Etiket arşivi: Allah

KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM’E BAKIŞ

beyinBEYİN

“İNSAN”

MİCRO EVREN

“YERYÜZÜNDE HALİFE”

İsmi “ALLAH” olarak tanıtılanın, algıladığımız boyuttaki en büyük mucizesi…

Yeryüzündeki en mükemmel ve en muhteşem yapı …

Allah’ın mahlûkatı (mikro evreni) oluşturduğu Arz’da (Bedende) var olan meyvedeki(İnsandaki) tomurcuklu (açılıma hazır) hurma ağacı…(55/10-11)

“Rasûl’ün Hakikati”ne(Kuantum potansiyele(“Esmâ Mertebesi”ne) ayna olan yapı

Esmâ mertebesinin, yaşamakta olduğumuz boyuttaki aynası

Kişinin “Levh-i Mahfuz”u

Allah’ın Semâdan (Esmâ mânâlarının açığa çıkışı olan şuurdan) bir su (ilim) inzâl ettiği, arzdaki (bedendeki) kaynak….

Sabah-akşam (âfakî ve enfüsî seyirde) Allah’ı tesbih eden ev…(24/36)

Allah’ın, “Nur = Hakikat ilmi”nin yükseltilmesine ve içlerinde (şuurda) kendi isminin (işaret ettiğinin) zikredilmesine (hatırlanıp müşahedesine, Esmâ’sının elvermesiyle) izin verdiği ev…(24/36)

KAVRAMLARLA KURÂN-I KERİM’E BAKIŞ yazısına devam et

KURAN-I KERİMDE ”ALLAH”TARİFİ


İşte “Kur’ân”daki “Allâh” Tarifi

Evet, şimdi “İHLÂS Sûresi”nde bize anlatılan Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”ı özetle tekrar ede­lim…

Bakalım bizim kafamızdaki “TANRI” anlayışıyla Kur’ân­-ı Kerîm’de anlatılan “ALLÂH” anlayışı birbirine uyuyor mu?..

“ALLÂH”, “AHAD” oluşu dolayısıyla, sınırsız-sonsuz, zerrelere cüzlere ayrılmaktan berîdir!

“ALLÂH”, “SAMED” oluşu dolayısıyla öyle bir tümel varlıktır ki, ne kendisine bir varlığın girmesi veya katılması söz konusu olabilir; ne de kendisinden ikinci bir varlığın çıkışı, meydana gelişi! Hiçbir eksiği, noksanı ve bu yüzden de bir şeye muhtaciyeti düşünülemeyecek olandır “ALLÂH”!

“ALLÂH”, “LEM YELİD” oluşu dolayısıyla, kendisinden meydana gelecek ikinci bir varlığın mevcudiyetinden söz edilemez.

“ALLÂH”, “LEM YÛLED” olması dolayısıyla, ken­disinin meydana geldiği öne sürülecek ne bir tanrı ne de herhan­gi bir şey olarak, ikinci bir varlık mevcut değildir.

“LEM YEKÛN LEHU KÜFÜVEN AHAD” oluşu dolayısıyla da mikro ya da makro planda O’nun dengi, misli benzeri ikinci bir varlık yoktur… “AHAD”dır!

Bilelim ki, ilâhiyat ile, din ile ilgili bütün konuların başlangıç noktasını “ALLÂH NEDİR?” sorusunun cevabı oluşturur…

Bu sorunun cevabını verenler ise, ya hayallerinde tasavvur ettikleri bir “TANRI”ya göre konuşurlar; ya da Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”a göre düşüncelerine yön verirler.

Biz, Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”a göre bu konunun içyüzünü göstermeye çalıştığımıza göre; gene Hz. Muhammed (aleyhisselâm) tarafından yapılan tanımla­malar ile “ALLÂH”ı anlamaya çalışalım… Ki böylece “ALLÂH”ın, bugüne kadar ve günümüzde bahsedilen TANRI ile hiçbir benzerliği olmadığını vurgulayalım!

KURAN-I KERİMDE ”ALLAH”TARİFİ yazısına devam et

BEŞ DUYUDAN KAYITSIZ DÜŞÜNELİM

ahzap_suresi_15-allaha-verilen-soz-mesuliyet-gerektirirBEŞ DUYUDAN KAYITSIZ DÜŞÜNELİM

Bize göre, yani beş duyulu birimlere göre, içinde yaşadığımız bir evren; ve gene bize göre makro-mikro sayısız âlemler mevcuttur… Ancak dikkat edelim, bütün bunlar, hep, gözle algıladığımız verilere göre, böyledir!

