Hoşgeldiniz...Sitemizde Toplam 52 kategori, 3206 yazı ve 2536 yorum bulunmaktadır.

«

»

Haz 01 2012

Milli Mücadele’de Gizik Duran ve Faaliyetleri

Prof. Dr. Remzi KILIÇ

I. Dünya Savaşı Sonrası Durum ve Millî Mücadele’nin Başlaması:

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu İttifak Devletleri’nin mağlubiyeti ile sonuçlanmış, İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında 30 Ekim 1918’de hükümleri son derece ağır olan Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Bu mütareke ile Osmanlı Devleti hukûken olmasa bile fiilen sona ermiştir[1]. Zaten savaş sırasında İtilâf Devletleri; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti’ni aralarında paylaştılar. Yani bir bakıma nüfuz bölgelerini teyit ettiler. Artık mütareke hükümleri galip devletlere bu nüfuz bölgelerini fiilen işgal etme fırsatı verdiği gibi, azınlıklara da harekete geçme imkanı sağlıyordu. Nitekim antlaşma kısa süre sonra uygulanmaya başlandı. İtilâf Devletleri Türk topraklarını fiilen işgal ederek parçalayacak girişimlerde bulunacaklardır.

Mondros Antlaşması’na uygun olarak Türk birlikleri cephelerden geri çekildi ve terhis edildiler. Osmanlı ordusunun mevcudu elli bin askere düşürüldü. Öte yandan devletin ulaşım ve haberleşmesi, askeri önemi olan maden ürünleri İtilâf devletlerinin denetimine geçti. 6 Kasım 1918’den itibaren Çanakkale ve İstanbul boğazları İtilâf devletleri kuvvetlerince işgal edildi. Antlaşmanın 7. maddesine dayanarak İngilizler; Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Birecik, Samsun, Merzifon, Urfa ve Kars’ı işgal ettiler. Fransızlar da; Trakya’daki demiryolunun önemli istasyonları ile Dörtyol, Mersin, Adana ile Afyon istasyonunu işgal ettiler[2].

18 Kasım 1918’de Lord Kurzon Avam Kamerası’nda yaptığı konuşmada; “Kürt, Arap, Ermeni, Rum ve Yahudilerin Türk egemenliğinden kurtarılacağını” söylemektedir. Ayrıca mütarekenin 24. maddesi de Osmanlı Devleti üzerinde bir Ermeni Devleti kurulmasının yolunu açmaktaydı[3]. Bu madde de; “Vilâyat-i Sitte’de karışıklık çıkması halinde bu vilayetlerin herhangi bir kısmının işgal hakkını İtilâf Devletleri muhafaza ederler”[4], denilmekteydi.

Buna dayanarak, Güney ve Güneydoğu Anadolu, İngiliz, Fransız ve Ermeniler tarafından işgal edildi. İngilizler 8 Kasım 1918’de Musul’a girerken, Fransızlar’da 11 Kasım 1918’de İskenderun’u işgal ettiler. İngilizler Güney Cephesi’nde Türk kuvvetlerinin Pozantı’nın kuzeyine kadar çekilmelerini istediler. İstanbul hükümeti bunu kabul edince, Çukurova bölgesinde yaşayan Türk ahali haklı olarak tedirginlik duymaya başladı. Adanalılar ilgili makamlara protestolarını bildirip, bölgenin Türk yurdunun bir parçası olduğunu ve koparılamayacağını savundular. Fakat bu girişim İngiliz, Fransız ve Ermenileri durdurmaya yetmemiştir[5].

Fransızlar bu bölgede başlattıkları işgaller sırasında Ermenilerden hem askerî hem de idarî bakımdan faydalanmışlardır. Ermenilerin işgallerde yer almaları bölgedeki tepkilerin de artmasına sebep olacaktır. Fransız Genarali Gouraud’un emrindeki altı taburdan üçü Ermenilerden meydana gelmişti. Dünya’nın dört bir yanından koşup gelen beş-altı bin Ermeni gönüllüsünden bir Ermeni alayı kurulmuştur. Fransızların böyle bir alay kurmalarındaki gayeleri; “Ermenileri Kilikya’nın kurtuluşuna iştirak ettirmek ve böylece onların millî emellerinin gerçekleşmesi için yeni deliller ve destekler sağlamaktı”. Bu Ermeni gönüllüler, Fransız bayrağı altında ve Fransız üniformaları ile çarpışıyorlardı. Fakat Ermenilerin kendilerine ait özel bir bayrakları bulunuyordu. Fransa hükümeti, bu bölgenin idarî işleri ve polis, demiryolları, posta işleri vb. gibi önemli hizmetlere Ermenileri tayin etmişti[6].

Fransızlar ile Ermenilerin yoğun bir işbirliği içerisinde olduklarını görüyoruz. Nitekim Fransızlar, Ermeni gönüllü alayı ile birlikte 11 Aralık 1918’de Dörtyol’a girmişlerdir. Aynı kuvvetler 17 Aralık 1918’de Mersin’i, 21 Aralık’ta Adana’yı  ve 27 Aralık 1918 tarihinde de Pozantı’yı işgal ettiler. Bundan sonra ise bölgede, Fransız himayesinde Ermeni vahşetinin yaşanmasına şahit olundu. Bu işgaller karşısında İstanbul hükümeti bir şeyler yapamayınca, bölge halkı kendi imkanlarıyla bu fiilî duruma karşı koymaya çalışacaklardır[7].

15 Mayıs 1919’da İngiltere ve yandaşları tarafından teçhiz edilmiş olan Yunan kuvvetleri İzmir’i işgal etmişlerdir. Bu arada Mustafa Kemal, 3. Ordu Müfettişi olarak atanmış ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. Türk Millî Mücadele hareketinin başlangıç tarihi olarak Büyük Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı kabul edilir. Memleketin içine düşürüldüğü çok tehlikeli durumu ortadan kaldırmak, Türk devletinin bağımsızlığı için gerekli tedbirleri almak üzere kurtuluş çareleri aranmaya başlanmıştır.

Bu amaçla memleketin özellikle işgale uğrayan bölgelerinde, kendi mıntıkalarının kurtarılması istikametinde Millî Cemiyetler kurulmaya başlanmıştır. Trakya Paşaeli Cemiyeti, Doğu İlleri Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti, Trabzon Muhafaza-ı Hukûk Cemiyeti, İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti ve Kilikyalılar Cemiyeti gibi cemiyetler kurulmuştu. Bu cemiyetlerin “Müdafaa-i Hukûk-ı Millliye” adıyla memleketin her tarafında şubeler açtığı bilinmektedir[8].

Büyük Atatürk’ün kendi gözlemlerine göre kurtuluş için üç türlü karar ortaya atılmıştır; İngiliz Himayesi, Amerikan Mandası ve Bölgesel kurtuluş çarelerine başvurmaktır. Mustafa Kemal, bunun üzerine görüşlerini şöyle belirtmektedir: “Efendiler, ben bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların dayandığı bütün deliller ve mantıklar çürüktü ve temelsizdi. Gerçekte içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bununda taksimini sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklali, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti… Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da Millî Hakimiyete dayanan, kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak! İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulanmasına başladığımız karar, bu karar olmuştur”[9].

“Bu kararın dayandığı en güçlü muhakeme ve mantık şuydu: Temel ilke, Türk Milleti’nin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medenî insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık görülemez. Yabancı bir devletin himaye ve yardımını kabul etmek, insanlık haklarından mahrumiyeti, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu derekeye düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki, Türk’ün haysiyet ve şerefi, gururu ve kâbiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. O halde ya istiklâl ya ölüm! İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır”[10].

Büyük Atatürk’ün ortaya koyduğu bu önemli tespitleri, Anadolu’da Türk halkının Millî Mücadele’de benimsediği ilkeler olmuştur. Kuvây-ı Milliye düşüncesi memleketin her yerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Kuvây-ı Milliye; 1. Düzenli ordular teşkil edilinceye kadar düşmanları karşılayan değişik millî kuvvetleri, 2. Millî Mücadele’yi gerçekleştiren maddî ve manevî güçleri ifade etmektedir. Kuvây-ı Milliye; İstiklâlini, namusunu ve şerefini, kaybetmemek için bir ölüm-kalım mücadelesine atılan Türk Milleti’nin azim, gayret, ümit ve inancının bir tezahürüdür[11], diyebiliriz.

