«

»

Oca 08 2013

İMAM-I NEVEVİ (631-676) KİMDİR…?


Şafii âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Yahya bin Şeref, lakabı Muhyiddin, künyesi Ebû Zekeriyya’dır. 1233 (H.631) senesinin Muharrem ayında, Şam’ın güneyindeki Nevâ kasabasında doğdu. Doğduğu yere nispetle Nevevi denmiştir. 1277 (H.676) yılının Receb ayında vefat etti.

Muhyiddin Ebû Zekeriyya Yahya’yı, babası küçük yaşta Kur’an-ı kerim öğrenmesi için mektebe gönderdi. Kısa zamanda Kur’an-ı kerimi ezberledi.

Zamanının âlimlerinden çeşitli ilimleri tahsil etti. On dokuz yaşına gelince, babası, tahsil için, Şam’daki Revâhiyye Medresesine götürdü. Önce tıp okudu, sonra tamamiyle din ilimleri üzerinde çalıştı. Şafii mezhebinin temel kitaplarından olan Et-Tenbih ile Mühezzeb’in dörtte birini, dört buçuk ayda ezberledi. Kemâleddin Sellâr Erbili, İzzeddin Ömer Erbili, Kemâleddin İshâk bin Ahmed hazretlerinin derslerine devam etti ve fıkıh ilmini öğrendi. İzzeddin Ömer Erbili’ye çok hizmet etti. Her gün hocalarından on iki ayrı ilim okurdu. Zamanla, usûl, nahiv, lügat ve benzeri ilimlerin inceliklerine vakıf oldu. Hâfız Zeyn Hâlid Nablüsi, Radi bin Bürkân, İbni Abdüddâim, Ebi Muhammed İsmâil bin Ebi Yüsr ve birçok âlimden hadis ilmini öğrendi. Kısa zamanda, ilimde devrinin en büyük âlimlerinden oldu ve insanlığın saadeti için pek çok kitap yazdı. Şafii mezhebinin esaslarını kitaplarında bildirdi. Kendisinden; Şeyh el-Mizzi, Ebul-Hasan Attar ve pek çok âlim ilim tahsil ettiler.

İki kere hacca gitti. 1266 senesinde, Dâr-i Hadis-i Eşrefiyyede ders verdi. Vefatına kadar, bu vazifesinin karşılığında hiç para almadı. Mübarek sakalında birkaç beyaz kıl vardı. Kendisindeki sekine ve vakar hâli herkes tarafından görünürdü.

İmam-ı Nevevi hazretleri ömrünün sonlarına doğru, üzerindeki emanetleri sahiplerine verip, borçlarını ödedi. Kitaplarını kütüphaneye verdi. Nevâ’da, doğduğu evde günlerce hasta yattıktan sonra vefat etti. Türbesi ziyaret edilmekte, aşıkları mübarek ruhundan feyz almaktadır.

İmam-ı Nevevi hazretleri, geçinmede kanaat üzere olup, nefsi ve dünyevi arzu ve isteklerden geçmişti. Allahü teâlâdan çok korkardı. Doğru konuşur, yerinde söyler, gecelerini ibadet ve taatle geçirirdi. İlim tahsilinde gayretli olup, salih ameller yapmakta sabrı çoktu. Şam halkının yediği şeylerden yemez, memleketinden, anne-babasının yanından getirdiği, tam helal olduğunu bildiği şeyleri yemekle kanaat ederdi. Yirmi dört saatte bir defa, yatsıdan sonra yemek yerdi. Yine günde bir defa, sahur vaktinde su içerdi. O diyarın âdeti olan kar suyu içme âdetini yapmazdı. Bekar idi. Hiç evlenmedi. Geceleri uyumaz, ibadet eder ve kitap yazardı. Devlet reislerine, valilere ve diğerlerine emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunurdu. Allahü teâlânın emirlerini bildirir, yasaklarından sakınmak lazım olduğunu anlatırdı. Bu işte hiç müdahene etmez ve gevşeklik göstermezdi.

İmam-ı Nevevi hazretlerinin, Kütüb-i Sitte’de geçen hadislerden topladığı Riyâd-üs-Salihin isimli eseri meşhurdur.

