Etiket arşivi: destan

Segrek Destanı

UŞUN KOCA OĞLU SEGREK DESTANI
OĞUZ zamanında Usun Koca derler bir kişi var idi, ömründe
iki oğlu var idi. Büyük oğlunun adı Eğrek idi. Cesur, deli, güzel yiğit idi.
Bayındır Han’ın sohbetine ne zaman istese getirdi. Beyler beyi olan Kazan’ın
divanında buna hiç kapı baca yoklu. Beyleri çiğneyip Kazan’ın önünde otururdu.
Kimseye iltifat eylemezdi.

Meğer hanım gene bir gün beyleri çiğneyip oturunca. Ters Uzamış derlerdi Oğuz’da
bir yiğit var idi, der: Bre Usun Koca oğlu bu oturan beyler her biri oturduğu
yeri kılıcı ile, ekmeği ile almıştır, bre sen baş mı kestin kan mı döktün, aç mı
doyurdun, çıplak mı donattın dedi. Egrek der: Bre Ters Uzamış baş kesip kan
dökmek hüner midir dedi. Der: Evet hünerdir ya! Ters Uzamış’ın sözü Egreğe tesir
etti. Kalktı Kazan Bey’den akın diledi. Akın verdi. İlan etti, akıncı toplandı.
Üç yüz mızraklı yiğit bunun yanına cem oldu.

Segrek Destanı yazısına devam et

11 defa görüntülendi

TÜRKÜLERDEN DESTANLARA…!

kurt-ve-ergenekonTÜRKÜLERDEN DESTANLARA!

 

Türküsüz millet olmaz. Oyunsuz, efsânesiz, masalsız, destansız, şiirsiz, şâirsiz, müziksiz bir millet olmaz. Olur diyenler, millet gerçeğini hiç bilmeyenlerdir. Olur diyenler susuz, tuzsuz, yağsız, baharatsız, malzemesiz yemek yapılacağını sananlardır.

Biz çocuklarımızı ninnilerle, laylalarla büyüten, onları türkülerle evlendiren, türkülerle askere gönderen, gurbette kalanlara türküler yakan, türkülerle sevinen, hüzünlenen, Rahmet-i Rahman’a kavuşanların arkasından türküler, ağıtlar söyleyen bir milletiz. Türkülerimiz, Türkçemizin elvan-elvan açıldığı, güzelleştiği çiçek bahçelerimizdir. Efsânelerimiz, masallarımız, destanlarımız da öyle. Millet hayatımızda onların güzelliğini ve büyük önemini anlatmak için saatler lâzım.

TÜRKÜLERDEN DESTANLARA…! yazısına devam et

TÜRK KÜLTÜRÜNDE BOZKURT İNANIŞI

kurt5 (2)Bozkurt’un Türk destanlarındaki, dolayısıyla Türk Milleti’nin inanışlarındaki rolü üç şekildedir:

– Ata olarak Bozkurt
– Rehber olarak Bozkurt
– Kurtarıcı olarak Bozkurt

Bozkurt’tan türemiş olmak inancı Türklere uzun zaman boyunca büyük bir gurur, emniyet ve geleceğe güvenle bakma duygusu vermiştir. Bazı Türk destanlarında ana, bazı Türk destanlarında baba olarak görülen Bozkurt çok defa Türk neslinin yok olacağı zaman ortaya çıkmakta ve Türklerin neslinin devam etmesini sağlamaktadır. Böylece Türklerin soyunu kutsallaştırmaktadır. Türklerin millet hayatında büyük tesiri olacak hareketlere girişecekleri zamanlarda Bozkurt onlara yol göstermekte, rehberlik yapmaktadır. Ergenekon Destanı’nda ve Kut Dağı efsanesinde Bozkurt milli bir kılavuz rolünü oynamaktadır. Türk’ün zor duruma düştüğü zaman Bozkurt’un ortaya çıkarak onu kurtarması, evladı üzerine eğilen bir ananın veya babanın şefkat duygusunu hatırlatacak derecede derin bir mana da taşımaktadır. Sanki Bozkurt manevi bir alemden Türk Milleti’nin akıp giden hayatını devamlı takip etmekte ve onların başının sıkıştığı, çaresiz kaldıkları zaman ortaya çıkarak yol göstermektedir. Türk tarihinde pek çok kahraman, Bozkurt simgesi ile temsil edilmiştir. Aşına sözcüğünün hem Bozkurt anlamına gelmesi, hem de Hun ve Göktürk hükümdar sülalesinin adı olması rastlantı değildir.