Millî kuvvetlerin oluşturulması şu plan ve program çerçevesinde yapılmaktaydı: 1. Hükümetle resmen ilgisi olmayacak, fakat millî bir sıfat ve salahiyet taşıyacak bir gayr-i resmî kuvvetin meydana çıkarılması ve bu kuvvetlerin el altından ordunun silah ve cephânesiyle donatılması sağlanacaktır. 2. husus ise; Ordunun nizamiye kuvvetlerinin de bu millî kuvvetlerle beraber o kuvvetin çatısı altında direnişe iştirak ettirilmesidir. Kuvây-ı Milliye’yi teşkil edenler genelde; terhis edilmiş olan Osmanlı birliklerinin subayları, İzmir’in işgalinden sonra içerilere çekilip direnişe karar veren subaylar, İttihat ve Terakki yönetimi döneminde tayin edilen ve milliyetçilik anlayışını benimsemiş olan kaymakamlar, mutasarrıflar, efeler ve milislerdir[12].

Millî kuvvetleri teşkil edecek her fert Kur’an-ı Kerim’e el basarak mal ve can üzerine yemin ederdi. Ancak Kuvây-ı Milliye nizâmi bir ordu değildi. Tümen, alay, tabur, bölük teşkilatları yoktu. İnsan kaynağı ise; bazan dağda gezen eşkıya ve zeybekler, asker kaçakları, hapishaneden çıkarılan mahkum ve zanlılar, bir nevi askere alma şeklinde köylerden toplanan kimseler, gerçekten millî ve vatanî duygularla, başka gaye gözetmeksizin mücadeleye katılan gönüllüler ve adamlarıyla birlikte müfreze oluşturularak mücadeleye katılan mülk sahipleri idi[13]. Millî mücadele için yapılan ilk davete uyanlar, millet adına silahlananlar ve düşmana ilk karşı koyanlar, hep Kuvây-ı Milliye kuvvetleri olmuştur. Muhalefet edenleri susturmak, fesatçıları vazgeçirmek, halkın can ve mal güvenliğini sağlamakta bunlar tarafından yerine getirilmiştir.

Millî Mücadele’de Adana  Cephesi:

Adana ve çevresinin Fransızlara verileceğine ilişkin haberler üzerine İstanbul’da bulunan Adana ileri gelenlerince 21 Aralık 1918’de Kilikyalılar Cemiyeti kurulmuştur. Bu cemiyet Adana ve havalisinde yapılacak olan Fransız işgaline karşı durmak ve Toroslar sahasında kurulmak istenen Ermeni idaresine engel olmak gayesini taşıyordu[14]. Yine 1918 yılı Aralık ayı sonlarında, Adana’da Fransız işgaline karşı bir de Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştu. Bu faaliyetlerin yanı sıra bölgede Fransız ve Ermeni birliklerine karşı fiilî direnişe de geçilmiştir.

19 Aralık 1918’de Dörtyol civarındaki Karakese köyünde Fransız kuvvetlerine karşı silahlı çatışmaya giren köylüler onları geri püskürttüler. Daha sonra Kara Hasan adında bir kişi etrafına topladığı adamlar ile birlikte 1919 başlarında bu bölgede dağa çıkıp Fransız işgaline karşı ilk direnişi başlatmıştır[15]. Bu durum Türk halkının işgalcilerin esareti altında yaşamak istemediğinin açık bir işaretidir.

İstanbul’da Adana’lılar tarafından kurulmuş olan Kilikyalılar Cemiyeti, İç İşleri Bakanlığı’na bir dilekçe vererek, “Kilikyalılar Cemiyeti Nizamnâmesi Esâsisi”ni bildirmişlerdi. Cemiyetin kurucuları ve yönetim kurulu üyeleri, cemiyetin altı maddelik nizamnâmesini yayınlamışlardı. Nizamnâme’de Kilikyalılar Cemiyeti’nin çalışma alanına, Adana ve çevresi ile İçel ve Maraş sancakları, buralara mücavir olan Antep, İskenderun, Belen ve Reyhanlı’da girmekteydi. Bu bölgede yaşayan nüfusun yüzde doksanını Türklerin oluşturduğu, eskiden olduğu gibi Osmanlı Devleti’ne bağlılıklarının devam edeceği, bunu için iç ve dış girişimlerde bulunulacağı ve yukarıda adı geçen yerleşim yerlerinde merkezi İstanbul’da olan cemiyetin şubelerinin açılacağı nizamnâmesinde yer almıştı.

Faaliyetlerini işgal ve tehdit altındaki İstanbul’da sürdürmesine ve dönemin olumsuz şartlarına rağmen Kilikyalılar Cemiyeti, İstanbul hükümetlerine ve İtilâf Devletleri makamlarına çekinmeden başvurarak, olumsuzlukların düzeltilmesini istemiş, Mustafa Kemal ile ilişkilerini sürdürmüş ve bilhassa, Adanalı aydınlar ile birlikte yürüttüğü çalışmalarına etkinlik kazandırmaya çalışmıştır[16]. Öte yandan ise, Fransızlar fiilî olarak işgallere çoktan başlamışlardı.

Fransız kuvvetleri, 11 Aralık 1918’de takviyeli bir piyade alayı ile Dörtyol’u işgal etmişlerdi. 17 Aralık 1918’de Mersin ve Antep, 19 Aralık’ta Tarsus işgale uğramıştı. 20 Aralık 1918’e kadar Adana ve Osmaniye sancaklarını işgal etmişlerdi. 9 Ocak 1919’da Fransız albayı Romien, Genel Vali olarak Adana Hükümet Konağı’na yerleşmiştir. O’nun resmi mühründe ise “Ermenistan İdarî Servisi” yazısı vardır. Fransız birliklerinde Ermeni müfrezeleri bulunduğu gibi, Suriye’ye göç etmiş olan Ermeniler de getirilerek yerleştirilmekte ve silahlandırılmaktadır. Ermeniler de Türklere karşı baskılarını gittikçe artırıyorlardı[17]. Bu gelişmeleri 22 Şubat 1919’da Maraş’ın işgali, 8 Mart 1919’da Kozan’ın işgali, 24 Mart 1919’da İngilizler tarafından Urfa’nın işgali takip etmiştir. Güney bölgesinin kuzeyindeki dağlık bölgeye yerleştirilen Ermeniler, kasabaları tahkim etmeye, Fransızlar’da kuzeye doğru sızma harekâtına başlamışlardı. Bütün bu bölgelere ise Kilikya adı veriliyordu[18].

Fransız işgali Adana cephesinde, kuzeye doğru genişlemiş; Pozantı, Ceyhan, Kozan, Osmaniye bölgelerini de tamamen içerisine almıştı. Fransız-Ermeni işgalinin başlamasıyla birlikte Adana ve havalisindeki halkın bir kısmı, bölgenin kuzeyine doğru, İç Anadolu’ya göç etmeye başlamıştır. İşgali tâkiben Fransız yetkilileri isteklerini yerine getirmeyen mahallî ve mülkî idare âmirlerini görevden almış, yerlerine Fransız ve Ermeni idareciler atamışlardır[19].

Fransızların Adana ve civarını sömürgeleştirmek için başlattıkları işgal üzerine bölge halkı olayı protesto etmiştir. Fransız idareci ve askerî yetkililerin Ermeni komitecilerine alet olması Ermenilere cesaret vermiş ve olayların tırmanmasına sebep olmuştur. Fransız işgalinden sonra bölgeye Ermeni göçü başlamış ve Ermeni idaresi kurulması yönünde faaliyetlere başlamışlardır. Fransız ve Ermenilerin yağmalama ve saldırı hareketlerine karşı  bölgede teşkilatlanma başlamıştır. Çukurova’da ilk olarak Karaisalı’da teşkilat kurulmuş ve çete savaşı ile Fransızlara karşı mücadele başlatılmıştır. Bu mücadeleyi yönlendirmek ve yönetmek üzere bölgeye askerî yetkililer gönderilmiştir.