Buyurdu ki:
İnsanlar Allahü teâlâya kulluk, ibadet etmek için yaratılmıştır. İnsanlar saadete kavuşmak için yaratılış gayelerine dikkat etmeli ve dünyaya düşkün olmaktan kaçınmalıdır. Dünya nimetleri geçicidir. Dünya ebedi kalınacak bir yer değildir. Ahirette saadete kavuşmak için bir binek gibidir. Sevinç yeri değil, ayrılık yeridir. Akıllı kimseler bu fani dünyaya düşkün olmayıp kulluk vazifesini hakkıyla yapanlardır.
Gecenin on iki kısmından bir kısmını (bir saat kadar) ihya etmek, bütün geceyi ihya etmek olur. Yaz ve kış geceleri için hep böyledir.

ESERLERİ
42 yi aşan eser bırakmıştır. Başlıcaları şunlardır:

1 -(Riyâzü’s-sâlihîn min Kelâmi Seyyidi’l-Mürselin). Bu kıymetli eseri Sahîh-i Buhârî, Müslim, Sünen-i Tirmîzî,
Sünen-i Ebî Dâvud, Sünen-i Nesâî ve İmâm Mâlik’in Muvatta’ı gibi ana kaynaklardan derleyip 656 bölüm üzerine tertip ve 670 senesi Ramazân-ı şerîfinin 14. pazartesi günü tamamlamıştır. Müellif, eserin önsözünde kitabın mâhiyeti hakkında yeterli derecede bilgi vermiştir. Bu eser, Mekke’de ve Mısır’da basılmıştır. Tanınmış hadis ve tefsir âlimlerinden Muhammed Alân es-Sıddîkî tarafından ( Delîlü’l-fâlihîn li turukı Riyâzi’s-Sâlihîn ) adlı sekiz ciltlik mükemmel bir şerh yazmış, 1928′de Mısır’da basılmıştır.

2 – Erbaînü’n-Nevevî: İslâm dîninin usul ve kâidelerine âit hadisleri kapsamaktadır. İslâm âlimleri bu esere lâyık olduğu önemi vermişler, birçok şerhler yazmışlardır. Nevevî’nin kırk hadîsi üzerine İbn-i Dakikı’l-İyd’in ve bizzat Nevevî’nin kendisinin de birer şerhi vardır ve her ikisi de Mısır’da basılmıştır. Metin, Şerkâvî’nin şerhiyle birlikte Mısır’da basılmıştır: Sa`dü’d-dîn Taftâzânî’nin ve Mişkâtü’l-Mesâbih şârihi Aliyyü’l-Kârî’nin, Şerkâvî’nin Arapça şerhleri meşhur ve basılmıştır. (Nûreddin İycî, Sırâcü’t-Tâlibîn ve Minhâcü’lÂbidîn) adli Farsça bir şerhini yazmıştır. Rûhü’l-beyan sahibi Bursalı İsmâil Hakkı merhûmun da Türkçe basılmış bir şerhi vardır. Bu metin, Tecrîd-i Sarih tercümanlarından merhum “Ahmed Naîm Bey”
hocamız tarafından da gayet güzel bir üslûp ile dilimize çevrilmiştir.

3 – El-Minhâc: Hadisten Sahîh-i Müslim’in çok mühim bir şerhi olup beş cilt üzerine Mısır’da yayınlandığı gibi Buhârî şerhi Kastalânî’nin kenarında da basılmıştır.

4 – Sahîh-i Buhârî’ye de kısmen bir şerh yazmıştır.

5 – Et-Takrîb ve’t-teysîr li ma’rifeti Süneni’l-beşîr en-nezîr: Usûl-i hadîse dâir olup İbn-i Salâh’ın Ulûmu’l-hadîs nâmındaki
kitabından özetlediği (El-İrşad) adlı eserini telhis etmiştir. Celâleddin Süyûtî’nin Tedrîbu’r-râvî fî takrîbi’n-Nevevî adlı şerhi vardır. Bir cüzü Fransızca tercümesiyle birlikte 1902 tarihinde Pâris’te basılmıştır. Burhânettin Çelebi (851), Hâfız Zeyneddin Irâkî (806), Şemsettin Simâvî (902) gibi tanınmış âlimlerin şerhleri vardır.

6 – Tehzîbü’l-Esmâ’ ve’l-lûgât: Hadis ricâlinin isimlerini açıklayan ve alfabe sırasiyle tertiplenen bu eser, müellifin meşhur
ve faydalı eserlerindendir. Şeyh Abdu’r-Rahman Bestâmî (El-Kavâidü’s-Seniyye) unvânı ile bu kitabı telhis etmiştir. Süyûtî merhumun bir Muhtasarı vardır. Profesör Wüstenfeld tarafindan yedi cüz üzerine Londra’da basılmıştır. Tehzîbü’l-Esmâ’ Mısır’da da basılmıştır.

