Etiket arşivi: Asya

Arif Nihat Asyayı Rahmetle Anıyoruz

Türk Edebiyat Tarihi’ne “Bayrak Şairi” olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 1904 yılında Çatalca’nın İnceğiz Köyü’nde dünyaya gelmiştir. İlköğrenimine köyünde başlamış, daha sonra İstanbul’a gelir. Önce Haseki Mahalle Mektebi’ne daha sonra Gülşen’i Maarif Rüştiyesi’ne devam eder..

Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi’ne aktarılır. Millî Mücadele Dönemi’nde Ankara’da bulunur. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1928 yılında Darülmuallimin’i Aliye’den edebiyat öğretmeni olarak mezun olur ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yapar..

1948 yılında Edirne’ye tayin edilir. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yapar. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi’nden emekli olur.

Arif Nihat Asyayı Rahmetle Anıyoruz yazısına devam et

TÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN GÖÇÜ

orta-asya-goc-haritasiTÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN ÇIKIŞI VE GÖÇLER
Türklerin tarih içerisinde çok geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ve göç ettikleri bölgede güçlü devletler kurduklarını biliyoruz. Bu Türk göçleri, atalarımızın ilkel göçebe bir toplum yapısına sahip oldukları gibi, yanlış ve haksız bir iddianın da ispatı olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Halbuki bu göçlerin neden ve sonuçları göz önüne alındığında, Türklerin ilkel göçebe bir anlayışla değil, aksine, kendine özel yüksek bir kültür ve uygarlığın sahibi ve yayıcısı olarak göç ettikleri görülür. Dünya üzerinde atı ilk kez ehlileştiren ve onu binek hayvanı olarak kullanan Türkler, atın sağladığı hız ile yüksek devlet ve toplum oluşumunu geniş coğrafyalar üzerinde egemen kılmıştır. Konar göçer, atlı yaşantının temelinde büyük oranda hayvancılık ve kendine yeterli bir ziraat kültürü yer alır. Dolayısıyla, Türk göçleri bu yaşantıya uygun olan sahalara doğru olmuştur.

Hem Türk tarihi hem de Dünya tarihi üzerinde çok büyük etkileri olan bu göçlerin birçok nedenleri vardır. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:
1-GÖÇLERİN NEDENLERİ

Ekonomik ve Sosyal Nedenler:

Daha çok hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Türkler, kuraklık, salgın gibi tabiî olayların etkisiyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Otlakların yetersiz kalması veya nüfusun artması, Türkleri, iklimi ve coğrafyası uygun yeni bölgelere sevk etmiştir. M.S.IV. yüzyıldaki Hun göçlerinde, Orta Asya’da hüküm süren “kuraklık”ın etkili olduğunu biliyoruz.

Toprağın artan nüfusu besleyemez hâle gelmesi veya hayvanlar için yeterli otlakların kalmaması,ekonomik düzeni sarstığı zaman, Türkler, kendi yaşantılarına uygun, doğanın zengin ve özelliklede nüfusun az olduğu bölgelere yönelmişlerdir. Selçuk Bey ve Arslan Yabgu’ya bağlı Türkmenlerin Horasan ve Harezm’e göçmeleri veya XI.-XII. yüzyıllarda, Anadolu’nun Selçuklular tarafından fethinde bu durumu görebiliriz.

TÜRKLERİN ORTA ASYA’DAN GÖÇÜ yazısına devam et

ASYA KITASI

asya-kitasi-haritasi-1ASYA KITASI
Genel Özellikleri

Dünyanın en büyük kıtası. Doğuda Pasifik Okyanusu, kuzeyde Kuzey Buz Denizi, güneyde Hint Okyanusu, batıda Avrupa kıtası ile çevrilidir. Avrupa kıtası ile olan sınırı kesin tespit edilmiş değildir. Eskiden Don Nehri, Asya ile Avrupa arasında sınır olarak kabul edilirdi. Daha sonra Ural Dağları sınır olarak kabul edilmeye başlandı.