1 Kasım 1919’da Adana Cephesi Kuvây-ı Milliye Komutanlığı’na atanan topçu binbaşı Kemal Bey’in idareyi ele almasıyla Fransızlara karşı mücadele oldukça şiddetlenmiştir. Pozantı’daki bir Fransız taburu 28 Mayıs 1920’de esir edilmiştir[20]. Bundan hareketle yapılan mücadele sonucunda başarılı neticeler alınmıştır. Kavaklıhan çarpışmaları, Fransız komutanı Menile’in Toroslar’da Kar Boğazı’nda esir alınması Fransızları zor durumda bırakmıştır. Bu çarpışmalar sonucu Fransızlar yirmi günlük geçici ateşkes antlaşması istemişler ve Fransızlar ile 28 Mayıs 1920’de ateşkes antlaşması imzalanmıştır.

Antlaşmanın bozulmasından sonra Ermeniler Adana’nın çeşitli semt ve köylerinde Türklere saldırmaya başladılar. Fransızlar bu olay üzerine 4 Temmuz 1920’de şehirde sıkı yönetim ilan ettiler. 10 Temmuz 1920’de Adana’da “kaçkaç” olayı yaşandı. Fransızlar Türkleri göçe zorlamak amacı ile Türk mahallelerini hedef alan ateş sonucu, bütün Adanalılar silah sesleri arasında evlerini işlerini bırakarak göçe başladılar. Ermeniler Adana’da Ermeni Devleti kurmak düşüncesi ile Türkleri göçe zorlamak hususunda Fransız komutan Bremond’u teşvik ediyorlardı[21].

Fransız İşgali, Gelişen Ermeni Olayları ve Kilikya Komutanlığı’nın Kurulması:

Fransızların bölge hakkındaki amacı ve düşüncesi ile ilgili olarak Fransa başbakanı Briand; Adana bölgesi ve Mersin limanı ile İskenderun, doğal ve mükemmel bir körfez teşkil eder. Buna karşılık stratejik savunmayı sağlayacak dağlar, körfezden bir hayli uzaktır. İşte bu nedenledir ki, askerî sınırlarımızı Ermenilerin rıza ve istekleri üzerine daha ötelere götürmek istedik[22], demektedir. Fransız başbakanın ifade ettiği gibi, Fransız işgali Ermenilerin isteği üzerine sınırları Torosları kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Fransızlar bu işgalde sınırları Zamantı ırmağı kabul ederek, Zamantı ırmağının doğusunda kalan yerleri ele geçirmişlerdi.

Anadolu’nun güney bölgesinin Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle birlikte, Kafkasya’dan ve Dünya’nın her tarafından yüz bin civarında Ermeni büyük Ermenistan kurmak hayali ile Adana bölgesine gelmişlerdi. Toplanan bu Ermeniler çifte tabanca taşıyorlar ve beyaz kalpak giyiyorlardı. Kendi kendilere “kamavor” fedâi diyorlardı. Bunlardan bir kısmı o zamanlar Osmanlı topraklarının güney sahası olan Suriye ve Lübnan’da ikamet ediyorlardı. Fransızların işgaliyle Ermeniler; Adana, Maraş, Urfa, Antep, Osmaniye, Kozan, Mersin, Saimbeyli, Zeytun, Şar, Haruniye gibi yerlerde, Fransız kuvvetleri ile birlikte silahlı çeteler olarak Türklere karşı savaşıyorlardı[23].

Fransızların işgal birliklerinin yanı sıra, Ermeni çetelerinin ise güney bölgelerinde; Antep’te 2500, Maraş’ta 2000, Saimbeyli’de (Haçın) 1500, Urfa’da 1000, Zeytun’da (Süleymanlı) 500, Şar’da (Tufanbeyli) 350, Kozan’da 300, Adana ve Mersin’de 1000, Osmaniye, Bahçe ve Haruniye’de ise 1000 kadar olmak üzere toplam 10150 askeri bulunuyordu[24]. Bu Ermeniler Fransızlar ile tam bir işbirliği ve uyum içerisinde, yüzyıllardır iç içe yaşadıkları Türklere karşı  adetâ bir katliâma girişmişlerdi.

Fransız yüzbaşı Taillardat (Tayyarda) komutasındaki Fransız ve Ermeni kuvvetleri 1 Mart 1919’da Kozan’ı işgal ettiler. Fransız Taillardat, Ermenilere fırsat sağlamak, yapacakları yağma ve talana göz yummak için işgal hareketinin idaresini Ermeni subay, jandarma ve idare memurlarına bıraktı. Taillardat, Kozan Jandarma Tabur Kumandanlığı’na yüzbaşı Ali Saip’i atadı. Bu dönemde Kozan’a gelerek jandarma olan Ermenilerin sayısı devamlı artmaktaydı. Kozan ve havalisinde; kalpaklı, kamalı, çifte tabancalı çoğu Kafkasya’daki Rus Çarı’nın ordusundan gelen, Antronik çetesine ve diğer Ermeni terör örgütlerine bağlı Ermeni militanlar dolup taşmaktaydı. Kozan Sancağı; Kozan, Saimbeyli, Feke ve Kadirli olmak üzere dört kaza’dan oluşmaktaydı. Kozan Sancağı’nın tamamı 8 Mart 1918’de Fransız  işgali altına girmişti. Bu süreçte dağlarda ve yollarda yüz kırk Türk’ün cesedi bulunmuştur.

Fransız işgali ile birlikte, bu durumdan rahatsız olan kişiler, işgal sahası olan Feke, Kozan, Haçın’dan kaçarak Develi’ye 250-300 kişi kadar gelip sığınmışlardı. Gelenlerin çoğu Çukurova eşrafından tanınmış ve zengin kimselerdi[25].

Mustafa Kemal Paşa tarafından özel bir görevle Develi’ye gelen ve Kozan Heyeti ile görüşen Kılıç Ali Kozanlılar’a, Sivas’a giderek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmelerini söylemişti. Kozan Heyeti; Kurdoğlu Hulusi, Topaloğlu Halil ve Faik Üstün (Emmi Mustafa) 24 Ekim 1919’da Sivas’a vardılar. Mustafa Kemal Paşa Amasya’da olduğu için Osman Tufan Paşa ile görüşmüşlerdi. 31 Ekim 1919’da ise Kozan Heyeti Mustafa Kemal Paşa ile görüştüler. Üç kişilik Kozan Heyeti, işgal kuvvetlerine karşı Aydınlı aşiretinin 5000 kişi kadar silahlı kuvvet çıkarabileceğini söylediler[26]. Toplantı sonucunda Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığı’nın kurulmasına karar verilmiştir. Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığı’na topçu binbaşı Kemal Bey, yardımcılığına ise piyade yüzbaşı Osman Bey atanmıştır. Kemal Bey’e “Kozanoğlu Doğan Bey”, Osman Bey’e de “Aydınoğlu Tufan Bey” takma adları verilerek mücadelede komutanların adı bir süre gizli tutulmuştur[27].

Mustafa Kemal Paşa tarafından 1 Kasım 1919’da görevlendirilen komutanlar, gerekli talimatları aldıktan sonra 2 Kasım 1919’da Sivas’tan yanlarında bir mektupla ayrılmışlardı[28]. Mustafa Kemal Paşa tarafından, Develi Belediye Başkanı Kamberli Osman’a gönderilen mektup şöyledir; “Sivas- sırdır. 1 Kasım 1919- Everek Belediye Riyasetine

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi, Kilikya Kuvây-ı Milliye Kumandanlığı’na binaşı Kemal beyi, muavinliğe yüzbaşı Osman beyi atamıştır. Millî vazifelerinin devamı müddetince Kemal Bey (Kozanoğlu Doğan Bey) Osman Bey’de (Aydınoğlu Tufan Bey) takma adını taşıyacaklardır. Millî vazifelerinde tarafınızdan her suretle mazharı muavenet ve istinat olunmasını ehemmiyetle rica ederiz.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi nâmına Mustafa Kemal[29].