7 – El-İrşad: Bu eser de hadis ilmine dâirdir.

8 – Hilyetu’l-Ebrâr ve şiârü’l-Ahyar fî Telhîsi’d-Deavâti ve’l-Ezkâr) : Ezkâr-i Nevevî adıyla bilinen bu eserde, 356 bölüm
bulunmaktadır. 1306 da Mısır’da basılmıştır. Şeyh Muhammed Mekkî El-Fütûhâtü’r-Rabbâniyye ale’l-ezkâri’n-Neveviyye adlı bir şerh yazmıştır. Basılmıştır, Selâhaddin Süyûtî de Ezkârü’l-Ezkâr nâmı altında telhis etmiştir. Şahâbeddin Remlî’nin Muhtasarü’l-ezkâr’ı vardır.

9 – Et-Tibyân fî âdâbı Hameleti’l-Kur’an: Müellif bu eseri Muhtârü’l-beyan nâmiyle de kısaltmıştır. Mısır’da iki defa basıl-
mıştır. Şeyh Muhammed İbnü’l-İycî tarafından (Hadîkatü’l-beyan) adı ile Fransızcaya tercüme edilmiştir.

10 – Mekâsidü’n-Nevevî: Tevhit, ibâdet ve tasavvufa dâir olan bu eser, 1324′de Beyrut’ta ve Mısır’da basılmıştır.

11 – Minhâcü’t-tâlibîn ve umdetü’I-müttakîn: En muteber Şafiî kitaplarından olan Minhâc, meşhur Şâfiî fakihlerinden Abdül-
kerim Rafii’nin, Şafiî fıkhına dâir yazılan (EI-Muharrer) adli meşhur ve mûteber eserin özetidir. Nevevî, bu eseri tenkih ve zayıf kavilleri kaldırdıktan sonra birçok ilâveler de yapmıştır. Çeşitli defa Mısır’da basıldığı gibi Fransızca tercümesiyle birlikte Profe sör Fon Denberç tarafından Leiden’de basılmıştır. Şâfiî fakihleri bu esere de lâyık olduğu ehemmiyeti vermişler, birçok şerhler yazmışlardır. Keşfü’z-zünûn müellifi otuzdan fazla şerh kaydediyor. Minhâc’-ın meşhur iki şerhi vardır. Biri Remlî’nin, diğeri İbn-i Hacer Heytemî’nindir. Remlî’nin şerhi Mısır’da, Heytemî’nin şerhi doğu ve güney doğu Anadolu ve civârında meşhurdur. Şeyh Zekeriyyâ el-Ensârî, bu eseri Menheç ismindeki eseri ile hem kısaltmış ve hem de şerh etmiştir. Minhâcü’t-tâlibîn. kenarında Zekeriyyâ el-Ensârî’nin Menhecü’t-tullâb’ı ile birlikte Mısır’da, Mekke’de basılmıştır.
 
Hatip Şirbînî’nin Minhac şerhi metin ile birlikte dört cilt üzerine ve Celâleddin Mahallî’nin Minhac şerhi de iki cilt üzerine Mısır’da basılmıştır.

12 – Ravzatu’t-tâlibîn ve umdetü’l-müttakîn: Şafiî fıkhına dâir El-Vecîz’in en büyük şerhi olan Abdülkerim Râfiî’nin Fethü’l-azîz adlı eserinden tenkih edilmiştir. Ravza, Şâfiî mezhebinde i`timada şâyân kaynak eserlerdendir. İbnü’l-Mâzi Yemenî Ravzatü’t-tâlib_în ünvânı altında özetlemiştir. Şeyh Bürhâneddin tarafından da telhis edilmiş ve Şâfiî ulemâsından birçokları şerhler yazmışlardır. Celâleddin Süyûtî Ravza’yı, şiir diline çevirip Felâh adını vermiştir. Ravza’yı en iyi özetleyen Şemseddin Kalyubî (849)’dir.