Oysa…

Şu içinde bulunduğunuz mekânı alsalar, tavanını açarak, altmış milyar defa büyütme kapasitesi olan elektron mikroskobunun lâmına oturtsalar…

Ve sonra da siz geçip o mikroskobun üzerinden, az önce içinde bulunduğunuz mekâna baksanız…

Acaba ne görüyor olacaksınız?..

Bir milyar defa büyütme ile biz bir cismi değil, o cismin atom bileşenlerini görürüz!.. Hele, bu sayı 60 milyara ulaştığında… Gözümüzde bütün insanlar, eşyalar, koltuklar, yazıhaneler veya odadaki diğer cisimler tamamıyla kaybolacak; beynimizin vereceği hüküm tümüyle değişecektir!.. Ve…

Gayrı ihtiyarî ağzımızdan şu sözler dökülecektir; “Aaa, burada hiçbir şey yokmuş!.. Şuraya bak, sadece atomlar­dan, onların çevresinde dönen elektronlardan başka bir şey göremiyoruz!.. Peki nereye gitti bunca insan ve eşya!??”

Bu konuşmayı yapan beyin, az önce, mikroskoba bakmadan evvel, burada insanlar ve eşyalar var diyen beynin ta kendisidir! Beyin aynı beyindir de, değişen sadece algılama boyutu ve algılama aracına getirilen ek kapasitedir!

Demek ki beyin önce, mevcut algılama aracına göre çeşitli şekillerde ve insanların varlığına dair hükümler verirken; algılama aracının kapasitesi genişletildiği anda, bu hükmünü değiştirerek, burada atomlardan, çekirdek etrafında dönen sayısız elektronlardan başka birşey yok şeklinde yargıya var­maktadır!..

BEŞ DUYUDAN KAYITSIZ DÜŞÜNELİM yazısına devam et

ALLAHA ULAŞTIRAN MERTEBELER

10978662_961444263867396_1159367328635434981_n (2)Allâh’a Ulaştıran Basamaklar

İman ve İslâm mevzuunu böylece anladıktan sonra; İslâm Dini’ne iman etmiş, dolayısıyla İslâm’ın bildirdiği Allâh’a, Rasûlüne, meleklere, kitaplara, diğer Nebi ve Rasûllere, âhiret gününe, hesap ve kitaba, yeniden dirileceğine iman etmiş bir kişinin ilerlemesi nasıl oluyor?..

Bu ilerlemeyi, tekâmülü, Allâh’a ulaştıran basamakları, bazıları yedi mertebeye ayırıyor, bazıları üç mertebeye ayırıyor, bazıları dört mertebeye ayırıyor. Bu ayırım çeşitli kişilerde çeşitli tasniflere tâbi tutulmuş.

Baştan alalım…

Yediye ayıranlar: Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiye ve Sâfiye olarak ayırmışlar.

Dörde ayıranlar: Emmâre, Levvâme, Mülhime ve Mutmainne olarak ayırmışlar.

Üçe ayıranlar: Levvâme, Mülhime, Mutmainne demişler; Emmâreyi zaten hiç saymamışlar!..

Emmârenin sayılmamasının nedeni:

Emmâre; emredenden geliyor. Emmâre, emredici nefs demektir!

Emmâre emredici nefs demekse, nefs emrediyor! Emreden kim?.. “Nefs” isminin arkasında o fiile emreden, onun terkibi yani emreden, “Rabbi” oluyor!.. Rabbine uymuş oluyor!..

ALLAHA ULAŞTIRAN MERTEBELER yazısına devam et

”RAB” NE DEMEKTİR…?

7001011-islamic-hd-wallpapers“Rab” Ne Demektir?

Efâl mertebesi dediğimiz mertebede tasarruf eden, Efâl mertebesini meydana getiren, mutlak varlıktır… Allâh’tır!.. Efâl mertebesini meydana getirmesi ve Efâl mertebesinde mutlak mutasarrıf olması hasebiyle “Rab” ismiyle anılır.

Evet… “RAB”; terbiye edici, mürebbi anlamındadır. Ancak, bir annenin çocuğunu, bir öğreticinin öğrenciyi terbiyesi gibi bir terbiye asla anlaşılmamalıdır; çünkü bu tür anlayış, tam bir bataklığa saplar insanı!.. Bu anlayış, neticede bir sen ve bir de seni terbiye eden, senden ayrı, yukarıda ikinci bir TANRI anlayışına sürükler seni!..

“RAB” kelimesindeki terbiyeyi nasıl anlayacağız öyle ise?..

