GULCA KATLİAMI

flag_of_east_turkestan_by_supersayenz_redone2_by_supersayenz-d700kr6GULCA KATLİAMI

Soğuk bir kış gecesiydi.Azatlık adına ne varsa Atayurdun bünyesinde doğada yankılanmaktaydı.Belli ki gece tüm kutluluğu ile her yana Hakkı fısıldıyor ve haklılığı haykırıyordu. Karla karışık yağan yağmur gecenin soğukluğunun zıddına yüreği manevi ateş ile kaplı insanların sıcaklığını bırakın soğutmayı, azaltmaya bile yetmiyordu. Kazakistan sınırındaki Doğu Türkistan’da İliderya vadisinde kurulu Gülca’daki Müslüman Türkler tarafından o an için her şey yolunda gidiyordu.Müslümanların yaşadığı her Türk beldesinde olduğu gibi, Orta Asya Türk Cumhuriyetlerine açılan önemli ticaret merkezi konumundaki Gülca şehrinde de Müslüman Türkler için İslamiyet’in en önemli günlerinden biri eda edilmekteydi. Bir kandil gecesiydi ki, bu kandil apayrı bir önemi olan kandildi. Nitekim, bu gece Kuran-ı Kerim’in, indirilmeye başlandığı ‘Kadir Gecesi’ idi. Gülca’daki Müslüman Türkler, gecenin özelliğine yakışır bir şekilde hazırlıklar yapmaktaydılar.Bu hazırlık çabasında olan isimlerden biri de “Nur Ahmet Tigin” di. Nur Ahmet Tigin, abdestini almış yatsı namazını eda etmiş ve biraz dinlendikten sonra nafile namazlar kılmaya başlamış bu arada da yer yer Kuran-ı Kerim okumaya başlamıştı. Ama o gecenin daha sıra dışı geçmesi için çeşitli hazırlıklar yapıyor; komşularına oğluyla haber yolluyor, onlarla bir araya gelip, sohbet etmek için can atıyordu.

dogu-turkistan-cin-bayragi-795x400

Böylesine muhteşem geceyi soydaşlarıyla ve dindaşlarıyla geçirmek istiyordu.O ara ağabeyi Hasan, eşi ve çocuklarıyla içeri girdi. Nur Ahmet’in eşinin bayanların ibadet yapmak üzere toplandığı bir eve gittiğini öğrenince o da kızıyla oraya gitmek istedi. Nur Ahmet onları bayanların toplandığı eve götürmesi için oğlu Kasım’ı çağırdı.Kasım yengelerini alıp, annesinin bulunduğu eve doğru dışarıya çıktı.Hava oldukça soğuk ve yağışlıydı.Toplanılan eve yaklaşan Kasım evin olduğu caddede ilerlerken 4-5 el silah sesi duydu. Daha sonra yoluna devam eden Kasım, bayanların toplandığı evin önünde çin polisinin ve polis araçlarının olduğunu görünce yengesini ve amcasının kızını orada güvenli bir yerde bekletip, neler olduğunu öğrenmek üzere binanın önüne doğru ilerlemeye başladı.Araçların yanına gelmişti ki toplanılan evden zorla çıkarılan kadınların olduğunu gördü.Bunun üzerine hemen yengelerinin yanına dönüp, olanları babasına ve amcalarına anlatmaları için onları yolladı.Yeniden olay yerine dönen Kasım hiç biri suçu olmayan bayanların kiminin çığlıklar atıp polisle gitmemek için direndiğini kiminin de çaresiz hıçkırıklar içinde polis aracına bindirildiğini gördü.O ara çığlık atanlardan birinin polis aracına zorla bindirilmek istenen annesini olduğunu görünce bağıra çağıra hemen oraya doğru yönelen Kasım’ı bir polis engellemeye çalıştı ama Kasım o polisi aşıp annesinin bindirilmek üzere olduğu araca tam yakınlaşmıştı ki bir polis onu ayak darbeleriyle yere düşürdü. Kendisi gibi orada olan birkaç Uygur gencinin yardımına yetişmesi Kasım’ın çamurlar içinde tekmeler yemesine engel olamadı. Ağzı burnu kan içinde kalan Kasımla birlikte diğer gençlerde Çin polislerinden nasibini almıştı.O arada bütün bayanlar araçlara bindirilmiş ve polis merkezine götürülmeye başlanmıştı.Polisler kan içinde kalan Kasım ı ve çaresizlik içindeki diğer gençleri orada bırakıp ayrıldılar.