13 – Tashîhü’t-tenbîh: Şâfiî fıkhına dâirdir. Şeyh Ebû Şîrâzî (476)’nin Şâfiîler arasında elde dolaşan meşhur ve mûteber beş kitabından biri olan Et-Tenbîh’in şerhidir. Tenbîh’in kenarında 1329′da Mısır’da basılmıştır. Et-Tenbîh, Lâtince tercümesi ile birlikte Leiden’de yayınlanmıştır.

14 – El-izâhu fi’l-menâsik: Özetlenmiş bir eserdir. Delilleri kaldırarak İbnü’s-Salâh Şehrezûrî’nin kitabını telhis etmiştir. Basılmıştır. Nûreddin Aliyyü’s-Sühreverdî’nin bir şerhi vardır.

15 – El-Mecmû’: El-Mühezzeb’in şerhidir. Dokuz cilttir. Takıyyüddîn Sübkî’nin Tekmile’si ve Râfiî’nin Şerh-i kebîr’i ve İbn-i Hacer-i Askalânî’nin (Et-Telhîsü’l-habîr fî tahrîci ahâdîsi’r-Râfüyyi’l-kebir) ile birlikte 12 cilt üzerine Mısır’da basılmıştır.

16 – Tabakât-ı fukahâ: Te’liflerinin hepsi de çok değerli olup Nevevî merhumun ilminin faziletine şahitlik etmektedir.
Mevlâ makâmını cennet etsin!.

 Tahsili.

Nevevî babasına yardım ederek ve fırsat buldukça çevresindeki âlimlerden temel İslâmî bilgileri öğrenerek on sekiz yaşına kadar memleketinde kaldı. 649 (1251) yılında babası onu Dımaşk’a getirerek Revâhiyye medresesine yerleştirdi. Medresede talebeye günde sadece bir ekmek veriliyordu. Nevevî bu mütevâzi şartlar altında tanınmış âlimlerden okumaya başladı. Ebû İshâk eş-Şîrâzî’nin (ö. 476/1083) Şâfiî fıkhına dair iki mûteber eserinden (büyük boy 166 sayfa tutan) et-Tenbîh’i dört ayda el-Mühezzeb’in ibâdât bölümünün dörtte birini de (bu kısım büyük boy 257 sayfa tutmaktadır) o yılın geri kalan sekiz ayı içinde ezberledi. Nevevî aşağıda anlatılacağı üzere daha sonraları bu iki eseri şerhetmiştir.

İki yıl sonra babasıyla birlikte hacca gitti. Yolda hastalandı ve Mekke’ye varıncaya kadar sıtmadan kıvrandı. Fakat sesini çıkarıp da hâlinden şikâyet etmedi. Medîne-i Münevvere’de bir buçuk ay kalarak oradaki âlimlerin derslerine katıldı.

Kendisinde ilme karşı öyle bir iştiyâk vardı ki bizzat söylediğine göre iki yıl boyunca yere uzanıp yatmadı. Uykusu gelince kitaplarına yaslanarak biraz uyuklardı. Onun ilme olan düşkünlüğü darb-ı mesel hâline geldi. Hocalarına gidip gelirken bile okuduklarını tekrar ederdi. Yıllar sonra yazacağı eserlerde belirttiği gibi ona göre “İlimle uğraşmak Allah rızâsını kazanmak için tutulan en iyi yol ve en üstün ibadetti. İlim tahsili nâfile oruç namaz ve zikirden daha faziletliydi.”

Hergün on iki hocadan lugat sarf nahiv fıkıh hadis kelâm gibi sâhalarda on iki çeşit ders alıyordu. Hadis ilmine dair okuduğu eserler bu konuda bir fikir verebilir:

Kütüb-i Sitte’yi hocalarına bizzat okuduktan başka Mâlik’in Muvatta’ını İmâm Şâfiî’nin Ahmed İbni Hanbel’in Osman İbni Saîd ed-Dârimî’nin Ebû Avâne el-İsferâyînî ve Ebû Ya`lâ’nın Müsned’lerini Dârekutnî ve Beyhakî’nin es-Sünen’lerini Begavî’nin Şerhu’s-Sünne’si ile Humeydî’nin el-Cem beyne’s-Sahîhayn’ini ve Hatîb el-Bağdâdî’nin el-Câmi` li ahlâkı’r-râvî ve âdâbi’s-sâmi`ini de okudu. Devamlı çalışması sebebiyle on yıl gibi bir zamanda parmakla gösterilen bir ilim adamı oldu. 660 yılından itibaren de eser vermeye başladı. Nevevî’nin ilk eserini 655 yılında yazdığı da söylenmektedir.