Asya Kıtası, Avrupa kıtası ile çevrilidir. Eskiden Avrasya olarak bilinen eski dünya kıtasının batısındaki büyük yarımada olan Avrupa, Sami dillerde Erep (yahut Irib) Güneşin Battığı taraf anlamına gelir. Fenikelilerden Yunanlılara geçen bu ad, Yunanca’ da Europa olmuş ve Ege Denizi’ ne göre batıda bulunan ülkelere bu ad verilmiştir.

Don Nehri, Avrupa arasında sınır olarak kabul edilirdi. Daha sonra Ural Dağları sınır olarak kabul edilmeye başlandı. Bugün bu kabul yaygın ise de, Ruslar bu sınırın Kuzey Buz Denizi’ nden Hazar Denizi’ ne doğru uzanan; Rus platformu ile Sibirya platformunu birbirinden ayıran; Ural Dağları’ nın doğusunda bulunan Ob kıvrımlı dağlarında olduğu iddiasını ileri sürmektedirler.

Afrika ile, Süveyş Kanalı vasıtasıyla ayrılan Asya kıtasının, Okyanusya kıtası ile olan sınırı da Avrupa ile olan sınırı gibi ihtilaflıdır. Asya ile Okyanusya arasında bulunan irili ufaklı pek çok ada, bu sınırın tespitinde mesele olmaktadır. İşte bu sebeptendir ki kıtanın yüzölçümünü bildiren rakamlar 43,7 milyon km2 ile 44,7 milyon km2 arasında değişmektedir. Doğu-batı uzunluğu yaklaşık olarak 10.000 km, kuzey-güney uzunluğu ise 8.300 kilometredir.

Dünyadaki kara parçalarının yaklaşık üçte birini teşkil eden kıta, nüfus bakımından da dünya nüfusunun yarısından fazlasını üzerinde barındırır. Her ırktan insanın ve her nevi iklimin bulunduğu kıta, genel olarak dört coğrafi bölgeye ayrılır: Kuzey Asya, Orta Asya, Güney Asya, Ön Asya.

ASYA KITASI yazısına devam et

YARATILIŞ DESTANI

s25c325bcmeryarad25c425b1l25c425b125c5259fdestan25c425b1Orta Asya’da yaşayan Türk toplulukları arasında dünya ve insanın yaratılışı hakkında birçok efsane saptanmıştır. Bu efsaneler yakın çağlarda derlendikleri için İslamlık, Hıristiyanlık, Budizm, Maniheizm gibi dinlerden etkiler taşımaktadırlar. Ancak bunlar genel yapısıyla erken dönem Türk mitolojisinin izlerinin görüldüğü önemli ürünlerdir.

Aşağıda, Altay Türkleri’ne ait iki yaratılış efsanesi verilmiştir. Bu iki efsane temel olarak birbirlerine benzerler; ama ayrıldıkları noktalar da vardır; aralarındaki farkları, okuyunca anlayacaksınız. İlk efsane W. Radloff tarafından saptanmıştır; ikinci efsane ise V. Verbitskiy tarafından saptanmış olup ilk efsaneden daha değişik bir söyleyişe sahiptir. İki efsanede de tek bir yaratıcı Tanrı vardır. Birinci efsanede Tanrı; Kayra Kan, Kuday ve Kurbustan adlarını taşırken, ikinci efsanede Ülgen, Bay-Ülgen adlarına sahiptir. İki efsane de dış etki (Çin ve İran) taşırlar.

Bu yaratılış efsanelerinde İran mitolojisinin ile Mani dininin etkisinin olduğu görülmektedir. İkili düşünce ilkesi (dualizm) İran mitolojisinin en önemli özelliğidir. İran mitolojisinde Hürmüz, iyilik ilahıdır ve gökte oturur; Ehrimen ise yeraltında karanlıkların ilahıdır. Aynı durum Altay Türkleri’nin yaratılış destanlarında da vardır. Altay yaratılış destanlarında da Tanrı Kuday gökte oturur, Şeytan Erlik ise yer altında. Ama Erlik, Tanrı değildir; yalnızca güçlü bir körmös’tür (şeytan). Türk Tanrı düşüncesi, İran mitolojisindeki ikili ilah sistemini tek ilahlı sisteme çevirmiştir.

