorlar. Bize “Dinî Felsefî Sohbetler” gibi muazzam bir eser bırakan rahmetli Ferid Kam’ın hakkı var. O, böyleleri için şöyle der:
PEYGAMBERİMİZE GELEN İLK VAHİY yazısına devam et

PEYGAMBERİMİZE VAHİYİN GELİŞİ

PEYGAMBERİMİZE VAHİYİN GELİŞİ

Kâbe’nin tamirinin üzerinden üç yıl geçer. Hz. Muhammed (S.A.S.) otuz sekiz yaşındadır. Bu arada kendisinden sonraya kalıp altı ay daha yaşayacak tek evladı, kızı Hz. Fatıma doğar. Bu son yıllarda yaşamında yeni ve garip olaylar baş gösterir. Yolda yürürken çevresinde nurlar parıldamakta, taşlar, ağaçlar dile gelip seslenmektedir: “Ey Muhammed! ALLAH’ın selamı üzerine olsun!”

Hz. Muhammed (S.A.S.) bütün bu olup bitenlere bir anlam verememekte ve ürkmektedir. Cinler tarafından ele geçirilmekten korkar. Fakat onunla ilgili esrarengiz sesler sadece taşlardan ve ağaçlardan gelmez. Onu dillendiren koroya insanlar da katılır. Bunlardan biri Şamlı Yahudi âlimlerinden Îbn Heyyiban’dır… Ömrünün son demlerini yaşamakta olan bu ihtiyar Tevrat bilgini, Şam’dan Medine’ye göç eder. Son nefesinde de Medineli Yahudileri etrafına toplar ve onlara sıkı sıkıya tembihler: “Ey Yahudi topluluğu! Yemesi, içmesi bol olan bir yerden beni bu yoksulluk ve açlık yurduna getirenin ne olduğunu biliyor musunuz?” “Sen daha iyi bilirsin.” “Ey Yahudiler! Ben bu memlekete, gelme zamanı çok yaklaşmış bulunan ve sonra da buraya göç edecek olan Son Peygamber’i gözlemek üzere geldim. Yakında O’nun Peygamber olarak gönderilmesini ve O’na İman etmeyi umuyordum. O’nun gelme zamanı çok yakın. Ey Yahudi topluluğu! O’na İman etmekte kimse sizi geçmesin!” Sonra yaşlı âlimin başı yana düşer. Ne yazık ki tutulmayacak bir öğüt vermiştir.

PEYGAMBERİMİZE VAHİYİN GELİŞİ yazısına devam et