 Hocaları.

“Bir kimsenin hocaları onun dinde babalarıdır. Allah ile irtibatını sağlayan vâsıtalardır” diyen Nevevî en çok fıkıh ve hadis sahalarındaki âlimlerden faydalandı.

Hadis ilmindeki hocaları hadisle ilgili önemli bilgileri öğrendiği ve birçok hadis kitabını kendisinden dinlediği Ziyâ İbni Temmâm el-Hanefî Sahîh-i Müslim’i okuduğu Ebû İshâk İbrâhim İbni Ömer el-Vâsıtî (ö. 662/1263-64) on yıl boyunca daha çok Buhârî ve Müslim hadislerinin şerhi konusunda faydalandığı ve o devirde bir benzerini görmediğini söylediği İbrâhim İbni Îsâ el-Murâdî el-Endelüsî (ö. 668/1269) ve en büyük hocası olduğu söylenen Ebü’l-Ferec Abdurrahman İbni Muhammed İbni Ahmed el-Makdisî (ö. 682/1283) gibi muhaddislerdir.

Fıkıh ilmindeki hocaları arasında kendisinden en çok faydalandığı ve ilk hocam dediği zühd ve takvâ sahibi mükemmel insan İshâk İbni Ahmed el-Mağribî (ö. 650/1252) o devirde Şâfiî fıkhını en iyi bilen Dımaşk müftüsü Ebû Muhammed Abdurrahman İbni Nûh İbni Muhammed el-Makdisî (ö. 654/1256) Şâfiî fıkhının en önde gelen âlimlerinden Ebü’l-Hasan Sellâr İbni Hasan el-İrbîlî (ö. 670/1271-72) ve fıkıh usûlü okuduğu kâdî Ebü’l-Feth Ömer İbni Bündâr et-Tiflîsî (ö. 672/1273-74) gibi fakihler vardır.

Nahiv ilmi tahsil ettiği âlimler arasında nahivcilerin imâmı İbni Mâlik et-Tâî’nin (ö. 672/1274) adı zikredilebilir.

 Talebeleri.

Nevevî’ye pek çok âlim talebelik etmiştir. Bunların en meşhuru İbnü’l-Attâr Alâeddin Ebü’l-Hasan Ali İbni İbrâhim ed-Dımaşkî’dir. Bu âlim Nevevî’nin ömrünün son altı yılında ondan hiç ayrılmadığı devamlı hizmetinde bulunduğu için kendisine “Muhtasaru’n-Nevevî” lakabı verilmiştir. İbnü’l-Attâr aşağıda belirtileceği üzere Nevevî’nin hayatını kaleme almış ve yazdığı tercüme-i hâli hocasına kontrol ve tashih ettirmiştir. Hadis usûlüne dair Garâmî sahîh adlı manzûmenin müellifi İbni Ferah el-İşbîlî (ö. 699/1300); el-Menhelü’r-revî adlı usûl-i hadis kitabının müellifi Mısır ve Şam kadısı Bedreddin İbni Cemâ`a (ö. 733/1333) Şâfiî âlimlerinden kâdî Ziyâüddin Ali İbni Selîm el-Ezrü`î (ö. 731/1330-31) Tehzîbü’l-Kemâl müellifi Yûsuf İbni Abdurrahman el-Mizzî (ö. 742/1341) kâdılkudât Şemseddin İbnü’n-Nakîb Muhammed İbni İbrâhim (ö. 745/1345) ve muhaddis târihçi İbni Kesîr’in babası Ebû Hafs Ömer İbni Kesîr gibi önemli şahsiyetler ona talebelik etmiştir. Bunlardan başka bazı âlimler de Nevevî’den icâzet yoluyla rivayette bulunmuşlardır.

 İlmi.

Muhtelif devirlerde hadis ilmini yeniden canlandıran âlimler gelmiştir. Nevevî’nin yaşadığı yüzyılda İbnü’s-Salâh ile Nevevî bir sonraki asırda Zehebî müteâkip asırda İbni Hacer el-Askalânî gibi âlimler hadis ilmine büyük hizmet etmişlerdir. Zehebî’nin “hadis âlimlerinin efendisi” diye andığı Nevevî bir hadis hâfızı aynı zamanda hadis ilimlerinde tanınmış bir otoriteydi. Sahîh hadisleri olduğu kadar zayıf ve uydurma rivayetleri râvilerin hâllerini bilirdi. Hadislerde geçen garîb kelimeleri anlamada ve hadislerden fıkhî hüküm elde etmede pek mâhirdi.