İran mitolojisinde Hürmüz, birçok yaratık yaratır ve Ehrimen de bunların bir bölümünü kendisine vermesini ister; ama olumsuz yanıt alır. Aynı durum Altay yaratılış efsanesinde de söz konusudur. Tanrı Kuday (Ülgen) da birçok yaratık yaratır ve Erlik bunların bir kısmını kendine ister ama Tanrı bunu reddeder.

YARATILIŞ DESTANI yazısına devam et

USTA OYUNCU ZEKİ ALASYA HAYATINI KAYBETTİ

zeki-alasya-10Usta oyuncu Zeki Alasya hayatını kaybetti. Alasya, karaciğer hastalığı sebebiyle 22 Nisan 2015 tarihinden beri özel bir hastanede tedavi görüyordu. Sanatçı bugün saat 10:30 sularında vefat etti. Alasya’nın cenazesi Pazar günü öğlen saatinde Levent Camii’nde kılınacak namazın ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek.
ZEKİ ALASYA KİMDİR….?
18 Nisan 1943 İstanbul
Zeki Alasya Kıbrıslı Türk tiyatro ve sinema sanatçısı. Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın yeğenidir.Robert Koleji’den mezun oldu. Sanat hayatına da 1959’da MTTB tiyatrosunda amatör olarak başladı. Arena, Genar ve Ulvi Uraz tiyatrolarında çalıştıktan sonra Haldun Taner, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan ile birlikte Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun kurucuları arasında yer aldı.

Film çevirmeye 1973’ten sonra başladı. Metin Akpınar ile birlikte Türk sinemasında yeni bir ikili oluşturdular. Birçok filmde yer aldı.

1998 yılında Kültür Bakanlığı’nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.

USTA OYUNCU ZEKİ ALASYA HAYATINI KAYBETTİ yazısına devam et

ASYA HUNLARI

1277505202_buyuk
Türk göçlerinin doğu yönünde devam ettiği asırlarda Çin’de kurulan Chou devletinin (M.Ö. 1050-256) Türklerle ilgisi üzerine dikkat çekilmiş, hükümdar sülalesinde Gök dini, Güneş ve yıldızlann kutlu sayılması gibi inançlarla, askerî kuvvette harp arabalannın bulunması ve devletin daha çok Türklerle meskün bölgede (Şensi, Batı Şansi, Kansu) kurulmuş olması çeşitli ilim dallarından bazı bilginleri (F. Hirth, B. Karlgren, Ed. Chavannes, J. C. Anderson, R. Wilhelm, W. Eberhard vb.) bu hanedanın aslen Türk olabileceği, veyahut devlette Türk unsurunun hakim bulunduğu düşüncesine sevk etmiçtir (61) Bununla beraber, aslında daha ziyade Türk kültürü tesiri fazla belirli bir Çin devlet ve cemiyeti gibi görünen Chou devletine ait bu faraziye kesinlik kazanıncaya kadar Asya Türk tarihini Hunlaria başlatmak yerinde olacaktır.

Çin kaynaklarında M.Ö. 4. asırdan itibaren Türklerle birlikte Moğol, Tunguz soyundan bazı gruplann başındaki “Kuzey barbarları hanedanı”nı belirlemek üzere Hiungnu (Hsiungnu) diye anılan kütlenin hangi soydan oldukları hakkında türlü görüşler ileri sürülmüştür: Bu görüşlerde, eskiden, Çin kaynaklannın Hiungnularla ilgili olarak verdikleri örf, adet ve ekonomik faaliyetlere ait iyi incelenmemiş bilgi dikkate alınmış, son zamanlarda ise hayli ilerleyen dil ve kültür araştırmaları esas teşkil etmiştir. Bunlara göre, Hiungnular Türk’tür (J. De Guignes, 1757; J. Klaproth, 1825; F. Hirth, 1899; J. Marquart, 1903; P. Pelliot, 1920; 0. Franke, 1930; Gy. Nemeth, 1930; McGovern, 1939; R. Grousset, 1942; W. Eberhard, 1942; B. Szasz, 1943; L. Bazin, 1949; F. Altheim, 1953; H.V. Haussig, 1954; W. Samolin, 1958; 0. Pritsak, 1959; G. Clauson, 1960 vb.). K. Shiratori (62) önce Türk kabul etmiş, sonra(63) da Moğol olduklannı söylemiştir(64). L. Ligetiye göre Hiungnuların kimliğini tesbit etmek müşküldür. A. v. Gabain(66) Türk-Moğol karışımı oldukları fikrindedir. Her ne kadar, Hiungnuların büyük imparatorluğunda Türkler yanında Moğol, Tunguz vb. yabancı kavimlerin de yer almaları tabiî ise de, devleti kuran ve yürüten asıl unsurun Türk olduğunda şüphe yoktur. Bu devlette, aslında orman kavmi olan Moğol ve Tunguz değil Türk bozkır kültürü hakim olup(68) Gök Tanrı’ya inanılıyor (aslında totemci olan Moğollara Tanrı sözü sonra Türklerden intikal etmiştir.