 

Eski Türkçe’de Bozkurt’a, “Kök Böri” (veya “Börü”) adı verilirdi. Buradaki “Böri” (ya da “Börü”) sözcüğü “Kurt” anlamına gelirken, “Kök” de bugünkü “Gök” sözcüğünün eski söyleniş biçimidir. Fakat Kök (Gök) kelimesi mavi rengi tasvir etmek veya gökyüzünden bahsetmek için değil, “Ulu” anlamında kullanılır. Mesela “Kök Tengri”, “Ulu Tanrı” anlamına gelir.

TÜRK KÜLTÜRÜNDE BOZKURT İNANIŞI yazısına devam et

Ilıca Kaplıcaları ve Sarıkız Efsanesi

 

Kazım SAYIN-Kütahya

                      Tarihi ve mistik yörelerimizde halk arasında dilden dile konuşulan kuşaktan kuşağa aktarılan efsaneler vardır. Ilıca kaplicalarindaki sarikiz efsaneside bunlardan biridir.

                      Bir zamanlar ılıca kaplicalarinda eski erkekler hamamı ve mağarası o dönemler herkesin ilgi odağı idi, banyolar yapılır havlusunu bornozunu giyen dinlenmeye çekilir, sağlık sular şifalar olsun temennilerinin ardından tatlı sohbetler yapılırdı…

                       Böylesine tabii ve doğal bir hamam daha sonra hangi mantıkla bilinmez mağara kısmı kapatıldı. Hamam yenilendi ama orijinalligi kayboldu.

                        Bu notu aktardiktan sonra yine efsaneye dönelim, efendim kayinpederimin anlattığı şekliyle hamamin bulunduğu mağara saman ahiri olarak kullaniliyormus. Orada yaşayan sarikizda hergün hayvanlarına yem almak için mağaraya gelirmiş, birgün magaradan bir ses duymuş harlayarakmi gurleyerekmi geleyim diye bir ses duymuş ve bunu anne babasına anlatmış. Onlarda bir daha duyarsan harlayarak gelmesini söyle demişler, sarikiz ertesi gün aynı sesi duyunca harlayarak gel demiş ve bulunduğu yerden sıcak sular çıkmaya başlamış biraz korkmus suya dokunmuş ılica yani ilikca demiş, ılica adının burdan kaldığı yine harlayarak gel denmesinden harlek isminin olduğu ifade edilir. Sarıkız magaradan ayrılıp şimdiki hasulhas havuzunun bulunduğu yere geldiğinde ayaklarının altından sıcak ve soğuk suların birlikte çıktığını görmüş, dokununca hasulhas demiş yani asıl has temiz su anlamında ve havuzun ismide bu şekilde oluşmuş. Efsane böyle sonlaniyor….
Sıkıntılı bir dönemden geçtiğimiz şu günlerde efsane masal ve mistik içeren ama bizlere anlatılan bir olayı dilim dondugunce anlatmaya çalıştım biraz değişiklik olsun dedim…..Muhabbetle.

 

Kazım Sayın/Kütahya

YARATILIŞ DESTANI

s25c325bcmeryarad25c425b1l25c425b125c5259fdestan25c425b1Orta Asya’da yaşayan Türk toplulukları arasında dünya ve insanın yaratılışı hakkında birçok efsane saptanmıştır. Bu efsaneler yakın çağlarda derlendikleri için İslamlık, Hıristiyanlık, Budizm, Maniheizm gibi dinlerden etkiler taşımaktadırlar. Ancak bunlar genel yapısıyla erken dönem Türk mitolojisinin izlerinin görüldüğü önemli ürünlerdir.