Şâfiî fıkhında devrinin en büyük âlimi o idi. Bu mezhebin esaslarını usûl ve fürûunu bir meseleye dâir sahâbe ve tâbiîn âlimlerinin neler söylediklerini hangi noktada birleşip hangi noktada birbirinden ayrıldıklarını ezbere bilirdi. Birgün İmâm Gazzâlî’nin el-Vasît’inden yapılan bir nakil hakkında kendisiyle münakaşa ettiler. Halbuki Nevevî münakaşa etmekten hiç hoşlanmadığı gibi münakaşa edenleri de sevmezdi. Şöyle dedi:

“Benimle el-Vasît hakkında münakaşa ediyorlar. Ben o eseri dört yüz defa okudum.”

Tahsil için geldiği Dımaşk’ta kendisinden ilk faydalandığı hocası Şam müftüsü Firkâh ile aralarında daha sonraki yıllarda ganimetlerin taksimi konusunda görüş ayrılığı çıktı. Hocalarına aşırı derecede saygı duymakla beraber onların Şâfiî mezhebine veya sünnetin açık hükmüne aykırı görüşleri karşısında hiç mütevâzi davranmayan Nevevî devrin şartlarını dikkate alarak fetvâ veren hocasını tasvip etmedi; bu sebeple araları açıldı.

Mezhepte imâmı olan eş-Şâfi`î’nin “Helâl ve haram bilgisinden sonra en değerli ilim tıb ilmidir” demesi sebebiyle olmalı ki öğrencilik yıllarında bir ara tıp tahsil etmek istedi. Bu sebeple İbni Sînâ’nın el-Kânûn adlı eserini satın aldı. Fakat o günden itibaren pek bunalıp sıkılmaya başladı. Sonunda bu hâlin kendisine tıpla uğraşmaktan geldiğini anlayarak el-Kânûn’u sattı ve odasında tıpla ilgili ne varsa elinden çıkarmak suretiyle rahatladı.

Nevevî muhtelif medreselerde hocalık yaptı. 665 (1267) yılında Ebû Şâme el-Makdisî’nin vefatıyla boşalan Suriye’nin en tanınmış öğretim müessesesi olan Eşrefiyye Dârülhadisi şeyhliğine getirildi. Vefâtına kadar on bir sene müddetle bu görevi devam ettirdi.

 Görünüşü ve Yaşayışı.

Nevevî orta boylu kara yağız bir kimseydi. Bir kaç teli ağarmış sık ve siyah sakalı heybetli görünüşüne ayrı bir ağırlık verirdi. Ciddi yüzünde tebessüm az görülürdü. Kılığı kıyafeti devrinin âlimlerinin özel giyim kuşamına hiç benzemezdi. Sırtındaki kaba dokunmuş pamuk elbise ve başındaki küçük sarığıyla onu gören Dımaşk’ı gezmeye gelmiş Nevâlı bir köylü zannederdi.

Ömrünü ilme nikâhlayan Nevevî hiç evlenmedi. Belki evliliğin kendisini meşgul edeceği belki de kendisine muhtelif sorumluluklar yükleyeceği kanaatıyla evlenmeyi hiç düşünmedi.

Âhirete duyduğu özlem sebebiyle dünya zevklerine yiyip içmeye giyinip kuşanmaya kısaca söylemek gerekirse rahat yaşamaya değer vermezdi. Günde bir defa geceleyin sadece bir çeşit yemek yerdi. Sofrasında iki çeşit yiyecek nâdiren bulunurdu. Eti köyüne gideceği zamanlar yerdi. Sadece seher vakti su içerdi. Karla soğutulmuş suyu içmez; rutubeti uyku getirir diye salatalık bile yemezdi. Kebap ve tatlıya zâlimlerin yiyeceği diye iltifat etmezdi. Talebeliğinden itibaren kazandığı az uyuma alışkanlığını fânî ömrü yeterince değerlendirebilmek için hayatı boyunca uyguladı.