Komutanlar Develi’ye geldikleri vakit, Develi halkı kaza’da bulunan 2000 kadar Ermeni’nin taşkınlığı yüzünden çok tedirgin durumdaydı. Fransız işgali Develi’ye 20 km. kadar yaklaşmış, halk her an Develi’nin de işgal edileceği endişesi içindeydi. Öte taraftan Sivas’ta Mustafa Kemal Paşa’ya Kozan temsilcilerinin söylediği “bölgede Aydınlı aşiretinin 5000 silahlı kuvvetinin bulunduğu” ifadeleri tamamen asılsız çıkmıştı. Hatta, Fransızlar Çukurova’dan göçü yasakladığı için bölgede Aydınlı aşireti hiç yoktu. Ellerinde hiçbir kuvvet bulunmayan komutanlar her bir şeyi kendileri baştan teşkil edeceklerdir.

Gizik Duran’ın Millî Mücadele Tarafına Katılması ve Faaliyetleri:

            Feke Kazası’nda her şeye hakim olan ve daha önce bölgede Fransızlar lehine casusluk yaptığı bilinen Cezmi adında birisi[30], vatanperverlik duygusuyla Millî kuvvetler tarafına geçmişti. Fekeli Cezmi sayesinde artık işgal bölgesinden haber alınabiliyordu. Fekeli Cezmi Kozan’daki Fransızlar ile işbirliği yapan jandarma komutanı Ali Saip’i de Millî Mücadele tarafına geçirmeye çalışıyordu. Millî kuvvetlerin teşkili biraz güçte olsa bir zaruretti. Bölgede eşkıyalık yapmakta olan Kozan jandarma komutanı Ali Saip’inde kendisinden çekindiği Gizik Duran ile temasa geçilmeye karar verildi.

Gizik Duran ile görüşen Aydınoğlu Tufan Bey olayı şöyle nakletmektedir: “Bir Ermeni subayı pusuya düşürüp öldürenlerin aile ve köylerini, hatta yakınlarını Ali Saip, çok sert şekilde cezalandırdığından bu çetenin Ali Saip’ten intikam almak hevesinde olduğunu tahmin etmiştik. Elimizde henüz bir kuvvet bulunmadığından, Ali Saip’i korkutmak için bu çeteyi elde etmeyi düşündük. Çete reisi dört kişi olup, Develi mıntıkasında bir köyde saklanıyorlardı. İstanbul hükümeti bunların tutuklanmasını ve idam edilmek üzere Fransızlara teslimini Develi Kazası kaymakamına emretmişti. Her iki tarafta da yaşamak hakkı olmayan bu çetenin elde edilmesi ve iyi idare edilirse faydalı işler gördürülmesi düşüncesiyle bizzat bunlarla görüştüm. Başlangıçta hükümet adamı olduğumu zannederek çekinmişlerdi. Zamanla ısındılar ve düşman istilâ mıntıkasında Millî kuvvetler ile çalışmaya, namuslu ve uslu olmaya, eşkıyalık etmemeye söz vermişlerdi. Esasen eşkıyalık etmiyorlardı. Ara bölgedeki köylüler bunları, kendilerinin Haçın Ermenileri tarafından her an bekledikleri baskınlara karşı muhafız olarak kabul etmekte ve kendilerine saygı duymaktaydılar. Bu çetenin on beş kadar silahlısı vardı. Hepsi 20-25 yaşlarında gençlerdi ve reisleri Gizik Duran’dı”[31].

Gizik Duran ve arkadaşlarının Millî Mücadele tarafına geçmesi ve Kilikya Kuvây-ı Milliye Komutanlığı’nın emri altına girmesiyle işgal bölgesinde bu ekip çok faydalı faaliyetlerde bulunmuştur. Bu kişiler işgal bölgesinde Fransız ve Ermeni görevlileri çok zor durumda bırakmıştır. Gizik Duran 1897’de Saimbeyli’ye bağlı Cumhurlu köyünde doğmuştu ve okur-yazarlığı yoktu. I. Dünya savaşı sırasında askerlik görevinden kaçarak dağa çıkmıştı. Dağlar’da eşkıyalık yapmaktaydı. Mondros Mütarekesi sonucu dağdan inmiş, ancak eşkıyalık süresince mağdur ettiği kişilerce yapılan şikayetler üzerine tutuklanıp Adana Cezaevi’ne hapsedilmişti.

Fransızlar Adana’ya geldikten bir müddet sonra, hapishanede işlerine uygun kullanabileceklerini düşündükleri kişileri seçmeye başlamışlardı. Özellikle Ermenilerin istekleri üzere Torosları karış karış bilen Gizik Duran’dan yararlanmak istediler. Asker kaçağı da olduğu için vatanına karşı ilgisiz olduğuna inanmışlardı. Ermeni bir tercüman aracılığı ile Gizik Duran’a Fransızlar şu teklifi yaparlar: “Seni hapisten çıkarıp silah vereceğiz. Birde sana aylık bağlayacağız. Haçin’e gidip bizim jandarmaların emrinde çalışacaksın. Kabul ediyor musun ve Fransız hükümetine sadakatten ayrılmayacağına yemin eder misin?” Bu teklif karşısında biraz düşünen Gizik Duran hapishane hayatına da alışamamış olduğu için kabul eder. Serbest bırakılan Gizik Duran bir miktar para ve silah alarak köyüne dönmüştür[32].

Bir zaman sonra Saimbeyli’nin Cumhurlu köyüne Artin çavuş başta olmak üzere Ermeni jandarmaları gelip, muhtarın odasına oturup köylüleri toplatmıştır. Bu arada Gizik Duran’da gelmiş ayakta beklemeketedir. Çevrede yaptığı işkence ve şiddetle nam salan Artin çavuş, Gizik Duran’a köyde silah olup olmadığını vs. sorar. O’da, “ne gezer efendim av tüfeklerini bile topladık”, demiştir. Artin çavuş bir anda; “Sıra  ve fırsat bize geçti, tehcir sırasında yaptığınızın acısını çıkartacağım” diyerek, Gizik Duran’a dönüp köylülerin şaşkın bakışları arasında; “Duran senden bu gece köyün en güzel kadınını isterim. Süleyman Kahya’nın dul gelini için iyi diyorlar, hadi bakalım sadakatini göster” dedi. Bu sırada Gizik Duran yere bakıyor ve zangır zangır titriyordu. Köylüler hayret ve nefret bakışlarını Gizik Duran’a çevirmişlerdi. Gizik Duran, birden bire fırladı ve belinden çektiği bıçağı Artin çavuşun kalbine saplamıştı. Daha sonra diğer Ermeni jandarmalar da öldürüldü ve bu hadiseler üzerine Gizik Duran arkadaşı Halil ile birlikte Kozan dağlarına kaçmıştı[33].

Gizik Duran Zamantı ırmağı üzerinde bulunan Pungu (Kılıçkaya) köyüne gelmiş, kendilerine bir zaman sonra Feke Kazası’nın Keklikçi köyünden Arap Ali, Hacı Ahmet, Yavuz Ali ve Cılaz İsmail’de katılmıştı. Gizik Duran’ın yanında kısa sürede otuz-kırk kişilik bir gurup oluşmuştu. Bu kişilerin çoğu aileleri  işgal sırasında Ermeniler tarafından mağdur edilen insanlardı. Ermeniler’den intikam amacı ile bir araya gelmişlerdi. Çevredeki köyler tarafından beslenen bu adamlar, köylüler tarafından işgalci Fransız ve Ermenilere karşı bir güvence gibi görülüyorlardı[34].

Develi’de Kilikya Komutanlığı karargahı kurulunca, ortaya çıkan silahlı kuvvet ihtiyacı Pungu köyündeki Gizik Duran ve arkadaşları ile temasa geçilerek kısmen sağlanmıştı. Gizik Duran ve arkadaşları, dağları, yolları, geçitleri, saklanabilecek yerleri karış karış biliyorlardı. Kuvây-ı Milliye’nin bölgede vurucu, öncü gücü olmuşlardı. Ermeni çeteleri tarafından korkunç bir tehlike sayılıyorlardı. Komutan Doğan Bey’in emri ile 9-10 Mart 1920 gecesi öncü kuvvet olarak Gizik Duran ve arkadaşları, Doğanbeyli (Urumlu) köyünü basarak Ermeni çetelere kayıplar verdirerek, onları Saimbeyli’ye kadar kovaladı. Bu durum Türk halkını  teşvik bakımından heyecanlandırdı. Gizik Duran Saimbeyli kuşatmasında da yer aldı ve çok önemli katkıları olmuştur. 3 Temmuz 1920’de kurtarılan Şar köyü savaşlarında başarılı hizmetleri görülmüştür[35].