Aşağıda, Altay Türkleri’ne ait iki yaratılış efsanesi verilmiştir. Bu iki efsane temel olarak birbirlerine benzerler; ama ayrıldıkları noktalar da vardır; aralarındaki farkları, okuyunca anlayacaksınız. İlk efsane W. Radloff tarafından saptanmıştır; ikinci efsane ise V. Verbitskiy tarafından saptanmış olup ilk efsaneden daha değişik bir söyleyişe sahiptir. İki efsanede de tek bir yaratıcı Tanrı vardır. Birinci efsanede Tanrı; Kayra Kan, Kuday ve Kurbustan adlarını taşırken, ikinci efsanede Ülgen, Bay-Ülgen adlarına sahiptir. İki efsane de dış etki (Çin ve İran) taşırlar.

Bu yaratılış efsanelerinde İran mitolojisinin ile Mani dininin etkisinin olduğu görülmektedir. İkili düşünce ilkesi (dualizm) İran mitolojisinin en önemli özelliğidir. İran mitolojisinde Hürmüz, iyilik ilahıdır ve gökte oturur; Ehrimen ise yeraltında karanlıkların ilahıdır. Aynı durum Altay Türkleri’nin yaratılış destanlarında da vardır. Altay yaratılış destanlarında da Tanrı Kuday gökte oturur, Şeytan Erlik ise yer altında. Ama Erlik, Tanrı değildir; yalnızca güçlü bir körmös’tür (şeytan). Türk Tanrı düşüncesi, İran mitolojisindeki ikili ilah sistemini tek ilahlı sisteme çevirmiştir.

İran mitolojisinde Hürmüz, birçok yaratık yaratır ve Ehrimen de bunların bir bölümünü kendisine vermesini ister; ama olumsuz yanıt alır. Aynı durum Altay yaratılış efsanesinde de söz konusudur. Tanrı Kuday (Ülgen) da birçok yaratık yaratır ve Erlik bunların bir kısmını kendine ister ama Tanrı bunu reddeder.

YARATILIŞ DESTANI yazısına devam et

KAĞAN ŞU DESTANI

mongol
Şu Destanı, Türkler’in en eski destanlarından biridir. Destanın kahramanı olan Şu, bilginlerin tahminlerine göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşamış bir Türk kaganıdır. Şu Destanı’nın konusu, Makedonyalı İskender’in Asya içlerine doğru ilerlerken Türkler’le yaptığı savaşlardır (?). Ama, türkolog Zeki Velidi Togan’a göre, destanda adı geçen İskender’in Makedonya’lı İskender ile bir ilgisi yoktur ve Şu Destanı’nın konusu Makedonyalı İskender’in istilası değil daha önceki yüzyıllarda oluşmuş bir Aryani istilasıdır.

Destanda Türk boylarının oluşumu ve Türkler’in kent yaşamına geçmeğe başlamaları da anlatılmaktadır. Ayrıca, ulusunu bir istiladan korumak için çaba gösteren bir kaganın kaygılarının ince bir biçimde işlenmesi, destana ayrı bir özellik katmaktadır.. Şu Destanı, kendisinden sonra oluşacak Türk destanlarının ana çizgilerini ve süslemelerini belirlemiştir.

Şu Destanı, kimi bilginlere göre Saka Türkleri’nin destanıdır. Şu destanında müzik ve ezgi önemli bir rol oynar; ama bu müzik insan sesine değil, sazların sesine dayanır. Destanın kahramanı genç kagan Şu, Türk destanlarının yerinde durmayan hareketli ve atak yiğitlerinden daha değişik bir yapıdadır. Kagan Şu, beden ve ruh yapısı ile daha çok, Osmanlı hakanı 3. Selim’i andırır. Şu Kagan, 3. Selim gibi içli, sanatçı, düşünceli ve mantıklı bir kimsedir. Sarayının kapısında günde 365 nöbet çalınır.

