MUTLULUK BAŞA GELEN ŞEYDİR

” MUTLULUK BAŞA GELEN ŞEYDİR “

Evet, yalnızlığınla o kadar çok kalmalısın ki o, tekbaşınalığa dönüşebilsin . Ancak o zaman derin, seni zenginleştiren bir ilişkiye girmeye muktedir olacaksın. Ancak o zaman sevginin içine yönelebileceksin.

Yalnızlığınla o kadar çok kalmalısın ki o, tek başınalığa dönüşebilsin derken ne demek istiyorum? Yalnızlık negatif ruh hallerinden birisidir.

Sözlüklerin söylediğinin zıddına tekbaşına olmak ise pozitiftir. Sözlüklerde yalnızlık ve tekbaşınalık aynı anlama gelir; hayatta ise değildir. Yalnızlık devamlı olarak diğerini özlediğin bir ruh halidir. Tekbaşınalık ise sürekli olarak kendinle birlikte olmanın zevkini çıkardığın bir ruh halidir.

Yalnızlık ıstıraplıdır. Tekbaşınalık ise saadettir. Yalnızlık her zaman endişelidir; bir şeyleri kaçırır, bir şey için yanıp tutuşur, bir şeyi arzular. Tekbaşına olmak ise dışarı gitmeden, son derece doymuş, mutlu, kutlayan bir halde olmaktır, derin bir tatmindir . Yalnızlıkta sen merkezin dışındasın.

Tekbaşınalıkta sen merkezde ve köklenmişsindir. Tekbaşınalık güzeldir. Onun bir seçkinliği, zarafeti vardır; onda engin bir tatminin atmosferi vardır.

Yalnızlık dilencilik gibidir; her yanında dilencilikten başka bir şey yoktur. Hiçbir zarafeti yoktur, aslında o çirkindir. Yalnızlık bağımlılıktır, tekbaşınalık ise saf bağımsızlıktır. Kişi kendisinin tüm dünyasıymış, kendisinin tüm varoluşuymuş gibi hisseder.

Şimdi, şayet birisiyle yalnızlık çektiğin için bir ilişkiye giriyorsan, o halde diğerini sömüreceksin demektir. Diğeri seni tatmin edecek bir araç haline gelecektir. Diğerini kullanacaksın ve herkes kullanılmaktan rencide olur çünkü hiç kimse burada, başka birisi için bir araç olmak adına bulunmuyor. Her insan evladı kendi içinde bir amaçtır.

Hiç kimse bir eşya gibi kullanılmak için burada değildir, herkes bir kral gibi tapınılmak için buradadır. Hiç kimse başka birisinin beklentilerini yerine getirmek için burada değildir, herkes kendisi, sırf kendisi olmak için buradadır . O yüzden ne zaman bir ilişkiye yalnızlık nedeniyle girersen, ilişki halihazırda sallantıdadır. Başlamadan evvel dahi sallantıdadır o. O, ölü doğmuş bir çocuktur. Senin için daha çok ıstırap yaratacaktır.

Unutma, yalnızlığına göre davranacak olursan seninle aynı yolun yolcusu bir kimseyle bir ilişkinin içine düşeceksin çünkü gerçekten kendi yalnızlığının içinde yaşayan kimseye çekici gelmeyeceksin. Onların çok altında kalmış olacaksın. Onlar en iyi ihtimalle sana sempati duyabilirler ama sevemezler seni.

Tekbaşınalığının zirvesindeki bir kimse sadece kendisi de tek başına olan birisini çekici bulur. O yüzden ne zaman yalnızlığın doğrultusunda hareket edersen aynı türden insanları bulacaksın; bir yerdeki kendi yansımanı bulacaksın. İki dilenci buluşacak, iki perişan kişi buluşacak. Ve hatırla; iki mutsuz insan buluştuğunda bu basit bir toplama işlemi değildir, bir çarpım işlemidir. Kendi yalnızlıklarında yapacaklarından çok daha fazla ıstırap yaratacaklardır.

Önce tekbaşına ol. Önce kendinden hoşlanmaya başla, önce kendini sev. Önce, öylesine hakiki bir şekilde mutlu ol ki kimse gelmese bile bunun bir önemi olmasın. Sen dolusun, taşıyorsun. şayet kimse kapını çalmazsa, bu mükemmelen iyidir; hiçbir şey kaçırmıyorsun. Kimsenin gelip kapını çalmasını beklemiyorsun. Sen evdesin; birisi gelirse iyidir, güzeldir. Kimse gelmezse bu da iyidir, güzeldir.

O zaman ilişkiye gir. Artık bir efendi gibi giriyorsun, bir dilenci gibi değil. Artık bir imparator gibi girersin, bir dilenci gibi değil. Ve kendi tekbaşınalığında yaşamış bir kişi her zaman için kendisi gibi tekbaşınalığını güzel bir şekilde yaşamış bir kimseyi çekici bulacaktır, çünkü benzerler benzerlerini çeker.