ASYA HUNLARI yazısına devam et

KUT İNANCI

KUT İNANCI
Kut inancı günümüz modern dünyasına ulaşamasa da Türk töresinin en asli unsurudur. Bir gerçekliktir, bir düştür, kamların tebrikleriyle Kağan’ın Göktanrı tarafından müjdelenmesidir. Yalnızca Türklerin değil Moğolların inançlarında da geçmektedir. Bildiğimiz anlamda 1200 yılına kadar Orta Asya’da uygulanmış ve hatta bazı yöntemlerle Türk-İslam devletlerinde de kendini korumayı başarmıştır.

Örneğin Osmanlı, Selçuklu, Harezmşah, Timurlu ve birçok Türk İslam devleti bu geleneği koruyarak hükümdar, padişah yada emir’ini bu yöntemle belirlemiştir. Örneğin Ertuğrul Gazi Şeyh Edebali ile otururken büyük oğlu Gündüz Alp’i değilde o günkü adıyla küçük Osmancığı seçmiştir. Timur kendi kutunu aldığını savunarak tahta oturmuştur keza Şah İsmail, Safevi devletini kurarken tek başına tahta oturmuş ve bunuda Tanrı’nın izniyle yapmıştır. Belgelemek gerekirse Osmanlı padişahları Allah tarafından seçildiğine inanır ve kendilerine “Zilullah” ünvanını verirlerdi. Sırf bu yüzden padişahların kanı akıtılmaz yayların ipiyle boğulurlardı. İslamda olmayan bu inanç Tengrici’likten geçmiştir.

KUT İNANCI yazısına devam et

ALP-ER TUNGA DESTANI

ergenekon5Alp Er Tunga Destanı

Sakalar dönemine âit Alp Er Tunga ve şu olmak üzere iki destan tesbit edilmiştir.

Alp Er Tunga, M.Ö. VII. yüzyılda yaşamış kahraman ve çok sevilen bir Saka hükümdarıdır.

Alp Er Tunga Orta Asya’daki bütün Türk boylarını birleştirerek hâkimiyeti altına almış daha sonra Kafkasları aşarak Anadolu Suriye ve Mısır’ı fethetmiş ve Saka devletini kurmuştur.

Alp Er Tunga’nın hayatı savaşlarla geçmiştir. Uzun süre mücadele ettiği İranlı Medlerin hükümdarı Keyhusrev ‘in davetinde hile ile öldürülmüştür.

Alp Er Tunga ile iranlı Med hükümdarları arasındaki bu mücadelelerin hatıraları uzun asırlar hem Türkler hem İranlılar arasında yaşatılmıştır.

Alp Er Tunga, Asur kaynaklarında Maduva, Heredot’ta Madyes, iran ve islâm kaynaklarında Efrasyab adlarıyla anılmaktadır. Orhun Yazıtlarında “Dokuz Oğuzlar” arasında “Er Tunga” adına yapılan “yuğ” merasiminden söz edilmektedir. Turfan şehrinin batısında bulunan “Bezegelik” mabedinin duvarında da Alp Er Tunga’nın kanlı resmi bulunmaktadır. “Divan ü Lügat-it Türk” ün yazarı Kaşgarlı Mahmud’a ve ” Kutadgu Bilig” yazarı Yusuf Has Hacip’e göre “Alp Er Tunga” iran destanı “şehname” deki büyük ve efsanevî Turan hükümdarı “Efrasiyab”dır.