KAĞAN ŞU DESTANI yazısına devam et

GÖÇ DESTANI

ergenekon-destanı-resmiGöç Destanı
Bugün Orkun ırmağının kıyısında bir kent kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu kente Ordu-Balıg denildiği sanılmaktadır. Göç Destanı, bu kentteki saray yıkıntısının önünde bulunan anıtlardan birinde yazılıdır. Bu yazıtlar, Hüseyin Namık Orkun’a göre, Mogol hanı Ögedey döneminde Çin’den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.Göç Destanı’nın Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlara göre iki ayrı söyleniş biçimi vardır. Bu iki ayrı söyleyiş biçimi birbirine ters düşer nitelikte değil birbirini bütünler niteliktedir. İran kaynaklarındaki söyleyiş biçimi, tarihsel bilgilere daha yakındır. Ayrıca İran söyleyişi, Uygurlar’ın maniheizm dinini benimseyişlerini anlatan bir menkıbe niteliğindedir. İran söyleyişi Cüveynî’nin Tarih-i Cihangüşa adlı eserinde yer almaktadır.

Destanda adı geçen Bögü Kağan, MS 8. yüzyılda yaşamış bir Uygur kaganıdır. 763 yılında Bögü Kağan, Mani (Maniheizm) dininin rahiplerini çağırıp onları dinlemiş ve bu dini Uygur Devleti’nin resmi dini olarak kabul etmiştir. Aşağıdaki efsanenin kahramanı olan Bögü Kağan, Mani dinini benimseyip yayan bu kagandır. Bögü Kağan’ın Mani dinini kabul etmesi, Göç Destanı’nın İran kaynaklarına göre olan varyantında anlatılmaktadır. Bu bağlamda efsanenin gerek konu, gerekse dayandığı inançlar bakımından Mani dininin ilkelerine dayanması gerekirdi. Ancak durum tam olarak böyle değildir. Göç Destanı’nda Bozkır Kültürü ağır basmış ve efsanenin ana motifleri Orta Asya ögeleri ile donanarak Eski Türk inançları Maniheizm ve Budizm inançlarını adeta efsanenin dışına itmiştir.

GÖÇ DESTANI yazısına devam et

ALP-ER TUNGA DESTANI

ergenekon5Alp Er Tunga Destanı

Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir.

Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır.

Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur.

Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev ‘in davetinde hile ile öldürülmüştür.

Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır.

Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot’ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Oğuzlar” arasında “Er Tunga” adına yapılan “yuğ” merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan “Bezegelik” mabedinin duvarında da Alp Er Tunga’nın kanlı resmi bulunmaktadır. “Divan ü Lügat-it Türk” ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’a ve ” Kutadgu Bilig” yazarı Yusuf Has Hacip’e göre “Alp Er Tunga” iran destanı “şehname” deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab”dır.

ALP-ER TUNGA DESTANI yazısına devam et

Karaman Destanı – Hasan Baran

Çiçek gibi şirin, güzel bir şehir,
Hiç solmayan sanki bir kasımpatı.
Bir eşsiz ova ki, bereket gelir,
Dörtnala koşturur uygarlık atı.

Anıtlar ayakta burda yan yana;
İmaret, Kale, Mader-i Mevlana,
Karşı koymuş akıp giden zamana,
Bir bir göstererek üstün sanatı.

Türküler söylenir yeşil bağında,
Seslenir Yörükler sanki dağında.
Ürünlerle dolu dört bucağında,
Her mevsim yaşanır dostluk hayatı.

Nice maceralar geçmiş başından,
Öğrenmek mümkündür bunu yaşından,
Çıktı yüz akıyla her yüzyılından,
Bu şehre hayrandır doğu ve batı. Karaman Destanı – Hasan Baran yazısına devam et

Mihrali Bey (Destanlaşan Yiğit)

BİR DESTAN KAHRAMANI: MİHRALİ BEY (1844-1906)

Birkaç Söz
Mihrali Bey’in köyünden (Acıyurt-Sıvas) olmam dolayısıyla çocukluğum, hep bu yüce kişinin kahramanlıklarını dinlemekle geçti. Halkımızın, “İkinci Köroğlu”, “İkinci Battal Gazi” olarak vasıflandırdığı Mihrali Bey’i inceleyip yazmak fikri de bundan kaynaklanmıştır.