“RAB”, Rubûbiyet mertebesi sahibi olan anlamındadır. Rubûbiyet ise ilâhî isimler diye bildiğimiz Esmâ ül Hüsnâ’nın hükümlerini aşikâre çıkartma özelliğidir.

Meseleyi bu şekilde anladığımız zaman, görürüz ki, senin Rabbin, varlığında bulunan, varlığını meydana getiren ilâhî isimlerden başka bir şey değildir!.. Ancak bu ilâhî isimler, sende bir terkip hükmüyle ve boyutlarıyla aşikâre çıkar ki; bu çıkış da, senin birimsel mânâdaki varlığının kaynağı ve ta kendisidir.

”RAB” NE DEMEKTİR…? yazısına devam et

HALİFETULLAH

19

Allâh, “insan”ı, yeryüzünde “halife” olarak yaratmıştır.

Bu Kur’ân-ı Kerîm’de açıklanan kesin gerçektir!

Acaba biz insan olduğumuza göre “Halife” oluşumuzun bilincinde miyiz?

Ne yönümüzle ve ne kadarıyla “ALLÂH” adıyla işaret edilenin “Halifesi”yiz acaba?..

Yeryüzünde ne kadarıyla “halifesi”yiz, “ALLÂH” ismiyle işaret edilenin?

“Halife” ne demektir?..

Bunun yaşamı nasıl olur?.. Nasıl “Halife” olduğunun bilincine erer kişi?.. “Halife”lik bilincine eren kişinin yaşamı ve yaşama bakış açısı nasıl olur?..

Herhâlde bu türden daha pek çok soru aklımıza takılabilir…

İşte bu konuya bir miktar açıklık getirmek amacıyla aşağıdaki bilgi kırıntılarını size takdime çalışacağım… Başarılı olursam, elbette ki lütuf ve inayet Allâhû Teâlâ’nın kereminden; hata ve kusurlar da terkibimin kapasitesinin yetersizliğinden!

Allâh kolaylaştıra!

Kur’ân-ı Kerîm, insanın yeryüzünde “Halife” olarak “meydana getirilişini”, “Bakara” Sûresinde 30. âyetten başlayan bölümde şöyle anlatır:

HALİFETULLAH yazısına devam et

ALLAH’IN SIFATLARI

HGALLAH’IN SIFATLARI

Allah’ın Sıfatları: Allahü teâlânın sıfatları 14 tanedir. 6 tanesi Zati Sıfatları (Sıfât-ı zâtiyye), 8 tanesine de Subûti Sıfatları (Sıfât-ı sübûtiyye) denir.

Her Müslümanın, Allah’ın bütün kemâl sıfatlarına sahip, noksan sıfatların hepsinden de uzak olduğuna inanması farzdır.

Zati Sıfatları (Sıfat-ı Zatiyyesi):

1- Vücud: Bu sıfat Allah Teâlâ’nın var olduğunu ifade eder, Allah Teâlâ vardır. Varlığı ezelîdir. Vâcib-ül vücûddür, yanî varlığı lazımdır.

2- Kıdem: Allah Teâlâ’nın varlığının başlangıcı olmamasıdır. Allah Teâlâ’nın varlığının evveli yoktur.

3- Beka: Allah Teâlâ’nın varlığının sonu olmaması, daima var bulunmasıdır. Allah Teâlâ’nın varlığının sonu yoktur. Hiç yok olmaz.

4- Vahdaniyyet: Allah Teâlâ’nın bir olması demektir. Allah Teâlâ’nın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yokdur.

5- Muhalefet-ün lil-havadis: Allah Teâlâ’nın sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi demektir. Allah Teâlâ, zatında ve sıfatlarında hiçbir mahlûkun zât ve sıfatlarına benzemez.

6- Kıyam bi-nefsihi: Allah Teâlâ’nın, başka bir varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile kaim olması demektir. Allah Teâlâ zâtı ile kaimdir. Mekana muhtaç değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zîra her ihtiyactan münezzehdir.
ALLAH’IN SIFATLARI yazısına devam et

ENEL HAK ATEŞİ

Dinilevha032ENEL HAK ATEŞİ

Sual: Vehhâbî zihniyetliler, Muhyiddin-i Arabî, Mevlana Celaleddin-i Rumî ve Hallac-ı Mansur gibi evliya zatlara neden kâfir diyorlar?
CEVAP
(Kişi, bilmediğinin düşmanıdır) derler. Tasavvufu, evliyalığı bilmedikleri ve onların hâllerine sahip olmadıkları için, hemen o büyük zatlara kâfir damgasını basıyorlar. Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanların, Vehhâbîliğe uymayan inanışlarına da şirk damgası vuruyorlar. Mesela, (“Allah göktedir” demeyen kâfirdir) diyorlar. Hâlbuki böyle diyenin kâfir olduğu Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılıdır.