 BOfakmKCIAATTy7.jpg large

Bu arada tek tek Ahmet Tigin’in akrabaları ve arkadaşları olan bitenlerden habersiz, erkeklerin geceyi eda etmek için toplandığı bu eve gelmeye başlamıştı bile.Herkes birbirinin kandilini kutluyor ve birbirine ikramlarda bulunuyordu.Bulundukları ortamda bir bayram havası vardı. Manevi soluklu bu havadan etkilenen insanlar o an dışarıda neler olduğundan habersiz ibadetlerine başlamışlardı ki o ara kapı hızlıca çalınmaya başlandı.Merakla kapıya yönelen ev sahibi Nur Ahmet daha kapıyı açmadan gelenin oğlu Kasım olduğunu sanmıştı ama kapıyı açınca yanıldığını fark etti ve gelenlerin az önce Kasımla yolladığı yeğeni ve yengesi olduğunu görünce onların yüzündeki endişe belirtilerinden az da olsa tedirgin oldu.Bu arada hıçkırıklar içinde kalan eşinin sesini duyan Nurahmet’in ağabeyi de kapıya gelmiş ve telaşla eşine neler olduğunu sormuştu.Kadın anlatmaya başladıkça içeride namaz kılanların dışındaki herkes tek tek kapıya yönelmeye başladı.Bu arada hemen dışarı çıkmaya başladılar. Kadınların toplandığı binanın önüne geldiklerinde ortalık ana baba günü gibiydi. O ara Nurahmet, oğlu Kasım’ı yerde yarı baygın halde gördü etrafında birkaç genç onunla ilgileniyor yaralarını sarıyordu.Nurahmet oğlunun yanına yaklaştığında oğlu onların hemen polis merkezine gitmesini söyledi.Polislerin annesiyle birlikte bütün kadınları aldıklarını söylediğinde de gözlerinden inen yaşlara hakim olamayan babası Nur Ahmet’i gören Kasım hıçkırıklara boğuldu.Küçük kardeşi Ömercan’ı Kasımla ilgilenmesi için orada gençlerin yanında bırakan Nurahmet ağabeyi ile birlikte polis merkezine doğru yol almaya başladı ki bu ara büyük bir kalabalığın da kendileriyle gelmeye başladıklarını fark ettiler.Polis merkezi önüne geldiklerinde şehrin dört bir yanından insanların oraya akın ettiğine şahit oldular ki, hepsinin içinde öfke vardı. Nurahmet hemen kapıya yöneldi.Ancak olası bir ayaklanmaya karşı kapının kapatıldığını anlayınca kapıya vurmaya başladı.Bilinçsizce bağırmaya başlayan Nurahmet’i abisi biraz sakinleştirmeye çalıştı.Abisi aklından o kadar da kötü şeyler geçirmiyordu.Sonra bekleyişe koyuldular.bu arada Kasım’ı eve bırakan Ömercan da dönmüştü.Tam bu sırada içeriden otomatik silah sesleri geldi.Bunun üzerine nihayet kapı açıldı açılmasına ama o ara hengame koptu.Çünkü 3-4 Çin polisi bedeni kurşunla doldurulmuş iki tane Türk kadını kapıya bırakıp geri içeri dönmeye çalıştı ki o ara Ömercan ve beraberindeki on onbeş kişi o polislerin elindeki silahlara aldırmadan saldırmaya başladı.O ara içeriden otomatik silahlarla 4-5 Çin Polisi daha dışarıya çıkmayı başardı.Ne olduysa o an oldu. Orada toplanan silahsız insanlara yaylım ateşi açan bu polisler özellikle baş sırada bulunan Ömercan ve yanındakilerin can vermesine neden oldular.Bu durumu gören Nurahmed ve ağabeyi tekbirlerle daha da büyük bir hiddete kapılıp etrafındaki insanların da desteği ile o polislerin elindeki silahı kapmayı başardı.Ancak bu arada onlarca Türk insanı şehit edildi.