11971 yılından itibaren bu konuda bilgiler toplamaya başladım. Malzemeleri toplarken gördüm ki; Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın Hatırat ve Mehmet Arif Bey’in Başımıza Gelenler’i haricindeki yazılar (Bkz. Bibliyografya 2, 5, 10, 11, 13) hep bu eserleri tekrardan ibaret. Duyduklarımın ve bildiklerimin pek çoğu yazılmamıştı. Araştırmalarımı derinleştirdim. Halen sağ olan torunları ve bu sahada derlemeleri bulunan amcam Beşir Sönmez ile irtibata geçtim. Eksik bir kısım kalmaması için on üç yıl bekledim. Saygıdeğer dostum Ali Birinci’nin de teşvikiyle nihayet yazmaya karar verdim.

Mihrali Bey’in hayatı okunduğunda bazı bölümler, okuyucularımıza mantıksız gelebilir. Şunu söyleyelim ki; bunların hepsi de hakikattir. Bu yüzdendir ki, halkımız onu yüceltmiş; bir destan kahramanı olarak görmüş; hakkında sayısız destanlar söylemiştir. Maalesef bunlardan pek azı elimizde mevcuttur. Yayımlanan ve bilinen destanların haricinde, ben de Tokatlı Âşık Püryâni’den üç destan derleyerek manzum parçalar bölümüne ilave ettim.

Mihrali’ye “Mühür Ali” de denmektedir. Bu, halkımızın yakıştırmasıdır.

Mihrali’nin hayatı, başlı başına bir film konusudur. Yazımızı, konu bulmakta güçlük çeken, hatta basit konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film şirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz, bu yazıdan haberdar olurlar….
(Sivas, 10. 4. 1984)
Yrd. Doç. Dr Doğan KAYA

MİHRALİ BEY’İN HAYAT HİKÂYESİ

Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü’nde büyümüştür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi’dir. Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından da Mihrali Bey, İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Mihrali Bey (Destanlaşan Yiğit) yazısına devam et

Köroğlu (Ali Ruşen)

1Köroğlu veya asıl adıyla Ali Ruşen 16. yüzyılda Anadolu’da yaşamış ve adına destanlar yazılmış (Köroğlu Destanı) bir halk ozanıydı. Köroğlu (16. yüzyıl) Halk şairlerimiz içerisinde kavganın, özgürlüğün sembolü. Doğum, ölüm tarihleri bilinmeyen, bir eski efsane kahramanı olan Köroğlu’nun adını alan bir şairimizdir. Bu şairin, Sultan III. Murat zamanında (1574-1595) Osmanlı ordusuyla İran savaşlarına katıldığı (1578-1584) bilinmektedir. Bolu Beyi’nden babasının intikamını almak üzere dağlara çıkan, yiğitlik ve iyilikseverliği destanlaşan eşkıya Köroğlu ile şair Köroğlu halk zihninde kaynaşmış durumdadır. Köroğlu; halk şairlerimiz içerisinde kavganın ve özgürlüğün sembolüdür. Şiirlerinde coşkun bir seslenişle yiğitlik,dostluk, aşk, doğa sevgisi çok sade bir dille anlatılır.Bu şiirler, hikâyeci aşıkların nesirle anlatılan hikâyeleri arasına serpiştirilmiştir. Yirmi dördü bulan bu hikâyeler, Türklük dünyasına yayılan bir Köroğlu destanının doğuşunu hazırlamıştır.Köroğlu; yiğit,adaletli, inançla dolu ideal bir Türk’tür. Köroğlu destanımız ise Anadolu Türklüğünün yüreğinde yaşayan tutkularla, isteklerin, değerlerle inançların sembolüdür.Bu destana göre Köroğlu’nun asıl adı Ruşen Ali’dir. Babası Yusuf, Bolu Beyi’nin seyisidir.( Bolu Erzurumla Erzincan illeri arasında bulunan bir mevkiinin adıdır. Bu günkü Bolu ilimizle bir alakası yoktur.) At meraklısı olan Bolu Beyi, seyisi Yusuf’u cins bir at almaya gönderir; fakat Yusuf’un Köroğlu (Ali Ruşen) yazısına devam et