Onun hayatını yazanların hemen hepsinin belirttiğine göre Dımaşk’ta yetişen meyvaları yemezdi. Bunun sebebini soran talebesi İbnü’l-Attâr’a Dımaşk’ta pek çok vakıf arazi bulunduğunu bunların titizlikle idare edilmediğini ortaklığın meşrû bir şekilde yapılmadığını dolayısıyla bu meyvalara haram karıştığını söyledi. Babasının getirdiği yiyeceklerle geçimini sağlar sadece onun getirdiği incirleri yerdi. Bütün bu hâller onun iradesinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir.

En büyük ibadetin samimi bir niyetle helâl ve haramları öğrenmek olduğunu söyleyen Nevevî hayatı boyunca kimseden bir kuruş almadı. Görev yaptığı medreselerden kendisine verilen aylıkla kitap alır sonra da bunları o medreseye vakfederdi. Eşrefiyye dârülhadisinden hiç maaş almadı. Onun bu hâli hak mefhumuna ne büyük önem verdiğini göstermektedir. Nevevî’yi yakından tanıyan bazı âlimler onun bir sahâbî gibi bazıları ise bir tâbiî gibi yaşadığını söylemişlerdir.

İlimle bu kadar çok meşgul olmasına rağmen ibadete Kur’an okumaya ve Allah Teâlâ’yı zikretmeye geniş zaman ayırırdı. Bir gece sabaha doğru Dımaşk Câmii’nde bir direğe yönelmiş karanlıkta namaz kılıyordu. Allah Teâlâ’nın zâlimler ile onların arkadaşı olan günahkârları cehenneme götürmeleri için meleklere verdiği “Onları tutuklayın; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir” [Sâffât sûresi (37) 24] emrini hesâba çekilen kendisiymiş gibi derin bir hüzün ve huşû içinde dakikalarca tekrarlayıp durmuştu.

Nevevî’yi yakından tanıyan bazı âlimler onun kerâmetlerinden sözederler.

İmam Nevevi’nin Mücadelesi

İmam Nevevi; İslâm tarihinde en önde gelen fıkıh âlimlerindendir. Tüm İslâm tarihi boyunca İslâm âlimlerinden en bilgili on âlim zikredilecek olsa İmam Nevevi bu seçkin on fukahanın içerisinde yer alır. Sahih-i Müslim’i şerh etmiştir. Ayrıca “el-Mecmu’ufı’l-fıkh” isimli bir eseri de vardır. İbn Kesir, Nevevi’nin bu kitabı hakkında “benzeri bir kitap telif olunmamıştır”
diyerek bahsetmektedir.

Gerçekten İmam Nevevi’nin kitaplarını okurken susuzluğunu giderdiğini hissedersin. Manaların derinliğine ve cazibesine hayran kalırsın. Ayrıca İmam Nevevi çok zâhid, abid olan hayatı boyunca emr-i bil maruf nehy-i anil münkeri terk etmeyen, hakkı haykıran ve zalim sultanların zulümlerinden ve kuvvetlerinden korkmayan bir âlimdir. Bir gün yazı yazarken çırası söner ve eli bir ampul gibi parlar ve elinin ışığıyla yazısına devam eder. Şam ve Mısır emiri Zahir Baybars ile ihtilaf eder. Baybars: Tatarlar 658 H. yılında Filistin’e kadar geldiklerinde ve Şam’a saldırıya hazırlandıklarında, onlarla savaşmak üzere ordu teçhiz etmek için, halkın malını almasının caiz olacağına dair âlimlerden fetva taleb eder.

İmam Nevevi’nin dışında, tüm âlimler fetva verirler. İmam Nevevi ise “Hayır, sana fetva vermiyorum” der. Baybars ise: “Neden fetva vermiyorsun? Biz Tatarlara karşı cihad için silah alacağız. Tatarların zulmüyle ümmet ve din zayi olmaktadır” der. İmam Nevevi’de: “Sen buraya geldiğinde bir köleydin ve hiçbir şeye sahip değildin. Ben şu anda senin yanında birçok bağların, bahçelerin, köle ve cariyelerin, altın ve gümüşlerin olduğunu görüyorum. Bunları cihad için sattığın zaman ancak, bana karşı haklı olursun ve ben de sana cihadda kullanmak üzere halkın malını almana, o zaman fetva veririm.” Bu cevabı işiten Baybars, İmam Nevevi’yi Şam’dan sürgün eder. Sürgün edilen Nevevi kendi köyü olan Neva köyüne gider ve oraya yerleşir.