ALP-ER TUNGA DESTANI yazısına devam et

GULCA KATLİAMI

flag_of_east_turkestan_by_supersayenz_redone2_by_supersayenz-d700kr6GULCA KATLİAMI

Soğuk bir kış gecesiydi.Azatlık adına ne varsa Atayurdun bünyesinde doğada yankılanmaktaydı.Belli ki gece tüm kutluluğu ile her yana Hakkı fısıldıyor ve haklılığı haykırıyordu. Karla karışık yağan yağmur gecenin soğukluğunun zıddına yüreği manevi ateş ile kaplı insanların sıcaklığını bırakın soğutmayı, azaltmaya bile yetmiyordu. Kazakistan sınırındaki Doğu Türkistan’da İliderya vadisinde kurulu Gülca’daki Müslüman Türkler tarafından o an için her şey yolunda gidiyordu.Müslümanların yaşadığı her Türk beldesinde olduğu gibi, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan önemli ticaret merkezi konumundaki Gülca şehrinde de Müslüman Türkler için İslamiyet’in en önemli günlerinden biri eda edilmekteydi. Bir kandil gecesiydi ki, bu kandil apayrı bir önemi olan kandildi. Nitekim, bu gece Kuran-ı Kerim’in, indirilmeye başlandığı ‘Kadir Gecesi’ idi. Gülca’daki Müslüman Türkler, gecenin özelliğine yakışır bir şekilde hazırlıklar yapmaktaydılar.Bu hazırlık çabasında olan isimlerden biri de “Nur Ahmet Tigin” di. Nur Ahmet Tigin, abdestini almış yatsı namazını eda etmiş ve biraz dinlendikten sonra nafile namazlar kılmaya başlamış bu arada da yer yer Kuran-ı Kerim okumaya başlamıştı. Ama o gecenin daha sıra dışı geçmesi için çeşitli hazırlıklar yapıyor; komşularına oğluyla haber yolluyor, onlarla bir araya gelip, sohbet etmek için can atıyordu.

GULCA KATLİAMI yazısına devam et

TANRI DAĞLARI

tanri-daglari_473794 Orta Asya’da Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki yüksek sıradağlar. Türkçede Tanrı Dağları olarak adlandırılırlar. Hazar çöküntüsünden itibaren doğuya doğru (67° -103° doğu boylamları) 3.000 km. boyunca uzanır. Büyük kısmı Kırgızistan topraklarındadır. Bu sıradağların en yüksek noktası Pobyeda (7.439 m.) ile Han Tengni’dir (6.995 m.).

Aralarında Fedçenko, İnilçek ve Koi Kof’un da bulunduğu birçok buzul vardır. Bu dağlar Çin ile Batı Türkistan ve İran arasındaki ticaret yolunda doğal bir engel oluştururlar. Ulaşım, Burul, İziz Dawan ve Terek geçitleriyle sağlanır. Kuzey yamaçlarında kavak ve huş ormanlarının bulunduğu bu dağların yüksek kısımlarında ladin ve öteki kozalaklı ağaçlardan oluşan ormanlar yer alır.
TANRI DAĞLARI yazısına devam et

”KALAŞLAR”BÜYÜK İSKENDERİN TORUNLARI

48496Pakistan’ın kuzeyinde Afganistan sınırında yaşıyorlar. Mavi gözlü sarı saçlı bu insanların burada işi ne merak ettiniz mi…Pakistan’ın kuzeyinde, Afganistan sınırında yaşayan Kalaşlar ne fiziksel görünüşleri ne de genenekleri ile komşularına benziyor. Çünkü onların geçmişi çok uzaktan, Makedonya’dan bu topraklara gelen büyük İskender’in ordusuna dayanıyor. Büyük İskender, en büyük hayali olan Asya’nın fethi için ikinci adımı, bundan 2 bin 300 yıl önce atmıştı. Daha önce Persler’i yenen, Anadolu, Ortadoğu ve İran’ın fethini tamamlayan İskender’in yeni hedefi Hindistan’dı.

”KALAŞLAR”BÜYÜK İSKENDERİN TORUNLARI yazısına devam et