İki efendi – kendi varlıklarının, tekbaşınalıklarının efendileri – buluştuğunda mutluluk sadece birbirine eklenmez, birbiriyle çarpılır. Bu muazzam bir kutlama olayına dönüşür . Ve onlar sömürmez, onlar paylaşır. Onlar birbirini kullanmaz. Aksine onlar, bir hale gelir ve onları çevreleyen varoluşun tadını çıkarır. Yalnız insanlar her zaman birbirleriyle yüzleşir, karşı karşıya gelir.

Tekbaşınalığı bilmiş iki kişi, her ikisinden de daha yüksekteki bir şey ile yüzleşiyor. Her zaman şu örneği veririm: İkisi de yalnız olan sıradan iki sevgili her zaman birbirlerinin yüzüne bakar; iki gerçek sevgili bir dolunay gecesinde birbirlerinin yüzüne bakmayacaktır. Belki el ele tutuşacaklardır ama göğün yükseklerindeki dolunaya bakıyor olacaklardır. Birbirlerinin yüzlerine bakmıyor olacaklar, birlikte başka bir şeye bakacaklardır .

Bazen birlikte Mozart ya da Beethoven ya da Wagner’in senfonisini dinleyecekler. Bazen bir ağacın altında oturup kendilerini sarmalayan ağacın o muazzam varlığından keyif alacaklar. Bazen bir şelalenin yanında oturup orada sürekli yaratılan vahşi müziği dinleyecekler. Bazen okyanusun kıyısında gözlerinin görebildiği en uzak noktaya, ikisi de bakacak . Ne zaman iki yalnız insan buluşsa birbirlerine bakar çünkü onlar sürekli olarak birbirlerini sömürecek yollar ve araçlar – diğeri nasıl kullanılır, nasıl diğeri aracılığıyla mutlu olunur – ararlar. Fakat kendileriyle derinden tatmin olmuş insanlar birbirlerini kullanmaya çalışmıyorlar.

Daha çok yol arkadaşı haline gelirler; kutsal bir yolculuğa çıkarlar. Hedef yüksektir, hedef uzaktadır. Onların ortak ilgi alanı onları birleştirir.

Sıradan olanda ortak ilgi sekstir. Seks iki kişiyi anlık olarak ve gelişigüzel ve çok yüzeysel olarak birleştirebilir.

Gerçek sevgililerin daha ihtişamlı ortak ilgileri vardır. Bu, seks olmayacak demek değildir, olabilir ama daha büyük bir ahengin parçası olarak.

Mozart ya da Beethoven’in senfonisini dinlerken o kadar yakın, o kadar yakın, o kadar yakın hale gelebilirler ki sevişebilirler ama bu, daha büyük bir Beethoven senfonisinin içinde olur. Senfoni gerçek olan şeydir ve aşk ise onun bir parçası olarak gerçekleşir. Ve sevgi peşine düşülmeden, düşünülmeden, kendi kendine, basit bir şekilde, daha büyük bir ahengin parçası olarak gerçekleştiğinde, tamamen farklı türden bir niteliği olur. O ilahidir, o artık insani değildir.

Mutluluk (happiness) sözcüğü bir İskandinav sözcüğü olan hap‘tan gelmektedir. Başa gelme (happening) sözcüğü de aynı kökten gelir. Mutluluk başa gelen şeydir. Onu üretemezsin, ona emredemezsin, onu zorlayamazsın. En iyi ihtimalle ona, kendini açık tutabilirsin. Ne zaman başına gelirse gelir.

İki gerçek sevgili her zaman mutluluk için açıktırlar ama asla onun hakkında düşünmezler; asla onu bulmaya çalışmazlar. O zaman asla hayal kırıklığına uğramazlar; çünkü o, ne zaman başa gelecekse gelir. Onlar durumu yaratıyor; aslında eğer kendinle mesutsan zaten durumun kendisisin ve diğeri de mutluysa, o da halihazırda durumun kendisidir.

Bu iki durum yakınlaştığında daha büyük bir durum yaratılır. Bu daha büyük durumda çok şey başa gelir, hiçbir şey yapılmaz. İnsan mutlu olmak için bir şey yapmak zorunda değil. İnsan sadece akmalı ve kendini bırakmalıdır.

Bu durumda soru şudur: “Kişi bir ilişkiye girmeden önce yalnızlık döneminden mi geçmelidir?”

Evet; kesinlikle evet. Bu, böyle olmak zorunda, aksi takdirde hayallerin yıkılacak ve sevgi adına sevgiyle alakası olmayan başka bir şey yapıyor olacaksın. OSHO

Kaynak

www.oshoway.com
www.osho.com