Gizik Duran ve arkadaşlarının Millî Mücadele tarafına geçmesi ve komutanlığın emrine girmiş olduğu, Fransız ve Ermeniler tarafından hemen öğrenilmişti. Fransızların Kozan askerî mutasarrıfı Taillardat (Tayyarda), Develi kaymakamı Âtıf Bey’e bu konu ile ilgili telgraf çekmiştir: “Develi Kaymakamlığına

Feke ve Haçın havalisinde eşkıyalık yaparak bir çok mal ve can kaybına neden olan Gizik Duran ve arkadaşlarının Kaza’nıza sığındıkları haber alınmıştır. Bunların tutuklanarak en yakın karakolumuza teslim edilmeleri. Kozan Askerî Mutasarrıfı Taillardat”[36].

Bu telgrafı alan Âtıf Bey ise, Gizik Duran ve arkadaşlarını, teslim etmenin mümkün olmadığını biliyordu. Çünkü bu kişiler komutanlığın emrinde bulunan yegâne silahlı güç idi. Bu kişilere karargâhın ihtiyacı vardı. Bu nedenle Âtıf Bey kendisine bu hususta yapılan baskılara boyun eğmeyecektir. Tailladart’tan gelen telgrafa şu cevabı vermiştir:

“Kozan Askerî Mutasarrıflığına,

Yapılan tahkikat neticesinde Kaza’mıza ilticâ etmiş hiçbir eşkıyanın mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Mâlumat verilir. Develi Kaymakamı Âtıf”. Develi Kaymakamı’nın cevabını yeterli bulmayan, Gizik Duran ve arkadaşlarının Develi’de olduğunu bilen Taillardat ise, hareketin büyümesinden endişe ederek bizzat kendisi bölgeyi denetlemeye çıkmıştır. Yanında Kozan Jandarma Komutanı Ali Saip ve yüz kişiden fazla bir askerî kalabalıkla Develi’ye bağlı Çataloluk köyüne kadar gelmiştir. Fransız Tailladart, Kaymakam Âtıf Bey’e Veysel Çavuş adlı bir Türk jandarma ile şu mektubu göndermiştir: “Develi Kaymakamlığına,

Mıntıkamızdan firar eden eşkıyaların Kaza’nızın Pungu köyüne yerleştirildiği, hükümet ve zabıta kuvvetlerinin müsamahası ile eşkıyalığa devam ettiği anlaşıldı. Yarın akşama kadar bu eşkıyalar tarafımıza teslim edilmediği takdirde Mondros Mütarekesi’ne istinâden Develi Kazası’nın işgal altına alınacağını bildiririm. Durum İstanbul hükümetine de yazılmıştır. Çataloluk köyünde Fransız İşgal Kuvvetleri Kumandanı Kozan Askerî Mutasarrıfı Taillardat”[37].

Fransız komutanın mektubu çok sert bir üslup ile yazılmıştı. Develi’yi işgal etmekle tehdit ediyordu. Develi kaymakamlığında bir toplantı yapılarak aynı üslupta sert bir cevap verilmesi kararlaştırıldı. Veysel Çavuş’a; “Develi hakkında atıp tutması, duyumlarına göre yakında Kozan’ı kurtarmak üzere askerî hazırlık yaptıkları” gibi, propaganda dolu sözler sarf etmesi belirtilerek bir de mektup verilmiştir.

“Çataloluk Köyünde Kozan Askerî Mutasarrıfı Yüzbaşı Mösyö Taillardat’a; Bahsettiğiniz eşkıyalardan hiçbirisi Develi mıntıkasında değildir. Bunların sizin mıntıkanızda ve Torosların sarp yerlerinde barındıklarını haber almaktayız. Hükümetimiz ve zabıtamız, eşkıyaları himaye etmek şaibesinden münezzehtir. Mondros Mütarekesi’ne dayanarak Develi’nin işgal altına alınacağına dair olan mektubunuzun son bölümüne karşı şu hakikatı bildirmekle müftehiriz. Develi halkı tamamen silahlıdır. Herhangi bir işgal ve tecavüze karşı koyma azmindedir. Bu yüzden doğacak mesuliyetin şahsınıza ait olduğunu şimdiden belirtirim. Develi Kaymakamı Âtıf”[38].

Gelen mektubu okuyan Taillardat, mektubun çok sert bir üslup ile yazılmış olmasından kuşkulandı. Veysel Çavuş’tan aldığı bilgilerden sonra, bölgenin kendisi için güvenli olmadığını da anlayarak derhal Kozan’a doğru hareket etmiştir. Develi’deki gelişmeleri duyan Gizik Duran’ın kendisinden intikam alacağı korkusuyla Ali Saip, Develi’de bulunan komutanlar ile temas için fırsat kollamaya çoktan başlamıştır.

Gizik Duran’ı cezalandıramayan Ermeniler ise, sık sık müfreze çeteleri ile Cumhurlu (Kötün) köyü halkını baskınlar yaparak rahatsız ediyorlardı. Gizik Duran’ın akrabaları ve köyün ileri gelenleri falakaya yatırılıyor, suçsuz yere insanlara işkenceler yapılıyordu. Bu arada Gizik Duran’ın tâkibine Kozan jandarmasından Ermeni asıllı Teğmen Misak görevlendirildi. Gizik Duran’ı mutlaka yakalayacağını söylüyordu. Teğmen Misak bir gece yarısı Cumhurlu köyünü basarak, Gizik Duran’ın evine girip eşi Şerife hanıma tecavüz etti. Bu utanç verici olay yüzünden Şerife hanım intihar etmiştir[39]. Ermeniler, Gizik Duran’ı yakalamak için her yolu denemişlerdir. Çünkü Gizik Duran ve arkadaşları gözükara, yiğit ve vuruşkan insanlardı.

Gizik Duran ve arkadaşlarının Develi karagâhı tarafından muhafazası üzerine, gelen tepkiler de göz önüne alınarak, bu milis kuvvetlerin düşman işgal sahasına girmelerine karar verilmiştir. İşgal sahasında Ermenilerin Türklere yaptığı zulmü önlemek ve işgal bölgesi hakkında bilgi toplamak görevini yürüteceklerdi. Bu arada Develi İstklâl Komitesi, Ali Saip’i yakalamak ve Türkler aleyhine faaliyet yapmayacağına dair yemin ettirerek, etkisiz hale getirmek üzere Gizik Duran’ı görevlendirmişti. Ali Saip, eğer yemin etmezse öldürülecekti.

Kozan İşgal Kuvvetleri Komutanı, Haçın’da bulunan Ermeniler’e yardım için silah, cephane ve para göndermek üzere, başlarında bir Fransız subayı bulunan otuz-kırk kişilik bir askerî birliği yola çıkarmıştır. O tarihlerde Feke Kazası Belediye başkanı olan Cezmi Bey, bu silahların Haçin’e ulaşması durumunda tehlikeli olacağını düşünerek, on beş kadar adamıyla dağda bulunan Gizik Duran’a haber vermiştir. Gizik Duran arkadaşlarıyla durumu görüşür ve Bozat Gediği denen yerde pusu kurar. Bir müddet sonra Teğmen Misak’ında bulunduğu Ermeni Kamavorlar korumasındaki silah ve cephane yüklü kafile gelmiştir. Gizik Duran arkadaşlarına; “Ben ateş etmeden hiç biriniz ateş etmeyin”, emrini verir. Ermeni kâfilesi menzile girdikten sonra ateş açılır ve düşman birlikleri tamamen imha edilmiştir. Silah, mühimmat ve altın paralar ele geçirilmiştir. Alınan silahlar millî kuvvetlere dağıtılmıştır[40]. Bu olayda Gizik Duran’ın eşi Şerife hanıma tecavüz eden, Ermeni Teğmen Misak’ta öldürülmüştü. Gizik Duran namusunu kirleten Ermeni subayı da böylece cezalandırmıştır[41].