Bunun üzerine âlimler Zahir Baybars’a gelerek: “Şam uleması Muhyiddin en-Nevevi’ye muhtaçtır” derler. Baybars’ta, âlimlere: “Onu geri getirin” der. Buna cevaben İmam Nevevi: “Allah’a yemin ederim ki Zahir Baybars orada bulunduğu sürece Şam’a girmeyeceğim” der. Ve yüce Allah onun yeminini boşa çıkartmaz. Bir ay sonra Zahir Baybars vefat eder. İmam Nevevi Şam’a döner. İşte İmam Nevevi âlim, zahid, fakih ve muhaddis… Kitaplarındaki berekete bakın! Riyazu’s-Salihin’e, Kırk hadise ve Kitabu’l-Ezkar’ma bakın! Kitaplarında bereket ve feyz hissedilmektedir. İmam Nevevi’nin kitaplarının yayılması gibi, telif olunmuş hiçbir kitap yayılmamıştır.

Medine İslâm Üniversitesi’nde, İmam Nevevi Şerhi ve Sahihi Müslim, öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılır. Bir defasında küçük bir öğrenci grubu 18 ciltlik İmam Nevevi’nin Sahihi Müslim Şerhini tekrar yetkililere iade ediyor ve “Biz Nevevi’nin kitaplarını istemiyoruz” Neden? Çünkü onun akidesinde bozukluk var! İmam Nevevi’ye dil uzatmaya cesaret edebilmek, akidesinde bozukluk var, -Allahu Ekber! Daha dün yumurtadan çıktın, bugün elini olgunlaşmamış üzüm salkımına uzatıyor- onun kitaplarını istemiyoruz diyebilmek..! Eğer Nevevi böyle olursa İbn Hacer el-As-kalani de böyle olur. Filan te’vilcidir, falan Eşari’dir vs. gibi ifadelerden sonra ulemadan geriye kim kalır? İslâm ümmetinin âlimlerinden hiç kimse kalmaz. Sen gelir bu fakih âlimlerin bizler için yaptıkları büyük surları yıkmaya çalışır; üzerine bir çizgi çeker veya tek bir kelimeyle hepsini hiçe sayarsan geriye ne kalır? Bütün ümmet bunların sözlerini kabul edip kendilerine saygı gösterirken, senin bu şazz ve tutarsız durumun neyi ifade eder?

Tüm İslâm ümmeti İmam Nevevi ile İbn Hacer’in ilminde ve takvasında ittifak eylemiştir. İbn Hacer, hadis ilminde emiril mü’minin mertebesindedir. Henüz daha abdest almasını doğru dürüst bilmez, sabah namazını kuşluk vakti kılar ve İmam Nevevi’ye ya da Seyyid Kutub’a dil uzatmaya cüret eder. Şu kâfirdir ya da bu kâfirdir diye tekfirde bulunur.
Sevdiğim ve güvendiğim bir kardeşim bana şunu anlattı: Müslüman bir genç, cihad için yanına gelir. O da cihad için gelen, tanıyıp sevdiği bu Müslümanı evinde ağırlar. Yedirir, içirir ve yatağında yatırır. Daha sonra da havaalanında onu yolcu etmeye gider. O Müslüman misafirde kendisini ağırlayanın oğluna; “Allah için babana buğzediyorum. Çünkü baban, Müslüman Kardeşler cemaatindendir” der. İşte, iyiliğin karşılığı!

Allah’ın yolundan engelleyip de iyi niyetinden yaptığının farkında olmayanlardan bir ikincisi de işte budur! “Amellerinin kötülüğü onlara (şeytan tarafından) cazib gösterilmiştir.” (Tevbe, 37) Ey kalpleri evirip çeviren, kalbimizi dinin üzerine sabit kıl.
Ey Cebrail’in, Mikail’in ve İsrafil’in Rabbi olan Allah’ım, göklerin ve yerin yaratıcısı, gaybın ve hazırın âlimi! İhtilaf ettikleri şeylerde kulların arasında hükmedecek Sensin, hakta ihtilaf edilen şeylerde izninle bizleri hakka ve doğruluğa ulaştır. Şüphesiz Sen dilediğini sıratı müstakime ulaştırırsın.

Bir önceki yazımız olan BEKİR SITKI ERDOĞAN’IN HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ başlıklı makalemizde bekir, edebiyat ve erdoğan hakkında bilgiler verilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu HTML etiket ve tanımlayıcılarını kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Kişisel web sitesi Kişisel web sitesi
daha