 

Olaylar bu şekilde devam ederken ertesi gün Doğu Türkistan’ın bir çok şehrinden gelen Uygur Türkleri büyük bir İstiklal Hareketi başlattı. Çin güçleri tarafından resmen tahrik edilmiş olunan Doğu Türkistanlıların tepkisi gitgide büyümüş ve kısa zamanda Doğu Türkistan’ın 80 ayrı bölgesinde Çinli işgalcilere karşı bir özgürlük savaşı başlatılmıştır.

 

Bu durumdan giderek kaygı ve korkuya kapılan işgalci Çin hükûmeti Çin’den Doğu Türkistan’a takviye askerî güçler getirmek zorunda kalmıştır. Çinliler, Doğu Türkistan halkına karşı tank ve benzeri ağır silahlarda kullanmışlardır. Çinli cellâtlar tarafından katledilen insanlar arasında çocuklar, yaşlılar, kadınlar büyük çoğunluktaydı. Yüzlerce, hatta binlerce Doğu Türkistanlı hunharca şehit edilmiş evler, yerleşim bölgeleri tanklarla yıkılmış yerle bir edilmiş, Doğu Türkistanlılar için artık silahsız olmanın hiçbir ehemmiyeti kalmamıştı.

 

Ellerine geçirebildikleri ilkel silahlarla ve çeşitli yollarla rüşvet yahut tehditle Çin güçlerinden elde ettikleri silahlarla haftalarca çatışmalar devam etti. Bu çatışmalar o günlerde, Türkiye ve dünya basınında geniş bir şekilde ye almasına rağmen, dünya kamuoyu tarafından işgalci Çin hükûmetine resmî yollarla bir tepki, bir kınama söz konusu olmamıştır. Elbette ki; Bağımsızlığa teşne durumdaki Doğu Türkistan halkı sözde hür olduklarını zanneden dünya devletleri tarafından yalnız bırakılsalar bile kalplerindeki özgür olma duygusunu asla köreltmeyecekti. Kendi kaderi ile baş başa bırakılan Doğu Türkistan halkı millî mücadelesini yok denecek imkânlarla günümüze kadar sürdüre gelmektedir. Sürdürmeye de devam edecektir. Bir milletin bağımsızlığının yalnızca başka devletlerin yardımlarına muhtaç olarak ayakta durmayacağı da bilinen bir gerçektir. Bunun bilincinde olan kahraman Doğu Türkistan halkı sayısız şehitler vermek pahasına yarım asırdır millî mücadelesini dünyanın en fazla nüfusuna sahip en vahşi ordularını besleyen ve dünyada silah yatırımı en fazla olan Çin gibi bir emperyalist devlete karşı devam ettirmektedir. Bir gün mutlaka bağımsız olacaklarına olan inançlarını kalplerinden bir gün olsun çıkartmayan Doğu Türkistanlıların sahip olduğu dinî, millî, kültürel ve ırkî yönden mukavemet göstermesi Çin hükûmetini her geçen gün daha fazla tedirgin etmekte ve bu sebeple de ellerine geçirdikleri her fırsatta yüzlerce, binlerce Müslüman Türk’ü çeşitli bahanelerle katletmektedirler. 