Bu olay Kozan’da hemen duyulmuştu. Fransız kuvvetleri bölgede geniş çaplı bir arama ve denetim faaliyetine girmişlerdi. Feke ve Saimbeyli taraflarının  kendisi için tehlikeli olacağını düşünen Gizik Duran, derhal Pungu (Kılıçkaya) köyüne geri dönmüştür. Bu arada Fekeli Cezmi, Kozan’daki Türk jandarma komutanı Ali Saip’i (Supi) Millî Mücadele tarafına katılmaya razı etmiştir. Daha sonra Osman Tufan Bey ve diğer erkânın da huzurunda Ali Saip Fekeli Cezmi sayesinde Kuvây-ı Milliye katılmıştır[42]. Ali Saip “Namık” takma adını kullanarak ve eşinin el yazısı ile yazdığı bilgileri Fekeli Cezmi aracılığı ile Develi’ye ulaştırıyordu. Millî Mücadele tarafına geçtiğini Fransızların öğrenmemesi için çaba gösteriyordu[43]. Fransızlar nice zaman sora durumu öğrendiler, ancak Ali Saip’de Urfa’ya gönderildi. Burada büyük hizmetleri olmuştu.

Develi’den hareket eden Kamberli Osman, Develi, Yahyalı havalisinden ve Feke’nin köylerinden topladığı 600-700 kadar kişi ile Rumlu Nahiyesi’ni Fransız kuuvetlerinden geri almıştı. Bu olay Doğan Bey’i çok sevindirmişti. Doğan Bey bu hareketi yakından takip etmeye başlamıştı. Artık sıra Kozan ile Saimbeyli arasında bağlantını kesilmesi açısından önemli olan Feke’nin alınmasına gelmişti. Kamberli Osman’ın emrindeki kuvvetler toplam 850-1000 kişi kadar olmuştu. Gizik Duran’da müfrezesiyle birlikte Pungu’da Kamberli Osman’a katılmıştı. Kamberli Osman kararlı ve cesur davranışlarıyla Türk köylülerini galeyana getiriyordu.

Kamberli Osman, Feke’deki Fransız ve Ermeni komutanlara haber göndererek; “Feke’nin on beş bin kişi tarafından kuşatıldığını, en ufak bir mukavemet karşısında bütün Fransız ve Ermenilerin yok edileceğini, yarım saat içinde kayıtsız şartsız teslim olmalarını” söylemişti. Telgraf hatları da kesilmişti. Kozan ile bağlantı dahi kuramayan Ermeniler Feke’yi terkederek Koza’a doğru kaçmışlar ve Feke’de ancak yetmiş-seksen kadar Ermeni kalmıştı. Feke’ye 10 Mart 1920 ‘de Türk birlikleri girmişler ve kalan Ermeniler tutuklanmış, resmi binalar ve daireler ele geçirilmiştir.Feke on beş ay kadar Fransız işgalinden sonra kurtarılmış ve Fransız bayrağı indirilp yerine Türk bayrağı çekilmiştir[44].

Develi’den çıkarak harekete geçen Millî kuvvetler, Feke’den sonra Saimbeyli’nin (Haçın) ele geçirilmesinin gereğine inanmışlardı. Kemal Doğan Bey aldığı emirler çerçevesinde kuvvetlerini gerektiği gibi bölük ve müfrezelere ayırmıştı. Kemal Doğan Bey Yeşiltepe adını verdiği Yellibelen’de karargâhını kurmuştu. Saimbeyli kuşatması 16 Mart 1920’de başlamıştı. Bu arada Doğan Bey’in isteği üzerine Osman Tufan Paşa, Kozan’ı kuşatmıştı. Burada Kozan ve Saimbeyli  eş zamanlı olarak kuşatılmıştır. Bundan maksat, Fransız ve Ermeni işgal kuvvetleri aynı anda karşılıklı olarak destek yada takviye birlikleri gönderemesinlerdi.

Fransızlar, çok önem verdikleri Saimbeyli’ye yıl boyunca silah ve cephane yığmışlardı. İşgal kuvvetleri 400 ton yiyecek 2000 kamavor göndermişlerdi. Fransızlar ve Ermeniler bölgeye gelebilecek saldırı hareketini Maraş tarafından bekliyorlar ve Mağara Bucağı’nda tedbirler alıyorlardı. Bu dönemde Kayseri-Develi tarafından bir saldırı beklemiyorlardı. Mağara Bucağı’nda Ermeni yoktu, Doğanbeyli köyünde ise yarı yarıya Ermeni bulunuyordu. Şar köyü ise tamamen Ermeni ler ile meskundu[45].

Millî kuvvetler, Ermeni çetelerinin aldığı tedbirleri bozmak için öncü kollar çıkardılar. Mağara’ya çıkmakla görevli Hasan Seklikoğlu kuvvetlerinin öncü kolunun vurucu gücü Gizik Duran müfrezesi idi. Kendisiyle beraber elli altı kişiydiler. Gizik Duran Çatalçam’a geldikten sonra Doğanbeyli köyüne posta çıkardı, ancak durumdan haberdar olan Ermenilerin çoğu Saimbeyli’ye kaçmışlardı. Gizik Duran gece yarısı müfrezesi ile yola çıktı. Doğanbeyli köprüsünü geçerek, nöbetçi Ermenileri öldürmüşler ve 19 Mart 1920’de Doğanbeyli köyüne giren Gizik Duran köyde kalan Ermenileri tutuklamıştı[46].

Doğanbeyli köyünün Türklerin eline geçtiği Saimbeyli’de duyulunca, Ermeni Cebeciyan kırk kadar kamavor (fedaî) ile Dallıçam’a kadar gelmişse de, Gizik Duran adını duyunca köye giremedi. Gizik Duran bu Ermenileri kovaladı ise de yakalayamadı. Gizik Duran’ın çalışmaları ile bölgede oluşturulan Ermenilerin ileri savunma hattı dağıtılmıştır. Bölgedeki köyler diğer Türk öncü kollarının da başarılarıyla tamamen Türklerin eline geçmiştir. Mağara Bucağı ve çevresindeki köyler geri alınırken, çevredeki bütün Ermeniler sadece Şarköy ve Saimbeyli’de toplanmışlardı. Doğan Bey, Gizik Duran tarafından kurtarılan Doğanbeyli (Urumlu) köyüne karargâhını kurarak, Haçin ve Şar’ı kuşatma altına almıştır[47].

Sarp ve kayalık bir yerde kurulmuş olan Haçın harekâttan önce 4800 hanesi ve 30000 kadar nüfusu olan ve Ermenilerin en kalabalık olduğu bir yerdi. Haçın’da toplanmış 7000 Ermeni silahlı kuvvetlerinin başı olan Terziyan Aram: “Yakında atımın dizginlerini Kayseri’de çekeceğim, büyük intikam günü geldi”, diyordu[48]. Bu sırada bölgenin en büyük millî müfrezesini oluşturan Yahyalı’da 1000 kişilik bir gönüllü müfrezesi daha oluşturuldu. Silahlar Niğde’deki II. Tümen tarafından sağlanıyordu. 5 Nisan 1920’de Türk kuvvetlerinin durumu 1400-1600 Kuvây-ı Milliye ile 200 kadar piyade ve katıra bindirilmiş bölük olarak toplamı 2000 kişiyi geçmemekteydi. Ermeni kuvvetleri ise toplamı 15000 kişiden ibaret olup, 5000 silahlı, 1000 kadar atlı ve ellerinde sekiz makinalı tüfek bulunmaktaydı. 6 Nisan 1920’de taarruz başladı. Niğde ve Kayseri’den cephane yardımı yapılmaktaydı. Bu arada Kozan Kadirli, Feke, Develi, Yahyalı, Pınarbaşı, Göksun, Tomarza havalisinden yüzlerce gönüllü Türk millî kuvvetlerine yardım için Haçın’a koşuyorlardı.

Kayseri’den getirilen 105 mm. çapındaki obüs ile 150 mm. çapındaki diğer top Haçın’a gönderilmişti. Kayseri’den getirilen topların yerine güçlükle yetiştirilmesinden sonra yedi ayı geçkin bir süre, yoğun çarpışmalardan sonra Haçın 15-16 Ekim 1920 gecesi Türkler tarafından ele geçirilmiştir. Meydana gelen yangınlar dolayısıyla Haçın tamamen yanmıştı.15 Kasım 1920’de Mamure’ye yapılan baskında şehit düşen Yedek Üsteğmen Saim Bey’in Haçın’da yaptığı büyük hizmetlerden dolayı, Haçın’ın adı Cumhuriyet’ten sonra Saimbeyli olarak değiştirildi[49].