Tarih boyunca gayrimüslimlerden evliya çıkmadığı gibi, Vehhâbîlerden, mezhepsizlerden ve İbni Sebecilerden de evliya çıkmamıştır ve çıkması da mümkün değildir. Çünkü Ehl-i sünnet olmayan evliya olamaz.

Özellikle vahdet-i vücud sahibi evliya zatlar, Allah aşkıyla kendilerinden geçince, yadırganacak sözler söylemişlerdir. Bunların, o an aklı başlarında olmadığı için, mazur olduklarını Ehl-i sünnet âlimleri bildirmektedir. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki:
Tasavvuf ehlindeki hâller ve marifetler, muhabbetin fazla olmasından hâsıl oluyor. Allahü teâlânın sevgisi, bu büyükleri o kadar kaplıyor ki, başka şeylerin ismi ve cismi hatırlarına gelmiyor. Başka bir şey görmüyorlar. İster istemez, sevgi sarhoşluğuyla, üzerlerini bu hâlin kaplamasıyla, Allah’tan başka şeyleri yok biliyorlar. [Hallac-ı Mansur’un “Enel-hak” demesi gibi] Allahü teâlâdan başka bir şey görmüyorlar. (2/42)

ENEL HAK ATEŞİ yazısına devam et

ALLAH (C.C.) EVLİYASINA VERDİĞİ 40 KERAMET

frALLAH (C.C.) EVLİYASINA VERDİĞİ 40 KERAMET

Hz. Allah (cc) evliyasına kırk tane keramet ihsan etmiştir. Bunlardan yirmi tanesi dünyada, yirmi tanesi de ahirettedir.

Dünyada Olan Kerametler

1- Hz. Allah’ın, evliyasını övmesi, medh-ü senâ etmesi,

2- Evliyasının umurunu yani işlerini tedbiri ve erzakının temini ile nusrat (yardım) ihsan eylemesi,

3- Evliyasına daima arkadaş gibi olması,

4- Evliyasına insanlara himmet etme izni verip diğer halktan üstün kılması,

5- Evliyasının kalbini her şey hususunda zengin eylemesi,

6- Evliyasına dünya lezzetlerinin güzelinden ihsan buyurması,

7- Evliyasının kalplerine hikmet ve hidayet nurunu inzâl etmesi,

ALLAH (C.C.) EVLİYASINA VERDİĞİ 40 KERAMET yazısına devam et

KİM ALLAH İÇİN SEVERSE

Ekran Alıntısı (3)KİM ALLAH İÇİN SEVERSE
Allah, bütün galiplerden üstündür.

Allah, bütün harikaları ve mucizeleri ortaya koyandır.

Allah, hükümranlığı yüce olandır.

Allah, yüce zatı erişilmez ve dokunulmaz olandır.

Allah, kullarına muttali olandır.

Allah, kalpleri ve gönülleri gözleyip kontrol edendir.

Allah, zorbaları ve zalimleri yenip kahredendir.

Allah, Kisrâlara karşı koyup onları yok edendir.

Allah, gizliyi ve aşikarı bilendir.

Allah, hiçbir sır kendisine gizli kalmayandır.

KİM ALLAH İÇİN SEVERSE yazısına devam et

HAYRİHİ VE ŞERRİHİ MİN ALLAH

amentuHayr ve Şerr, Allâh’tandır!..

“Hayrihi ve şerrihi min Allâhû Teâlâ.”

İmanın şartlarından bir şartta da “Hayrihi ve şerrihi min Allâhû Teâlâ” deniyor.

Sana iyilikten ne isâbet ederse, Allâh’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir (nefsinin arzusuna uymandan). Biz seni insanlara Rasûl olarak irsâl ettik. Şahit olarak Esmâ’sıyla hakikatin olan Allâh yeter. (4.Nisâ’: 79)

Bir evvelki âyette de:

Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır. Sağlam ve yüksek kalelerde bulunsanız bile… Eğer onlara bir iyilik isâbet ederse “Bu Allâh indîndendir” derler. Eğer bir kötülük isâbet ederse “Bu senin indîndendir” derler. De ki: “Hepsi de Allâh indîndendir!” Bu insanlara ne oluyor ki hakikati anlamaya yanaşmıyorlar! (4.Nisâ’: 78)

HAYRİHİ VE ŞERRİHİ MİN ALLAH yazısına devam et