5 Şubat 1997 Gulca olaylarının kanlı bir şekilde bastırılmasından sonra Habibullah , Abdusattar (Gulca) ve Nuriddin (Aksu Shayar) nahiyesinden 3 Uygur genci Kazakistan’a sığınmışlardır. Bu ayaklanmalarda bizzat bulunan bu insanlar büyük bir mücadeleye imza atanlar arasındaydı.Bu gençlerden biri de NurAhmed’in oğlu Kasım’dı.Kasım Kazakistan’da akrabalarıyla iletişim kurmuş ve özellikle Yusuf Yabgu Tiginle görüşmeye başlamıştı.Kazakistan’ın Almata şehrinde yaşayan kendileri gibi Uygur Türk’ü olan bayanlarla evlenerek ikamet imkanı elde eden Kasım ve iki arkadaşları bu ülkede bir nebzecik de olsa rahatı bulmuştu ki Çin hükümetinin baskısı sonucunda Kazakistan hükümetince iade edilmeleri isteğini takiben Kasım’ın ailesiyle birlikte 3 aile can güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle 1998 yılında Pakistan’a sığındılar, bu ülkede 1998 -2005 yılına kadar çeşitli vilayetlerde sığınmacı olarak yaşadılar. Bu 3 aile 1998 yılından itibaren BM teşkilatının Pakistan Mülteciler idaresi ve batı devletlerinin elçiliklerine siyasi iltica talebinde bulunduysalar da 7 yıl boyunca isteklerine cevap gelmedi.En son ise, 2004 yılında bu 3 aile Pakistan’ın Weziristan vilayeti Miranshang ilçesine yerleşmişlerdir.2004 yılının sonbahar aylarında bu vilayette yaşama imkanlarının olmadıklarını anlayınca tekrar başka bir yere göç kararı almışlardı. 2005 yılı Temmuz ayı içerisinde adı geçen bu 3 aile 23 kişilik bir kafile ile yeni bir güvenli yer aramak maksadıyla tekrar yola çıktılar.Aralarında 60 yaşlarında bir yaşlı bayan ve 70 yaşını geçmiş bir bayan da vardı.5 erkek 6 bayan,6 aylık bir bebek ve 15 yaşını henüz bitirmiş 6 kız 5 erkek çocuk’ tan oluşan kafilede Gülca olaylarından dolayı aranan fertlerinden dolayı il il dolaşan 3 aile vardı.Bu 3 aile, Pakistan’ın Mirashan vilayetinden yeni bir umut için yola çıkmışlardı.

Mirashan-Weziristan kara yolunda bilinmeyen bir sebeple Pakistan güvenlik güçlerince durduruldu.Yolda niçin durdurulduğunu sormak için güvenlik güçlerinden bilgi almak isterlerken yaşları 60 ve 70 civarında olan bayanlar güvenlik güçlerince hakaret ve dipçik darbesi ile tartaklandı.Bu olaylara seyirci kalamayan aile fertlerinin araya girmesi ile olay büyümüş Pakistan güvenlik güçleri olayı yatıştıracağına bu 3 ailenin üzerine ateş açmışlar, en son kullandıkları araca roket atarak aile fertlerinden kimsenin sağ kurtulmasını istememişler ve aile fertlerinin hepsinin can vermesine sebep olmuşlardır. Olay yerine gelen halk feci tablo karşısında şaşırmış bu masum ailelerin vahşice katledilme olayına seyirci kalmayarak yerel halk güvenlik güçlerine saldırmışlardır.

Bu olay sonrası Pakistan yönetiminden üst düzey bir yetkili halktan özür dileyerek olayın yanlış bir anlama sonucu meydana geldiğini söylemiştir.Hükümet yetkilileri ölen 23 kişinin cesedini toplayarak bilinmeyen bir yerde defin işlemini gerçekleştirmiştir.

Pakistan hükümetinin Çin devleti ile olan suçluları iadesi anlaşması gereği her yıl yüzlerce Doğu Türkistanlı Uygur suçlu veya suçsuz olsun Çin’e iade edilmekte veya böyle vahşice kendi dindaşları tarafından katledilmektedir.Bu gibi olaylar uluslar arası Af Örgütünün yıllık raporlarında belirtilmektedir.”