Millî kuvvetler komutanlarına bağlı olarak yaptıkları yurt savunması sonucu 20-21 Haziran 1920’de Kozan’ı Ermeni ve Fransızlardan geri almışlardır. Ermenilerin elinde bulunan Saimbeyli (Haçın) ise 15-16 Ekim 1920’de çetin bir mücadeleden sonra teslim alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Fevzi Çakmak Paşa 5 Ağustos 1920’de cepheleri ziyaret etmek amacı ile Pozantı’ya gelmişlerdir. Pozantı Adana il merkezi haline getirilmiş, 8 Ekim 1920’de Pozantı Kongresi yapılmış ve başarının sağlanmsı için birtakım kararlar alınmıştır. Anadolu’da tututnamayacağını anlayan Fransa ise Türkiye ile barışın kendi lehine olacağını düşünerek anlaşma yolunu seçmiştir. 20 Ekim 1920’de imzalanan Ankara İtilâfnâmesi ile 3 Kasım 1921’de alınan bir kararla İşgal ve Boşaltma Komisyonu kurulmuştur. Türk kuvvetleri 1 Aralık 1921 tarihinde Adana’nın hükümet meydanında Fransız bayrağını indirerek yerine Türk bayrağını çekmişlerdir. Böylece 5 Ocak 1922’de Adana Fransız işgalinden kurtarılmıştır[50].

Sonuç:

Gizik Duran 1897 yılında bugünkü Adana’nın Saimbeyli ilçesine bağlı Cumhurlu köyünde doğmuştu. Kayseri’nin güney sahasında bulunan; Develi, Yahyalı, Tomarza, Pınarbaşı, Sarız gibi yöreler ile Adana’ya bağlı Saimbeyli, Tufanbeyli, Feke, Kozan, Osmaniye’ye bağlı Kadirli gibi yörelerde ve Kahramanmaraş’ın Göksun, Andırın, Afşin ilçelerinde nesilden nesile Ermenilere karşı kahramanlığı ve hikayeleri anlatılan bir şahsiyettir.

I. Dünya Savaşı sonrası, Fransızların güney bölgelerimizi işgali ve Ermeni komitacıların silahlanarak Türk halkına yönelik saldırılarına karşı, Millî Mücadele sırasında Develi’de Kilikya Komutanlığı karargâhı kurulmuş ve silahlı kuvvetlere ihtiyaç ortaya çıkmıştı. Feke’nin Pungu (Kılıçkaya) köyünde bulunan ve o dönemde otuz-kırk kişilik bir gurup arkadaşıyla eşkıyalık yapmakta olan Gizik Duran ile Osman Tufan Paşa görüşerek, eşkıyalık yapmayacaklarına ve verilen emre itaat edeceklerine dair söz alarak, bunları Millî Mücadele tarafına geçmeye iknâ etmiştir.

Gizik Duran, bilhassa bugünkü Saimbeyli, Şarköy, Tufanbeyli, Doğanbeyli gibi yerlerin Haçın Ermeni çetelerinden geri alınmasında ve onlara karşı korunmasında kahramanlıklar göstermiştir. 1920 yılı başlarında Kuvây-ı Milliye’ye dahil olan Gizik Duran, silah arkadaşları ile birlikte Osman Tufan Paşa, Doğan Bey, Develi Kaymakamı Âtıf Bey gibi yetkili kimselerden aldığı tâlimatlara uyarak, Zamantı Irmağı boyundaki kasabalar ve köylerde Türk halkının güvenliğini de sağlamaya çalışmıştır.

Gizik Duran ve arkadaşları, komutan Doğan Bey’in emrinde öncü kuvvetler olarak, 9-10 Mart 1920 gecesi Doğanbeyli’deki Ermeni çetelerini bozguna uğratıp, Saimbeyli’ye kadar kovalamışlardır. Saimbeyli kuşatmasında önemli hizmetleri olan Gizik Duran, 3 Temmuz 1920 tarihinde kurtarılan Şarköy savaşlarında yer almıştır. Saimbeyli Ermeni çetelerinden alındıktan sonra Gizik Duran, Pağnık Jandarma Karakol komutanlığı da yapmıştır.

Cumhuriyet Dönemi ile çiftçiliğe başlayan Gizik Duran, bir müddet sonra köylüleri ile anlaşamayıp, çıkan kavgada bir kişiyi öldürmüş ve kaçak duruma düşmüş ve yakalamakla görevli olan Jandarma onbaşı Osman Yazar  komutasındaki müfreze tarafından 29 Haziran 1929’da öldürülmüştür. Gizik Duran eşkıyalık yapmış olmasına rağmen, Millî Mücadele’de göstermiş olduğu fedakârlık ve başarılarından dolayı, Adana yöresinde ve Kayseri’nin güney ilçelerindeki halk tarafından çok iyi tanınmaktadır. Ölümü üzerine anası, hanımı ve oğlu tarafından yakılan ağıtlar hala bölge insanları tarafından dilden dile söylenmektedir.

 

Gizik Duran’ın Ağıdı:[51]

 

Yaşa kara aslanım yaşa

Yazılanlar gelir başa

Öldüğünü yeni duymuş

Ankara’da Kemal Paşa

 

Değirmenin çifte gözü

Dizlerime indi sızı

Öldürmüşler Duran’ımı

Yetim kaldı körpe kuzu

 

Feke’nin de dağı yüce

Düşmanların gezer gece

Kelep öldüğünü duymuş

Düğün etmiş on beş gece

 

Karadeniz dalgalandı

Gene gönlüm ıvgalandı

Duran beyin koltuğunda

Nice yiğit duldalandı

 

Kayada mı kaldı haban

Kırıldımı senin oban

Altı gardaş büyüyoruk

Hayfını alırık babam

 

Eller ne derse desin

Kurban olurum Duran’a

Mahşer’de seni dilerim

Çürüme ha ben varana

 

Bende ağlıyom deli gibi

Derelerin seli gibi

Duran ağam harb ediyor

Hazireti Ali gibi

 

Oy Duran’ım oy Duran’ım

Ayrılık zor toy Duran’ım

Dolan da gel kapımıza

De ki, ölmedim yalanım

 

 

 

Kabul oldumu dilekler

Su verdi m’ola melekler

Gurşun değmiş Duran’ıma

Çırpındıkça gan galaklar

 

Üç günde kayada yattım

Evimi basarlar deyi

Varıp teslim olucuyum

Korkuyom asarlar deyi

 

Dezze evin ateşe yansın

Yansın gitsin köşe köşe

Bana ganlı asbab salmış

Yaşa Dezzem oğlu yaşa

 

Daşların başında gezer

Çizme giyer ayağına

Gaçak olan evde durmaz

Çık dağların goyağına

 

Duran gelir yele yele

Arkasında Yırtlaz ile

Şimdi selvi gelin gelir

Göz yaşların sile sile

 

Obruk başı kar mıyıdı

Siper yerin dar mıyıdı

Çok eşkıylar türedi

Senin gibi var mıyıdı

 

Yatıl Duran beyim yatıl

Yarasına sokmuş fitil

Öleceğimi bilseydim

Bin daha ederdim gatil

 

Hazer Duran beyim hazer

Kurulu orduyu bozar

On sekiz seneden beri

Kelle koltuğunda gezer

 

 

 

Ne de süslü fişek düzer

Ermeni ordusun bozar

On sene olmuş öleli

Kelle goltuğunda gezer

 

Arkadaşım çok diyordun

Hani ya gelen olmadı

Baş güvencim Yırtlaz derdin

Ondan da imdat olmadı

 

Geldi Kötün’ün uşağı

Ne kıvrak bağlar kuşağı

Öldürmüşler Duran’ımı

Boşuna atman fişeği

 

Şu Elpenli’nin uşağı

Gasıktan bağlar kuşağı

Duran beyi öldürmüşler

Dökülün yardan aşağı

 

Arabaya bindirmişler

Acısuya indirmişler

Duran ağam öldüğünü

Ankara’ya bildirmişler

 

Ganlı köynek ganlı kuşak

Buna canmı dayanır uşak

Ben öpmeye gıyamazdım

Nasıl değdin ganlı fişek

 

Ünlü Duran ağam ünlü

Döşünün arası enli

Bana gurşun geçmez derdin

Niye geldin ala ganlı

 

Elpenli’nin dağlarına

Duman indi bağlarına

Bir yığılca gurşun değmiş

Cumhurlu’nun beylerine

 

KAYNAKÇA:

 

AKBIYIK, Yaşar; “Millî Mücadele’de Güney Cephesi”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 811-819).

AKYÜZ, Yahya; Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, Ankara, 1975.

ATATÜRK, Mustafa Kemal; Nutuk, (Haz. Zeynep Korkmaz), C. I, Ankara, 1984.

ÇAMURDAN, Ahmet Cevdet; Kurtuluş Savaşında Doğu Kilikya Olayları, Adana, 1969.

ESEN, Hidayet; Millî Mücadele’de Yahyalı ve Ermeniler, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Niğde, 2003.

GÜRBÜZ, Cenani; Millî Mücadele’de Develi ve Ermeniler, Ankara, 1996.

HATİPOĞLU, Süleyman; Fransa’nın Çukurova’yı İşgali ve Pozantı Kongresi, Ankara, 1997.

KARS, Zübeyir; Millî Mücadelede Kayseri. 1. Baskı, Ankara, 1993.

KESKİN, Mustafa, Abdulkadir Yuvalı, Ayhan Öztürk, Mustafa Ekincikli; Türk İnkılâbı ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, 1. Baskı, Kayseri, 1995.

KESKİN, Mustafa; Hindistan Müslümanları’nın Millî Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919-1923), Kayseri, 1991.

Medeniyetler Şehri Kozan, Adana Valiliği, 2002.

ONAR, Mustafa; Saimbeyli, Adana, 1989.

ÖZDEMİR, Ahmet, Z.; Öyküleriyle Ağıtlar, 2. Baskı, C. I, Ankara, 2002.

ÖZDEMİR, Mehmet; Millî Mücadele’de Develi, Kayseri, 1973.

ÖZTOPRAK, İzzet; “Türkiye’nin İşgali ve Millî Direniş Hareketleri”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 583-605).

ÖZTÜRK, Ayhan; Millî Mücadele’de Gaziantep, Kayseri, 1994.

SARAL, Ahmet Hulki; Türk İstiklâ Harbi, Güney Cephesi, C. IV, Ankara, 1966.

SELEK, Sabahaddin; Anadolu İhtilâli, İstanbul, 1973.

SOFUOĞLU, Adnan; “Mondros Mütarekesi Sonrası Türkiye’nin İşgaline Karşı Millî Direniş: Kuvây-ı Milliye (1918-1921)”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, (ss. 618-627).

TUFAN, Osman; General Osman Tufan Paşa’nın Kurtuluş Savaşı Hâtıraları, İstanbul, 1998.

URSAVAŞ, Ali Saip; Çukurova Acıklı Olayları ve Urfa’nın Kurtuluş Savaşları, Şanlıurfa, 1984.

 


[1] Mustafa Keskin, Hindistan Müslümanları’nın Millî Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919-1923), Kayseri, 1991, s. 42.

[2] Adnan Sofuoğlu, “Mondros Mütarekesi Sonrası Türkiye’nin İşgaline Karşı Millî Direniş: Kuvây-ı Milliye (1918-1921)”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 618; Keskin, A.g.e., s. 43.

[3] Sofuoğlu, A.g.m., Türkler, C. XV, s. 619.

[4] Sabahaddin Selek, Anadolu İhtilâli, İstanbul, 1973, s. 45.

[5] Mustafa Keskin, Abdukadir Yuvalı, Ayhan Öztürk, Mustafa Ekincikli, Türk İnkılâbı ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, 1. Baskı, Kayseri, 1995, s. 115.

[6] Yahya Akyüz, Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu, Ankara, 1975, s. 123; Keskin ve Arkadaşları, A.g.e., s. 115.

[7] Keskin ve Arkadaşları, A.g.e., aynı yer.

[8] Keskin, A.g.e., s. 44.

[9] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, (Haz. Zeynep Korkmaz), C. I, Ankara, 1984, s. 8-9.

[10] Atatürk, A.g.e., s. 9-10.

[11] Keskin, A.g.e., s. 46.

[12] Sofuoğlu, A.g.m., Türkler, C. XV, s. 623.

[13] Sofuoğlu, A.g.m., Türkler, C. XV, aynı yer.

[14] İzzet Öztoprak, “Türkiye’nin İşgali ve Millî Direniş Hareketleri”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 600.

[15] Keskin ve Arkadaşları, A.g.e., s. 116.

[16] Öztoprak, A.g.m., Türkler, C. XV, s. 601.

[17] Ayhan Öztürk, Millî Mücadele’de Gaziantep, Kayseri, 1994, s. 25.

[18] Öztürk, A.g.e., aynı yer.

[19] Yaşar Akbıyık, “Millî Mücadele’de Güney Cephesi”, Türkler, C. XV, Ankara, 2002, s. 816.

[20] Keskin ve Arkadaşları, A.g.e., s. 116.

[21] Akbıyık, A.g.m., Türkler, C. XV, s. 816-817.

[22] Ahmet Hulki Saral, Türk İstiklâ Harbi, Güney Cephesi, C. IV, Ankara, 1966, s. 47.

[23] Cenani Gürbüz, Millî Mücadele’de Develi ve Ermeniler, Ankara, 1996, s. 69.

[24] Saral, A.g.e., C. IV, s. 47.

[25] Mehmet Özdemir, Millî Mücadele’de Develi, Kayseri, 1973, s. 43.

[26] Gürbüz, A.g.e., s. 125.

[27] Süleyman Hatipoğlu, Fransa’nın Çukurova’yı İşgali ve Pozantı Kongresi, Ankara, 1997, s. 75.

[28] Mustafa Onar, Saimbeyli, Adana, 1989, s. 45.

[29] Özdemir, A.g.e., s. 16.

[30] Osman Tufan, General Osman Tufan Paşa’nın Kurtuluş Savaşı Hâtıraları, İstanbul, 1998, s. 18.

[31] Tufan, A.g.e., s. 24-25.

[32] Özdemir, A.g.e., s. 102.

[33]Hidayet Esen, Millî Mücadele’de Yahyalı ve Ermeniler, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Niğde, 2003, s. 58.

[34] Gürbüz, A.g.e., s. 105.

[35] Onar, A.g.e., s. 124; Tufan, A.g.e., s. 25.

[36] Gürbüz, A.g.e., s. 105.

[37] Ahmet Cevdet Çamurdan, Kurtuluş Savaşında Doğu Kilikya Olayları, Adana, 1969, s. 404.

[38] Gürbüz, A.g.e., s. 107; Esen, A.g.e., s. 66.

[39] Esen, A.g.e., s. 67.

[40] Medeniyetler Şehri Kozan, Adana Valiliği, 2002, s. 39.

[41] Esen, A.g.e., s. 68.

[42] Esen, A.g.e., s. 69.

[43] Ali Saip Ursavaş, Çukurova Acıklı Olayları ve Urfa’nın Kurtuluş Savaşları, Şanlıurfa, 1984, s. 35.

[44] Gürbüz, A.g.e., s. 126; Özdemir, A.g.e., s. 127.

[45] Onar, A.g.e., s. 181.

[46] Onar, A.g.e., s. 198.

[47] Özdemir, A.g.e., s. 137.

[48] Zübeyir Kars, Millî Mücadelede Kayseri, Ankara, 1993, s. 89-90.

[49] Kars, A.g.e., s. 90-91; Tufan, A.g.e., s. 105; Özdemir, A.g.e., s. 163.

[50] Akbıyık, A.g.m., Türkler, C. XV, s. 817.

[51] Ahmet Z. Özdemir, Öyküleriyle Ağıtlar, C. I, Ankara, 2002, s. 142-144.

Bir önceki yazımız olan Yunus Emre Karamanlı mı?Yoksa Eskişehirli mi(Sarıköy)? başlıklı makalemizde eskişehir, karaman ve sarıköy hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kişisel web sitesi Kişisel web sitesi
daha